Yazın/Edebiyat'taki FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 3.574 başlık/FaRk ile birlikte,
3.574 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(7/16)
- HOŞ OLMAYAN ile/ve/değil/||/<>/> YAKIŞMAYAN
- HOŞ SÖZ ile/ve/<> HOŞ EYLEM
( NICE WORD vs./and/<> NICE ACTION )
- HOŞ VE ETKİLİ KONUŞMAK:
"FEDÂKÂRLIK" değil GEREKLİLİK
- HOŞ[Fars.] ile/ve/||/<> ŞİRİN[Fars.]
( Beğenilen, keyif ve/ya da zevk veren. İLE/VE/||/<> Sevimli. )
- HOŞNUT/LUK ile/ve/<> RIZÂ/RÂZI
- HOŞUNA GİTMEYEN" ile/ve/değil/||/<>/< "İŞİNE GELMEYEN"
- HULÂSA ETME | ÖZETLEME ile/||/<> ÖZETLEME
( Okunan bir parçanın dinlenen bir konuşmanın ana düşüncelerini belirtmek üzere sözlü ya da yazılı özetini çıkarma Bir yapıtı bir yazıyı bütün ayrıntılarından sıyırarak kısa derli toplu anlatma )
( SUMMARIZING )
( RÉCAPITULATION )
- EZCÜMLE/HULÂSA[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖZET/LE [bkz. ZÜBDE] | KISACA )
- HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE ile HÜLLE[Ar. < HOL] ile HÜLLE[Ar. < HULLE]
( Haller, durumlar. İLE Cennette giyilecek giysi. İLE Sazdan yapılan, kulübe. İLE Tandır bacası. İLE Kâğıt lira. İLE Abartmalı konuşma. İLE Hülleyi gerçekleştirmek. | Bir işte geçici çözüm için hileye başvurmak. İLE Gölgelik. İLE Yurttaşlar Yasası'nın kabulünden önce, kocasından üç kez boşanan kadının, yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe, bir günlüğüne nikâh edilmesi. )
- HURDA/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AVADANLIK
- HUSNTALİL[Ar. < ḤUSN + TAʿLĪL] ile/değil/yerine/=/||/<> HÜSNÜTALİL
( Herhangi bir olayı asıl sebebinden daha başka bir sebebin genellikle de daha güzel bir sebebin sonucu olarak gösterme sanatı )
- HUŞUYLA ile/ve/||/<> AŞKININ SARHOŞUYLA
( )
- HUYSUZ" değil HUYSUZ
( Herhangi bir huyu bulunmayan. DEĞİL Bir ya da bazı huyları dengeli ve hoş olmayan, orantısız davranış ve sözlerin olan kişi. )
- HUZUR/BARIŞ/BİRLİK/DİRLİK SAĞLA(T)MAK:
SÖZLERLE ile/ve/<>/> YAPILANLARLA ile/ve/<>/> VAROLUŞLA
( Ne söylemeyeceğini bilerek. İLE/VE/<>/> Ne yapmayacağını bilerek. İLE/VE/<>/> (hiçbir şey söylemesen ve yapmasan bile) Varoluşun, yeterlidir![ve de bunu sürekli anımsayarak!] )
- I. TANZİMAT ile/ve/||/<>/> II. TANZİMAT ile/ve/||/<>/> SERVET-İ FÜNÛN ile/ve/||/<>/> FECR-İ ÂTÎ ile/ve/||/<>/> MİLLÎ EDEBİYAT
( )
- Allah'tan ise senin yetersiz diline/sözüne/onayına kalmayacağını anımsa da ona göre KONUŞ!!!
- ŞİİRDE ÖLÇÜ:
İAMBİK ile/ve/||/<>/> TROKHAİK
( Şiirde, birincisi kısa ve ikincisi uzun olmak üzere iki heceli yapılar tarafından belirlenen ölçü/vezin. İLE Birincisi uzun ve ikinci kısa olduğunda. )
- İBDA ETMEK | YARATMAK ile/||/<> YARATMAK
( Benzeri eşi örneği olmayan güzel bir yapıt ortaya koymak var etmek )
( CREATE )
( CRÉER )
- İBRET[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖĞÜTÖRNEK
- İÇ KAFİYE ile/||/<> İÇ UYAK
- SUSABİLMEK/SUSABİLEN:
İCÂBEN ile/ve/değil/||/<>/< EDEBEN
- İCÂT[Ar.] ile/||/<> İCÂB[Ar.]
- İCÂZET[Ar.]/DİPLOMA[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= İZİN | ESKİ BİR YAZI TÜRÜ
- İÇERİK ÖNEMLİ DEĞİL değil İÇERİĞİ, (BURADA/BUGÜN[ÇAĞIMIZDA]) ÖNEMLİ DEĞİL
- İÇERİK ve/||/<> BİÇİM ve/||/<> TEKNİK
- İÇERİK = CONTENT[İng.] = CONTENU[Fr.] = INHALT[Alm.] = CONTENUTO[İt.] = CONTENIDO[İsp.]
- İÇİNDE ile/ve/değil/||/<>/>/< İÇİNDEKİ İÇİNDE(FİH-İ MA FİH)
- İÇİNE ALMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BÜTÜNLEŞMEK
- İÇİNE GİRMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İNCELEMEK
- İÇİNİ DOLDURMAK ve/||/<>/> ARDINI GETİRMEK
- İÇSELLİK ile/||/<> İÇSELLİK
( Kişisel duyguların esin yolu ile katıksız coşkun ve etkili olarak anlatılışı )
( ENDOGENEITY | FRANKNESS )
( LYRISME | SINCÉRITÉ )
( INNERLICHKEIT )
( INTERIORITÀ )
( ΕΣΩΤΕΡΙΚΌΤΗΤΑ / εσωτερικότητα )
- İDDİA ETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BELİRTMEK
- İDDİA | MÜDDEA | THÉSE[Fars. < TİZ | FR. < THÈSE] ile/||/<> TEZ ile/||/<> SAV
( Üniversitelerde ve yüksek okullarda öğrencilerin ya da öğretim üyelerinin hazırlayıp kimi zaman bir sınav kurulu önünde savundukları bilimsel yapıt sav savunca bilimsel tez 1 Verilen belirli varsayımlar altında kanıtlanması önerilen genel vargı Anlamdaş kanıtsav önerme 2 Kanıtlanmış olan genel vargı Anlamdaş kanıtsav önerme 1 Bir önerme ile önesürülen 2 Bir önerme ile anlamdaş olan önermelerin kümesi 3 Bir önermenin doğrulayıcı yorumlarının kümesi 4 Bir önermenin içlemi önermenin dile getirdiği durum Bir görüş ya da vargıyı ileri süren yargı thesis koyum koyma eylemi 1 Koyum konulmuş olan thesei konulmuş olan yasalar kurallar vb Karşıtı physei doğmuş olan doğadan olan 2 Tanıtlanması gereken bilimsel öne sürüm 3 Kantta Usun içine düşdüğü çatışkılarda antinomi birinci öğe Karşıtı ikinci öğe karşı sav antithesis 4 Hegelde Eytişimsel süreçte savthesis karşı savantithesis bireşimsynthesis birinci evre Az tez tēz swift prompt )
( THESIS )
( THÈSE )
( TĒZ )
( TEZ[Az.] )
- İDİL ile/||/<> İDİL[Fr. < IDYLLE]
( Yunanca küçük tablo anlamına gelen ve konusunu daha çok seviden alan kırdeyişi Konusunu kır ya da çoban hayatından alan kısa aşk deyişi )
( IDYLLE )
- İDRAK (ETMEK/EDEMEMEK) ile/ve/||/<>/> İZAH (ETMEK/EDEMEMEK)
- İFADE ETMEK ile DİLE GETİRMEK
- İFADE ile/değil/yerine/= DIŞAVURUM
- İFADE ile/ve/||/<>/> EDEBİ İFADE
- İFŞÂ ETMEK ile AFİŞE ETMEK
( İÇERİK[sanatta]: Yapıtın ifşâ ettiği fakat afişe etmediği. Sezdirdiği fakat göstermediği. )
- İHMAL[Ar.] ile/değil/yerine/>< İMAR[Ar.]
- İHSAN ve/<> EDEB
- İHTİMAM ile/ve/||/<>/< İHTİYÂR
- İHTİRÂ'[Ar.] ile İBTİDÂ'[Ar.]
( Daha önce benzeri olmayan bir şey icat etme; türetme. | Uydurulan bir yalanı gerçek gibi gösterme. | Daha önce kimse tarafından söylenmemiş yeni şeyler söyleme. | Özgün söz, şiir vb. İLE Başlangıç. | Bir işe başlama. | Önceleri, en önce, ilk önce. )
- İHTİYÂR ve/||/<> EDEBİ KORUMA/MUHAFAZA, SÜRDÜRME
- [ne yazık ki]
2 x 2 = 4 "ETMESİN" ile/ve/||/<>/> 2 x 2 = 5 "ETSİN"
("DİLEĞİ/BEKLENTİSİ")
- İKİ YIL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ALTMIŞ YIL
( Konuşabilmek için gerekli zaman. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Susabilmek ve susabilmeyi anlayabilmek için geçen [ya da bu kadar uzun sürmeyebilecek] zaman. )
- İKİ/LEME ile TEKRAR/LAMA
- İKİNCİ BİR SÖZ ile/ve/||/<> BAŞKA BİR SÖZ ile/ve/||/<> AYKIRI BİR SÖZ
- İKİNCİ ile/ve/değil/||/<>/> İKİNCİL
- İKİNCİL KAYNAKLARLA:
ÇÖZÜMLEME değil/yerine BETİMLEME
( İkincil kaynaklarla, belki betimleyici(tasvirî) çalışmalar yapılabilir fakat çözümleyici(tahlilî) çalışmalar yapılamaz! )
- İKNA ile İTİRAZ
- İKRAR ile/ve/||/<> İTİRAF
- İKTİBAS | ÇIKARTI ile/||/<> ÇIKARTI
( Başka yerden çıkarılan ibare biyoloji )
( EXTRAIT | EXCRÉMENT )
- İKTİBÂS ve/< İNTIBAK[Ar. < TIBK: Tıpkı, aynı. | çoğ. İNTIBÂKAT]
( Alıntı, uygunluk gerektirir. )
( Teşbihte, hata olmamalı/olmaz! )
- İKTİBÂS ile İSTİMLÂK[< MİLK]
( Ödünç alma. | Bir sözcüğü, tümceyi ya da bunların anlamlarını, olduğu gibi alma/aktarma. İLE Bir yeri satın alma, mülk alma. | Kamulaştırma. Devletin, genelin yararına olarak bir şeyi sahibinden satın alması. )
- İKTİBÂS ve MEHAZ[< AHZ | çoğ. MEÂHİZ]
( Ödünç alma. | Bir sözcüğü, tümceyi ya da bunların anlamlarını, olduğu gibi alma/aktarma. VE Bir şeyin alındığı, çıkarıldığı yer; kaynak. [Bir yapıt yazılırken başvurulan.] )
- İKTİBÂS ile/ve/<> TAKLİT
- İLÂHİ ile/||/<> İLÂHİ
( Tekke yazınında din ve ahlak ile ilgili konularda özel ezgilerle söylenen koşuk Yapı bakımından özel bir biçimi yoktur koşma ve semai gibidir İlâhilere Mevleviler ayin Bektaşîler nefes Aleviler düşe Gülşenîler tapuğ Halvetîler durak başka tarikatlardan olanlar da cumhur derlerdi Tanrıyı övmek üzere ezgi ile söylenen koşuk Bu ilâhilere Mevleviler Ayin Bektaşiler Nefes Gülşenîler Tapuğ Halvetîler Durak başka tarikat ehli Cümhur derlerdi Kimi tarikatlarca ilâhiye verilen ad ilâhi )
( HYMNE )
- İLÂN ile/ve/||/<> TEBLİĞ
- İLE BİRLİKTE ile/ve/değil/||/<>/< İLE BİR
- İLERLE(T)ME ile/ve/||/<> GENİŞLE(T)ME
- ILGIT ILGIT
( Yavaş yavaş. [Esinti ve akış için] )
( ILGIT: Yavaş. | Belirli belirsiz. | Suyun aklığı belirli olmayan. | Yavaş ve hafif esen yel. | Kişiye üzüntü veren, dokunaklı türkü söylemek. )
- İLHAM ile DEHÂ
- İLHÂM[Ar.] ile/değil/yerine/= ESİN(LENME)/İÇE DOĞMA/BERGÜ
- İLHAM ile İLHAN
( Esin. | Allah tarafından peygamberlerin ve seçkin kulların gönlüne verilen ilahi düşünce. İLE imparator. | İran Moğollarında hükümdarın unvanı. )
- İLHÂM/AT ile VESVESE
- İLİM-İRFAN ve FİKİR-FELSEFE ve GÜZEL SANATLAR
- İLİNEK ile/ve/||/<> İKİNCİL
- İLİŞKİLENDİRME ile/ve/<> ESİNLENDİRME
- İLİŞKİLENDİRME ile/ve ORANLAMA
- İLİŞKİLEN(DİR)MEK ile/ve/||/<>/> DOKUMAK
- İLK DİL ile/ve EVRENSEL DİL
( Tüm dillerde ortak dilbilgisel ilkeler arayabiliriz ancak bu, zorunlu olarak bir ilk dile dönmemizi gerektirmez. )
- İLK SÖZ
- İLK SÖZLER ile SONRAKİ SÖZLER
- İLKAH ile/ve/||/<> İLHAM
- ILLEGIBLE vs. ELIGIBLE
- ILLUSTRE ile/ve CARDINALE ile/ve REGALE ile/ve CURIALE
( Işık saçan dil. İLE/VE Kılavuz ve kural işlevi gören dil. İLE/VE Ulusal bir hükümdarlığın sarayında yer almaya lâyık dil. İLE/VE Hükümetin, yargının, bilgeliğin dili. )
- İLMÎ ile/ve/değil ZEVKÎ
- İLMİHAL =/< İLM-İ HÂL
- İLTİFAT DEĞİL!:
[ya] KİNÂYE ile/değil/ya da GERÇEK
- İLTİFAT ile HAKARET
- İLTİZAM ile/||/<> İLTİZAM[Ar. < İLTİZÂM]
( Hazine malı bir gelir kaynağının belli bir ücret karşılığında kişilere satılması yöntemi İ nat Divan edebiyatı terimi Uyakların kayıtlı nevinden olması hali i nat iltizam )
- İMÂ ile/ve/||/<> KİNÂYE
- İMÂLE[Ar.] ile İMÂLE[Ar.]
