Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 3.574 başlık/FaRk ile birlikte,
3.574 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(8/16)


- İYİ DÜŞÜN!:
KALBİ ve/||/<>/>/< KAPIYI ve/||/<>/>/< SON SÖZÜNÜ

( Kırmak yerine. VE/||/<>/>/< Çarpmak yerine. VE/||/<>/>/< Söylemeden önce. )


- KALBİNDEN GEÇEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ZİHNİNDEN GEÇEN


- KALEM TÜKETMEK ile/ve/değil/daha çok/+/||/<>/></< SİLGİ TÜKETMEK


- KALEM ile/||/<> GENELGE/TAMİM ile/||/<> MUHTIRA ile/||/<> HATT-I HÜMÂYUN ile/||/<> NOTA ile/||/<> NİŞANCI

( Resmî belgeleri hazırlayan yazıcıların çalıştığı yer. İLE/||/<> Yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek. İLE/||/<> Herhangi bir şeyi anımsatma, uyarma amacıyla yazılan yazı. | Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı. İLE/||/<> Sultan tarafından herhangi bir iş için çıkarılan yazılı emir. İLE/||/<> Bir devletin başka bir devletle ya da elçisine yaptığı bildiri. İLE/||/<> Osmanlı yasalarını iyi bilen, yasalar konusunda Dîvân'a görüş veren yabancı devletlerle yazışmaları hazırlayan, Sultan mektuplarına tuğra çeken, Divan-ı Hümayûn üyesi. )


- KALEM ile KAMIŞ


- KALEM ile KEÇİTIRNAĞI

( ... İLE Kesici ağzı üçgen biçiminde olan oyma kalemi. )


- KALEM ile/||/<> TAŞÇI/OYMACI KALEMİ

( ... İLE/||/<> Yontma işlerinde kullanılan, ucu sivri/keskin araç. )


- KALIN >< YUFKA ile/ve/||/<> YOĞUN >< İNCE

( Diklemesine.[On kâğıdın, üst üste konulması.] İLE/VE/||/<> Enlemesine.[On ipliğin, üst üste eğrilmesi.] )

( "(Bir şey) yufka iken (onu) delmek kolaymış, ince olanı (da) kırmak kolay. Yufka, kalın olursa (onu) delmek zormuş, ince, yoğun olursa (onu) kırmak zormuş." )


- KALINTI ile/ve/değil/||/<> İZ


- KALP KIRMAK değil/yerine/>< ÖZÜR DİLEMEK

( Zulm eder. DEĞİL/YERİNE/>< Feth eder. )


- KALP[Ar.] ile/değil/yerine/= YÜREK


- KALPANA -ile

( İmgeleme, hayal, fantezi. )


- KÂMUS ve/<> NÂMUS

( Kâmus, namustur. )


- KANAAT ile/değil/yerine/= KANI/KANIKLIK


- KANIKSAMAK ile/ve/||/<>/> ÖZÜMSEMEK ile/ve/||/<>/> İÇSELLEŞTİRMEK


- KANIN AKMASI ile/değil/yerine/>< MÜREKKEBİN AKMASI


- KANITLAYAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DESTEKLEYEN


- KANON = KANUN, KAİDE = CANON[İng., Fr., İsp.] = KANON[Alm., Yun.]

( Herhangi bir konuda yetkelerin belirlediği seçimler bütünü. | Eşit aralıklarla ilerleyen ancak birlikte değil art arda duyulan iki ya da daha çok sesin birbirini sürekli taklit etmesiyle oluşan bütün. )


- KAP ile/değil DAĞAR

( ... İLE/DEĞİL Ağzı yayvan, toprak kap. | Dağarcık. )


- KAPALI ile/ve/||/<> DOLAYLI


- KAPİTALİSTLEŞME ile/ve/||/<> ULUSLAŞMA ile/ve/||/<> BİREYLEŞME

( Kâğıt para. İLE/VE/||/<> Gazete. İLE/VE/||/<> Roman. )


- KAPSAM ile/ve/değil/||/<> BAĞLAM


- KAPSAM ile/||/<> KAPSAM


- KAPSAM ile/ve/||/<> MAHİYET


- KAPSAMI AŞAN ile/ve/||/<> KAPSAM DIŞINDA KALAN


- KARAKTERİSTİK | SECİYE | BELİRTKE ile/||/<> BELİRTKE

( 1 Bir yapıtı ve yazarını tanıtmak amacıyla yazılan önsöz 2 Bir yapıt ya da konu üzerine verilen kısa bilgi I A bir dolam olmak üzere varsa her için na 0 koşulunu sağlayan n artı tümsayılarının en küçüğü ya da böyle hiçbir n artı tümsayısı yoksa 0 sayısı II tümsayısal parça Bir nesneyi benzerlerinden ayırt eden temel özellik anlamdaş ıra belirtke )

( CHARACTERISTIC | CLIARACTER )

( NOTICE | CARACTÉRISTIQUE | CARACTÈRE )

( CHARAKTERISTIK | KENNZIFFER, CHARAKTERISTIK | CHARAKTER )


- KARALAMA BEYTİ ile/||/<> KARALAMA DEFTERİ

( Karalamak işi El alıştırmak için çok tekrarlanarak yazılan yazı Üstünde düzeltmeler yapılan temize çekilmemiş yazı taslağı müsvedde Leke sürme kötülük yükleme )


- KARALAMACILIK ile/||/<> FASSALLIK ile/||/<> İFTİRACILIK ile/||/<> KARACILIK ile/||/<> MÜFTERİLİK


- KARANLIK ve SÖZ

( İçinde, ışık vardır. [görebilen için] VE İçinde, ümit vardır. [duyabilen/dinleyen için] )

( DARKNESS and WORD/PROMISE )


- KARGACIK BURGACIK = ÇARPIK, DÜZENSİZ


- KARÎ[Ar.] ile KARI

( Okuyucu, okur. İLE Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın. "KARI-KOCA" | Yaşlı. "KOCA KARI" )


- KARÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= OKUYUCU/OKUR


- KARIŞIK/LIK ile/ve/değil/||/<>/< ÇEŞİTLİ/LİK


- KARIŞTIRMAK ile/ve BENZETMEK

( TO CONFUSE vs./and TO LIKEN )


- KARMAŞIK SÖZCÜK ile KARMAŞIK TÜMCE

( COMPLEX WORD vs. COMPLEX SENTENCE )


- KARMAŞIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< YOĞUN


- KARMAŞIK/LIK ile ÇAPRAŞIK/LIK

( TÂR Ü MÂR[Fars.]: Karmakarışık; dağınık, perişan. )

( COMPLEX/COMPLICATED vs. CONFUSED )


- KARMAŞIK/LIK ile/ve/değil/||/<>/< ÇOK İŞLEVLİ/LİK / ÇOK ROLLÜ/LÜK


- KARŞI KARŞIYAYIZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİRLİKTEYİZ

( Gövdemizle. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Saygı ve sevgiyle, anlamla, değerle, sözle... )


- KARŞI ile/ve/değil/yerine/></< TAMAMLAYICI


- KARŞILAMAK ile YANSITMAK


- KARŞILAŞTIRMALI DİL BİLGİSİ ile/||/<> KARŞILAŞTIRMALI DİL BİLİMİ ile/||/<> KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT

( Karşılaştırma yolu ile yapılan mukayeseli )


- KARŞILIĞI OLMAYAN DURUMLAR/OLGULAR/KAVRAMLAR/SÖZCÜKLER ile/ve/<> BAŞKA BİR DİLDE KARŞILIĞI OLMAYAN DURUMLAR/OLGULAR/KAVRAMLAR/SÖZCÜKLER

( ... İLE/VE/<> Karşılığı Olmayan Sözcükler )


- KARŞILIKSIZ AŞKTA, TEK BAŞINALIK:
BOYNU BÜKÜK (OLMAK/KALMAK) ve/||/<>/> GÖZÜ YAŞLI (OLMAK/KALMAK)


- KARŞIT ANLAMLI ile/||/<> KARŞIT ANLAMLI

( Anlamları birbirine aykırı olan sözcüklerden her biri Akkara çalışkantembel Anlamları birbirine karşıt olan sözcükler Aşağı yukarı ileri geri siyah beyaz ak kara dar geniş büyük küçük irili ufaklı vb Beyaz ile kara gece ile gündüz karşıt anlamlı kelimelerdir Anlamları bakımından birbirine karşıt olan birbirine zıt anlam taşıyan kelimeler acı tatlı az çok alçak yüksek ağır hafif aşağı yukarı büyük küçük düz eğri iyi kötü ileri geri eğri doğru irili ufaklı güzelli çirkinli ucuz pahalı zor kolay şişman zayıf vb Karşıtı eş anlamlıdır )

( ANTONYM | EROTIC )

( ANTONYME | ÉROTIQUE )

( ANTONYM, GEGENSÄTZLICHES WORT | ANTONYM, GEGENSATZLICHES WORT )

( CONTRARIO )

( ΑΝΤΏΝΥΜΟ / αντώνυμο )


- KAS BELLEĞİ/HAFIZASI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< MYELİN BAĞLARI


- KASİD[Ar. < KASD | çoğ. KASİDÂN]["ka" uzun okunur] ile KÂSİD[Ar. < KESÂD] ile KASÎD[Ar.]

