YAPMAYABİLECEKLERİM(İZ)(/YAPMAYALIM!) (/DİRENÇ/İHTİYÂR[< HAYIR])

- SİNDİRMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BEZDİRMEK

- SINIFLANDIRMA HATALARI:
BÜTÜNLEME
ile/ve/||/<> İNDİRGEME

- SİNİR BOZUCU" ile/ve/||/<> "MİDE BULANDIRICI"

- SİNİR ile/ve/||/<> GÜÇ ile/ve/||/<> VAJİNA/PENİS/PARA

( "Düşünüyorum, dinliyorum, okuyorum, anlıyorum ve gelişmek istiyorum" düşünce ve çabası içinde olan [dişil ya da eril] her bireyin, zorunlu olan paylaşım ve dayanışmayla bazı şeylerden yararlanmak[/istifade etmek] ve birbirine zarar vermemek üzere nitelikli bir yaşam sürmek için uzaklaşması, terk/istifâ etmesi gerekenlerdir. )

- SINIR ile/ve/||/<>/> İHLÂL ile/ve/||/<>/> İZ

- SINIRLAMA ile/ve/< İNDİRGEME

- SINIRLANDIRMA ile/ve/||/<>/> SİNİRLEN(DİR)MEME

- SİNİR/Lİ ile/ve/değil TELAŞ/LI

- SİNİRLİLİK ile/ve/<>/değil İSYAN

- SİNİRLİ/LİK ile/ve/değil/<> TEPKİSEL/LİK


- [ne yazık ki]
SINIRSIZ "KONUŞMA"
ile/ve/||/<>/> "SINIRSIZ SAHİP OLMA"

- SİNSİ ile İÇTEN PAZARLIKLI

- SİNSİ ile/ve/değil/||/<> SESSİZ

- SİNSİ/LİK ile/ve/değil/<> BİLGİSİZ/LİK

- SIRADANLAŞTIRMA ile/ve/<> KANIKSAMA

- SIRÇA[Tr. < SIRIÇGA]/CAM[Fars. < KUPA] ile/ve/||/<>/> AYNA[Ar.]

( Cam, camdan yapılmış. İLE/VE/||/<>/> Camın sırlanmışı. )

- SIRITMAK ile/değil/yerine GÜLMEK

( Aptallık, şaşkınlık, kurnazlık ya da alay belirtir biçimde gülmek. [Durumdaki hoşluğa ya da durumun algılanamamasında düşünsel/duygusal karşılığı olmadan yüz kaslarını düşünce komutlarıyla güler konuma getirmek.] İLE ... )

- ŞİRK[Ar.] değil/yerine/= EŞKOŞMAK

- ŞİRK ile/ve/||/<> KİBİR

( Tanrı'ya, başka bir şeyi/birini ortak koşmak. İLE/VE/||/<> Tanrı'ya, kendini ortak koşmak. )

- SİRKAT[Ar.] ile/ve/||/<> KATAKULLİ[Fr. < FAIT ACCOMPLI][argo]

( Çalma, hırsızlık. İLE/VE/||/<> Yalan dolan, oyun, tuzak, düzen. )

- SIRNAŞMAK ile/ve/||/<> YILIŞMAK

- ŞİRRET değil/yerine/= KAVGACI/KAPIŞKAN

- SIRTINDAN VURAN('A) ve/<> ARKANDAN KONUŞAN('A)

( Kızma! Ona güvenip arkanı dönen sensin! VE/<> Darılma! Adam yerine koyan sensin! )

- SIRTINI DAYAMAK ile/değil/yerine/>< GÜVENMEK

- SIRTINI DÖNMEK değil/yerine SIRTINI YASLAMAK

- SİS ile/değil ÖLÜMCÜL "SİS"

( ... İLE/DEĞİL 1952 yılında Londra’'da oturanlar ısınmak için her zamankinden daha fazla ölçüde kömür yakmıştı. Yine aynı dönemde elektrikli tramvaylar kaldırılmış, yerine benzin ve mazotla çalışan binlerce otobüs alınmıştı.

Tüm bunlara yel akışının azlığı da eklenince ciddi bir hava kirliliği oluştu.

Kentin üstünü dumanlı sis bulutu kapladı ve bir haftadan fazla sürdü. Yüksek ozon seviyesi, kalp atışlarında düzensizliklere neden oldu; soluk alma güçlüğü yüzünden pek çok kişi hastahanelere başvurdu.

Günde 135 olan ölü sayısı, ikinci gün 500'e çıktı ve üç hafta boyunca günlük ölü sayısı 200 kişinin altına düşmedi.

İngiliz hükümeti, başlangıçta ölümlerin kirlilik yüzünden oluştuğunu kabul etmek istemedi. Ancak halkın baskısı ve bilimsel kanıtların ortaya çıkması sonucunda, hava kirliliği konusunda ciddi önlemler almak zorunda kaldı.