( Meylettirme, bir tarafa eğme, yatırma. | Vezne uydurmak için, kısa heceyi gereğinden fazla uzun okuma. İLE [eskiden] İşçilere ödenen gündelik ücret. )
- ÎMÂLE[< MEYL] ile MEYL
( Bir tarafa eğme, yatırma, meyl ettirme. | Ölçüye/vezne uydurmak için kısa heceyi, gereğinden fazla uzun okuma. İLE/< Gönül akışı, sevme. | Hareketin başlangıcı.[Eğilim değil!] )
- İMÂLE ve ZİHÂF
( ... VE İbarede uzun okunması gereken bir sesli harfin vezin zorunluluğuyla kısa okunması. )
- İMGE ile/ve/<> İMGE
( Patlayana kadar zamanla dolu olan. )
( IMAGE vs./and IMAGE )
- İMGE ile/ve/değil/<> SİMGE
( Zihinde ve zihnin tanımlanamaz ayrıntılarındaki/derinliklerindeki karşılığı/varlığı. İLE/VE/<> Zihindeki ayrıntıların ve kombinasyonların işaret, çizim, resim ve fotoğraflandırılmış, kabalaştırılmış[kesifleştirilmiş] hali. )
( [eski dönemlerde][> İMGE] IMAGO: Ölen (önemli) kişinin/kralın, -ölmeden önce- balmumundan yapılmış sûreti. | Çifte varoluş, ölümle yaşam arasında varolan. [Ölüme de gönderme yapan!] İLE/VE/<> ... )
( [M.S. I. yüzyıldaki kayıtlardan] Uzaklara giden sevdiği kişinin gölgesinin hatlarını/konturunu çıkarma. İLE/VE/<> ... )
( [modern dönemde] Anlamı, kendine sabitleyen, öznesine göndermeyen. [TEMSİL | İng. REPRESENTATION] İLE/VE/<> ... )
( Buluşturan/buluşturur. İLE Ayrıştıran/ayrıştırır ve buluşturan/buluşturur. )
( Kavramayı sağlatan. İLE Birliği sağlatan. )
( Aklın bilgiye ve hikmete kavuşması, neredeyse tüm uygarlıklarda ortak olarak Güneş, Işık, Nur simgeleri ile belirtilmektedir. )
( İmgeleme ve arzunun son bulmasıyla birlikte varlık da sona erer ve şu ya da bu oluş saf varoluşla kaynaşıp birleşir, ki onu tarif olanaklı değildir, o ancak yaşanabilir. )
( İşitilen ve okunan sözler ancak zihnimizde imgeler yaratır fakat biz zihinsel bir imge değiliz. )
( Gerçek olmayanı yaratan imgelemedir, onu devam ettiren ise arzudur. )
( İmgenin ardında ve ötesinde olan idrak ve eylem gücüsünüz. )
( Simgeler, tek bir anlama indirgenemez. )
( Simgenin imgesi olmaz ama imgenin simgesi olur. )
( Zihnimizin aynasında imgeler görünür ve kaybolur. Ayna kalır. )
( RÂBITA: İmge ile simgenin buluşturulması. )
( Sürekli dolaşımda olan/kalan/bırakılan. [JACQUES DERIDA (ö. 1930)] )
( The innards created by imagination and perpetuated by desire.
Words, heard or read, will only create images in your mind, but you are not a mental image.
You are the power of perception and action behind and beyond the image.
In the mirror of your mind images appear and disappear. The mirror remains. )
( IMAGE vs./and/<> SYMBOL )
( XINGXIANG ile/ve/<> ... )
- İMGELEM ile/ve/= HAYAL GÜCÜ
- İMLÂ | YAZIM ile/||/<> YAZIM
( Sözcüklerin düzgün yazılmaları için saptanan kurallara göre belli harflerle yazılışı değeryazım Bir görüşmede yanıtlayıcının yaptığı sözlü açıklamaların ölçünlü ve yazılı bilgilere dönüştürülmesi Dokuma tezgahlarında karışan ipleri düzeltme Mudurnu Bolu Bir doğa yasasının uzbilimsel simge dili ile anlatımı Derleme yazılış sağyazı Bir dilin belli kurallarla yazıya geçirilmesi )
( RECORDING | FORMULA | ORTOGRAPHY )
( FORMÜLE | ORTOGRAPHE )
( FORMEL | RECHTSCHREIBUNG, ORTOGRAPHIE )
- İMLÂ ile İBÂRAT ile ÎRAB
- İMLÂ ile/ve/||/<> İHYÂ
- İMLÂ[Ar. MELV] ile/ve/||/<> İMLÂ[Ar. < MEL]
( Yazım (kuralları).[< Söyleyip yazdırmak.] | Bir yapıtı ya da bir ezgiyi notaya alıp yazma. İLE/VE/||/<> [boşluğu/çukuru] Doldurmak. )
- İMLÂ ile/ve/||/<>/> MÜMLÎ
- IMPLICATION vs. IMPLICIT
- İMTİNÂ (ETMEK) ile/ve/||/<>/>/< İHTİYÂR (ETMEK)
- İNANDIRMAK ile/ve/||/<> İKNÂ (ETMEK)
- İNANMA +/+/+ BİLME +/+/+ DÜŞÜNME +/+/+ GÜZELLİK
( Din. + Bilim. + Felsefe. + Estetik. )
- İNANMAK/İNANÇ" ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖNGÖRMEK/ÖNGÖRÜ/TAHMİN
- İNÂYET ile/ve/||/<> İHTİRÂ[çoğ. MUHTERİAT]
( Dikkat, çaba, özenme. | İyilik, ihsan, lütûf. İLE Benzeri görülmemiş bir şey yaratma, vucuda getirme/getirilme. )
- İNCE ve/||/<> İNCİ
- İNCELİK ile/ve/||/<> DOĞRULUK ile/ve/||/<> GÜZELLİK
( Belde değil dilde. İLE/VE/||/<> Sözde değil özde. İLE/VE/||/<> Yüzde değil yürekte. )
- İNCELİK/KALINLIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ARALIK
- İNCELME ile/ve/||/<>/> KESKİNLEŞME ile/ve/||/<>/> YETKİNLEŞME
- İNCELTME (SİMGESİ) ile/ve/||/<>/< İNCELİK
( İzlemek için burayı tıklayınız... )
- INÇKIR ile/||/<> İNÇKİR ile/||/<> INGRAN/İNGREN
( Ağlamak[hıçkıra hıçkıra]. İLE/||/<> Ağlamak[ince sesle]. İLE Ağlamak[dertli olarak, gizli gizli ağlamak, inlemek] )
- İNDİRGEMEK" ile/değil/yerine SINIFLANDIRMA/TASNİF
- İngilizce'de Sıklıkla Yanlış Söylenilen 100 Sözcük ve Deyimler -ve
( Bütün, ("Parçaların biraradalığı", "Bütünlük", "Entegrasyon/Integration/Integrity") anlamını taşıyan bir sözcüktür.
Tüm ise, (ingilizce "Whole/All") ile karşılık bulur. Parça parça olsa da, çeşitli oranlarda eksiklikler de olsa istisnasız ve ayırımsız, tamamıyla/tümüyle kapsamadır.
Bütün elmalar, bütün bireyler, bütün arabalar, bütün kitaplar, bütün örnekler, bütün ayrıntılar, bütün parçalar olmaz! Parçalarının ayrı ayrı kullanılma durumu olmayanlar için gereksiz/yersiz/fazladan bir sözcüktür "bütün".
Bir saksıdaki çiçeğin tüm yaprakları söz konusuysa, "bütün yapraklar" dendiğinde, --her sözcüğün, kendi anlamını taşıdığı bilgisiyle--, ucu sararmış/kırılmış, bir parçası kopmuş yapraklar devredışı bırakılmış olur, ki biz tamamını, hepsini demek istiyoruzdur.