( Kasdeden, tasarlayan, kıyan. | Postacı, haberci, tatar, ulak. İLE Sürümsüz, geçmez, aranmaz. İLE Kasîde. )


- KASÎDE[çoğ. KASÂİD] -ile

( ONBEŞ BEYİTTEN AŞAĞI OLMAMAK ÜZERE ÖVGÜ [EN ÇOK DOKSANDOKUZ BEYİT OLUR] )


- KASÎDE ile/ve BAAT

( ... İLE/VE Bir tür kasîde. )


- KASÎDE ile BEYT-ÜL-KASÎD

( ... İLE Kasîdenin en iyi beyti. )


- KASİDE ile/||/<>/> GAZEL ile/||/<>/> RUBAİ ile/||/<>/> KITA


- KASÎDE ile ŞİTÂİYYE

( ... İLE Giriş bölümü kıştan bahseden ya da kış betimlemeleriyle başlayan kasîde. )


- KASIR[Ar. < KASR]["ka" uzun okunur] ile KÂSİR[Ar. < KESÎR < KESRET] ile KÂSİR[Ar. < KESR] ile KASIR[Ar. < KUSÛR]["ka" uzun okunur]/KASÎR[Ar. < KASR] ile KASR[Ar. çoğ. KUSÛR] ile KASÎL[Ar.]

( Zorla işleten. İLE Çok olan. İLE Kıran, kesreden. İLE Kısa, boysuz. Kısa kesme, kısaltma, kısma. | Azaltma, kesme, eksiklik. | İbarenin çok kısaltılması. | Aruzda tef'ile'nin son harfinin düşürülmesi. İLE Köşk, kâşâne, saray. İLE Hayvanlara yedirmek üzere zamanından önce biçilen yeşil ot. )


- KASIT ile/ve/||/<> HEDEF


- KASTETMEK İSTEDİĞİ ..." değil KASTETTİĞİ ...


- KAT ile KAT[Ar.]

( Bir yapıda iki döşeme arasında yer alan daire ya da odaların bütünü. | Bir yüzey üzerine az ya da çok kalın bir biçimde, düzgün olarak yayılmış bulunan şey. | Üst üste konulmuş şeylerden her biri, tabaka. | Giyeceklerde takım. | Apartman dairesi. | Ön, yan. | Huzur. | Bükülen ya da kıvrılan bir şeyin her kıvrımı. | Makam, mevki. | Kez, defa, misil. | Katman. | Tekrarlanan bir sayının toplamı. İLE Kesme, kesilme. | İlgiyi kesme. | Sonuca bağlama, bitirme. | Kesme. )


- KATAR ile/||/<> DÜZÜM

( düzüm Müköz zarların akıntıyla birlikte olan iltihabı Müköz zarların yangısal eksudasyonla birlikte olan yangısı Özellikle baş ve boyun bölgesindeki hava yollarında sümüksü akıntıyla kendini gösterir )

( CATARRH )


- KATILMAK ile KATILMAK

( Katma işi yapılmak. | Bir topluluğa girmek, iştirak etmek, iltihak etmek. | Ortak olmak, benimsemek. | Hak vermek. İLE Aşırı derecede gülme, ağlama, gıdıklanma, korkma vb. tepkiler sırasında, solunum kaslarının kasılmasından dolayı soluğun kesilmesi. )


- KATRE[Ar. çoğ. KATER, KATARÂT] ile/ve/||/<> ZERRE[Ar.]

( Denizde/deryada. İLE/VE/||<> Güneşte/şemste. )


- KAVAL ile/ve/||/<>/> AĞIT

( Çaldım/k, Oynamadın/ız. İLE/VE/||/<>/> Yaktım/k. Ağlamadın/ız. )


- KAVGA ile KAYGI ile KARGAŞA

( Geçmiş. @@ Gelecek. @@ Şimdi. )


- KAVRAM:
ÖZGÜRLÜK ve/||/<>/< ZORUNLULUĞUN BİRLİĞİ


- KAVRAM/LAR ile/ve/||/<> SÖZCÜK/LER

( Mantıkta, en küçük birim. İLE/VE/||/<> Dilde, en küçük birim. )

( KAVRAM: Bilincin dilbilgisi. )

( Şeylerin kavramı, sözcüklerin anlamı olur. )

( Kavram, her defasında üretilmesi gerekli olandır. )

( Kavram, tekil şeylerin özünü değil şeylerdeki evrensel öğeyi açıklar. )

( Kavram, zaman ile ilişki içinde değil zamansal olmayan varoluş [bengilik] türü altında kavranmalıdır. )

( Kavramlar, dışsal nesnelerin imgesi değildir. )

( Her kavram, bütünsel bir süreçtir ya da sürecin bütünselliğidir. )

( Düşünen her bir kişi için, kavram gereksinimi vardır ve bunlar, dünyanın neresinde ve ne zaman üretilirse üretilsin, artık, insanlığın malıdır. )

( Kavramlar dünyasına giren her kişi, evrensellikle bağ kurmuştur. Bunun ayırdında olmak, aydınlanmaya başlamak demektir. )

( Sözcük, bir köprüdür. )

( Sözcükler, bizi ancak kendi sınırlarına kadar götürebilir. )

( Sözcükler, gerçekleri iletmez, onları işaret eder. )

( Sözcükler, işaret eder ama açıklayamaz. )

( Sözcükler ve sorular, zihinden gelir ve bizi orada tutar. )

( Sözcük ile anlamı arasındaki bağlantı nedeniyle, sözcükler değerlilerdir ve eğer kişi, sözcüğü çok büyük bir dikkatle incelerse, kavramın ötesine geçerek, onun kökenindeki deneyime ulaşır. )

( Kişilik ötesine geçtiğinizde artık sözcüklere gereksiniminiz olmaz. )

( Sözcükler olmayınca anlaşılacak ne kalır? Anlama gereksinimi, yanlış-anlamadan doğar. Söylediğim/iz doğrudur fakat size göre o sadece bir kuram. Onun, doğru olduğunu nasıl anlayabileceksiniz? Dinleyin, anımsayın, düşünün, gözünüzde canlandırın. Ve günlük yaşamınızda uygulayın! Bana/bize/ona sabır gösterin ve herşeyden çok, kendinize sabır gösterin, çünkü tek engeliniz kendinizsiniz.

Yol, sizden geçerek kendinizden öteye götürür. Siz, sadece belirli, özel olanın gerçek, bilinçli ve mutlu olduğuna inandıkça ve ikilem ötesi gerçeği, hayal ürünü bir soyut kavram olarak red ve inkâr ettikçe, benim/bizim sadaka verir gibi, kavramlar ve soyutlamalar dağıttığımı/zı düşüneceksiniz. Fakat bir kez kendi varlığınız içindeki gerçeğe dokundunuz mu, o zaman, size en yakın ve en sevgili olanı tarif etmekte olduğumu/zu göreceksiniz. )

( Without words, what is there to understand? The need for understanding arises from misunderstanding. What I say is true, but to you it is only a theory. How will you come to know that it is true? Listen, remember, ponder, visualise, experience. Also apply it in your daily life. Have patience with me and, above all have patience with yourself, for you are your only obstacle.

The way leads through yourself beyond yourself. As long as you believe only the particular to be real, conscious and happy and reject the non-dual reality as something imagined, an abstract concept, you will find me doling out concepts and abstractions. But once you have touched the real within your own being, you will find me describing what for you is the nearest and the dearest. )

( The word itself is the bridge.
Words can bring you only unto their own limit.
Words do not convey facts, they signal them.
Words indicate, but do not explain.
Words and questions come from the mind and hold you there.
Words are valuable, for between the word and its meaning there is a link and if one investigates the word assiduously, one crosses beyond the concept into the experience at the root of it.
Once you are beyond the person, you need no words. )

( Sözcükler, hem tarihsel süreçte dikey, hem de farklı alanlarda, yatay kullanımları nedeniyle çok değişik anlamlara sahip olabilirler. )

( Kavramları/karşılıkları, kişilerde(zihinlerinde) bulunmayan, sadece sözel seviyedeki "düşünme" ve "kullanımlar", kişiler arasında, iletişim kazalarına, anlaşmazlıklara ve/ya da doğrudan şiddete kaynak oluşturur. )

( Söz(cük)leri/ni ve tutumu/nu değiştir... Dünya/n değişsin! )

( ... İLE/VE/||/<> Sabitlenemeyeni, sabitlemek. )

( Kavramlar, aklın görüleridir. )

( CONCEPTS vs./and/<> WORDS )

( CONCEPTUS cum/et/<> ... )

( ... ile/ve/<> YAN )

( MEFHUM ile/ve/<> KELİME )

( DER BEGRIFF mit/und/||/<> ... )


- ADCILIK/NOMİNALİZM:
KAVRAMSAL/LIK ve/||/<> TERİMSEL/LİK


- "KAVRAMSAL/TERİMSEL SPEKÜLASYON" ile/değil/yerine FELSEFE


- KAVRAYIŞ ve/||/<>/> KAPSAYICILIK


- KAVUŞSAK ile KAVUŞTAK

( DAÜSSILA ile NAKARAT )


- KAYABAŞI ile/||/<> KAYABAŞI

( 1 Özel makamla söylenen bir halk türküsü çoban türküsü 2 Halk yazınında dağlı köylülerin türkülerinde kullandıkları özel bir ezgi Halk edebiyatı terimi Çobanların dağlarda dolaşanların söyledikleri türkü )


- KAYIP[Ar.] değil/yerine/>< KAYIT[Ar.]