Bu olay tüm dünyanın hava kirliliğine bakış açısını değiştirdi. O güne kadar bireyler, hava kirliliği ile öyle ya da böyle yaşamaya alışmış ve kabullenmisti fakat bu olay ile birlikte havayı kirleten endüstriyel kuruluşlara birçok sınırlama getirildi. )

- ŞİŞİNMEK ile ŞİŞİNMEK

( Surat asmak, dargın durmak. | Başkalarına yüksekten bakar gibi bir tavır takınmak, böbürlendiğini davranışlarıyla belirli etmek, kabarmak, gururlanmak. İLE Bazı böceklerin/hayvanların, saldırıya uğradıklarında tüm uzantı ve eklentilerini, düşmanını korkutup ürkütecek biçimde yayarak genişletmesi. )

- ŞİŞİRME ile "ŞİŞİRME"/ŞİŞİRMECE

( Şişirme işi. İLE Baştan savma, kötü iş. )

- ŞİŞİRMEK ile/ve/||/<> KÖPÜRTMEK

- ŞİŞMAN OLAN BEYNİMİZ ile/değil ŞİŞMAN OLAN, BEYNİMİZ/ZİHNİMİZ

( Beynin, temelde ve her koşulda şişman olduğunu "düşünmek/iddia etmek". İLE/DEĞİL Şişmanlığın, gövdede değil beyinde/zihinde olması/olmayabilmesi [uyarısı]. )

- ŞİŞMAN OLAN BEYNİNİZ ile/değil ŞİŞMAN OLAN, BEYNİNİZ

- ŞİŞMAN ile/değil/yerine KALIN

- ŞİŞMAN ile SEMİZ

( BEYDAHA: Etine dolgun, iri ve şişmanca hanım. )

- [ne yazık ki]
ŞİŞMAN/LIK
ve/||/<>/> PİŞMAN/LIK

( Ağzımızı tutmazsak. VE/||/<>/> Dilimizi tutmazsak. )

- [ne yazık ki]
ŞİŞMANLIK:
F
ve/||/<> A ve/||/<> T

( Sıklık. VE/||/<> Oran. VE/||/<> Çeşit. )
( Frequency. AND/||/<> Amount. AND/||/<> Type. )

- SİTEM[Fars.] ile/değil BATKI/HÜSRAN

- SİTEM[Fars.] ile/değil/yerine/>< SİTÂYİŞ[Fars.]

( Batkı. @@ Övgü. )

- SIVIŞ ile/||/<> SİVİŞ

( Kaçmak. İLE/||/<> Gizlice kaçmak, kimseye görünmemeye çalışarak kaçmak, çekilip gitmek. )

- SIVIŞMAK ile/değil/yerine/>< SAVAŞMAK

- [ne yazık ki]
SİYASAL KAYIRMACILIKTA:
PATRONAJ(BOSISM)
ile/ve/||/<> KLIENTALIZM ile/ve/||/<> HİZMET KAYIRMACILIĞI


- [ne yazık ki]
SİYASET İLE
ve/||/<> DİN İLE ve/||/<> FUTBOL İLE ve/||/<> SAVAŞ İLE

( Yanıltılırız. VE/||/<> Avutuluruz. VE/||/<> Uyutuluruz. VE/||/<> Korkutuluruz. )

- SİYASET ve/||/<> DİYANET ve/||/<> TABÂBET

( [ne yazık ki]
Bilgisizlerin en iyi ya da en çok "bildiği" ve [bol bol, boş boş ve ağırlıklı/öncelikli olarak] konuştuğu[nu varsaydığı] konular. )

- SİYÂSET[Ar.] ile/değil HAMÂSET[Ar.]

- SIZLANMA ile/değil/yerine SORGULAMA

- SIZLANMA ile SÖYLENME/SOKRANMA

- SIZLANMA ile/ve/değil TESPİT

- SIZLANMAK ile/değil/yerine/>< HAKKINI ARAMAK

- SIZLANMA/YAKINMA değil/yerine/>< SORUMLULUK ALMAK

- ŞİZOFREN/İ ile MÜNÂFIK/LIK[< NİFÂK]

( Beynin kimyasının bozukluğu. İLE Kalbin kimyasının bozukluğu. )

- SKEPTİSİZM:
KUŞKUCULUK
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SORGULAMACILIK


- SKOR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SPOR

- SNOB/İZM değil/yerine/= ZÜPPE/LİK

- SNOP[İng.]/KÜSTAH[Fars. < GUSTÂH] değil/yerine/= ZÜPPE/DANDİ[Fr. DANDY]/DIDON[Fr. < DIS DONC]

( Seçkin görünmek için bazı çevrelerdeki düşünceleri benimseyen, hayranlık duyan ve onlar gibi davranmaya özenen kişi. )

- SOBA[Macarca < SZOBA] ile SOPA

( İçinde kömür, odun, gaz yakılan ya da elektrikle de çalıştırılabilen ısınma aracı. İLE Kalın değnek. | Dayak. )

- SOFİST ile/değil/yerine/>< SOFOS/SOPHOS

( Kuşkuya sokar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kuşkudan çıkarır. )
( Utanmayan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Utanan. )
( Kurt.[vahşi] İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Köpek.[evcilleşmiş] )
( Taklitçiler oluşturur. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kendini buldurur. )

- SOĞUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SOLUK

- SOĞURMA ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> SÖMÜRME

- SOKRATES'İN "YARGILANMASINDAKİ" 500 "YARGIÇ":
ÖLÜM KARARI VERENLER
ile/değil/yerine/>< KARŞI OLANLAR

( [ne yazık ki]
[İlk "karar"da] "280" >< 220
[İkinci "karar"da] "360" >< 140 )

- SOKUŞ ile/||/<> SÖGÜŞ/SÖVÜŞ

( Lâf sokmak, birbirini suçlamak. İLE/||/<> Sövmek, küfür etmek. )