Fransızca'da "sans" ve "cent" sözcükleri "san" diye okunur. Fransızca'yı iyi bilmeyen birinin/birilerinin zamanında "sans numero"yu numarasız ["sans" = -sız] değil de 100 olarak zannetmiş olmasından kaynaklanmıştır tuvaletlere yüz numara denmesi. II. Dünya Savaşı sonrası da Amerikan kültürü ve deyimleri bizi çok etkilediğinden dolayı bu iki sıfır da kalktı onun yerine -"çok değerli bir tanımmış gibi"- WC kullanıldı. )
( DOUBLEUR avec DOUBLURE
[ne pas] CENT NUMERO ! SANS NUMERO )
- İNGİLİZCE'Yİ:
İng.-TÜRKÇE SÖZLÜKTEN ÇALIŞMAK ile/ve/<>/||/değil/yerine TÜRKÇE-İng. SÖZLÜKTEN ÇALIŞMAK
- İNHİBİTOR | ENGELLEYİCİ | İNHİBİTÖR ile/||/<> İNHİBİTÖR ile/||/<> ENGELLEYİCİ
( Engelleyici 1 Gelişmeyi engelleyici 2 Enzimle katalize edilen reaksiyonların hızını azaltan ya da tamamen yok eden madde eğretileme kimya Tezgenin etkisini önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Tezgenin çalışmasını önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Bir faaliyeti ya da olayı kontrol eden ya da engelleyen herhangi bir madde İnhibitör Bir faliyeti ya da olayı kontrol eden ya da önleyen madde inhibitör )
( INHIBITOR )
( INHIBITEUR )
- İNHİBİTOR | ENGELLEYİCİ ile/||/<> ENGELLEYİCİ ile/||/<> MÉTAPHORE[Fr.] ile/||/<> EĞRETİLEME
( eğretileme kimya Tezgenin etkisini önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Tezgenin çalışmasını önleyerek tepkime hızını azaltan katışkı Bir faaliyeti ya da olayı kontrol eden ya da engelleyen herhangi bir madde İnhibitör Bir faliyeti ya da olayı kontrol eden ya da önleyen madde inhibitör Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması Bu yazın sanatı üç yolda tanımlanır 1 Bir sözcüğün benzetme ilgisiyle başka bir sözcük yerine kullanılması 2 Benzetme ayırtılı değişmece 3 Uzbenzetme pekişik benzetme teşbihi beliğ deki iki terimden birinin atılarak kısaltılmasıyla oluşan söz sanatı Eğretileme öğeleri şunlardır a eğreti eğretilenen es t müstear Eğretilemede asıl sözcüğün yerine kullanılan sözcük b eğretilik kendisinden eğretilenen es t müstearün minh Eğretilemede eğretinin temeli olan söz c eğretili kendisi için eğretilenen es t müstearün leh Eğretilemede bir benzetme ilgisi kurmak için başka bir sözcükle anlatılan nesne benzetmelik durumundaki ve anlamındaki sözcük ç ipucu es t karinei muayyine Tümcede bir eğretileme ayırtısı bulunduğunu belirtmeye yarayan sözcük Ör Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladı tümcesindeki kükreme sözcüğü d engelleyici ipucu ayrıncalık es t karinei mania Eğretilemede başka anlamlara kaymayı engelleyen sözcük Değişmeceli olarak kullanılan sözcüğün gerçek anlama kaymasına engel olur Eğretileme çeşitli yönlerden türlere ayrılır Ia açık eğretileme es t açık istiare istiarei musarraha Bir varlığı kendi adiyle değil herhangi bakımdan benzetildiği başka bir nesnenin adiyle anma Benzetmeliğin kendisine benzetilenin anlatımında kalıp benzetilenin düşmesidir Aslan asker uzbenzetmesi şöyle açık eğretileme olur Aslanlarımız sınırlarımızı bekliyor b kapalı eğretileme es t kapalı istiare istiarei mekniye Uzbenzetmede benzetilenin anlatımda kalıp benzetmeliğin düşmesiyle kısalışıdır Yukarıdaki uzbenzetme şu biçime girer Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladılar 2 Eğretilenen sözcüklerin sayısına göre türler teklik eğretileme es t istiarei müfrede Bir tek sözcükle oluşan eğretileme b bileşik eğretileme es t istiarei mürekkebe Birden çok sözcükle örülen eğretileme c yaygın eğretileme es t istiarei temsiliye bileşik eğretileme Ör Saman altından su yürütmek Ayağını yorganına göre uzat 3 Sözcük türlerine göre a temel eğretileme adcıl eğretileme es t istiarei asliye Eğretilenlerin ad soylu bir sözcük olduğu eğretileme b uydu eğretileme es t istiarei tebaiyye Eğretilenlerin eylem ya da eymemsi bir sözcük olduğu eğretilme 4 Açık eğretilemede engelleyici ipucunun bulunup bulunmadığına göre a salt eğretileme es t istiarei mutlaka istiarei musarrahai mutlaka Anlatımda engelleyici ipucunun bulunmadığı eğretileme Ör Yanımda bir aslan var b yalın eğretileme es t istiarei mücerrede istiarei musarrahai mücerrede Eğretilenen için engelleyici ipucunun bulunduğu eğretileme Ör Yanımda silâhlı bir aslan var c pekitli eğretilme es t istiarei müreşşaha istiarei musarrahai müreşşaha Eğretilenin pekiştirici sözcüklerle nitelendiği eğretileme Ör Yanımda pençesi güçlü bir aslan var 5 imgeletici eğretileme es t istiarei tahyiliye İçinde ipucu bulunan kapalı eğretilemelere verilen ad Ör Küşcağız dertli derli ötüyordu 6 Eğretilemeler anlaşılma derecesine göre de çeşitlenir a saçık eğretileme es t istiarei âmiye istiarei müptezele Herkesin kolayca yapabileceği eğretileme b seçkinsel eğreti lerne yavlak eğretileme es t istiarei hassiye istiarei garibe Ancak seçkinlerin anlayabileceği eğretileme 7 Eğretilemede şu terimler de vardır a uyarlı dengeli eğretileme es t istiarei vifakiye Eğretilikle eğretilenin bir kişide toplandığı eğretileme Ör Yoksulluk içinde kıvranmış bir kimse için Bütün varlığını yitirmişti yeniden can buldu sözü gibi Bu örnekte eğretilik can eğretilen ise zenginliktir b sakalı eğretileme es t istiarei temlihiye c alaylı eğretileme es t istiarei tehekkümiye Alay için yapılan eğretileme Ör Korkak bir kimse için Aslan geliyor demek gibi ç ilgeci gizli benzetme es t teşbihi muzmerüledat Her eğretileme kısalmış bir benzetmedir Bunun için eğretilemeye böyle de derler )
( INHIBITOR )
( INHIBITEUR )
( INHIBITOR, HEMMSTOFF | HEMMER )
( INHIBIRE:ENGEL OLMAK )
- İNKİŞAF ETTİRMEK | AÇMA ile/||/<> AÇMA ile/||/<> AÇMAK
( Sinema TV Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü artırma Kısmanın karşıtı ışık düzengecini açma TV Almacı çalıştırmak için düğmeye basmak ya da düğmeyi çevirmek Yerde kapalı güreşen güreşçiyi güç kullanarak oyun uygulanabilir duruma getirme kesme I Bir metni daha iyi anlaşılacak surette genişletmek AÇMA Paraphrase AÇMACI Paraphraste açındırmak matematik )
( FADE UP | SWITCH ON | DECOMPRESSION | POWER ON | DECOMPRESS | OPEN | TURN ON | UNZIP | FADE, SOUND FADE )
( OUVERTURE (DE LA VOIE SON) | ALLUMER | PARAPHRASER | DÉVELOPPER | FERMETURE, FONDU SONORE )
( EINBLENDUNG, TONEINBLENDUNG | EINSCHALTEN, ZUSCHALTEN | AUSBLENDUNG, TONAUSBLENDUNG, ABBLENDE, ABBLENDUNG, AUSBIENDE, TONBLENDE )
( ACCENSIONE )
( ΆΝΟΙΓΜΑ / άνοιγμα )
- İNKİŞAF | GELİŞME ile/||/<> GELİŞME
( Canlıların yaşamında yapı işleyiş ve örgüt açılarından söz konusu olan nitelik ve nicelikle ilgili değişmeler Bireyin beden yapısı fizyolojik güç ve ruhsal özellikler bakımından düzenli bir biçimde büyümesi değişmesi ve olgunluk kazanması büyüme olgunlaşma Yazılarda giriş bölümlerinden sonra konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği zenginleşip olgunlaştığı bölüm kalkınma Çok hücreli organizmaların bir hücreli zigottan itibaren geçirdiği değişiklikler Ontogeni Çok hücreli organizmaların bir hücreli zigottan itibaren geçirdiği değişiklikler ontogeni Canlının vücut yapısının ve şeklinin çeşitli görevleri yapabilecek biçimde değişikliğe uğraması farklılaşması )
( DEVELOPMENT )
( DÉVELOPPEMENT )
( ENTWICKLUNG )
- İNŞAAT ile İNŞAT
( Yapı işleri. | Yapmak, yapım. İLE Koşuk okuma. | Bir koşuğu, bir yazın yapıtını, topluluk önünde, yüksek sesle ve gerektiği biçimde okuma. )
- İNŞAD ile ŞİİR OKUMA
- İNSÂK[< NESAK] -ile
( SECİ'Lİ VE KARİYELİ SÖZ SÖYLEME )
- İNSAN/KİŞİ:
KENDİ OLAN ile/ve/||/<> ARASINDA (SIKIŞIP) KALAN ile/ve/||/<> ÂŞIK OLAN
- İNSAN/LIK ve/<>/= GÜZEL AHLÂK
- İNSAN/LIK ve/<>/= GÜZEL AHLÂK
( İNSAN: Doya doya, insanlığını yaşayan. )
- İNSİCAM | TUTARLIK ile/||/<> TUTARLIK ile/||/<> BAĞDAŞIM
( Düşünce duygu ve imgelerin birbirirlerini güzelce kavrayışından sözcüklerin de bunları canlandıracak biçimde örülüsünden doğan nitelik bağdaşım Bir doğabilimsel niceliğin değişik belirlemeleri arasındaki uyumun nitel değerlendirmesi TV 1 Renkli ve siyahbeyaz televizyon imlerinin birbirine dönüştürülebilme niteliği 2 Renkli ya da siyahbeyaz televizyon almacının kendine ilişkin olmayan televizyon imini siyahbeyaz olarak verebilme niteliği yani siyahbeyaz almacın renkli yayını siyahbeyaz olarak renkli almacın da siyahbeyaz yayını siyahbeyaz olarak aktarabilmesi Anlatışın konuya uygun düşmesi tutarlık )
( CONSISTENCY | INCONSEQUENT )
( CONSISTANCE | INCOHÉRENT )
( VERTÄGLICHKEIT | INKONSEQUENT )
( COERENZA )
( ΣΥΝΈΠΕΙΑ / συνέπεια )
- İNSİCÂM ile MERBÛTİYET
( Yağmurun sürekli yağması. | Gitme, gidiş. | Düzgün söz. İLE Bağlılık, eklilik, ilinti. )
- İNSİCAMSIZ | TUTARSIZ ile/||/<> TUTARSIZ
( Sözcük tümce ya da düşüncenin mantıksal bir bağla birbirine bağlanmayışı 1 Düşünmede mantık eksikliği 2Davranışlarında kendi kendisiyle uyum kurmayan insan 3 İki önerme arasındaki bağlantıda ikinci birincinin sonucu gibi gösterilir oysa gerçekte birinciden böyle bir sonuç çıkarılamaz )
( INCONSEQUENT | INCONSISTENT )
( INCOHÉRENT | INCONSÉQUENT )
( INKONSEQUENT )
- INSTALLATION/FILTER[İng.] ile/değil/yerine/= INSTALLATION/INTAÜATEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖŞEME
( Sinema/TV. Bir görünçlüğün döşenmesine yarayan eşya ve gereçler. @@ Halk öykülerinde, yerine göre:. 1. Giriş bölümü. 2. Türkünün olayını anlatan düzyazı biçimindeki giriş. 3. Öykülerde bir olaydan ötekine geçerken söylenen tekerleme. (1. ve 2. bölümdekiler garip, gülünçlü ve olağanüstü serüvenlerdir; çoğun içuyaklı 'seçili' olurlar.) @@ (Mimarlık, İçmimari) 1. Bir yapıda ağaç, taş ya da beton zemin. 2. Koltuk, kanape, divan gibi üzerine oturulacak döşeme eşyasının ağaç bölümleri dışındaki kumaş, yay, pamuk vb. üst kısımları. @@ Perde, koltuk, kanape, sandalye, masa, etajer gibi döşemelik eşya. @@ Âşık gösterisinde saz faslı bittikten sonra, âşıkların başladığı düzyazı tekerleme. Burada âşık bilgiler de verir. )
- İNTAÇ ile İNTİHA
( Bir işi sonuçlandırma, sona erdirme, bitirme. İLE Son, sona erme, sonu gelme. )
- İNTAK[Ar. < İNṬĀḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> İNTAK
( teşhis ve intak Konuşturma söyletme Kişileştirilen varlıklara hayalî yaratıklara söz söyletme sanatı dillendirme )
- İNTIBÂ[Ar. < TAB] ile İNTİBÂH[Ar.] ile İNTIBÂH[Ar.]