- KAYIT TUTMAK ile/ve/||/<>/> KAYIT BIRAKMAK


- KAYIT ile/ve/||/<>/> KALIT


- KAYITSIZ KAYGISIZ


- KAYNAĞA/KİTABA/SÖZE/SÖYLEYENE GÜVENMEK ile/ve/değil/yerine ANLAMA GÜVENMEK

( [not] TO TRUST TO SOURCE/BOOK/WORD vs./and/but TO TRUST TO MEANING
TO TRUST TO MEANING instead of TO TRUST TO SOURCE/BOOK/WORD )


- KAYNAK/REFERANS[İng. < REFERENCE] ile/ve/||/<>/> KAYNAKÇA

( Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. | Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı ya da yapıtların tümü. İLE/VE/||/<>/> Belirli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan ya da en iyilerini seçen yapıt. )


- KAYNAK ile/||/<> ALAN YAZINI


- KAYNAK ile/||/<> HAM MADDE


- KAYPAK/LIK ile/değil/yerine/>< SAMİMİ/YET


- KAZANMAK" ile/değil/yerine/>< TARTIŞMAK

( "Kazanmak için başlanılmış" tartışma, kaybetmenin ilk adımıdır. )


- KEKELEME ile/ve/değil/||/<>/< GEVELEME


- KELÂM ile/ve/||/<>/> KÂMİL

( Kâmil, kelâmı/sözü işittirendir. )


- KELÂM ile KELİME/SÖZCÜK

( Kelâmın anlaşılmayanı kabuğu, anlaşılanı içidir. )


- KELEÇ ile ...

( Söz. )


- KELİME HAZİNESİ[Ar.] ile/değil/yerine/= SÖZ AĞIŞI/DAĞARCIĞI/VARLIĞI


- KELİME | SÖZCÜK ile/||/<> SÖZCÜK

( Belli bir amaç için bir birim olarak düşünülmesi uygun düşen bir damga dizgisi Ses dilinde belli anlamı ya da tümce kuruluşunda görevi bulunan anlatım aracı Anlamı olan ses ya da ses birliği O ev baş çocuk yok var değil gibi ah vb )

( WORD )

( MOT )

( WORT )


- KELİME[Ar.] ile/yerine/= SÖZCÜK


- KEMÂL ve/||/<>/< GÜZELLİK


- KEMÂL ve/||/<>/< KELÂM

( PERFECTION and/||/<>/< THEOLOGY/SPEECH )


- KEMÂL ve/||/<>/< KELÂM

( Olgunluğumuz/olgunlaşmamız(kemâlimiz], sözlerimizin altındadır/ardındadır.
[Kemâlimiz, kelâmımızın altındadır.] )

( PERFECTION and/||/<>/< THEOLOGY/SPEECH )


- KEMÂL'İ TAHSİL ve GÜZEL'İ MÜŞÂHEDE

( Kemâlât, geçtiğimiz yolu unutmayıp, oraya kişileri götürmek üzere geri dönmektir. )


- KENDİ YAZAN ile YAZDIRAN


- KENDİ ...:
ZAVİYEM(/DEN BAKINCA) ile/değil/yerine/= AÇIM(/DAN BAKINCA)


- KENDİLİĞİNDENLİK ile DOĞAÇLAMA


- KENDİNİ ...:
"AKLAMAK" ile/değil/yerine/>< YOKLAMAK

( Kendini tanımayan, bilgisiz/cahil. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kendini tanıyan, bilge. )


- KENDİNİ YETİŞTİRME ile/ve/||/<> KENDİNİ GELİŞTİRME


- KENG ile KENGES ile KENGEŞ
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Geniş olan. İLE Sığ. İLE Öğüt alma, düşünce, görüş alışverişi. )


- KERATA[Yun.] yerine ÇEKECEK

( Karısı tarafından aldatılan erkek. | Sevgi ile söylenilen sitem sözü. | Ayakkabı çekeceği. )


- KEŞİF | BULUŞ ile/||/<> BULUŞ ile/||/<> HALK BULUŞU

( Daha önceleri Var olup da uzun süre unutulmuş olan kültür ürün ve olaylarını yeniden bularak ortaya çıkarma halk buluşu yaratı halk yaratısı Konuda duygu düşünce ve imgelerde başkalarının etkisinden sıyrılış ve bunların işlenişinde yepyeni yol tutuş yaratış Biiinen bilgilerden yola çıkarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaşma ya da yordam geliştirme Bilinmeyeni tanaomayanı araştırıp bulup ortaya çıkarma 1 Bir eserin konusunu seçip onun gelişimlerini zihinde tasarlama işi 2 Söylevde inandıracak ve kandıracak esasları araştırıp seçme işi Düzenleyiş ve Deyileme Bilimsel araştırmalar ya da rastlantı sonucunda insanoğlunun o güne değin bilmediği yeni bir mal üretim yöntemi tekniği ya da yeni bir madde ya da malzeme gibi herhangi bir şeyin ortaya çıkarılması Büyük ve çok önemli olan bulgu Kendine özgü bir anlatımla bir yapıt ortaya koyma buluş buluş buluş )

( DISCOVERY | INVENTION )

( DÉCOUVERTE | INVENTION )

( ENTDECKUNG | [ALM.ENDECKUNG FUND | ERFINDUNG )


- KEŞİF ile/ve/||/<>/> DOĞRULAMA YAKLAŞIMI/YÖNTEMİ/ZİHNİ


- KESİNTİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EŞİK


- KESME | KESİM ile/||/<> KESİM

( Sinema Bir filmin kaba kurgusuna hazırlık olarak kesilmesi işi meclis Bir izlenceyi oluşturan bir ölçüde birbirinden bağımsız çalışabilen yordamlardan her biri Kesimlerin tümü sürekli olarak bellekte bulundurulabilir ya da daha az bellek sığası kullanmak bakımından sürekli olarak bellekte bulunan bir ana kesimce çağrılan yerpaylaşır kesimler tanımlanır 1 Bir koşuğun 3 4 ve daha çok dizeli bölümü 2 Dört dizeli bir divan koşuğu biçimi Genel olarak ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı birinci üçüncü dizeleri özgürdür Birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olanlar da vardır Altıncı onuncu dizeye dek uzamış olanlar da bulunur 1 Hazineye ait herhangi bir gelirin belli bir bedel karşılığı keseneğe verilmesi 2 Osmanlı İmparatorluğunda Tuna kuzeyindeki ülkeler ile Irak ve Basra halkının tüm vergiler yerine toptan ödedikleri vergi kesme Bir ekonomide üretim mülkiyet yapısı kayıt altına alınma gibi ölçütler dikkate alınarak benzer özelliklere göre sınıflandırılan bölümlerin her biri )

( CUTTING, BREAKING DOWN | SEGMENT | SECTOR )

( DÉCOUPAGE | SEGMENT | STANCE )

( SCHNITT-(BEARBEITUNG), "CUTTING" )


- KESME ile KESME
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Demirden yapılmış, geniş bir uc/temren. İLE Perçem. )


- KILAVUZ ile/ve/||/<>/> SÖZLÜK


- KİME GÖRE?" ile/değil/yerine/||/<>/< KİMİNE GÖRE


- KİMSE ile/ve/değil/yerine/||/<> KİŞİ


- KİNÂYE ÇEŞİTLERİNDE [YAZINDA/EDEBİYATTA]:
MUGÂLATA-İ MANEVİYE ile TEVRİYE ile İSTİHDÂM ile TEVCÎH ile TA'RÎZ ile REMZ

( ... İLE Örtmek, merâmı gizlemek. | [edebiyatta] Nükte yapmak amacıyla birkaç anlamı olan bir sözcüğün, en uzak anlamını kastederek kullanma sanatı.[Anlam sanatlarındandır ve telvîn'in bir bölümüdür.] İLE Hizmet ettirme. | Birden fazla anlamı olan bir sözcüğün, her anlamını, anlama uygun düşecek biçimde kullanma sanatı. [Sözcüğün, mecâz ve gerçek anlamı, başka sözcüklerin etkisiyle kullanım alanına çıkar. Çoğu zaman, aynı sözcüğün yerine özne biçimi kullanılır. Sözcüğün iki anlamı da kendileriyle ilgili yönde ele alınır.] İLE ... İLE "Taş atma." Birini, küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla, söylenecek sözü, tam tersi olan bir söz ile nükte yaparak anlatma sanatı. | Zarif bir biçimde, ifadenin yönünü değiştirerek sitemde bulunmak. ["Ne kadar da cömert davranıyorsunuz..."] [Bu sanatta, söz söylenilen kişi, karşılık vermekten yoksun bırakılır.][Kinâye sözcüğe, ta'rîz ise anlama dayandırılır.] İLE ... )


- KİNÂYE[Ar.]/İRONİ[İng. IRONY | Fr. IRONIE] ile/değil/yerine/= DOLAYSÖZ


- KİNÂYE ile "GÖNDERME"


- KİNÂYE ile/ve/değil/yerine/<>/>/< İNCELİK


- KİNAYE[Ar. < KİNĀYE] ile/değil/yerine/=/||/<> KİNAYE

( Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz Üstü kapalı sitemli dokunaklı söz Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatı )


- KİNÂYE[Ar.] ile TARİZ[Ar.]

( Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz. | Üstü kapalı, sitemli, dokunaklı söz. | Bir sözü, gerçek anlamının dışında kullanma sanatı. İLE Kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, taşlama. )


- KİNAYE/KİNAYE[Ar. < KİNĀYE] ile/||/<> TELMİH/TELMİH[Ar. < TELMĪḤ] ile/||/<> MECAZIMÜRSEL/MECAZMURSEL[Ar. < MECĀZ + MURSEL]

( Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz Üstü kapalı sitemli dokunaklı söz Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatı )


- KİNÂYE ile TENKİT

( ALLUSION vs. CRITICISM )


- KİNÂYE-İ BAÎDE ile KİNÂYE-İ HAFÎFE ile KİNÂYE-İ KARÎBE ile KİNÂYE-İ VÂZIHA

( Uzak bir ipucuna dayanan dokundurma/kinâye. İLE Dokundurmalı söz, şiir. İLE Yakın bir ipucuna dayanan dokundurma/kinâye. İLE Başka bir anlama gelme olasılığı bulunmayan apaçık dokundurma/kinâye. )


- KİNÂYE'LERDE:
KİNÂYE-İ KARÎBE ile/ve/<> KİNÂYE-İ BAÎDE ile/ve/<> KİNÂYE-İ MÜFREDE ile/ve/<> KİNÂYE-İ MÜREKKEBE

( Sözün başka bir anlama gelme olasılığı yoksa. [uzak bir karîneye/ipucuna dayanan] İLE/VE/<>
Sözün anlamı gizleniyorsa. [uzak bir karîneye/ipucuna dayanan] İLE/VE/<>
Bir özelliği belirtiyorsa. İLE/VE/<>
Birkaç özelliği birden belirtiyorsa. )


- KIR(IL)MAK ile/değil/yerine/>< EĞ(İL)MEK

( Komik değildir. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Komiktir. )


- KİRLETMEK ile/ve/değil/||/<>/< BOZMAK


- KIRMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GÖNÜL ALMAYI (DA) BİLMEK

( Herkesin yapabildiği/yapabileceği. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Bazılarının yapabildiği/yapabileceği. )


- KISA DURAK ile/ve/||/<>/> SONSAL DURAK

( Noktalı virgül/üç nokta. [Askıda kalan durak işareti.][Tümcenin devam edeceğini gösterir.] İLE Virgül. [Düz, küçük çizgi.] [Kısa duraklama, sözcük ya da öbek ayırma.] )

( AUSPENSIVUS et VIRGULA PLANUS )


- KISACA ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/< KABACA


- KISACASI değil/yerine SÖZÜN KISASI


- KISALTMA ile HIZLANDIRMA


- KIŞI GEÇİRMEK ile/ve/fakat/||/<>/> AYAZI UNUTMAMAK


- KİŞİ/İNSAN ve/||/=/<>/< DİL

( Kişi, dilinin ardında gizlidir. )

( TALÂKAT: Dil açıklığı, düzgün sözlülük. | Güleryüzlülük. )

( Kişinin içi neyse, dili de odur. )

( Kişinin, dile; dilin, yola; yolun, ereğe gereksinimi vardır. )

( İnsan/kişi, dil varolanıdır; kelâmla terbiye olunur/edilir. )

( Hakikatin üzerindeki perdelerden biri dildir. )

( SELÂSET: Sözün akıcı olma, kolay anlaşılma hali. )

( AĞZI TATLI: Hoş konuşan. )

( Üslûb-u lîsân, aynıyla insan. )

( Kişi, kendini, yazı aynasında görür/gösterir ve gerçekleştirir. )

( HUMAN(/SOCIETY) and/||/=/<>/< LANGUAGE )

( ... ve/||/=/<>/< LİSÂN )

( ... ve/||/=/<>/< ZEBÂN )


- KİŞİ ve/||/<>/> BAŞ OYUNCU

( Her birey, yaşamının baş oyuncusudur. )


- KİŞİDEKİ KABALIK ile/ve/değil/||/<>/< ANLIKTAKİ/ZİHİNDEKİ KALABALIK


- KİŞİLERİN/İNSANIN GÜCÜ ile/ve/||/<>/< SÖZCÜKLERİN GÜCÜ

( Sözcüklerin gücü anlaşılmadan, kişinin gücü anlaşılmaz. )

( Kişi, dilinin ardında gizlidir. )

( Söz(cük)leri/ni ve tutumunu değiştir... Dünya/n değişsin! )


- KİŞİLEŞTİRME ile/||/<> TEŞHİS VE İNTAK


- KİŞİNİN:
ANLAYACAĞI DİL ile/ve/değil/yerine/||/<>/> "KENDİ DİLİ"

( Aklına ulaşı(lı)r. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> "Kalbine" ulaşı(lı)r. )


- KİŞİNİN:
(")ÖZ GEÇMİŞİ(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖZ GEÇMİŞİ


- KİŞİSEL ÇELİŞİM ile/değil/yerine/>< KİŞİSEL GELİŞİM


- KİŞİSEL) YORUM ile/ve/değil/yerine/<> NESNELLİK

( Yorum niteliğindeki hiçbir yaklaşım/açıklama, nesnellik iddiasında bulunamaz. )


- KİŞİSELLEŞTİRMEK/ŞAHSİLEŞTİRMEK ile KİŞİLEŞTİRMEK/ŞAHISLAŞTIRMAK

( Kişiye özel duruma getirmek. | Bilişim teknolojisinde kullanılan araçları kişiye özgü duruma getirmek. | Birine mal etmek, bağlamak. | Sözü edilen konudan uzaklaşarak olumsuz yönleriyle kişiler üzerinde durmak. İLE Bazı durum, süreç, olayları ya da bazı nesne, bitki ya da hayvanların bazı olumlu ya da olumsuz durumlarını/"özelliklerini", birine/birilerine "yakıştırmak/ilişkilendirmek". )


- KİŞİSELLEŞTİRMEK ile KARAKTERLEŞTİRMEK


- KISKAÇ ile MAKAS


- KIŞKIRTMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< "GIDIKLAMA"


- KISS ile/<> KISS

( ...~Keep It Simple & Stupid )

( Öpmek. İLE/VE/||/<> Yalın ve bir aptalın bile anlayabileceği kadarını sağla/yeğle! )


- KISSA[Ar. < KISAS] ile KISSA'[Ar.] ile KISA[>< UZUN]

( Fıkra, öykü, söylence. | Vak'a, macera. İLE Salatalık/hıyar.[KISSÂ ÜL-HİMÂR: Eşek hıyarı.(Fr. ÉLATER)] İLE Boyu, uzunluğu az olan, kesik. )


- KISSA[Ar.] ile/değil/yerine/= OLAY/DURUM ANLATI


- KITA | DÖRTLÜ ile/||/<> DÖRTLÜ

( Dört ikili öğeden oluşan çoklu Dört dizeli kesek ya da dönü )

( QUARTET | QUAD )

( QUARTET | QUATRAIN )


- KITA | KESEK ile/||/<> KESEK

( Bir halk ezgisi Araba tekerleğinin odun çenberi Susuz Kars Belli bir uyak düzenine bağlı olup bütün bir fikri içine alan en azı dört ve en çoğu on diziden ibaret koşuk tarım )

( STANCE | METTE )


- KITA | KITA ile/||/<> PARÇA ile/||/<> PARÇA[Fars. < PÂRÇE]

( Bir yapıtın iyesine özgü özellikleri taşıyan bölümü 1 Yazılı bir yapıttan alınan bir bölüm 2 Tümü değil de bir bölümü bize kalabilmiş yapıt Örn Büchnerin Woyzek Bir yazının ya da yapıtın içinden alınan herhangi bir birim 1 Bir eğri ile bir kirişinin sınırladıkları alan 2 iki koşut düzlem arasında kalan yuvar parçası 3 E bir gerçek doğrusal uzay ve a iki durgan nokta olduğunda R den E ye işlevi altında 0 1 aralığının görüntüsü Resim Heykel Mimarlık 1 Eski bir yapıtın bize kalan parçası 2 Kırılmış bir heykelin her parçası Ayakkabı altına çakılan gön Yalvaç Isparta matematik 1 Yazılı bir yapıttan alınmış bir bölüm 2 Bir kısmı yitirilerek yalnızca bir bölümü kalmış olan yapıt Biçimlendirilmiş işlenmiş ya da hiç işlem görmemiş her türlü metal nesne öge Az parça parça parşa pārça pār ya da pāranın küçültmesi a piece segment section morsel )

( FRAGMENT | SEGMENT | PIECE )

( FRAGMENT | PASSAGE | SEGMENT | PIÉCE )

( FRAGMENT | ABSCHNITT, SEGMENT, STRECKE | BRUCHSTÜCK | STÜCK )

( SEGMENTUM | FRANGERE= KIRMAK )

( PĀRÇA )

( PARÇA[Az.]~PARÇA[Tkm.]~PARŞA[Nog.] )