- SOLİDARİST/SOLİDARİZM/SOLİDARİTE[Fr.] değil/yerine/= DAYANIŞMACI/LIK


- SÖMÜRGECİLİK ile EMPERYALİZM

( )

- SÖMÜRGECİLİK ile/ve/||/<>/> YERLEŞİMCİ SÖMÜRGECİLİK

- SOMURMAK/SOĞURMAK ile/||/<> SÖMÜRMEK

( Emmek, ağza çekmek. İLE/||/<> Bir şey bırakmamak üzere yemek ya da içmek, iştahlı iştahlı yemek, hepsini birden bitirmek, silip süpürmek. )

- SÖMÜRME ile/ve/<> "SÖĞÜŞLEME"

- SÖMÜRMEK ile/ve/||/<>/< EMMEK

- [ne yazık ki]
SÖMÜRÜ
ile/ve/||/<> ARTI DEĞER SÖMÜRÜSÜ

- SÖMÜRÜ ile/ve/<> DAYATMA

- SÖMÜRÜ ile SUİSTİMAL ile MANİPÜLÂSYON

- SÖMÜRÜ ve/||/<>/< TAHRİK

- SONRA ile/ve/ne yazık ki/||/=/<>/> HİÇBİR ZAMAN


- [ne yazık ki]
SONRAKİ ÂN'A, SÜRECE "BAKMAK/ODAKLANMAK"
ile/ve/||/></< ÂN'I YAŞAMAMAK

- [ne yazık ki]
"SONUÇ ODAKLI/LIK"
ve/||/<>/>/< HİLEKÂR/LIK

- [ne yazık ki]
"SONUÇ ODAKLILIK"
ile/ve/||/<> "GARANTİCİLİK"

( Bilgisiz ve anlayışsızların, süreci düşünemeyen, düşünmek istemeyenlerin, rahatı/keyfi yerinde olanların "zihni/tutumu". İLE/VE/||/<> Herşeyin, en başta hazır ve en iyi olmasını bekleyenlerin, geleceğe don biçebileceğini zannedenlerin "zihni/tutumu". )

- [ne yazık ki]
"SONUÇ ODAKLILIK/MERKEZLİLİK"
ile/ve/||/<>/>/< TERBİYESİZLİK

- SOPA["ZOPA" değil!] ile ASA

( SOPA: ÂLET-İ TEDİB[: Edeplendirme âleti/aracı.] )

- SORGULAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< KONUŞMAK

- SORGUSUZ ile/ve/||/<>/> SORUSUZ/SUALSİZ[Ar.]

- SORMAK:
[ya] MERAKTAN
ile/ve/||/<>/ya da ÖYLESİNE

- SORMAYAN ile/değil/yerine/>< SORAN

( Yaşam boyu ahmak ve aptal. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir dakikalığına, "birkaç kişi nezdinde" "aptal." )
( Ovada şaşmış. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Dağları aşmış. )

- SORU KİPİNDE İNANÇSIZLIK/ÜMİTSİZLİK ile/değil/yerine SORMAK

( "Yapsa ne olacak?" İLE/DEĞİL/YERİNE ... )

- SORU SORMAK:
"BİLDİĞİNİ/EZBERİNİ" "ONAYLATMAK" ya da KENDİNİ "ALKIŞLATMAK"
ile/değil/yerine/>< ANLAMAYA ÇABALAMAK

- SORU ile/ve/değil HAKARET

- SORULMAMIŞ/İSTENİLMEMİŞ ÖNERİ/TAVSİYE ile/ve/ne yazık ki/||/<>/< MASKELİ AŞAĞILAMA

- SORUMLULUK VERME ile/değil/yerine SORUMLULUK ALMA(YI SAĞLAMA)

( Sorumluluk verilmez, sorumluluk alınır. Sorumluluk alınması için koşullar, uygun yapıya büründürülür. )
( It's not right to "giving responsibility". Better to arrange conditions "to taking responsibility". )

- SORUMLULUK ile KEYFÎLİK

( [ne yazık ki] Yüklenilen. İLE Üstlenilen. )

- [ne yazık ki]
SORUMLULUKTAN KAÇMAK
ile/ve/||/<>/< ÖZGÜRLÜĞÜ YADSIMAK

- SORUN:
BİLGİSİZ OLMAK
değil KENDİMİZİ BİLGİN SANMAK

- SORUN "ÇIKARMAK/ÇIKARAN" ile/ve/değil/||/<>/< SORUNU GÜN YÜZÜNE ÇIKARMAK/ÇIKARAN

- SORUN/SIKINTI:
FARKLI OLMAK/TA
ile/ve/||/<>/ne yazık ki FARKINDA OLMAMAK/TA

( )

- SORUN:
(")SORUN(")
değil SORUNA BAKIŞ AÇISI


- SORUN:
"YAP(A)MAMA"
ile/ve/değil/||/<>/< BAŞLAYAMAMA

- SORUN ile/ve/||/<> DAMLATAN MUSLUK

- SORUN ile/ve/değil/<> KAÇMA

- SORUN/LAR:
DİNLEMEMEKTEN
ile/ve/değil/||/<>/< DUYMAK FAKAT (DUYDUĞUNA) UYMAMAKTAN

- SORUNLARDA:
"ARKADAŞ KAYBETMEK"
değil ARKADAŞ KEŞFETMEK

( Sorunlarda, arkadaş(/sa), kaybedilmez; ancak, keşfedilmiş olunur. )