( Basılma, matbû olma. | Zihinde iz bırakma. | İzlenim. İLE Uyanma, uyanış. İLE Pişme. )
- İNTİBAK | AHENK | ÂHENG | KONKORDANS | TETABUK | ÂHENK | RİAYET | UYUM ile/||/<> UYUM
( Bir oyunun oyun ve sahne düzenindeki denge Ahenk Belli bir kültür çevresine ilişkin bir halkbilim öğesinin başka bir kültür çevresinin öğeleri ya da düzeni içinde az çok değişikliğe uğrayarak varlığını sürdürmesi benimseyim abama ödünçleme 1 Bireyin çevresel koşullara ya da değerlere ruhsal bakımdan kendini uydurması süreci 2 Organizmanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli değişmelerle kendini çevre koşullarına göre ayarlaması Şiir ya da düzyazıdaki sözcük ya da sözcük öbeklerinin ses ve yapı benzeşmesinden oluşan ve kişide güzel bir etki uyandıran düzen Bir yapıtta parçaların birbirleriyle ve yapıtın tümüyle uygunluğu a renk uyumu Belirli bir uzaklıktaki bir nesneye bakmak için gözde genellikle kendiliğinden olan değişme Bireyin çevresel koşul ve etkenleri benimseme ya da çevreyle bütünleşme durumu madencilik 1 Alttaki katmanlara göre uyma durumunda olma 2 uyarlama karşılık akomodasyon ad yönelme gösteren ön ek commodus uygun Gözün değişik uzaklarlardaki eşyayı net görmek üzere kendini ayarlaması bu olay yüksek omurgalılarda olduğu gibi merceğin biçim değiştirmesiyle ya da sade omurgalılarda ve kafadanayaklılarda olduğu gibi retina ile mercek arasındaki uzaklığın değişmesiyle sağlanır harmonia bağlam birlik uygunluk birlikte ses veren düzen Çokluğun ve karşıtlığın düzenli bir birlik oluşturması Pythagoras ve Herakleitostan beri fizikötesinin bir temel kavramı Plotinos Cusanus Kepler Giordano Bruno aynı zamanda ahlak felsefesinin Aristoteles Shaftesbury ve özellikle sanat felsefesinin estetiğin de temel bir kavramıdır Ör biçim ve içeriğin uyumu İster kelimede ister cümlede olsun seslerin kulağa hoş gelecek şekilde bağdaşmış bulunması hali BENZEKLİ UYUM Ahengi taklidi H imitative BETİMLEYİM U A Tasvirî H figurative İç UYUM A derunî H interne fizik fizik Yönteme düzene uyma boyun eğme Bir sözcükte ünlülerin ya da ünsüzlerin kural halinde birbirlerini etkileyerek benzeşmeleri Ünlü uyumu ünsüz uyumu vb Tiyatro sanatının her dalında aranan uygunluk ve denge 1 Kademe kademe farklılaşan çevre şartlarına uyabilmek için canlıların gösterdikleri kapasite organizmanın çevresine uyumu ile oluşan bir evrim olayı Adaptasyon 2 Çeşitli uzaklıklardaki cisimleri net olarak görebilmek için göz merceğinin gösterdiği değişiklik Akomodasyon 3 Reseptörlerin farklı uyartılara karşı gösterdikleri uyum Herhangi bir canlının değişen çevre koşullarına kendini uyarlaması adaptasyon alışma uyma Yalın ya da eklerle genişletilmiş Türkçe kelimelerde kelimeyi oluşturan ünlü ya da ünsüz türünden seslerin biribirlerini çeşitli bakımlardan kurallı biçimde etkileyerek benzeşmeleri Uyumun ünlü uyumu ünsüz uyumu ve ünlü ünsüz uyumu olmak üzere üç türü vardır Bunlara Azerbaycan Türkçesi harmoniya ahäng uyuşma Türkmen Türkçesi saazlaşık Gagauz Türkçesi uyum garmoniya singarmonizma Özbek Türkçesi uyğunlik garmoniya Uygur Türkçesi maslişiş ahaňdaşliq Tatar Türkçesi oxşaşlanu oxşaşlıq ahäň ahänlelek garmoniyä yaraşu Başkurt Türkçesi garmoniya oqşaşıw gelişiw Krç Malk uşaw singarmonizm Nogay Türkçesi uyımlasuw Kazak Türkçesi ündesuw Kırgız Türkçesi garmoniya okşoşuu assimiliyatsiya Alt garmoniya tüňeylejeri Hakas Türkçesi tööylezîg Tuva Türkçesi ayannajılga tömeylejiri garmoniya Rusça garmoniya upodobleniye singarmonizm Uyum uyum )
( HARMONY | ADAPTATION | ADJUSTMENT | ACCOMMODATION | CONCORDANCE | ACCOMODATION | OBSERVANCE | CONCORDANCE, CONFORMITY | ADAPTATION, ACCOMODATION )
( HARMONIE | ADAPTATION | ACCOMMODATION | CONCORDANCE | ACCOMODATION | OBSERVATION | ADAPTATION, ACCOMODATION )
( HARMONIE | ANPASSUNG | FARBKLANG | AKKOMMODATION | KONKORDANZ, PLANPARALLELSTRUKTUR | ADAPTATION, AKKOMODATION, ANPASSUNG | HARMONIE, WOHEKLANG )
( AD: YÖNELME GÖSTEREN ÖN EK; APTARE: UYMAK; COMMODUS: UYUM )
- İNTİHA | SONUÇ ile/||/<> SONUÇ
( Yazının ya da sözün bitim bölümü Bir diğer savın kanıtlanımından açıkça elde edilebilen sav çıkarım sonucu mantıksal sonuç dizimsel sonuç Bir bağımlılık ya da birlikte değişme ilişkisinde bağımsız değişken tarafından belirlenen ya da bağımlı konumda olan etken neden Mantıkta Tasımın üçüncü önermesi verilen öncüllerden çıkarılan önerme Öncüller doğru ise sonuç da kesin olarak doğrudur sonuç yanlışsa öncüller doğru olamazlar matematik 1 Tüm giderler çıkarıldıktan sonra elde olunan para 2 Belgitin indirimden sonraki değeri )
( COROLLARY | EFFECT | CONCLUSION | OUTPUT | RESULT )
( COROLLAIRE | CONCLUSION | RÉSULTAT | PRODUCTION )
( KOROLLAR, KOROLLARIUM, FOLGERUNG, FOLGESATZ | SCHLUSS, SCHLUSSSATZ, KONKLUSION )
( COROLLARIUM | CONCLUSIO )
- İNTİHAL, SİRKA | İNTİHAL ETMEK | AŞIRMA ile/||/<> AŞIRMA ile/||/<> AŞIRMAK
( Kündede ya da kavak dikme oyunlarında dengeleme durumuna getirilen güreşçinin pes etmediğini görünce çevirip sırtının üstüne yere atma Başkalarının yazılarından bölümler koşuklarından dizeler alıp kendininmiş gibi gösterme ya da başkalarının konularını kavramalarını benimseyip değişik biçimlerde anlatma I aşma aşurma 1 Bakır su kabı su kovası bakraç Akdağ Gelendost Mamutlar Eğridir Gençali Senirkent Isparta aşma Gençali Uluğbey Senirkent Isparta 2 Bakır tencere Deliilyas Şarkışla Sivas aşurma Çakırova Gezve Sinop II aşırtmaç aşurtmaç Kolanı kuvvetlendirmek için semer ile kolan arasına bağlanan ip ya da kayış Sazak Tefenni Burdur Beyceli Fatsa Ordu aşırtmeç Senirkent Isparta Sazak Tefenni Burdur aşurtmaç Kamanlar Güdül Ankara Başkasının eserinden parçalar alıp kendinin imiş gibi göstermek AŞIRMA intihal Plagiat AŞIRMACI Plagiaire Not Bu kelime aylesi malımsamak fiilinden de türetilebilir Okuyucularımızdan teklif bekleriz )
( PLAGIAT | PLAGIER )
- İNTİHÂL ile/ve/||/<>/> İNTİHÂR
( Alıntı. İLE/VE/||/<>/> Kendini öldürmek. )
- İNTİHÂL ile TEVÂRÜD
( Çalma. Edebiyatta birinin yazı ya da şiirini kendinin gibi göstermesi. İLE İki şairin birbirinden habersiz olarak aynı mısra ya da beyti söylemeleri. )
( Kasıt vardır. İLE Kasıt yoktur. )
- İNTİHAL/PLAJİRİZM ile/değil/yerine/= ALINTI
- İNTİZAM | NİZAM, TERTİP | NİZAM | TERTİP | DÜZEN ile/||/<> DÜZEN
( Öğelerin belirlenmiş kurallara göre yerleşim durumu Sıra kavramının tersine her düzen doğrusal olmak zorunda değildir Yazılacak söylenecek düşünlerin aralarındaki ilişkilerin gerektirdiği biçimde sıraya konulması bu sıralama sonunda sağlanan durum Resim Heykel Mimarlık 1 Sanat yapıtında öğelerin dengeli kompozisyonu 2 Yunan mimarlığında Dor İyon ve Korent tapınak üslûpları için kullanılan sözcük Bir özdeği ya da dizgeyi oluşturan atomlar moleküller gibi altkümelerin belli koşullar altında doğa yasalarına uygun olarak birbirlerine göre dizilişlerine verilen genel ad Soru ya da sınarlardan oluşan bir gözlem aracında belli kural ya da nicelemelere göre elde edilen dizim yapıcılık 1 Bir yapının bölümlerinin uyumlu düzgün bir bütün oluşturacak biçimde bağdaştırılması 2 Çıkıntılı kısımların özellikle sütunlarla saçaklığın değişik yapı biçemlerini belirleyen yerleştirme biçimi 1 Bir çok öğenin içinde her birinin belli bir yeri bulunan bir birlik kurmak üzere az ya da çok sağlam bir biçimde bir araya konuluşu 2 Bir çokluğun bir ereğe bir amaca göre sıraya konuluşu 3 Toplumsal alanda Yurttaşların uyması gereken kurallar toplamı yurttaşların bu kurallara uyması durumu 4 Siyasada Toplumsal yaşama ilişkilerinin bir halkın özniteliğine uygun olarak hukuk temelleri üzerine kurulması Peşkir dokuma tezgâhı Gerze Sinop yerleşim )
( ORDER | DISPOSITION )
( RANGEMENT | ORDRE )
( ORDNUNG )
- İNTRİNSEK | İÇSEL ile/||/<> İÇSEL
( 1 Eski Yunan edebiyatında lir denen bir sazın eşliğinde söylenen 2 Çok etkili coşkun gönle dokunan ve genellikle kişisel duygulan dile getiren yazın Yapısal olarak içinde var olan dışardan gelmeyen özellik Değeri model içinde belirlenen modelin çözüm değerini veren şey )
( INTRINSIC | ENDEGENOUS | INHERENT )
( LYRIQUE | INTRINSÈQUE )
( EIGENTLICH )
- Ona bakarsan diyerek sözü düşürmeden KONUŞ!!!
- İPE-SAPA (GELMEZ İŞ/SÖZ/HAREKET/DAVRANIŞ)
( BÎ-SER Ü BÛN )
- İPTİDA, MUKADDİME | BAŞLANGIÇ ile/||/<> BAŞLANGIÇ
( Bir yapıtın ya da yazının ilk tümcesi Buna baş da denir Türleri 1 bayağı başlangıç es t mukaddimei adiye Söze süslemekten kaçınarak açık ve kısaca girme 2 aldatıcı başlangıç es t mukaddimei hadia Dinleyici ya da okuyucuyu kızdırabilecek bir konuya uygun yumuşak sözlerle girme 3 görkemli başlangıç es t mukaddimei muhteşeme Dinleyici ya da okuyucuların ilgisini uyandıracak parlak sözlerle konuya girme Kısa önsöz ya da giriş matematik meridiyeni coğrafya Türk gölge oyununda başlangıç bölümü Hacivatın semai okuyarak geldiği ve perde gazeline girdiği kesim Hacivat bu bölümde düzyazı uyaklı yakarışa geçer sonra iki dize şiir okur Karagöz gerginin seyirciye göre sağ üst köşesinden iner ve tekerlemeye girer Meddahın öyküsünün başlangıç bölümü Burada meddah ya bir divan okur ya da bir tekerleme söyler köken başlangıç )
( INITIAL )
( AVANT-PROPOS | COMMENCEMENT | ORIGINE (MÉRIDIEN D'-) )
- İPUCU ile/ve/değil/||/<>/< ÇAĞRIŞIM
- İPUCU ile/||/<> MÉTAPHORE[Fr.] ile/||/<> EĞRETİLEME