- KITA | MUKATAA | KESİM | BÖLGE | SEKTÖR ile/||/<> SEKTÖR ile/||/<> KESİM

( kesim Sinema Bir filmin kaba kurgusuna hazırlık olarak kesilmesi işi meclis Bir izlenceyi oluşturan bir ölçüde birbirinden bağımsız çalışabilen yordamlardan her biri Kesimlerin tümü sürekli olarak bellekte bulundurulabilir ya da daha az bellek sığası kullanmak bakımından sürekli olarak bellekte bulunan bir ana kesimce çağrılan yerpaylaşır kesimler tanımlanır 1 Bir koşuğun 3 4 ve daha çok dizeli bölümü 2 Dört dizeli bir divan koşuğu biçimi Genel olarak ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı birinci üçüncü dizeleri özgürdür Birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olanlar da vardır Altıncı onuncu dizeye dek uzamış olanlar da bulunur 1 Hazineye ait herhangi bir gelirin belli bir bedel karşılığı keseneğe verilmesi 2 Osmanlı İmparatorluğunda Tuna kuzeyindeki ülkeler ile Irak ve Basra halkının tüm vergiler yerine toptan ödedikleri vergi kesme Bir ekonomide üretim mülkiyet yapısı kayıt altına alınma gibi ölçütler dikkate alınarak benzer özelliklere göre sınıflandırılan bölümlerin her biri )

( SECTEUR )


- KITÂ[Ar.] ile/değil/yerine/= ANAKARA | BİRLİK | DÖRTLÜK


- KITA ile KITA ile KITA ile KITA

( Yeryüzündeki altı büyük kara parçasından her biri, ana kara. İLE Askerlerin bir komutanın emrinde biraraya gelmesinden oluşan birlik. İLE Dörtlük. İLE Parça, tane. )


- KİTABE | YAZIT ile/||/<> YAZIT

( Bir anıyı çağlar boyunca yaşatmak için taş maden gibi dayanıklı nesneler üzerine kazılan yazı Orhun yazıtları vb Bir anıyı kuşaktan kuşağa geçirmek için üzerine yazı kazılan ağaç maden ya da taş Çevresi kabartma silmeli içinde yazı olan taş Çevresi kabartma silmeli içinde yazı olan taş Bir andacı tarih boyunca yaşatmak için bir anıt ya da bir madalya üzerine kazılmış bulunan yazı yazıt )

( INSCRIPTION )

( INSCRIPTION, ÉPIGRAMME | INSCRIPTION )

( INSCHRIFT | INSCHRIFT, GRABSCHRIFT )


- KİTABET ile/ve/||/<> HİTABET


- KİTABÎ:
"DİL" ile/değil SÖYLEM/ANLATIM


- KİTABIN ORTASINDAN KONUŞMAK ile/ve/||/<> SONDA SÖYLEYECEĞİNİ BAŞTA SÖYLEMEK


- BETİK/KİTAP:
SIRTI ile/ve/||/<> ARKASI


- KİTAP ile HİTAP


- KİTAP ve/||/<> HİTAP


- KİTAP ile/ve/||/<>/> KİTAP SEVDÂSI VE AŞAMALARI

( )

( KİTAP SEVDÂSI AŞAMALARI...

9- Kitapları/nı, sonraki kuşağa bırakma...
8- Kitap biriktirme...
7- Yeniden keşfetme...
6- Kitaba yer/gereksinim yok...
5- Kitaplardan beklenilenin dayanılmaz hayal kırıklığı... ["Ben bir kitap yazayım da görsünler!"]
4- Kitapları, kişilerle etkileşimde olmanın yerine koyma...
3- Kimlik olarak kitaplar...
2- Kitap aşkı...
1- Kitapların keşfi... )


- KİTAP ile LİBRETTO[İt.]

( ... İLE Bir operanın, sözlerinin yazılı bulunduğu kitap. | Bir pantomimi ya da baleyi açıklayan kitap. )


- KİTAPSEVER ile/||/<> KİTAPSEVER[Ar. < KİTÂB + TÜR. < SEVER]

( Öz ve biçim yönünden iyi nitelikli kitapları seçen kitaba tutkuyla bağlı kişi Değerli kitapları seven ve onları ziyan olmaktan koruyan kimse )

( BIBLIOPHILE )

( BIBLIOPHILE )


- KITIK ile/||/<> KITIK

( Ucuz oturma mobilyalarının döşenmesinde dolgu gereci olarak kullanılan ve keten kendir artıklarından yapılan düşük değerli esnekliği az bitkisel gereç Gereksiz sözcükler kullanarak sözü uzatma Bir düşünceyi sözcükleri yineleyerek anlatma Ör Lise okulu Ben bugün ile bugünden önce geçen dünkü günün olaylarını bilirim bugünden sonra gelecek yarınki gün ne olacağını bilemem Türleri 1 bozan kıtık es t haşvi müfsit Anlamı bozan anlayışa engel olan söz 2 bozmayan kıtık es t haşvi gayri müfsit Anlamı bozmayar anlayışa engel olmayan söz Üç türlüdür a güzel kıtık es t haşvi melih Söze güzellik veren kıtık b çirkin kıtık es t haşvi kabih Büsbütün yersiz ve yararsız olduğu için sözü çirkinleştiren kıtık c ortaca kıtık es t haşvi mutavassıt Söze güzellik vermediği gibi çirkinlik de vermeyen kıtık Kabalığını kaybetmiş yatak yünü Kümbet Eskişehir Söz sanatı terimi Anlamca hiç bir gereği yokken sırf bir cümleye biçim ya da kuvvet vermiş olmak için katılan söz DİZE KITlGl Cheville Kökenini bilmiyoruz )

( PÉRISSOHGIE | EXPLÉTIF )


- KIYAFET ile/değil KİFÂYET

( Giysi/giyecek. İLE Yeterli oranda olma, yetme, kâfi gelme. | Yeterlilik. )


- KIYAS | ÖRNEKSEME ile/||/<> ÖRNEKSEME

( İki terim arasında bir benzerlik kuran söz sanatı gönül gözü çiçeklerin dili Derleme benzetme örnekleme Bir sözcük örnek tutularak başka sözcüklerin yaratılması Sağlam sözcüğü örnek tutularak toplam sözcüğünün yaratılması ya da çarşamba sözcüğünün örnek tutularak pençşembih sözcüğünün perşembe olması gibi Bir kelimenin her hangi bir ilgi ile kendisine yakın sayılan başka bir kelimeye şekilce ya da anlamca örnek tutulması Örneksemenin türlüçeşitleri var 1 MADDE ÖRNEKSEMESİ ya da ÖZÜMLEMELİ yahut İÇ ÖRNEKSEME An matérielle assimilatrice ou interne Çarşambaya bakarak Perşembenin Perşembe olması gibi 2 ŞEKİL ya da YAPILIŞ ÖRNEKSEMESİ yahut YARATICI ya da DIŞ ÖRNEKSEME An formelle morphologique créatrice ouexterne Alacağım şekline bakılarak Alacaksın yerine Alacağın denmesi gibi 3 SÖZLÜKÇE ÖRNEKSEME An léxicologique Yalanc kelimesinin şekline bakılarak Sahici yapılması gibi Bu örnekseme Yalandan yalancı çıkarsa sahiden ne çıkar gibi bir onartı ile yapıldığından buna ONARTILI ÖRNEKSEME An proportionnelle de denir 4 ANLAM ÖRNEKSEMESİ An notionnelle Vefakar fedakâr kelimelerinin taşıdıkları iyilikçi anlamlara bakılarak Cefakâr kelimesinin aısl anlamının tersine bir anlama alınması kibi ki bu şekil bakımından birer örnekseme olan ve GRAMATİKAL ÖRNEKSEME An grammaticale adı altında toplanan 1 2 ve 3 numaralı örneksemelere karşı tutuluyor )

( ANALOGY )

( ANALOGIE )

( ANALOGIE, ANGLEICHUNG )


- KIYASA MUHALEFET, GALAT-I TAHAKKÜM! | KURALA AYKIRILIK ile/||/<> KURALA AYKIRILIK

( Sözcüğün dil kurallarına aykırı olması ör Çiftlikât gidişat peşinen ayriyeten Söz sanatı terimi Dilde doğru ve alışılmış yoldan ayrılma )

( LOCUTION VICIEUSE )


- KIYAS-I MUKASSİM | İKİLEM ile/||/<> İKİLEM

( 1 İki çözüm yolu ya da iki yönü bulunan ve aynı sonucun elde edildiği tasım 2 İnsanı istenmeyen seçeneklerden birini çoğunlukla iki seçenekten birini beğenmeye ve izlemeye zorlayan tartışma sorun ya da usa vurma durumu Birbirine karşıt iki öncül savın aynı sonucu vermesi İstenmeyen ve eş uygunsuzluktaki iki sonuçtan birini seçmeyi gerektiren usavurma Tüketici olan iki olanakta da aynı sonucun çıktığını dile getiren çıkarım Krş yalınç yapıcı ikilem yalınç yıkıcı ikilem karmaşık yapıcı ikilem karmaşık yıkıcı ikilem 1 İki atomun paylaştığı bir çift elektron 2 Çift ucaylı bir dizgede elektrik momenti sonlu ve değişmez olacak biçimde yüklerin büyüyüp aralarındaki uzaklığın kısaldığı sınır durum 1 Mantıkta Karşıdakinin iki yandan kıstırılması A olunca B ve C nin de olması zorunludur ama ne B ne de C vardır öyleyse A yoktur 2 Genel olarak kıskaç kıstırma anlamında Her iki durumda da doğru hareket edemeyeceğim iki olanak karşısında bulunup bunlardan birini yapmaya istemediğim halde beni zorlayan durum 1 Değişik yapıda iki öğenin birlikte bulunması 2 İkili özellik gösteren durum )