- SORUNLARDAN:
"KAÇALIM"
ile/değil/yerine ÇIKALIM

- [NE YAZIK Kİ]
SORUNLARI ...:
ARTIRMAK
ile/ve/değil/||/<>/< TIRMANDIRMAK

- SORUNLARI ERTELEMEK/DAHA SONRAYA TAŞIMAK yerine SORUNLARI TERK ETMEK

- SORUNLARI (SADECE) KONUŞMAK ile/ve/yerine/değil SORUNLAR İÇİN ÇÖZÜM ARAMAK/BULMAK

( Hiçbir sorun, onu yaratan 'bilinç seviyesi'yle çözülemez. )
( Problems cannot be solved at the same level of awareness that created them. )

- SORUNLARI:
SORUN OLARAK KONUŞMAK
ile/yerine/değil İLERLEME/GELİŞİM ARACI OLARAK KONUŞMAK/DEĞERLENDİRMEK


- SORUNLARI(N/I):
ÖNEMSEMEMEK
ile/ve/değil/yerine ÜSTÜNDE DURMAMAK

- SORUNLARI/SIKINTILARI:
ÖTELEMEK
ile/değil/yerine ÇÖZMEK

- SORUNLU ile/değil/yerine/>< SORUMLU

- SORUNU:
GÖRMEMEK
ile/ve/||/<> ÇARPITMAK

- SORUNU YOK ETMEK değil/yerine SORUNU YÖNETMEK

- [ne yazık ki]
SORUNU ÇÖZMEYE:
NİYETİNİN OLMAMASI
ile/ve/değil/||/<> KARARLILIK GÖSTERMEMEK

- SOTE"YE (YATMAK) değil "SOTA"YA (YATMAK)

( SOTE[Fr. < SAUTÉ]: Küçük küçük doğranmış sebzeleri yağda hafifçe kavrulduktan sonra su, domates, biber vb. katılarak yapılan bir tür yemek. İLE/DEĞİL SOTA[İt. < SOTTO]: Uygun, elverişli [yer]. )

- SÖVEN ile/değil/yerine/></< SEVEN

- ŞOVENİZM[Fr. < CHAUVINISME] ile DÜŞMANLIK

( Kendi ulusunu öne çıkararak değişik ırk ve uluslar arasında düşmanlık yaratmayı amaçlayan ve bu yolda kışkırtmada bulunan aşırı akım. İLE ... )

- [ne yazık ki]
SÖVMEK
ile/ve/||/<>/> DÖVMEK


- SOYLA ile/||/<> SÖYLE

( Manzum söz söylemek, hitap/hitabet etmek. İLE/||/<> Belirsiz söylemek. )

- SÖYLE! GİTSİN! ile/değil/yerine/>< SUS! BİTSİN!

- SÖYLEM ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/> SÖYLENTİ

- SÖYLENİLECEK SÖZÜ OLMAYANIN:
[ne yazık ki]
[ya] YÜKSEK SESİ
ve/ya da/||/<> "ÖFKESİ"

- SÖYLENİLEN'İ:
YORUMLAMAK
ile/değil/yerine DİNLEMEK[Kabul etmek anlamında değil!]

( İmgelemeden bakmayı, çarpıtmadan dinlemeyi öğrenin, hepsi bu. )
( Dinleyen, anlatandan ârif gerektir. )
( Çok dinlememiz ve az konuşmamız için, iki kulağımız ve bir dilimiz var. )

- SÖYLENMEK ile DODURDA(N)MAK

- SÖYLENMEK değil/yerine SAKİN OLMAK

- SÖYLENTİ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/> DEDİKODU

- SÖYLERKEN BUYRUK VERMEK ile/değil/yerine/>< SÖYLEMEK

- SOYTARI ile/ve/||/<> DELİ

( [Gerçeği ...]
Görür. İLE/VE/||/<> Dile getirir. )

- SOYUTLAMA ile GENELLEME

- GÜVEN:
SÖZ/SÖYLEM (İLE)
ile/ve/değil/||/<>/< EYLEM/HİZMET (İLE)

( Güven, sözle olursa sözde olur. )

- [ne yazık ki]
SÖZCÜĞÜ/TERİMİ: ANLAMAMAK
ile/ve/değil/||/<>/> BAŞKA ANLAM/LAR "YÜKLEMEK"

- SÖZCÜKLERDEN, ANLAMA ULAŞMAK/"GİTMEK" ile/ve/<>/yerine/değil ANLAMDAN, SÖZCÜĞE ULAŞMAK

( Sözlerin ötesine geçmeye çalışın. )
( Sözler, gerçekleri yaratmaz; onlar ya tarif ya tahrif eder. )
( Sözün tamamı, anlamayana söylenilir. )
( Try to go beyond the words.
Words do not create facts; they either describe them or distort. )

- SÖZCÜKTEN, ANLAMA GİTMEK ile/yerine/değil ANLAMDAN, SÖZCÜĞE GİTMEK

( Sözlerin ötesine geçmeye çalışın. )

- [ne yazık ki]
SÖZDE, ÖLÇÜ BİLMEMEK/BİLMEYEN
ve/||/<> EDEPSİZLİKTE SINIR TANIMAMAK/TANIMAYAN

- SÖZDEN ANLA(MA)MAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖZÜ ANLA(MA)MAK