( eğretileme I ç fiş ucu Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması Bu yazın sanatı üç yolda tanımlanır 1 Bir sözcüğün benzetme ilgisiyle başka bir sözcük yerine kullanılması 2 Benzetme ayırtılı değişmece 3 Uzbenzetme pekişik benzetme teşbihi beliğ deki iki terimden birinin atılarak kısaltılmasıyla oluşan söz sanatı Eğretileme öğeleri şunlardır a eğreti eğretilenen es t müstear Eğretilemede asıl sözcüğün yerine kullanılan sözcük b eğretilik kendisinden eğretilenen es t müstearün minh Eğretilemede eğretinin temeli olan söz c eğretili kendisi için eğretilenen es t müstearün leh Eğretilemede bir benzetme ilgisi kurmak için başka bir sözcükle anlatılan nesne benzetmelik durumundaki ve anlamındaki sözcük ç ipucu es t karinei muayyine Tümcede bir eğretileme ayırtısı bulunduğunu belirtmeye yarayan sözcük Ör Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladı tümcesindeki kükreme sözcüğü d engelleyici ipucu ayrıncalık es t karinei mania Eğretilemede başka anlamlara kaymayı engelleyen sözcük Değişmeceli olarak kullanılan sözcüğün gerçek anlama kaymasına engel olur Eğretileme çeşitli yönlerden türlere ayrılır Ia açık eğretileme es t açık istiare istiarei musarraha Bir varlığı kendi adiyle değil herhangi bakımdan benzetildiği başka bir nesnenin adiyle anma Benzetmeliğin kendisine benzetilenin anlatımında kalıp benzetilenin düşmesidir Aslan asker uzbenzetmesi şöyle açık eğretileme olur Aslanlarımız sınırlarımızı bekliyor b kapalı eğretileme es t kapalı istiare istiarei mekniye Uzbenzetmede benzetilenin anlatımda kalıp benzetmeliğin düşmesiyle kısalışıdır Yukarıdaki uzbenzetme şu biçime girer Askerlerimiz kükreyerek siperlerinden fırladılar 2 Eğretilenen sözcüklerin sayısına göre türler teklik eğretileme es t istiarei müfrede Bir tek sözcükle oluşan eğretileme b bileşik eğretileme es t istiarei mürekkebe Birden çok sözcükle örülen eğretileme c yaygın eğretileme es t istiarei temsiliye bileşik eğretileme Ör Saman altından su yürütmek Ayağını yorganına göre uzat 3 Sözcük türlerine göre a temel eğretileme adcıl eğretileme es t istiarei asliye Eğretilenlerin ad soylu bir sözcük olduğu eğretileme b uydu eğretileme es t istiarei tebaiyye Eğretilenlerin eylem ya da eymemsi bir sözcük olduğu eğretilme 4 Açık eğretilemede engelleyici ipucunun bulunup bulunmadığına göre a salt eğretileme es t istiarei mutlaka istiarei musarrahai mutlaka Anlatımda engelleyici ipucunun bulunmadığı eğretileme Ör Yanımda bir aslan var b yalın eğretileme es t istiarei mücerrede istiarei musarrahai mücerrede Eğretilenen için engelleyici ipucunun bulunduğu eğretileme Ör Yanımda silâhlı bir aslan var c pekitli eğretilme es t istiarei müreşşaha istiarei musarrahai müreşşaha Eğretilenin pekiştirici sözcüklerle nitelendiği eğretileme Ör Yanımda pençesi güçlü bir aslan var 5 imgeletici eğretileme es t istiarei tahyiliye İçinde ipucu bulunan kapalı eğretilemelere verilen ad Ör Küşcağız dertli derli ötüyordu 6 Eğretilemeler anlaşılma derecesine göre de çeşitlenir a saçık eğretileme es t istiarei âmiye istiarei müptezele Herkesin kolayca yapabileceği eğretileme b seçkinsel eğreti lerne yavlak eğretileme es t istiarei hassiye istiarei garibe Ancak seçkinlerin anlayabileceği eğretileme 7 Eğretilemede şu terimler de vardır a uyarlı dengeli eğretileme es t istiarei vifakiye Eğretilikle eğretilenin bir kişide toplandığı eğretileme Ör Yoksulluk içinde kıvranmış bir kimse için Bütün varlığını yitirmişti yeniden can buldu sözü gibi Bu örnekte eğretilik can eğretilen ise zenginliktir b sakalı eğretileme es t istiarei temlihiye c alaylı eğretileme es t istiarei tehekkümiye Alay için yapılan eğretileme Ör Korkak bir kimse için Aslan geliyor demek gibi ç ilgeci gizli benzetme es t teşbihi muzmerüledat Her eğretileme kısalmış bir benzetmedir Bunun için eğretilemeye böyle de derler )
( HINT )
- İRÂDE ile/ve/||/<>/> İFÂDE
- İRAD-I MESEL, İRSAL-İ MESEL | SAVLAMA ile/||/<> SAVLAMA
( Bir düşünceyi atasözleri özdeyiş vb ile güçlendirme Afveyleyelim ki belki bilmez Bir sürçen atın başı kesilmez Şeyh Galip Mahkemede savcının fikir ve dileğini ileri sürmek için söylediği söz Tüze sözenliği )
( RÉQUISITOIRE )
- İRDELEMEK ile/ve/> İŞLEMEK
- IRMAK ROMAN ile/||/<> DELİ IRMAK
( Çoğunlukla denize dökülen özellikle genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu nehir )
- IRMAK ROMAN ile/||/<> NEHİR ROMAN
- İRONİK[Fr. < IRONIQUE] ile/değil/yerine/= İRONİYE DAYALI
- İRTİCAL | DOĞAÇLAMA ile/||/<> DOĞAÇLAMA
( Hazırlanmadan hemen o anda meydana getirme DOĞAÇTAN İrticalen Improvisé Doğaç Saniha 1 Betiğe dayanmadan içe doğduğu gibi oynama ve konuşma 2 Oyun sırasında ortaya çıkan ters bir durumu kapatmak için betikte olmayan hareketler yapma ya da sözler söyleme 3 Güldürmek amacıyla daha önceden saptanmamış hareketlere ve sözlere gitme bu sonuncusu tiyatro sanatı açısından olumsuz sayılır )
( IMPROVISATION )
( IMPROVISATION )
( STEGREIF )
- İRTİCALEN[Ar.] ile/değil/yerine/= DOĞAÇLAMA
- İRTİHÂL ile/değil İNTİHÂL
( Ölüm. İLE/DEĞİL Alıntı. )
- IR/YIR ile YIR
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Aşk şiirleri/şarkıları. [gazel, gınâ] İLE Türkü, şarkı. )
- İS MÜREKKEBİ ile/ve ZER/ALTIN MÜREKKEBİ
- İS ile İZ
- İŞARET ile ÎMÂ
- İSBA[Ar.] ile İŞBÂ[Ar.]
( Arapların uzunluk ölçüsü.[kadem'in 1/12'si]. | Uzatma. İLE Karnını doyurma. | Doyum, doyma. )
- İSBA[Ar.] ile İSBÂH[Ar. < SEBH] ile İŞBÂ'[Ar. < ŞİB]
( Arapların uzunluk ölçüsü.[kadem'in 1/12'si] İLE Suda yüzdürme/yüzdürülme. İLE Karnını doyurma, doyrulma. | Doyma. | Çoğalma, çoğaltılma. | Arap nazımında, vezin ve kâfiye zorunluluğundan dolayı sözcüğe bir harf katma. )
- IŞIK ile/değil/yerine/||/<>/< GELECEK (VAR/VAAD EDİYOR)
- AD/İSİM ile/ve/||/<> ÖNAD/SIFAT ile/ve/||/<> EDİM/FİİL
( İşaret. İLE/VE/||/<> Nitelik. İLE/VE/||/<> Gerçekleşme. )
- ... İŞLERİ ile/ve/||/<> ... İLİŞKİLERİ
- İSNAD ile/değil/yerine/||/>< ELEŞTİRİ
- Sonuçta diyerek son sözü kendine ait kılmadan KONUŞ!!!
- İŞRAK[Ar. < ŞARK] ile İŞTİRAK[Ar. < ŞARK]
( Aydınlanma, güneşin doğuşu. | Ortak koşma. İLE Ortaklık. | Katılım/katılmak. )
- İSTANBUL ve/<> DİVAN EDEBİYATI
- İSTASYON | DURAK ile/||/<> DURAK
( Bir bilişim ağında aralarında veri iletişimi yapılabilen uçlarla donatılmış konumlardan her biri 1 Dizelerde sesin ölçü birimlerine göre aralanabildiği yer 2 h y Hece ölçüsünün bölümleri 4 4 3 11 ya da 6 5 11 4 4 8 ya da 5 3 8 gibi Her durakta sözcük bitmiş olur böyle olmazsa o dizede durak yoktur 3 Tekerlemelerde okunan koşalara ve ilâhilere verilen ad Avlanma sırasında kafesteki kekliğin altına saklandığı taş yığını Yakaköy Gelendost Isparta Kulakta ahenkli bir izlenim sağlamak için bir dizenin orta yerine doğru belli bir yerde bulunan ses aralığı ki çoğu arka arkaya gelen iki anlam öbeğini de ayırmağa yarar Dizenin ortasındaki durağa ORTA DURAK Coupe médiane sonundakine SONDALIK DURAK Coupe finale denir Bu son durak arkadan gelen dizeye göre ele alınacak olursa ÖN DURAK Coupe initiale adını alır Tekke edebiyatı terimi ilâhi Konuşmada anlamın gerektirdiği şekilde sözcükler arasındaki ses kesintisi Peki sonra ne oldu Ne dersiniz gidelim mi E ne yapalım Kader elden ne gelir vb Bir konuşma ya da tümce içinde susuşu getiren nokta Durgu 1 Konuşma sırasında bir düşünceden bir düşünceye bir konudan başka bir konuya geçerken yapılan dereceli duraklama Duraklama yazıda satır başı konuşmada ton derecelenmesi ile belli edilir 2 Kelimeler arasındaki anlamın gerekli kıldığı ses kesintisi A ne söyleyecektim unuttum işte Bu gidişle sen daha çok yıllar beklersin Ee bu iş tamamlandı ya artık gönlünün dilediği yere gidebilirsin Dur yolcu Bilmeden gelip bastığın bu toprak Bir Devrin battığı yerdir Eğil de kulak ver bu sessiz yığın Bir vatan kalbimin attığı yerdir N H Onan Dur Yolcu Ant s 922 Nedendir de kömür gözlüm nedendir Şu geceler benim uyumadığım Yaman derler ayrılığın derdini Ayrılık derdine doyamadığım Karacaoğlan vb ahenk durağı )
( STATION | PAUSE )
( STATION | COUPE | PAUSE )
( PAUSE, RUHEPUNKT | PAUSE )
- İSTEDİĞİNİ/AĞZINA GELENİ" "SÖYLEMEK" ile/değil/yerine/>/>< İSTEMEDİĞİN SÖZLERİ DUYMAK (ZORUNDA KALMAK/KALIR)
- ... İSTENCİ/İRÂDESİ ile/değil ... İSTEĞİ
( ... irâdesi[yapma/yapabilme gücü]. İLE/DEĞİL ... yönelimi. )
- İSTİARE değil/yerine EĞRETİLEME
- İSTİÂRE ile/ve/değil MECÂZ[< CEVAZ | çoğ. MECÂZÂT]
( Bir sözcüğü kendi anlamı dışında kullanarak, bir şeyi benzediği başka şeylerin adıyla anma sanatı. İLE/VE Sözcükleri gerçek anlamları dışında kullanma sanatı. )
- İSTİAREİ TEMSİLİYE | ORUNLAMA ile/||/<> ORUNLAMA
( 1 Bir konunun yerine onunla benzerlikleri olan başka bir konuyu geliştirerek öbürünü anlatma 2 Birtakım soyut ya da somut kavramları kişileştirerek seyirciye iletme Söz sanatı terimi Bir konunun yerine onunla benzerlikleri olan başka bir konuyu geliştirerek ötekini anlatma ki uzun bir iğretilemeden ibarettir ORUNLAMALI Allégorique Bir kelimenin başka bir kelime anlamını alarak onun yerine geçmesi Gece kelimesinin tün anlamına geçerek onun yerine kullanılması gibi )
( ALLEGORY )
( ALLÉGORIE | SUBSTITUTION )
( ALLEGORIE )
- İSTİHÂRE[Ar. < HAYR] ile İSTİ'ÂRE[Ar. çoğ. İSTİÂRÂT] ile İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ | çoğ. İSTİŞÂRÂT]
( Allah'a sual etmek. Bir durumun/işin hayırlı olup olmayacağını öngörmek üzere abdest alıp dua edip uykuya yatma. [Uyku durumu/hali koşulu/şartı yoktur.] | Hayırlı olmayı arzu etme.[Fr. ONIROMANCIE] İLE Ödünç alma, birinden eğreti bir şey alma. | Bir sözcüğün anlamını geçici/eğreti olarak başka bir sözcük üzerine kullanma. İLE Düşünce sorma, danışma. Sohbet ederek sual etmek. )
- İSTİHKAK[Ar. < HAKK]["ka" uzun okunur] ile İSTİKÂK[Ar.] ile İŞTİKAK[Ar. < ŞAKK]
( Hakkı olma, hak kazanma. | Hak kazanılan şey. İLE Bitkilerin çokluktan dolayı birbirine dolaşık/sarmaşık olması. İLE Yarılmış bir şeyin bir bölümünü alma. | Aynı kökten çıkma, türeme. | Aynı kökten türemiş sözcükleri aynı mısra ya da beyitin içinde kullanma sanatı. [teslîm, selâmet, selâm] )
- İSTİHLÂL[Ar. < HELÂL] ile İSTİHLÂL[Ar. < HİLÂL] ile BERÂ'AT-İ İSTİHLÂL
( Helâl sayma. | Helâlleşme. | Helâl edilmesini isteme. İLE Yeni Ay'ın görünmesi, hilâli görme. | Çocuğun doğar doğmaz ağlamaya başlaması. İLE Bir sözün, yazının ya da yapıtın giriş bölümünde, konuya doğrudan girmeden önce, yapıt sahibinin ustalığını gösteren, dikkat çekici, zarif, sanatlı bir başlangıç yapması. | Edebî metinlerde, özellikle kaside, mersiye, gazel gibi divan edebiyatı ürünlerinde, konuya geçmeden önce yapılan sanatlı ve etkileyici giriş bölümler. [Amaç, dinleyicinin ya da okuyucunun ilgisini çekmek, şairin ustalığını sergilemek ve yapıta güçlü bir giriş yapmak.] )
- İSTİHZA, TEHEKKÜM | SARAKA ile/||/<> SARAKA[Yun.]
( Ciddi gibi görünen acı alay Söz sanatı terimi Acı ve batıcı alay SARAKALI Sarcastique )
( SARCASME )
- İŞTİKAK[Ar.]/ETİMOLOJİ[Fr./İng.] ile İHTİRÂ[Ar.]