( DILEMMA | DOUBLET | DUALITY )

( DILEMME | DOUBLET | DUALITÉ )

( DILEMMA | DUBLETT | DUALITÄT )


- KIYMET | DEĞER ile/||/<> DEĞER ile/||/<> TÖRENSEL DEĞER

( Halkın kendi yarattığı ya da benimsediği kültür ürün ve olaylarından her birine biçtiği değer törensel değer toplumsal değer açık değer kapalı değer değer değişimi 1 Bir varlığın ruhsal toplumsal ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik 2 Bir değişkenin ya da bilinmeyenin sayı ile anlatımı Yazın yapıtlarında beğeni ekin töre kuruluş dil biçim öz gibi yönlerin her biri ya da tümü için gerekli nitelik yargısı Bir simgenin karşılık geldiği nicelik ya da tutar Bir değişkenin belli bir yorumdaki değer alanının herhangi bir öğesi Resim Bir renk tonunun açıklık ve koyuluk derecesi Nesne ya da özelliklerin bir ölçme aracı ya da değerlendirme ölçütüne göre aldığı yer taşıdığı nicelik 1 Kişinin isteyen gereksinme duyan erek koyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey İnsanların gereksinme duyma biçimi ve istemelerinin türlü türlü oluşu değerlemeleri de çoğalttığından sayısız değer türleriyle karşılaşılır Ayrıca birine yüksek bir değer olarak görünen bir şey bir başkasına değeri az ya da değersiz görünebilir 2 Her türlü deneysel yaşantının dışında insanın isteme duyma ve eğilimlerinden bağımsız olan kendi başına var olan kendinde değeri kabul eden felsefe görüşüne göre aralarında bir aşama düzeni olan bu değerler bir değerler alanı kurarlar Max Scheler ve Nicolai Hartmann bu görüşü savunurlar Değerler biçimsel olarak olumlu ve olumsuz göreli ve salt öznel ve nesnel değerler olarak ayrılırlar içerik bakımından nesne değerleri hoş yararlı kullanışlı mantıksal değerler doğru ahlaksal değerler iyi sanat değerleri güzel olarak ayrılırlar Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan matematik 1 Mallar arasında gerçekleşen değişim oranı 2 Bir malın karşılık değeri 3 Bir nesnenin para ile dile getirilen değişim değeri 4 Ekonomik değer 5 Bilirkişilerce bir mala biçilen değer 1 Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem 2 Marksist emek değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı 3 Neoklasik ve emek değer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı değişim değeri 4 Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli Halkın yaratıcısı olduğu ya da benimsediği ürün ve olaylara verdiği toplumsal nitelikteki değer değer törensel değer açık değer kapalı değer değer )

( VALUE | VALUE, WORTH )

( VALEUR )

( WERT | TONWERT, LICHTWERT )

( VALERE | VALOR )


- KIZIL VEBA" ile "KIZIL VEBA"

(

Başlık Kızıl (Scarlet Fever) Gerçek Veba (Yersinia pestis) “Kızıl Veba” Adlandırması
Gerçek bir hastalık mı? Evet - tıpta tanımlı bir bakteriyel bulaş. Evet - Orta Çağ’dan beri bilinen ölümcül bir bakteriyel bulaş. Hayır - Modern tıpta bu adla hiçbir hastalık yoktur.
Etken Streptococcus pyogenes Yersinia pestis Tek bir etken yok; tarihsel halk yakıştırması ya da edebî kullanım.
Bulaşma yolu Solunum damlacıkları Genellikle pire ısırığı, nadiren hava yolu Gerçek bir bulaşma tanımı yok.
Belirgin belirtiler Kırmızı döküntü, “çilek dil”, boğaz ağrısı, ateş Yüksek ateş, lenf düğümü şişmesi[bubon], sepsis, kanama Gerçek belirti yok; kurgu yapıtlarda "yüz kızarması" teması kullanılır.
Ölüm oranı Antibiyotiklerle oldukça düşük Yaygın salgınlarda çok yüksek [%30 - 90] Gerçek bir istatistik yok; kurgu metinlerde aşırı yüksek.
Tarihsel adlandırma Döküntünün kızıllığından dolayı “kızıl” denmiştir. Siyah lekelenme/doku ölümü nedeniyle bazen “kara ölüm” denmiştir. Eski dönemlerde kızarık döküntülü ya da hızlı öldüren sayrılıklar için halk tarafından hatalı biçimde kullanılmıştır.
Edebî kullanım Jack London’ın 1912 tarihli The Scarlet Plague (Kızıl Veba) romanında geçen tamamen kurgu bir salgın.
Modern tıp sınıflaması Resmî tanımlı bulaş Resmî tanımlı bulaş Tıpta sınıflaması yoktur; sayrılık adı değildir.
)


- KIZSA ile KIZSA ile KISSA[Ar.]

( O, kızar/öfkelenir ise. İLE Erkek değil ise. İLE Ders çıkarılması gereken anlatı, olay. )


- KLASİK ile/değil ANTİK/A

( [not] CLASSIC vs. ANTIQUE )


- KLASİK ile/ve/>< BAROK

( ... İLE/VE/>< Motif, hareket ve gerilim ağırlıklıdır. )

( Heinrich Wölfflin Kuramsallığı ile... * ÇİZGİSELLİK/LINEAR[İng., Alm.] ile/ve/>< GÖLGESELLİK/PAINTERLY[İng.]/MALERISCH[Alm.] * DÜZLEMSELLİK/PLANE[İng.]/FLÄCHE[Alm.] ile/ve/>< DERİNLİK/RECESSION[İng.]/TIEFE[Alm.] * KAPALI BİÇİM/TECTONIC FORM[İng.]/GESCHLOSSEN[Alm.] ile/ve/>< AÇIK BİÇİM/A-TECTONIC FORM[İng.]/OFFEN[Alm.] * ÇOKLUK(ÇOKLUKTAKİ BİRLİK)/MULTIPLICITY[İng.]/VIELHEIT[Alm.] ile/ve/>< BİRLİK(TEKLİKTEKİ BİRLİK)/UNITY[İng.]/EINHEIT[Alm.] * AÇIKLIK/APAÇIKLIK/ABSOLUTE CLARITY[İng.]/KLARHEIT[Alm.] ile/ve/>< GÖRECE AÇIKLIK/RELATIVE CLARITY[İng.]/UNKLARHEIT UND BEWEGTHEIT[Alm.]
"XVI. yy." İLE/VE/>< "XVII. yy." )


- KLASİK ile/ve/> BAROK ile/ve/> ROKOKO[Fr.]

( ... İLE/VE/> ... İLE/VE/> XVIII. yüzyılın başında, Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme biçemi. | Bu biçimde olan eşya/mobilya, tasarım. )

( XVI. yüzyıl. ile/ve/> XVII. yüzyıl. ile/ve/> XVIII. yüzyıl. )


- KLASİK ile GELENEKSEL

( CLASSIC vs. TRADITIONAL )


- KLASİK ile KLASİSİZM[Fr. < CLASSICISME]

( Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen yapıt. | XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan. | Alışılmış. | Sanatta kuralcı. | Kökleşik. | Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı ya da yapıt. | Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. İLE Eski Yunan, Roma sanatından, yazınından kaynaklanan, XVII. yüzyılda Fransa'dan yayılan sanat ve yazın çığırı. )


- KLASİK ile MODERN

( Evrensel. İLE Bireyde. )

( CLASSIC vs. MODERN )


- KLİŞE ile/değil KLASİK


- KLİŞE ile YARGI/HÜKÜM


- KOÇAKLAMA ile/||/<> KOÇAKLAMA

( Biçimi ne olursa olsun konusu yiğitlik savaş ve kahramanlık olan ya da bir kahramanı öven kahramanlık duygularını canlandıran halk koşuğu Buna yiğitleme de denir Halk yazınında ve öykücülüğünde konusu kahramanlık savaş ve vuruşma olan koşuk koçaklama )


- KOÇAKLAMA = YİĞİTLEME


- KOÇAKLAMA ile/||/<> YİĞİTLEME


- KOD | UKDE | KRİZ | DÜĞÜM | NOD ile/||/<> NOD ile/||/<> DÜĞÜM

( düğüm Sinema TV Bir dramatik yapıtta serimden sonra olguların birbiriyle çatıştığı çatallaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen tıkanıklıklar yarattığı gerilimli noktalar Oyunda serimden sonra olayın ilk çapraştığı çatallaştığı yer Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar Verinin kesikli bir biçimde gösterilmesini belirleyen ve hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi uzayında yalınç kapalı eğri boğum bilişim Verinin kesikli biçimde gösterilmesini saptayan hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi Bir romanda ya da sahne eserinde olaydaki dolantıların meydana getirdiği tıkanıklık fizik Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı işlerin karıştığı çapraştığı yer Düğüm öğesi çatışmalardan çevrilen dolaplardan birtakım gizlerden elde edildiği gibi kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir 1 Yaprağın ayrıldığı eklem yeri Nod 2 Yürekte yürütücü dokuya ait atriyoventriküler ve sinüatriyal düğümler 3 Ranvier boğumu düğ bağlamak düğümlemek ü m eki Türkçe düğ fiilinin eskiden beri kullanıldığını görüyoruz Kâşgarlı Mahmud bu fiili tüg bağlamak düğümlemek olarak saklamıştır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde tǖ düğüm yapmak biçimi geçer Diyalektlerde bu fiilin daha çok ün ekiyle kurulmuş türevleri kullanılır Az düyün düğüm düvün düğüm düvünçek düğüm küçük düğüm tüyin tüyin tüyün )