( Ne yazık ki bazı "zihinler"/"kişiler", sözü anla(ma)sa da sözden anlamaz.[Anlayana kadar zaman tanımak, beklemek gerekir.] )

- SÖZE UYUMAK değil/yerine SÖZE UYMAK

- SÖZ/KONUŞMA:
"UZAMASIN!"
yerine/değil NE KADAR GEREKİYORSA O KADAR KONUŞMAK

- SÖZLERİNİ DUYURMAK İÇİN:
KİŞİLERİ TUTMAK
değil/yerine ÇENEYİ TUTMAK


- SÖZÜ/KONUYU/KONUŞMAYI:
DAĞITMAK"
ile/ve/değil/||/<> UZATMAK

- [ne yazık ki]
"SÖZÜ/SORUYU, TARTMADAN SÖYLEMEK"
ve/||/<>/> ALACAĞIN YANITTAN İNCİNMEMEK

- SÖZÜ "UZATMAK" ve/<> SABRI ZORLAMAK

- SÖZÜ ...:
"UZATTIM"
ile/değil/||/<>/< UZATMIŞ OLABİLİRİM

- SÖZÜ:
YANLIŞ ANLAMA
ile SAPTIRMA

( Anlamaya uğraşmayın! Yanlış anlamamanız yeter. )
( Yanlış düşüncelerden kurtulun, bu yeter. )
( Kendinize iyice bakın, tüm yanlış anlamalar ve yanlış düşünceler eriyip gideceklerdir. )
( Herkese, anlayabileceği kadar söz söyleyin. [Kellimünnâse alâ kader-i ukûlihim] )
( Bir sözü anlamak için, estetik bir hal gerek. )
( Don't try to understand! Enough if you do not misunderstand.
Get rid of wrong ideas, that is all.
Have a good look at yourself and all these misapprehensions and misconceptions will dissolve. )

- SÖZÜ:
YAYMAK
ile UZATMAK

( SÖZCÜKLERİ/YAZAÇLARI(HARFLERİ)! )

- SÖZÜNÜ BİLMEYEN ÇAVUŞLAR ile/ve/||/<>/> BOKU/NU AVUÇLAR

- SPEKÜLATİF[Fr., İng. SPECULATIVE] değil/yerine/= KURGUSAL | SAPTIRICI

- STEAL vs. STEEL

( Çalmak. İLE Çelik. )

- STRATEJİK ile/değil KAYPAK


- STRES ile/değil/yerine/>< TUTKU

( İnanmadığımız bir iş üzerine çok çalışmak. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İnandığımız bir iş üzerine çok çalışmak. )

- SU EKSİKLİĞİ:
KANDA
ile/ve/<> OMURLARDA ile/ve/<> KEMİKLERDE ile/ve/<>
AKCİĞERDE
ile/ve/<> PANKREASTA ile/ve/<>
MİDEDE
ile/ve/<> BAĞIRSAKLARDA ile/ve/<> GÖZEDE

( Yüksek tansiyona neden olur. İLE/VE/<> Bel/boyun fıtığına neden olur. İLE/VE/<> Gut/artrit gibi romatizmal hastalıklara neden olur. İLE/VE/<> Astıma neden olur. İLE/VE/<> Şeker hastalığına neden olur. İLE/VE/<> Ülsere neden olur. İLE/VE/<> Kabızlığa ve kolon kanserine yakalanma olasılığına neden olur. İLE/VE/<> Su eksikliği nedeniyle, beynimiz, hücreye oksijen göndermeyi keserse, oksijen kesilmesi sonucunda da hücre, kanserleşme sürecine girer! )

- SU KAÇIRMAK ile KANTARIN TOPUZUNUN KAÇMASI

- ŞU KONU(LAR)DA:
"BEN BİLE" HATA/YANLIŞ YAPIYORUM
değil BEN DE HATA/YANLIŞ YAPABİLİYORUM

- SU KOYVERMEK ile YELKENLERİ SUYA İNDİRMEK

- SU ile/ve/değil/||/<>/>/ne yazık ki "İNAT"

( Doğada. İLE/DEĞİL/||/<>/>/NE YAZIK Kİ İnsanlaşamamış olanda. )
( İkisinin de önünde hiçbir şey duramaz! )

- SUÇ ORTAKLIĞI ile/ve/||/<>/< SIÇ ORTAKLIĞI

- SUÇ VE CEZÂ ile/ne yazık ki/>< "GÜÇ VE CEZÂ"

- [ne yazık ki]
!SUÇ
ve/||/<>/> CEZA

- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< KIRIK CAMLAR KURAMI

( "Suçlarla mücadeleyi nasıl başardınız?" sorusuna,
New York'un efsane Belediye Başkanı Giuliani'nin yanıtı şöyle olmuştu.

Metruk bir bina düşünün, binanın camlarından biri kırıldığında, o camı hemen tamir ettirmezseniz, kısa sürede, yoldan geçen herkes eline bir taş alıp, binanın tüm camlarını kırar. Benim yaptığım şey, ilk cam kırıldığında onu hemen tamir ettirmek oldu. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.

Çünkü siz bunu yapmadığınızda kişiler, o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, öteki camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.

Kırık Cam Kuramı, ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmişti.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı.

Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı.

Olup bitenleri gizli kamerayla izledi.

Bronx'taki otomobil, üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı.