( Ad ve fiillerin kök ya da gövdelerine yapım eki getirilerek sözcük kurma. | Aynı kökten gelen fakat ayrı anlamları olan sözcüklerle yapılan benzetme/cinas. İLE Bilinen bazı şeylerden yararlanarak düşünce gücüyle yeni bir şey bulma. | Benzeri görülmemiş bir şey oluşturma. )
- İŞTİKAK | TÜRETME ile/||/<> TÜRETME ile/||/<> TÜRETMEK
( Bir kökten türemiş sözcüklerle bir anlatış özelliği yaratma sanatı Alimsin ilmine gayet yok kadirsin kudretine nihayet yok Kadîmsin ukuli mütekaddîmin ve müteahhirîn dairei kıdemine kadem basamaz Sinan Paşa 1 Türev alma 2 Belirli işlemler yaparak bir sonuca ulaşma 3 Yalın bir yapıdan başlayarak daha karmaşık bir yapıyı elde etme Bir genel ya da tümel önermenin içerimlerini açığa çıkarma matematik Derleme söz yapma kelime yapma teşkil yapım Ad ya da eylem kök ya da gövdesine yapım eki getirilerek sözcük kurma Gözlükçü gözlükçü kışla kışla sevgi sevgi sevgili sevgili söylenti söylenti geliştirmek geliştirmek vb Var olan bir kelimeden başka kelimeler çıkarma yolu Türetme ek katmakla ya da ek değiştirmekle olur ki ilk takdirde KATMALI Progressive ikinci takdirde ÖDÜNLÜ Substitutive denir Bazen kelimeler kısaltılarak BUDAMLI Régressive ou rétrograde türetmeler yapılır Ele alınan kelimenin kendisi türeme olup olmadığına göre de türetmeler İKİNCİL ve BİRİNCİL Secondaire et primaire diye vasıflanır Ad ya da fiil kök ve gövdelerine yapım ekleri getirmek suretiyle eklendiği kökle ilgili yeni anlamlar kazanmış kelime yapma işi oyun amak verim li lik yarar lı kum luk binici lik ben im semek birleştir mek okuttur yankı vb Azerbaycan Türkçesi söz yaradıcılığı Türkmen Türkçesi söz yasalış Gagauz Türkçesi laf kuruluşu Özbek Türkçesi soz yasalişi Uygur Türkçesi qoşumçiliq söz yasaş usuli Tatar Türkçesi süz yasalışı süzyasalu süz yasaw Başkurt Türkçesi hüzyahalış söz yaratıw söznü yaratılıwu Krç Malk söz kuraw Nogay Türkçesi söz yasaw söz tüzüw Kazak Türkçesi sözdiň jasaluwı sözjasam Kırgız Türkçesi söz casoo Alt sös büderi Hakas Türkçesi sös püdîrîzî Tuva Türkçesi sösçogaadılgazı Rusça slovoobrazovaniye )
( DEPRIVATION | REPRODUCING | WORD FORMATION, DERIVATION | DERIVATION )
( DÉRIVATION | DÉRIVER | FORMATION DE MOT, DÉRIVATION )
( ABLEITUNG | WORTBILDUNG, ABLEITUNG, WEITERBILDUNG | ABLEITUNG, DERIVATION )
- İŞTİKÂK[Ar.] ile TÜREME | [Edebiyatta, aynı kökten türemiş olan sözcükleri bir arada bulundurma sanatı.]
- İSTİKLÂL MARŞI ve/||/<>/< MEHMET ÂKİF ERSOY
( Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim, milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, İlahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
Mehmet Âkif ERSOY )
- ISTILAH[< SULH] ile/değil/yerine/= TERİM, İLİM SÖZÜ, TÂBİR
- İSTİNSAH ETMEK | ÇEKME | MED | CER | TASRİF ETMEK ile/||/<> EDİK ile/||/<> ÇEKME
( çekme I 1 Pullu çocuk mesti Kadıobası Güdül Ankara 2 Süslü kadın terliği Dişkaya Eşme Uşak Yalvaç Köke Gelendost Isparta II Kaynamış mısır Ulucak Eşme Uşak Bir yapıtın tıpkısını yazarak ya da tıpkıbasımı ve baskı yoluyla özdeşini çıkararak çoğaltma Bir kitabın özdeşini yazmak ya da basmak Ağacın bünyesindeki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi Aruz ölçüsünde bir uzun ünlüden sonra bir ünsüz gelince hecenin daha da uzatılarak bir kapalı ve bir açık hece değerine getirilmesi Tutsaydın o şah gitmeseydi Savaşta giyilen bir tür çizme Bir yarışçıyı herhangi bir biçimde çekerek kendisine yardım etme yasak davranışlardan Kolun ya da öteki vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendine yaklaştırması 1 genel uygulayım Bir cismi bir yandan başka bir yana devindirmeye çalışan kuvvet 2 fizik Bir cismi uzatmak için kuvvet uygulama işi bir cismin ekseni boyunca uygulanan kuvvetin etkisiyle uzayacak biçimde çalışması 3 metalbilim Metal çubuk boru vb parçaların çaplarını küçültmek için onları kalıplardan geçirerek yapılan uzatma işlemi Testerenin madensel bölümünden yapılan budama çakısı Bursa fizik Bir fiilin ya da bir ismin çekim örnekliğini yolunca sıralamak Metal çubuk boru ve benzeri parçaların çaplarını küçültmek için onları kalıplardan geçirerek yapılan çekme işlemi Doğuma yardım sırasında yavrunun doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla yavrunun bacak ve baş gibi kısımlarına uygulanan çekme asılma işlemi traksiyon hlk Kan almak Ağızlarda çizme olarak da kullanılır edik çizme etik çizme etik etik itik Tatarlar keçeden yapılmış çizmeye kīz üdik kīz keçe adını verirler ötük Tar Sart ötük Alt Tel ödük Şorlar üdük biçimini de kullanırlar Tub idik ayakkabı ată çizme Orta Türkçede etik etük pabuç olarak geçer Eski Kıpçakçada etük etik olarak kullanılır Türkçe bir türev olduğu anlaşılıyorsa da kökünü bilmiyoruz çedik Yerel ağızlarda hedik kara batmamak için ayağa giyilen bir çeşit kar ayakkabısı olarak geçer Bu biçimin başındaki h ağızlarda türemiş ikincil bir sestir Buna göre hedik biçimi edikin bir yan biçiminden başka bir şey olamaz Bläsing ALT 67 FO 29 32 30 hedik biçimiyle edik çizme birleştirmesini olası saymayarak hedikin Ermeniceden geldiğini yazmıştır Dankoff ALT 429 da hedikin Ermeniceden geldiğini dile getirmiş hedik ile edik arasındaki benzerlik üzerinde durmamıştır Eren TD 1995 2 871872 Kałużyński RO 3 J 113 Yakutça ätärbäs ätürmäç ayakkabı biçimiyle etükü karşılaştırmıştır )
- İSTİŞAM değil İNSİCAM/BAĞDAŞIM
( Benzer nesneler arasındaki ya da bir bütünü oluşturan parçalar arasındaki uyum. | Tutarlılık. )
- İSTİŞHÂD[Ar.] ile İSTİŞHÂD[Ar.]
( Tanık getirme, tanık gösterme. | Şehit olma. İLE Edebî bir düşüncenin sağlamlığını kanıtlamak için, değerli yapıtlardan örnek gösterme. )
- İSTİSNA ile BİRİCİK
- İSYAN ile/ve/değil/||/<>/> ANARŞİ
- İTHAF | SUNU ile/||/<> SUNU
( Yazarın yapıtını birine armağan etmesi Genel olarak içkapaktan önce ya da sonra gelen bir sayfada yer alan ve kitabın yazarınca bir başkasına armağan edildiğini belirten yazı 1 Satmak amacıyla sunulan mal 2 Satılması için sataklara mal gönderme )
( DEDICATION | OFFER | PRESENTATION )
( DÉDICACE | OFFRE )
- İTHAF ile/değil ATIF
- İTHAF[Ar.] ile/değil/yerine/= SUNMA/SUNGULAMA/ADAMA
- İTHAM ile/değil/yerine/||/>< ELEŞTİRİ
- İTİBARÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= SAYMACA
- İTİBÂRÎ ile/ve/değil/yerine UZLAŞIMSAL
- İTİDAL | ILIMLILIK ile/||/<> ILIMLILIK ile/||/<> BENZETME ile/||/<> BENZETMEK
( Benzetmede aşırılıktan yadırgıdan kaçınma benzetme Bir görüş kanı ya da tutumun aşırılıktan kaçınılarak ortalama eğilimle benimsenme durumu Bir nesneyi bir kavramı imgede canlandırmak için nitelikçe daha üstününe benzetme sanatıdır I Benzetme öğeleri es t erkânı teşbih Benzetmeyi oluşturan dört öğe 1 benzetmelik kendisine benzetilen es t müşebbehün bih Birbirine benzetilen varlıklardan kavramlardan niteliği daha üstün daha güçlü olan 2 benzetilen benzeyen es t müşebbeh Birbirine benzetilen varlıklardan kavramlardan nitelikçe daha güçsüz daha aşağı olan Benzetmede canlandırılmak istenilen nesne kavram 3 benzetme yönü es t vechi şebeh Birbirine benzetilen varlıkların kavramların arasındaki ortak nitelik 4 benzetme ilgeci es t edatı teşbih Sözcükler kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç görevli sözcükler II Benzetme türleri 1 ayrıntılı benzetme tam benzetme es t teşbihi mufassal Dört öğesi de bulunan benzetme Ör Aslan gibi yiğit asker Buna tam benzetme de denir 2 kısa benzetme es t teşbihi muhtasar Benzetme yönü bulunmayan benzetme Ör Mehmet aslan gibidir 3 özetli benzetme es t teşbihi mücmel İlgeci bulunmayan benzetme ör Mehmet yiğitlikte aslandır 4 pekişik benzetme es t teşbih müekket teşbihi beliğ Edatı da benzetme yönü de bulunmayan benzetme Ör Mehmet aslandır 5 yaygın benzetme es t teşbihi temsilî Sözcükler arasında değil anlatım bölümleri arasında olan benzetme Bu bölümler kimi kez karşılıklı birkaç benzetme öğesiyle örülmüş olur yaygın eğretileme 6 sarmaştı benzetme es t teşbihi melfuf Bir tümcedeki dizedeki öğelerle sonraki tümcenin dizenin öğelerine karşılıklı benzeştirme Ör Yar için ağyara minnet ettiğim aybeyleme Bağban bir gül için bin hara hizmetkâr olur 7 ayrımcalı benzetme es t teşbihi mefruk Bir anlatımda art arda sıralanan ve biçimdeş olan ikişer öğeli benzetme Ör Meyhane gülsitandır peymane gülfeşandır Namık Kemal 8 toplamlı benzetme es t teşbihi cemi Benzetmeliği birden çok olan benzetme Ör Dilimle uğradığım derde ben bu âlemde Ne bülbül uğradı ne tutii şeker güftar 9 eşli benzetme es t teşbihi tesviye Benzetilenin birden çok olduğu benzetme Ör Reha bulmak ne mümkin suzişi mihnetten uşşaka Visal ateş firak ateş belâyı intizar ateş Rafet 10 çevrik benzetme es t teşbihi maklup Uyartma amaciyle benzetilenin niteliklerini üstün gösterme 11 beğenilen benzetme es t teşbihi makbul İsteği anlatmaya yeten benzetme 12 beğenilmeyen benzetme es t teşbihi merdut İsteği anlatmaya yetmeyen benzetme 13 benzeşme es t teşabüh tesavi Benzetmelikle benzetilenin nitelikte eşit olması Ör Bilmez oldum sâkiya derdi firakı yar ile Mey midir bu ya sirişki çeşmi giryanım mıdır Baki Söz sanatı terimi Bir şeyin niteliğini her hangi bir bakımdan canlandırmak için onu benzetme edatlarından biri araciyle ya da edatsız olarak bir kelime yahut cümle ile karşılaştırma Kar gibi beyaz bir çarşaf Dalgalar kayalara nasıl çarpıp kırılıyorsa bu emekler de öylece kırılıp yok oluyordu İki gözü iki çeşme Pamuk eller gibi Bir markanın özdeşini yapma )