( NOD )


- KOD | UKDE | KRİZ ile/||/<> DÜĞÜM

( Sinema TV Bir dramatik yapıtta serimden sonra olguların birbiriyle çatıştığı çatallaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen tıkanıklıklar yarattığı gerilimli noktalar Oyunda serimden sonra olayın ilk çapraştığı çatallaştığı yer Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar Verinin kesikli bir biçimde gösterilmesini belirleyen ve hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi uzayında yalınç kapalı eğri boğum bilişim Verinin kesikli biçimde gösterilmesini saptayan hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi Bir romanda ya da sahne eserinde olaydaki dolantıların meydana getirdiği tıkanıklık fizik Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı işlerin karıştığı çapraştığı yer Düğüm öğesi çatışmalardan çevrilen dolaplardan birtakım gizlerden elde edildiği gibi kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir 1 Yaprağın ayrıldığı eklem yeri Nod 2 Yürekte yürütücü dokuya ait atriyoventriküler ve sinüatriyal düğümler 3 Ranvier boğumu düğ bağlamak düğümlemek ü m eki Türkçe düğ fiilinin eskiden beri kullanıldığını görüyoruz Kâşgarlı Mahmud bu fiili tüg bağlamak düğümlemek olarak saklamıştır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde tǖ düğüm yapmak biçimi geçer Diyalektlerde bu fiilin daha çok ün ekiyle kurulmuş türevleri kullanılır Az düyün düğüm düvün düğüm düvünçek düğüm küçük düğüm tüyin tüyin tüyün )

( CLIMAX | CODE, CODING SCHEME | KNOT | CRISIS | NODE )

( NOEUD (DE L'ACTION) | NOEUD | CODE | NœUD )

( HÖHEPUNKT | HANDLUNGSKNOTEN | KNOTEN | HANDLUNGSKNOTE )

( NODUS: DÜĞÜM )


- KÖKEN ve/||/<> DOĞUŞ


- KOKLAŞARAK/KOKLAŞA KOKLAŞA ile/değil KONUŞARAK/KONUŞA KONUŞA


- KOMEDİ, MUDHİKE | GÜLDÜRÜ ile/||/<> GÜLDÜRÜ

( Sinema TV İnsanların olayların durumların gülünç yanlarını ele alan bunları gülünç bir açıdan işleyen sinema ve televizyon oyunu türü Gülünçlük çoğunlukla olması gereken ile olmaması gerekenin beklenmedik şaşırtıcı bir biçimde tersyüz olmasından doğar 1 fars 2 komedya İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan sahne yapıtı acıklı k baletli k büyükler k çoban k eski klasik k lirik k orta klasik k parçalı k sınıf k son klasik k tarih Ic töre k Güldürücü nitelikleri olan oyun türlerinin tümü )

( COMEDY | COMICAL PLAY )

( COMÉDIE | PIÈCE-COMIQUE )

( KOMÖDIE | KOMISCHES STÜCK )

( COMOEDIA )

( COMMEDIA )

( ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία )


- KOMEDİ[İng. < COMEDY] ile/değil/yerine/= GÜLDÜRÜ


- KOMİK ile/ve/değil/||/<>/> SAÇMA


- KOMİK ile/ve/değil/||/<>/> YAZIK


- KOMPLİKASYON/İHTİLAT ile/değil/yerine/= KARMAŞIKLIK


- KONFERANS ile/||/<> KONFERANS[Fr. < CONFÉRENCE]

( Bilim iddiası taşıyan konuşma KONFERANSÇI Conférencier konferans )

( CONFERENCE )

( CONFÉRENCE )


- KONSANTRASYON/CONCENTRATION[İng.] ile/değil/yerine/= GÖZEÇLENME/YOĞUNLAŞMA/DERİŞİM


- KONTROLÜ SONDA YAPMAK ile/yerine KONTROLÜ BAŞTA VE SÜREKLİ YAPMAK

( TO CONTROL AT THE END vs. TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY
TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY instead of TO CONTROL AT THE END )


- KONU OLMAKTAN:
ÇIKARMAK ile/ve/||/<>/> DÜŞÜRMEK


- KONU ile/ve/||/<> ANLATIM

( MEVZÛ ile/ve/||/<> İFÂDE )


- KONU ile/ve/değil/||/<>/< DURUM

( SUBJECT/TOPIC vs. SITUATION )


- [ne yazık ki]
KONU(ŞULAN)LARI:
"SULANDIRMA" ile/ve/||/<>/< "ÇOK BİLMİŞLİK"


- KONUŞMA "DİLİ" ile/ve YAZI "DİLİ"

( Konuşurken (belki) yeterince dikkat edilemeyebilir fakat yazarken sözcüklere, dile ve Türkçe'mize sahip çıkabiliriz! )


- KONUŞMA ile/ve/> SOHBET

( ... İLE/VE/> Edeb varsa/girince. )

( İNSIBÂĞ[< SIBG]: Ortamda/mecliste bulunan kişinin boyasıyla boyanma. | Temizlenme. )


- KONUŞMADA/ANLATIMDA:
(KİŞİYİ) "KESMEK"/"DÜZELTMEK" değil/yerine (KİŞİNİN) SÖZÜNÜ "KESMEK"/"DÜZELTMEK"


- KONUŞMAK:
DİK ile/ve/||/<> TERS


- KONUŞMAK/KONUŞ(A)MAMAK ile/ve/||/<>/> KAVUŞMAK/KAVUŞ(A)MAMAK


- KONUŞMAK ile/ve/değil/||/<> DEĞİNMEK


- KONUŞMALARDA/OTURUMLARDA:
GİRİZGÂH (YAPMAK) ile/değil/yerine/||/<> GİRİŞ (YAPMAK)


- KONUŞMA/SÖZ ile/ve DİL

( * Her konuşmanın öznesi vardır. - Dil'in yoktur.
* Her konuşmanın muhatabı vardır. - Dil'in yoktur.
* Her konuşmanın şimdisi vardır. - Dil'in zamanı yoktur.
* Her konuşma, bir şeye dairdir. - Dil, herşey hakkındadır. )

( Dil, konuşur; kişi, dile uyduğu kadar konuşur. )

( Hareket halindekilere konuşulmaz, duranlara/duranlarla konuşulur. )


- KONUŞMAYAN/KONUŞAMAYAN ile/değil/yerine SUSAN/SUSABİLEN

( Bilgisiz/cahil, bazı/birçok şey(ler)i bilmeyen/algılayamayan/anlayamayan/kavrayamayan. İLE/DEĞİL/YERİNE Bilen, farkındalıklı. )


- KONUŞTUĞUMUZ GİBİ YAZMIYORUZ! ve/||/<> YAZDIĞIMIZ GİBİ KONUŞMUYORUZ!


- KONUŞTUĞU(MUZ)/KONUŞULAN SÖZCÜKLER/KELİMELER" değil KULLANDIĞI(MIZ)/KULLLANILAN SÖZCÜKLER/KELİMELER


- KONUŞUNCA/KONUŞTUKÇA ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< SUSUNCA/SUSTUKÇA/SUSABİLDİKÇE

( Köle/yiz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/


- KONUYU:
DAĞITMAK/"DAĞITTIM" ile/ve/değil/||/<>/< DALLANDIRMAK/DALLANDIRDIM


- KONUYU/VERİLERİ/AYRINTILARI:
TEKRAR ETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> "AÇMAK"


- KONUYU:
YÜKSELTME ile/ve/||/<> DERİNLEŞTİRME


- KOPMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KIRILMA


- KOPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UZAKLAŞMAK


- KÖPÜRTME" ile/<> "KÖRÜKLEME"


- KÖPÜRTME ile PARLATMA


- KORUYUCU ile/ve/değil/||/<> KALKAN


- KÖŞE ile/ve/||/<> SEKİ/KÜRSÜ

( Gazetede. İLE/VE/||/<> Üniversitede/fakültede. )


- KOŞMA ile KAYABAŞI

( ... İLE Bir Anadolu ezgisi ve bu ezgiyle söylenen koşma. | Türk halk yazınında çoban türküsü. )


- KOŞMA ile/||/<> KOŞMAK

( Saz ozanlarının on birli 6 5 ya da 4 4 3 hece ölçüsüyle sevgi ve doğa üzerine sazla birlikte söyledikleri içsel koşuk Halk koşukları içinde en çok kullanılanıdır En az üç en çok sekiz dörtlük olur Klasik bir koşmanın ilk dörtlüğünde birinci ile üçüncü dizeler ya bağımsızdır ya da uyaklıdır İkinci ile dördüncü dizeler ise her zaman uyaklıdır Öteki dörtlüklerin üçer dizesi kendi aralarında uyaklıdır dördüncü dizeler ise uyakça ilk dörtlüğün ikinci ve dördüncü dizelerine bağlıdır Birinci dörtlüğü çapraz uyaklı koşmalar da vardır abcbçççbdddb ababcccbçççb Kimi zaman ilk dörtlükte uyak düzeninin değiştiği olur aaab Bu durumda birinci dörtlük sonraki dörtlükler gibidir koşmaya düz koşma da denir Koşmalar biçimleri bakımından halk yazınında temel örnektir Bir koşuğa ezgi bağlamak Halk edebiyatı terimi Özel bir ezgi ile okunan ve dizeleri çoğu on bir heceli olan bir dörtleme türü Âşık gösterisinin başında bulunan 65 ölçülü çok anlamlı türkü Dansçının dans adımlarıyla koşması )

( RUNNING )

( COURSE )

( LAUFEN )


- KOŞMA ile/ve SEMAİ


- KOŞMA ile VARSAĞI

( ... İLE Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türkleri'nin söyledikleri koşma. )


- KÖSNÜL ile/||/<> KÖSNÜL

( Cinsel duyumlar ya da onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan Genellikle benimsenmiş ar duygusuna aykırı düşen özellikle cinsel sevi çözümleme ve betimlemelerine aşırıca yer veren yapıt )

( EROTIC )

( ÉROTIQUE )


- KOŞUK ile EGLOG[Yun.]