Ötekine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, sağlam kalan otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki, çevredeki kişiler(zengin beyazlar) da olaya katıldılar. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale geldi.

Demek ki, diyordu Zimbardo,
"İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz!"



SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR?

Kırmızı ışıkta geçilmesini önleyemiyorsanız küçük suçlara engel olamazsınız.

Küçük suçlara engel olamazsanız, büyük suçları engelleyemezsiniz..

Sonuç itibariyle ülkeniz sanıkların suç işlemekten endişe duymadığı bir suç cennetine dönüşür. Bunun akabinde suçlularla mücadelede yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına gelen lehe kanunlar çıkararak adalet denklemindeki erozyonu hızlandırır.

Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım...

Sürekli HAGB (Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakma) kararları verdiğimiz sanıkların birçoğu yeniden suç işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu?

Hatta bu olay yargıçların bilinçaltındaki Adli dejenerasyon algısı nedeniyle sanığın kişiliğine bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB uygulanması bir hakmış gibi algılanır ve onuncu kez HAGB kararı vermek alışkanlık durumunu alır.

Buna karşın mağdur ise adâlete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Artık önünde iki seçenek vardır, ya intikamını kendi almalı ya da ateşi içine gömmelidir.

Sanık, ise hukuk sistemini test ettiği ilk eylemden büyük bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının idraki ile yeni suçlar için yola koyulmuştur.

İşlediği her suç kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile de topluma yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır...

Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.

Bu yüzden diyoruz ki, devlet yani kamu otoritesi bir kural koymuşsa onun takibini dört koldan yapmak zorundadır. Bundan daha önemlisi, devlet, koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır.

Takibin takibini yapmazsınız, Devlet, muz cumhuriyetine döner.
Okulda, iş yerinde, sokakta, yolda ya da deniz kenarında...

Kişiler, kamu otoritesinin kendi koyduğu kuralları büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı ve bunu bilinçaltına adeta kazımalıdır.

Bilinçaltına yerleşen bu algı, kişilerin karakteri olur ve kurullara saygı bilinci gelişir. Olması gereken de budur.

Bu sayede kişiler, en küçük sorunlarda bile yasaları ihlâl etmeyi ve suç işlemeyi değil hukuk önünde hesaplaşmayı ilke edinir.

Ancak uygulanana cezaların, mağdurlar için tatmin edici bir nitelik sunması koşuluyla...

Unutmayalım...

Küçük hataları görmemezlikten gelmişseniz, bilin ki, daha büyükleri yoldadır. )
( )

- SUÇ ile PAY

- SUÇ ile YANLIŞ(HATÂ) ile KABAHAT/KUSUR ile AYIP

- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< YASADIŞI

- SUÇLAMA ile/ve/değil/||/<> AYIPLAMA

- [ne yazık ki]
SUÇLAMA
ile/ve/<> DIŞLAMA

- [ne yazık ki]
!SUÇLAMA
ile !KARALAMA

- [ne yazık ki]
"SUÇLAMA"
ile/ve/||/<> "KÖTÜLEME"

- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine YÜKLEME

- SUÇLAMAK ile/değil/yerine SORUMLU OLMAK

- SUÇLULUK:
TÜRLERİ
ve/ya da/||/<>/> SINIFLANDIRMALARI

( - Gerçek Suçluluk: Bu tür suçluluk, bir kişinin gerçekten suç işlediğini kabul ettiği ve suçun doğrudan sorumlusu olduğu durumları tanımlar.

- Yanlış Suçluluk: Bu, kişinin suçsuz olduğu halde kendini suçlu olarak "görmesidir". Yanlış suçluluk, genellikle toplumsal baskı, başkalarının suçlamaları ya da aşırı öz eleştiri nedeniyle ortaya çıkabilir.

- Toplumsal Suçluluk: Birey, toplumun genel değerlerine ya da ölçütlerine uymadığından, suçluluk düşünce ve duygusu yaşar. Bu tür suçluluk, bireyin toplum tarafından kabul gören bir davranışı "bozduğu düşüncesiyle[varsayarak]" ortaya çıkar.

- Hukukî Suçluluk: Birey, yasalara uygun olmayan bir şey yaptığı ya da yasalara uygun bir şey yapmadığından, kendini suçlu görür.

- Vicdanî Suçluluk: Bu, bir kişinin vicdanında karşılık bulur. Birinin içsel ahlâkî değerleriyle çeliştiği zaman ya da başkalarına zarar verdiği düşüncesiyle oluşabilir.

- İçsel Suçluluk: Birey, içindeki düşünsel ve duygusal ya da çeşitli psikolojik sorunlar nedeniyle kendini suçlu görür. Örneğin, bunaltı, kaygı ya da travma sonrası stres bozukluğu yaşayan biri, kendini sürekli olarak suçlu "görebilir".

- Dışsal Suçluluk: Bu tür suçluluk, başkalarının kişiyi suçlu görmesi ya da göstermesiyle ilişkilidir. Örneğin, aile ya da toplumun sürekli eleştirisi ve suçlama tutumu, kişiyi dışsal suçluluğa sokabilir.

- Özür Düşünce, Duygu ve Davranışı: Suç işleyen kişi, başkalarına ya da topluma karşı bir hata yaptığının farkında olur ve bu nedenle içten bir biçimde özür diler.