( MODERATENES )
- İTİLÂF | UYLAŞIM ile/||/<> UYLAŞIM
( Sözcüğün ölçünün anlamın birbirine uygun düşmesi birbirlerini okşaması 1 Sözcüğün anlamla uylaşması 2 Sözcüğün ölçü ile uylaşması 3 Sözcüğün sözcükle uylaşması 4 Anlamın ölçü ile uylaşması 5 Anlamın anlamla uylaşması gibi biçimlerde olur Bir gözlemde gözlenen kişi ya da yanıtlayıcının araştırmanın amaçlarını benimsemesiyle doğan katılımlı işbirliği ve uyum ilişkisi )
( RAPPORT )
- İTİRAF ile/ve/değil/||/<> AÇIĞA ÇIKARMAK
- İTİRAF ile/ve/değil/||/<>/< AÇIK AÇIK SÖYLEMEK
- İTİRAF ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AÇIKLAMA
- İTİRAZ ile/ve/değil/||/<>/< İTİRAF
- İTTAFEN değil İTHAFEN
- İTTİHAT | TERKİP, KOMPOZİSYON | TERTİP, KOMPOZİSYON | KOMPOZİSYON | TERKİB, TEREKKÜB | TERKİP | BİLEŞİM ile/||/<> BİLEŞİM
( Bilim ve sanat çalışmalarında ayrıntılardan bir bütüne varma 1 E kümesinin A B altkümeleri için kümesi Simgesi A U B Anlamdaş birleşim 2 E kümesinin altkümelerinden oluşan bir takımı için kümesi Simgesi Anlamdaş birleşim Bir kimyasal bileşiği oluşturan öğelerin ya da daha yalın bileşiklerin nicel değeri Birden çok bağımsız öğeden oluşan ve bileşenlerin kendi özelliklerini koruduğu toplu birlik kimya Bir özdeğin hangi kimyasal türlerden oluştuğunu belirleyen yapı Bir özdeğin hangi kimyasal türlerden oluştuğunu belirleyen verilerin tümü 1 Bir konuyu meydana getiren fikirleri uygun bir şekilde birbirine bağlama işi ve bundan doğan sonuç 2 Öğrencilere fikirlerini sıraya koyup anlatmasını öğretmek için yaptırılan yazı çalışması BİLEŞTİRMEK Composer kimya İki ya da daha çok kelimenin BİLEŞİK Composé denilen yeni bir kelime meydana getirmek üzere anlam şekil kuruluş vurgu gibi bakımlardan az çok değişikliğe uğrıyarak bir araya gelmeleri Bileşikte yer alan kelimelerin herbirine BİLEŞEN Composant denir Sözde bileşik denilen TOPLAŞIK ya da YANDAŞ kelimeleri Composé juxtaposé aradan çıkarırsak geride kalan gerçek bileşikler türlü bakımlardan sınıflara ayrılırlar 1 Sözdizimine uygun olup olmadıklarına göre SÖZDİZİMLİ B Comp syntaxique ve Çoğu zaman kimi vakit gibi AYKIRI B C asyntaxique 2 Bileşiğin anlamı bileşenlerinin anlamından doğrudan doğruya çıkıp çıkmadığına göre DOLAYSIZ B C direct Gecekondu gibi 3 Bileşenlerin arasına başka kelimelerin girip giremediğine göre BİTİŞİK B C en contact ve ne ne hem hem ve Fran ne pas gibi AYRILIR ya da UZAKTAN B C separable ou à distance 4 Bileşenlerden birinin ötekine uyrumîu olup olmadığına göre UYRÜMSUZ ya da SIR AD ASLI B C par coor 2 Dili geçmiş öncesi d nation ve UYRUMLU B C par subordination Uyrumsuz bileşikler de ikiye ayrılır Ara baba karı koca gibi bileşenlerinin anlamları birbirine katılmış olan KOŞMA B C copulatif on Dvadna Hintçe ve aynı kelimenin tekrarından ibaret olan YİNELEMELİ B C itératif anneanne zaman zaman yer yer gibi Uyrumlular da üç sınıftır Büyük baba başçavuş gibi bileşenlerden birinin ötekini nitelediği KOŞUNTULU BELİRTMELİ ya da NİTELİKLİ B C appositif déterminatif ou attributif bileşenlerden birinin ötekini tümlediği TÜMLEÇLİ B C de rectiosı ou de dépendance Uçaksavar kalemucu gibi Bir de Kırkayak altıparmak alyanak gibi İYELİKLİ B C possessif denilen ve sahibini vasıflıyan ya da vasfiyle gösteren bileşikler Bu uyrtımlu ve tümleçli bileşikler uyruğun ya da tümlecin sonda ya da başta bulunduğuna göre ayrıca bir sınıflamaya daha uğrarlar birinci takdirde İLERLEK B C Progressif Çalçene Alaşağı gbi ikinci takdirde ise GERİLEK B régressif denir Gilnebakan Ağaçkakan gibi Bunlardan başka bileşiklerin elpençedivan durmak nitekim netekkim gibi KATMERLİ Composé de composés Vurdumduymazlık gibi bileşik türevleri FauxComposé ve ve bileşenlerden bir tanesi fiil gövdesi olduğu zaman artifecc gibi GÖVDELİ C thématique çeşitleri de vardır Buraya kadar yapılan sınıflama bileşenlerin birbirine karşı durumlarına dayanıyor Halbuki bileşikleri meydana getiren bileşenlerin türlü söz bölümlerinden olabildikleri gözönüncle tutularak ayrıca bir sınıflama daha yapılabilir 1 İsimler bileşiği Babaanne Tepegöz Sürüsepet gözkulak olmak Elpençe divan durmak gibi 2 İsimle sıfat bileşiği Duvarbir kanktrmısı gibi 3 Sıfatla isim bileşiği Altıparmak Karagöz gibi 4 İsimle fiil bileşiği Çıtkırıldım Sinekkaydı Kuşkonmaz gibi 5 Fiille İsim bilegiği Alaşağı etmek Çalçene Gelberi gibi G Fiiller bileşiği Dedikodu Kaptı kaçtı Vurdumduymaz gibi Bir bileşik ya da dizge bileşenlerinin kimyasal nitelik ve niceliklerinin tümü )
( UNION | COMPOSITION )
( SYNTHÈSE | RÉUNION | COMPOSITION | COMPOSITION, CONSTITUTION | CONSTITUTION )
( VEREINIGUNG | ZUSAMMENSETZUNG | ZUSAMMENSETZUNG; VERBINDUNG )
( UNIO )
- İTTİHAT VE TERAKKİ ve/||/<>/> İHTİYAT VE TERAKKİ
- IYDİYE ile/ve KASÎDE
- İYİ ile/ve DOĞRU ile/ve GÜZEL
( Duyu ve duygu. İLE/VE Düşünce. İLE/VE Duyu ve duygu ve düşünce. )
( Davranış. İLE/VE Düşünce. İLE/VE Bütünlük. )
( GOOD LINE BEAUTIFUL )
- İYİ ile/ve/<> GÜZEL
( Ayrıntıdır/ayrıntılardadır. İLE/VE/<> Bütündür/bütünlüktedir. | İyilerin biraradalığı/toplamıdır. )
( GOOD vs./and/<> BEAUTIFUL )
- İYİ ile/değil TAMAM
- İYİCENE, GÜZELCENE değil İYİCE, GÜZELCE
- İYİ/GÜZEL DİLEKLER [PAYLAŞILIR/PAYLAŞILABİLİR]
- İYİLEŞMEK ile/ve/değil/||/<>/< (DAHA) İYİ HİSSETMEK
( Kişiler, çoğunlukla, psikoloğa/psikiyatriste, iyileşmeye değil "(daha) iyi hissetmek" üzere giderler. )
- İYİLİK:
SÖZ İLE ve/||/<> VERMEK İLE ve/||/<> DÜŞÜNCE İLE
( Güven oluşturur. VE/||/<> Sevgi oluşturur. VE/||/<> Derinlik oluşturur. )
- İZ ile/ve/||/<>/> İZLENİM
- İZ ile/ve/||/<>/< KAYIT
- IZA[Ar.] ile IZÂA[Ar.]
( Öğüt, vaız, nasîhat. İLE Kaybetme, mahvetme, edilme. )
- İZAM ile İZAM
( Birini, gönderme, yollama. İLE Olduğundan büyük gösterme, büyütme, abartma. )
- İZ'ÂN ile/değil/yerine/= ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ, AKIL | SÖZ DİNLEME | TERBİYE, EDEP
- İZİN VERMEK ile/ve/değil SÖZ VERMEK
- İZİNDE ile İZİNDE
( İz üstünde olmak. @@ İzin, tatil durumunda olmak. )
- İZMİR MARŞI ile SEPET HAVASI
- İZSİZ, SÖZSÜZ, SESSİZ, SENSİZ, BENSİZ
- JALE ve ŞUKÛFE ve/||/<>/> PERVANE
( Baba. VE Anne. VE/||/<>/> Çocuk. )
- JAPONCA'DA (KANJİ):
AĞAÇ ile/ve/||/<>/> KİTAP/KÖK ile/ve/||/<>/> KORU ile/ve/||/<>/> ORMAN
(
ile
ile
ile
)
- JENERİK[İng. GENERIC | Fr. GÉNÉRIQUE < Lat. GENUS] ile/değil/yerine/= TANITIMLIK
( Genel/kapsayıcı:
Belirli bir markaya ya da özel niteliğe bağlı olmayan, geniş kapsamlı.
Tıpta: Marka adıyla satılmayan ama aynı etken nesneye sahip olan ilaçlar için kullanılır. ["jenerik ilaç"]
Sinema ve televizyon: Bir filmin/dizinin başında ya da sonunda yer alan, yapımda emeği geçenlerin adlarının yazıldığı bölüm. ["filmin jeneriği"] )
- JÜL ile JÜLÎDE
( Büklüm, kıvrım. İLE Karmakarışık, dağınık saç. )
- KABA OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KİTABIN ORTASINDAN KONUŞMAK
- KABACA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANA ÇİZGİLERİYLE/HATLARIYLA
- KABA/LIK ile/ve/değil/||/<> DOĞRUDAN SÖYLEMEK/SÖYLEYEN
- KABARE ile/||/<> MÜZİKAL
- KABUKİ ile/ve BUNRAKU
( Geleneksel Japon tiyatrosu. İLE/VE Kukla tiyatrosu. )
- KABUL ETMEK ile GÜZEL GÖRMEK(TAHSÎN[< HÜSN])
( TO ACCEPT vs. TO SEE NICE )
- KABZ ile/||/<> HABN ile/||/<> HAZF ile/||/<> TAY ile/||/<> KEŞF
- KAÇIŞ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ARAYIŞ
- KAÇIŞ ile/değil/yerine/>< TANIM
- KADEM | MEVKİ-İ AMUT | FİLAYAĞI, PİLPAYE | MÜFRİZ SU ile/||/<> AYAK
( Sinema Türkiyede Bir ya da daha çok yapımcının dağıtımcının yalnız kendi filmlerini oynatmak amacıyla bir mevsim boyunca kapattığı sinema ya da sinemalar topluluğu Sinema TV İngiliz uzunluk birimi 30 48 cm Özellikle 35 mmlik filmlerle ilgili ilk ölçüler ABDde saptandığı için sinema alanında çok kullanılır 35 mmlik bir filmin 1 ayağında 16 resim 64 delik vardır 16 mmlik 1 ayağında 40 resim bulunur Yağlı güreşte ve karakucakta en küçük boy 1 Halk yazınında uyak a verilen ad 2 Artıklı ya da yedekli olan koşuklarda kısa dizelere verilen ad ayaklı mani Bir doğrunun bir düzlemle ya da öteki bir doğruyla kesiştiği nokta Bacakların bilekten sonraki bölümü Yazmalarda bir sayfayı ötekine bağlayan bir sayfanın sonunda ve ikinci sayfanın başında yinelenen sözcük ya da harf a murakıp Mimarlık Kemer ve kubbe ağırlığının üzerine bindirildiği sütun ya da köşeli dayanaklar Taş ağaç ya da tuğladan yapılmış taşıyıcı ayak gölayağı Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik biçimler gösteren yapılar I I Kağnı teker parmakları arasındaki demir çubuk Gölbaşı Çankaya Ankara 2 Kağnı tekerleğinde lobutu göbeğe bağlayan ağaç parmaklar Ortayazı Senirkent Isparta Mudurnu Bolu 3 Üst değirmentaşını aşağı yukarı hareket ettirmek yoluyla iyi un üretimini sağlayan demir mil Ziyere Amasya Beyceli FatsaOrdu 4 Kağnı dururken inek ya da öküzlerin yorulmaması için boyunduruğun altına dayatılan uzun ağaç kazık BoğaköyAmasya II 1 Kilim ve halıların kenarlarındaki süsler Yeşilova Aksaray Niğde 2 Halı göbeğinin çevresindeki süsler Taşpınar Aksaray Niğde III Ayaklı bardak Karaköy Bilecik IV Tüfekte horozun düşmesini sağlayan parça Kovalca Bozüyük Bilecik Halk edebiyatı terimi 1 Uyak 2 Yedekli nazımlarda üstündeki dize ile uyaklı olan yedek zooloji fizik göllerde coğrafya Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik şekiller gösteren yapılar ayak Az ayag ayak ayak ayak ayak ayak ayak ayak Alt Tel ayak azak SUyg azak adak Hal hadāq