( ... İLE Kısa, kır koşuğu. )


- KOŞUK ile GÜZELLEME

( ... İLE Halk yazınında, konusu sevi olan, lirik bir koşuk türü. | Şen, sevinçli duyguları anlatan türkülerde özel bir ezgi. )


- KOŞUK ile HEZEL[Ar.]/HEZLİYAT

( ... İLE Şaka, alay, mizah. | Bir koşuğu ya da koşuk parçasını, şakalı bir anlatıma çevirme. / Hezel türünde yazılmış koşuklar. )


- KOŞUK = KOŞMA = GAZEL

( İslâm'dan önce. = Halk yazınında. = Divan yazınında. )


- KOŞUK ile NEŞİD/E[Ar. çoğ. NEŞAİD]

( ... İLE Bir toplulukta okunmaya değer koşuk. | Atasözü gibi kullanılan beyit ya da dize. )


- KOŞUK ile ROMANS[İsp.]

( ... İLE Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol koşuk türü. | Şarkı türünde ve piyano için hazırlanmış, genellikle kıtalar biçiminde beste. )


- KOŞUK ile SAGU

( Çoğunlukla aşk, kahramanlık, güzellik, doğa, hasret, savaş ile ilgili söylenirdi. İLE Ölüm ve yas ile ilgiliydi. )

( Genellikle şölen ve sığır adlı eğlence törenlerinde söylenirdi. İLE Yuğ adlı cenaze törenlerinde söylenmekteydi. )


- KOŞUL ile/ve/||/<> OLANAK


- KOŞUT ile KOŞUK

( Paralel. İLE Türklerin İslâm öncesi dönemlerinde, toylarda ya da kazanılan savaş sonrasında yapılan eğlencelerde kopuzla birlikte söylediği, genellikle aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen, uyak düzeni aaab, cccb, dddb vb. olan şiir. )


- KOTARMAK İÇİN ile/değil KURTARMAK İÇİN

( Pişmiş yemeği başka kaplara boşaltmak. | Bir işi tamamlamak/bitirmek. İLE/DEĞİL Kurtarmak, rahatlatmak üzere. )


- KÖTÜ ADAM ile/değil ANTİ-KAHRAMAN


- [ne yazık ki]
KÖTÜ KULLANIM ile/ve/||/<>/> KÖTÜYE KULLANIM

( "Bir alışveriş, bir fiş." biçiminde, fazladan/gereksiz açıklama yapmak, uyarıda bulunmak. İLE/VE/||/<>/> "Ama bunu söylemenize gerek yok ki! Ben yapınca alışverişi, ZÂTEN/SONUÇTA alıyorum satış fişi." biçiminde [soluksuz/beklemeksizin/düşünmeksizin] "yanıt vermek." )

( Bir kişinin, neyi bilip bilmediğini ve/ya da o an/dönem için anımsayıp anımsamadığını "belirlemek", beklentisi içinde olmak, dilin/ifadenin kötü kullanılmasıdır. [Hiçkimsenin, neyi bilip bilmediği, isteyip istemediği ya da yapıp yapamayacağı, hiçbir zaman, zemin ve koşulda bilinemez!] İLE/VE/||/<>/> Sözcüklerin yetersiz ve kötü kullanımıyla birlikte "niyet okumak" ya da genelleyici/indirgeyici/özdeştleştirici/köktenci/toptancı/sonuç odaklı bir yargı ifadesi ise sürecin ve ilişkinin tükenmesine neden olacak/olmuş bir kötüye kullanımdır. [Güç ve baskı uygulama isteği ve/ya da nedeniyle olduğu/olabileceği gibi sorumluluktan kaçmak gibi çok çeşitli anlamsız/gereksiz nedenlerden de kaynaklanmaktadır.] )

( [... olduğunu/olacağını] "biliyorsun/biliyordun." İLE/VE/||/<>/> "ZÂTEN"/"SONUÇTA"/"ASLINDA" biliyorsun/biliyordun." )

( Dünyadaki Yaşamın Tehlikede Olduğunun 21 Kareyle Kanıtı )


- KÖTÜLEMEK ile/değil/yerine NE OLDUĞUNU BELİRTMEK

( [not] "TO RUN DOWN" vs./but TO STATE
TO STATE instead of "TO RUN DOWN" )


- KÖTÜYÜ, DOĞRUDAN GÖSTERMEK/ANLATMAK ile/ve/değil/yerine KÖTÜYÜ, DAHA KÖTÜSÜNÜ GÖSTEREREK GÖSTERMEK/ANLATMAK


- KÖY ROMANI ile KÖY KONULU ROMAN


- KÖY ROMANI ile/||/<> KÖY ROMANI

( 1 Konusu köy havası ve özellikleri içinde gelişen roman 2 Köy yaşayışını köylerin toplumsal sorunlarını konu edinen roman Konusu köy havası ve özellikleri içinde gelişen roman )

( ROMAN RUSTIQUE )


- KÖY ROMANININ:
DÖNEM ORTAYA ÇIKARMASI ile/ve/||/<> DÖNEM KAPATMASI


- KÖYLÜ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KÖY KÖKENLİ


- KOYNUNDA ile/ve/||/<> BAĞRINDA


- KRAL(IN SÖZÜ) ile/ve/||/<> OZAN(IN SÖZÜ) ile/ve/||/<> KÂHİN(İN SÖZÜ)


- KREATİF[İng. < CREATIVE] ile/değil/yerine/= YARATICI


- KÜÇÜLMEK ile/değil/yerine İNCELMEK


- KÜÇÜMSEMEK" ile/değil/yerine YETİNMEMEK


- KUDRET ile/ve EDEB


- KUDUMİYE ile/||/<> CAİZE ile/||/<> DÎVÂNÎ

( Sultan ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmesi dolayısıyla yazılan şiire verilen ad. İLE/||/<> Şairlerin, şiirlerinde övdüğü büyük kişilerden aldığı bahşiş. İLE/||/<> Yaygınlık kazanmış bir yazı türü. )


- KÜFE[Ar.] ile KEFE[Ar. < KEFFE]

( Genellikle söğüt ya da başka ağaç dallarından örülen, yük taşımaya yarayan, kaba ve dayanıklı sepet. | Bu sepetin alabildiği ölçüde olan. | Kıç. İLE Terazi gözlerinden her biri. )


- KÛFÎ(ÜMMÜ'L-HUTÛT) ile ÂKLÂM-I SİTTE([Ar.] Altı kalem, altı yazı.])

( * MUHAKKAK * REYHÂN(Î) * SÜLÜS * NESH/NESİH * TEVKÎ' * RİK'A/REKAA' )

( HÂFIZ OSMAN (Ö. 1642) )


- KÜFÜR ile/ve/= AŞIRI ABARTI

( SEBBETMEK ile/ve/= ... )


- KÜFÜR ile HÂCİRE[Ar. | çoğ. HEVÂCİR]

( ... İLE Terbiye sınırlarını aşan küfür. | Günün en sıcak zamanı. )


- KÜFÜR ile/ve/||/<> LİBAS

( Örtme/örten. İLE/VE/||/<> Giysi[< elbise], örten. )


- KÜFÜRBAZ[Ar. + Fars.(-bâz)] ile/değil/yerine/= SÖVGEN/SÖVÜCÜ/AĞZI BOZUK/KARA


- KÜG ile KÜG ile KÜG ile KÜG ile KÜG ile KÜG ile KÜG
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Şiirin aruzu, ölçüsü. İLE Türkü söylerken kullanılan bir ezgi. | Beste. İLE Bir kentin halkı arasında ortaya çıkarak belirli bir süre dilde kullanılan nükteli bir söz. İLE Koçun ya da bazı vahşi hayvanların kışa yakın dönemlerde azması. İLE Aynanın üzerinde oluşan pas cinsinden lekeler. İLE Yüzde oluşan çil. İLE Doğaya salınan. )


- KUĞU:
Güzelliğini sergilemekten, su içmeyi bile boşvererek/unutarak susuzluktan ölmüş. -ile


- KULA/KULAA" değil KULAĞA


- KÜLGÜ/KÜLTGÜ/KÜLÜNÇ ile KÜLÜT ile KÜLGÜ
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Gülüş, kahkaha. İLE Halk için gülünç olan şey. İLE Felç. )