VE/||/

- Doğmuş Suçlular: Suç işlemeye eğilimli doğan, fiziksel ve zihinsel özellikleriyle ötekilerden ayrılan suçlular.

- Anormal suçlular: Zekâ geriliği, ruhsal bozukluk, alkolizm, sara(epilepsi) gibi anormalliklerden etkilenen suçlular.

- Ara sıra suçlular: Sahte suçlular, alışkanlıklar dışındaki suçlular gibi suç işlemeye eğilimli olmayan ancak çeşitli nedenlerle suç işleyen suçlular, kriminaloidler.

- Soğukkanlılıkla hareket eden suçlular: Suç işlemek için hesap ya da plan yapan ve mantıklı davranan suçlular.

- İhtirasî suçlular: Duygusal, tutkusal, öfke, kıskançlık, intikam gibi bazı düşünce ve duygularla hareket eden suçlular.

- Patolojik olmayan akıl hastalığı ve anormallikle bir arada suçlular: Suç işlerken akıl hastalığı ya da anormallik belirtileri gösteren ancak bunların patolojik olmadığı tespit edilen suçlular.

- Patolojik akıl hastalığı ile birlikte ya da akıl hastası olan suçlular: Suç işlerken akıl hastalığı ya da anormallik belirtileri gösteren ve bunların patolojik olduğu tespit edilen suçlular. )

- SUÇLULUK ile/değil/yerine SUSLULUK

- SUÇSUZLUĞUNU İDDİA ETMEK ile/ve/||/<> SUÇU/NU İNKÂR ETMEK

- SÛ-İ TEDBÎR ile/değil/yerine/>< HÜSN-ÜTEDBÎR

( Yanlış tutulan yol, yanlış tutum. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İyi düşünülerek tutulan yol, doğru tutum. )

- [ne yazık ki]
SUİKAST
ile/ve/||/<> GASP

- SUİSTİMAL ile SÖMÜRÜ

- SÜKSE[Fr.]/SUCCESS[İng.] değil/yerine/= BAŞARI | GÖSTERİŞ, İLGİ ÇEKECEK DURUM

- SULULUK ile "SULULUK"

( Sulu olma durumu. İLE Yersiz şakalar yapma ya da kadınlara tatsız iltifatlarda bulunma durumu. )

- SÜNDÜRMEK ile/değil/yerine/>< SÜRDÜRMEK

( Bir şeyi çekerek uzatmak, esnetmek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir durumun, bir şeyin sürmesini, olmasını sağlamak: )

- SÜNEPE/LİK ile/değil/yerine ALÇAKGÖNÜLLÜ/LÜK

- SÜNNET

( Çocuklara uygulanan "Sünnet"in çeşitli tarihsel ve kültürel nedenleri olmakla birlikte uygulamanın kendi adı yoktur ya da kullanılan bu terim, uygulamanın adı değildir.
[ İyi ahlâk, doğallık. | Hz. Muhammed'in sözleri, işleri ve onayladıkları. ] )

- ŞÜPHE ile KÖTÜ/LÜK

- SÜRALGA/PİYASA[İt. < PIAZZA:Meydan.] ile KARABORSA[Tr.(KARA) + İt. < BORSA]

( Satıcıların mal satmak için bir araya geldiği yer, pazar. | Bir yol üzerinde gidip gelerek gezinme. | Alışveriş fiyatı, geçerli fiyat. | Arz ve talebin karşılaştığı alan. | Ortalık. İLE Piyasada olmayan bir malın gizlice yüksek fiyatla alınıp satılması işi. )

- SÜRAT[Ar.] ile/ve/||/<> HIZ

( Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun büyüklüğü. @@ Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun yönlü büyüklüğü. | Alınan yolun, harcanan zamana oranı. | Çabukluk. | Bir devimden doğan güç, şiddet. )

- SURATSIZ ile "MEYMENETSİZ"

- SÜREÇ ile SONUÇ (Merkezlilik)

( Ağaç, meyvesinden tanınır. )

- SÜREKLİ OLAMAYACAK OLANI, SÜREKLİ KILMAYA ÇALIŞMAK ile/değil/yerine SÜREKLİ OLABİLİR OLANI, SÜREKLİ KILMAYA ÇALIŞMAK

( Gövdesel. İLE/DEĞİL/YERİNE Zihinsel. )

- SÜREKLİ:
"TOPLARSAK"
ile/değil/yerine/>< PAYLAŞIRSAK

( Hiçkimseye yetmez. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Herkese yeter. )

- SÜREKLİ/DAİMA ile/ve/||/<> AŞIRI/LIK

- SÜRT(ÜN)MEK ile DEĞMEK

- SÜRTÜŞME ile/ve/değil ÇEKİŞME


- SÜRTÜŞME ile/değil/yerine SÜRTÜNME

- [ne yazık ki]
SÜRÜ
ile/ve/değil/||/<>/> SÖMÜRÜ

- SÜRÜNÜN PARÇASI OLMAK ile/değil/yerine/>< BÜTÜNÜN PARÇASI OLMAK

- SU/SIVI DOLU ŞİŞEYİ, ÇANTAYA ...:
YAN/TERS KOYMAK
değil/yerine/>< AĞZI, YUKARI GELECEK ŞEKİLDE DİK KOYMAK

- SUSKUN/LUK ile/fakat/ne yazık ki "GEVEZE/LİK"

( [Her zaman] Bilgeliğin belirtisi değildir. İLE/FAKAT/NE YAZIK Kİ Aptallığın belirtisidir. )

- SUSMAYALIM! ve/||/<> BEKLEMEYELİM!

( Konuşabilme olanağımız varken. VE/||/<> Değiştirme olanağımız varken. )

- SUYA-SABUNA (DOKUNMA[MA]K)

- SUYU KULLANMAK:
MUSLUĞU AÇAR-AÇMAZ
ile/yerine BİR MİKTAR SU AKITTIKTAN SONRA

- TAAMMÜDEN[Ar.] değil/yerine/= KASTEN

- TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN

( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )

- TAASSUB ile AKIL TUTULMASI

- TAASSUB ile/ve/değil BİLGİ/DENEYİM EKSİKLİĞİ

- TAASSUB[Ar.] ile/değil/yerine ÖNCELİK

- TAASSUB ile TASALLUT

( Taassub, tasalluta dönüşmemelidir! )

- TAASSUB ile TUTUCULUK

- TAASSUP[Ar.]/BIGOTRY[İng.] değil/yerine/= BAĞNAZLIK

- TAAZZUM[< AZÂMET] ile BÜYÜKLÜK SATMA, KİBİRLENME | KEMİKLEŞME

- TAAZZUM/TEAZZUM[Ar. < İZAM/AZÂMET] ile/ve ERKAB[Ar.]

( Büyüklük taslama, kibirlenme. @@ Boynu kalın olan adam ya da arslan. )

- TABASBUS[Ar. < BASBASA]/MÜTEBASBIS değil/yerine/= YALTAKLANMA/YALTAK

( Birine hoş görünmek için onursuzca davranmak. )

- TÂBİ" OLMAK ile/ve/||/<> "ETEĞİNİN ALTINA GİRMEK"


- TÂCİZ ile/değil TAVIR

- TÂCİZ[Ar.] değil/yerine/= USANDIRI, USANÇ

- TAFRA[Ar.] değil/yerine/= SIÇRAMA

( Yukarıya sıçrama, atlama. | Yukarıdan atıp tutma. | İlimde, rütbe, derece alma. )

- TAFZİH[Ar.] değil/yerine/= REZİL ETME

( Birinin kötü yanlarını ortaya çıkarma. )

- [ne yazık ki]
TAGALLÜP[Ar.]
değil/yerine/= ZORBALIK

- TAHAKKÜM[Ar.] değil/yerine/= BASKI, ZORLAMA

- TAHAMMÜL EDEMEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ALIŞAMAMAK

- TAHAMMÜL ETMEK ile/ve/değil/||/<>/< KABUL

- TAHAMMÜL ETMEK ile/ve/değil MÜSAMAHA GÖSTERMEK

- TAHAYYÜL[Ar.] ile TEVEHHÜM[Ar.]

( Hayalde canlandırma. İLE Kuruntuya düşme. )

- TAHFİF ile/ve/||/<>/> TAHRİF

( Hafifletme. İLE/VE/||/<>/> Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. | Bir sözcük ya da tümceyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme. )

- TAHKİR ile/ve/> TAHRİK

( Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma. İLE/VE/> Eşeysel isteği, duyguları uyandırma, artırma. | Bir kişiyi, kötü bir iş yapması için harekete geçirme, kışkırtma. | Yola çıkarma, hareket ettirme, kımıldatma. )

- [ne]
!TAHKİR
ile/ya da/ne de/||/<>/>< TAKDİS

- TAHKİR ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD

( Bir kaçıştır.[kendinden, utancından, küçüklüğünden] İLE/DEĞİL/YERİNE Bilmeyi zorunlu kılar. )

- TAHKİR ile/ve/||/<> TEZYÎF[< ZEYF]

( Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma. İLE/VE/||/> Değersiz gösterme. | Alay etme. )

- TAHRİF[Ar.] ile/değil/yerine/>< TÂDİL[Ar.]

- TAHRİK[Ar.]/PROVOKASYON[Fr.] / PROVOCATION/PROVOKE[İng.]["PROVAKE" değil!] değil/yerine/= KIŞKIRTMA/KIŞKIRTI

- TAHRİK ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> TAHRİP

- TAHRİP ile TAHRİŞ

- TAHRİP ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD

( Yıkma, kırıp dökme, harap etme, bozma. İLE/DEĞİL/YERİNE Bir konuya özgü yazıyı ya da yapıtı, değer bakımından gözden geçirme, eleştirme. )

- TAHKİR >< TAKDİS ile/değil/yerine/<>/< TAKDİR

( ... >< Sadece, Allah içindir. İLE/DEĞİL/YERİNE/<>/< ... )

- TAKI:
SAHTE
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GERÇEK

( Varsıl taksa bile "gerçek". İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Yoksul taksa bile "sahte". )

- TAKILMA ile/ve/||/<> BÜYÜTME

( image )

- TAKILMA ile/ve/||/<> KAFAYI BOZMA

- TAKILMAK ile/||/<> SARDIRMAK

- TAKILMAK ile/ve SATAŞMAK

- TAKILMA(MA)K ile/değil/yerine ÜSTÜNDE DUR(MA)MAK/ÖNEMSEMEK

( Takılmayan[bilen], "takılma" demez;
ancak ve ne yazık ki takılan[bilmeyen], "takılma" der. )

- TAKINTI ile/ve/değil BÂTIL İNANÇ