atax ura Eski Türkçede adak olarak kullanılır Orta Türkçede aδak ve ayak biçimleri geçer Kâşgarlı Mahmuda göre Çiğiller ve öz Türkler aδak biçimini kullanırlar Kıpçakların bir bölümü ve Yemekler Suvarlar Bulgarlar ve ve Rum topraklarına değin yayılan başka birtakım boylar azak biçimini ve toplu olarak Yağmalar Tuhsılar diğer Kıpçaklar Yabakular Tatarlar Kaylar Çumullar ve Oğuzlar ayak biçimini kullanırlar Eski Kıpçakçada da ayak olarak geçer Yaygın bir inanca göre Türkçe at ad kökünden gelir at a k eki Németh NyK 47 65 Csoma Arm 73 ALH 23 1 Korsch Thomsen Arm 105 Ligeti MNy 42 3 VJa 3 1971 32 ResAltL 113 Egorov ÊS 275 Kormuşin ST 6 1987 49 Rédei RónaTas AOH 37 45 Poppe Lautlehre 52 124 Türkçe ayak adak ve Moğolca ayaġ padak Ende Unterlauf eines Flusses sözlerini Korece padak the sole of the foof biçimiyle birleştirmiştir Doerfer TMEN N 27 1972 Ancak Ramstedt SKE 180181 Korece padakın karşılıklarını sayarken Türkçe ayak biçimini vermemiştir Buna karşılık Räsänen V 5b ayakı Korece padak biçimiyle birleştirmiştir Aalto CAJ 1 14 Clauson ED 45 adakın ayak kökü üzerinde durmamıştır Sevortyan ÊSTJa 1975 103104 Némethin açıklamasını verdikten sonra ayakı birtakım Moğolca biçimlerle karşılaştırmıştır Son olarak Ortak Türkçe ay kökü ile Avrupa dillerinde gitmek anlamında kullanılan ay kökü arasındaki benzerlikten söz etmiştir Doerfer KhalMat 290 Halaçça hadāq biçimine dayanarak padāk ya da padâk biçiminden yola çıkmıştır )
( FOOT | PILLAR, PIER | POUS, FOOT )
( PIED | PILIER | ÉMISSAIRE )
( FUSS | FUSSPUNKT | PFEILER )
( AYAG[Az.]~AYAK[Tkm.]~AYAK[Tatk.]~AYAK[Bşk.]~AYAK[Kzk.]~AYAK[Kklp.]~AYAK[Nog.]~AYAK[Krg.]~AYAK[Alt.]~AYAK[Tel.]~AZAK[Şor.]~AZAK[Sag.]~ADAK[Soy.]~ATAX[Yak.]~URA[Çuv.] )
- KADEM | MEVKİ-İ AMUT | FİLAYAĞI, PİLPAYE | MÜFRİZ SU ile/||/<> ÇOBAN ile/||/<> AYAK
( ayak tarım Sinema Türkiyede Bir ya da daha çok yapımcının dağıtımcının yalnız kendi filmlerini oynatmak amacıyla bir mevsim boyunca kapattığı sinema ya da sinemalar topluluğu Sinema TV İngiliz uzunluk birimi 30 48 cm Özellikle 35 mmlik filmlerle ilgili ilk ölçüler ABDde saptandığı için sinema alanında çok kullanılır 35 mmlik bir filmin 1 ayağında 16 resim 64 delik vardır 16 mmlik 1 ayağında 40 resim bulunur Yağlı güreşte ve karakucakta en küçük boy 1 Halk yazınında uyak a verilen ad 2 Artıklı ya da yedekli olan koşuklarda kısa dizelere verilen ad ayaklı mani Bir doğrunun bir düzlemle ya da öteki bir doğruyla kesiştiği nokta Bacakların bilekten sonraki bölümü Yazmalarda bir sayfayı ötekine bağlayan bir sayfanın sonunda ve ikinci sayfanın başında yinelenen sözcük ya da harf a murakıp Mimarlık Kemer ve kubbe ağırlığının üzerine bindirildiği sütun ya da köşeli dayanaklar Taş ağaç ya da tuğladan yapılmış taşıyıcı ayak gölayağı Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik biçimler gösteren yapılar I I Kağnı teker parmakları arasındaki demir çubuk Gölbaşı Çankaya Ankara 2 Kağnı tekerleğinde lobutu göbeğe bağlayan ağaç parmaklar Ortayazı Senirkent Isparta Mudurnu Bolu 3 Üst değirmentaşını aşağı yukarı hareket ettirmek yoluyla iyi un üretimini sağlayan demir mil Ziyere Amasya Beyceli FatsaOrdu 4 Kağnı dururken inek ya da öküzlerin yorulmaması için boyunduruğun altına dayatılan uzun ağaç kazık BoğaköyAmasya II 1 Kilim ve halıların kenarlarındaki süsler Yeşilova Aksaray Niğde 2 Halı göbeğinin çevresindeki süsler Taşpınar Aksaray Niğde III Ayaklı bardak Karaköy Bilecik IV Tüfekte horozun düşmesini sağlayan parça Kovalca Bozüyük Bilecik Halk edebiyatı terimi 1 Uyak 2 Yedekli nazımlarda üstündeki dize ile uyaklı olan yedek zooloji fizik göllerde coğrafya Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik şekiller gösteren yapılar ayak Az çoban çopan sığırtmaç çoban çopan koyun çobanı Kırgızlar çolpon biçimini de kullanırlar şopan sığırtmaç Orta Türkçede çupan kizir olarak geçer çōbān şōbān şuvān a shepherd a horsekeeper gōbān a herdsman gau gō cow bān keeper guardian Mengese göre WZKM 70 39 ya da Pehlevi xšupān fšupan kökenli eski bir alıntıdır Türkçede sığır çobanına sığırtmaç adı verilir sığırtmaç Eski ve yeni diyalektlerde koyçu koyun çobanı olarak kullanılır koyçu koyşı koyşı Tacikçe çūpån çopån biçimi Özbekçeden alınmıştır Doerfer TLT 390 Az ayag ayak ayak ayak ayak ayak ayak ayak Alt Tel ayak azak SUyg azak adak Hal hadāq atax ura Eski Türkçede adak olarak kullanılır Orta Türkçede aδak ve ayak biçimleri geçer Kâşgarlı Mahmuda göre Çiğiller ve öz Türkler aδak biçimini kullanırlar Kıpçakların bir bölümü ve Yemekler Suvarlar Bulgarlar ve ve Rum topraklarına değin yayılan başka birtakım boylar azak biçimini ve toplu olarak Yağmalar Tuhsılar diğer Kıpçaklar Yabakular Tatarlar Kaylar Çumullar ve Oğuzlar ayak biçimini kullanırlar Eski Kıpçakçada da ayak olarak geçer Yaygın bir inanca göre Türkçe at ad kökünden gelir at a k eki Németh NyK 47 65 Csoma Arm 73 ALH 23 1 Korsch Thomsen Arm 105 Ligeti MNy 42 3 VJa 3 1971 32 ResAltL 113 Egorov ÊS 275 Kormuşin ST 6 1987 49 Rédei RónaTas AOH 37 45 Poppe Lautlehre 52 124 Türkçe ayak adak ve Moğolca ayaġ padak Ende Unterlauf eines Flusses sözlerini Korece padak the sole of the foof biçimiyle birleştirmiştir Doerfer TMEN N 27 1972 Ancak Ramstedt SKE 180181 Korece padakın karşılıklarını sayarken Türkçe ayak biçimini vermemiştir Buna karşılık Räsänen V 5b ayakı Korece padak biçimiyle birleştirmiştir Aalto CAJ 1 14 Clauson ED 45 adakın ayak kökü üzerinde durmamıştır Sevortyan ÊSTJa 1975 103104 Némethin açıklamasını verdikten sonra ayakı birtakım Moğolca biçimlerle karşılaştırmıştır Son olarak Ortak Türkçe ay kökü ile Avrupa dillerinde gitmek anlamında kullanılan ay kökü arasındaki benzerlikten söz etmiştir Doerfer KhalMat 290 Halaçça hadāq biçimine dayanarak padāk ya da padâk biçiminden yola çıkmıştır )
( BERGER )
( ÇŌBĀN )
( ÇOBAN[Az.]~ÇOPAN[Tkm.]~ÇOPAN[Krg.]~ŞOPAN[Kklp.]~KOYŞI[Nog.]~KOYŞI[Kklp.]~AYAK[Tkm.]~AYAK[Tatk.]~AYAK[Bşk.]~AYAK[Kzk.]~AYAK[Kklp.]~AYAK[Nog.]~AYAK[Krg.]~AYAK[Alt.]~AYAK[Tel.]~AZAK[Şor.]~AZAK[Sag.]~ADAK[Soy.]~ATAX[Yak.]~URA[Çuv.] )
- KADEM | MEVKİ-İ AMUT | FİLAYAĞI, PİLPAYE | MÜFRİZ SU ile/||/<> SÜTUN ile/||/<> AYAK
( Mimarlık Ayak olarak taşıyıcı görevi olan yuvarlak gövdeli taş direk a ayak dikeç Sinema Türkiyede Bir ya da daha çok yapımcının dağıtımcının yalnız kendi filmlerini oynatmak amacıyla bir mevsim boyunca kapattığı sinema ya da sinemalar topluluğu Sinema TV İngiliz uzunluk birimi 30 48 cm Özellikle 35 mmlik filmlerle ilgili ilk ölçüler ABDde saptandığı için sinema alanında çok kullanılır 35 mmlik bir filmin 1 ayağında 16 resim 64 delik vardır 16 mmlik 1 ayağında 40 resim bulunur Yağlı güreşte ve karakucakta en küçük boy 1 Halk yazınında uyak a verilen ad 2 Artıklı ya da yedekli olan koşuklarda kısa dizelere verilen ad ayaklı mani Bir doğrunun bir düzlemle ya da öteki bir doğruyla kesiştiği nokta Bacakların bilekten sonraki bölümü Yazmalarda bir sayfayı ötekine bağlayan bir sayfanın sonunda ve ikinci sayfanın başında yinelenen sözcük ya da harf a murakıp Mimarlık Kemer ve kubbe ağırlığının üzerine bindirildiği sütun ya da köşeli dayanaklar Taş ağaç ya da tuğladan yapılmış taşıyıcı ayak gölayağı Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik biçimler gösteren yapılar I I Kağnı teker parmakları arasındaki demir çubuk Gölbaşı Çankaya Ankara 2 Kağnı tekerleğinde lobutu göbeğe bağlayan ağaç parmaklar Ortayazı Senirkent Isparta Mudurnu Bolu 3 Üst değirmentaşını aşağı yukarı hareket ettirmek yoluyla iyi un üretimini sağlayan demir mil Ziyere Amasya Beyceli FatsaOrdu 4 Kağnı dururken inek ya da öküzlerin yorulmaması için boyunduruğun altına dayatılan uzun ağaç kazık BoğaköyAmasya II 1 Kilim ve halıların kenarlarındaki süsler Yeşilova Aksaray Niğde 2 Halı göbeğinin çevresindeki süsler Taşpınar Aksaray Niğde III Ayaklı bardak Karaköy Bilecik IV Tüfekte horozun düşmesini sağlayan parça Kovalca Bozüyük Bilecik Halk edebiyatı terimi 1 Uyak 2 Yedekli nazımlarda üstündeki dize ile uyaklı olan yedek zooloji fizik göllerde coğrafya Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik şekiller gösteren yapılar ayak sutūn a column prop beam mast Yerel ağızlarda ustun kalın direk mertek olarak kullanılır Bu biçim Farsça ustun ustūndan stūn alınmıştır Farsça ustunun başındaki ünlü sonradan türemiştir Az ayag ayak ayak ayak ayak ayak ayak ayak Alt Tel ayak azak SUyg azak adak Hal hadāq atax ura Eski Türkçede adak olarak kullanılır Orta Türkçede aδak ve ayak biçimleri geçer Kâşgarlı Mahmuda göre Çiğiller ve öz Türkler aδak biçimini kullanırlar Kıpçakların bir bölümü ve Yemekler Suvarlar Bulgarlar ve ve Rum topraklarına değin yayılan başka birtakım boylar azak biçimini ve toplu olarak Yağmalar Tuhsılar diğer Kıpçaklar Yabakular Tatarlar Kaylar Çumullar ve Oğuzlar ayak biçimini kullanırlar Eski Kıpçakçada da ayak olarak geçer Yaygın bir inanca göre Türkçe at ad kökünden gelir at a k eki Németh NyK 47 65 Csoma Arm 73 ALH 23 1 Korsch Thomsen Arm 105 Ligeti MNy 42 3 VJa 3 1971 32 ResAltL 113 Egorov ÊS 275 Kormuşin ST 6 1987 49 Rédei RónaTas AOH 37 45 Poppe Lautlehre 52 124 Türkçe ayak adak ve Moğolca ayaġ padak Ende Unterlauf eines Flusses sözlerini Korece padak the sole of the foof biçimiyle birleştirmiştir Doerfer TMEN N 27 1972 Ancak Ramstedt SKE 180181 Korece padakın karşılıklarını sayarken Türkçe ayak biçimini vermemiştir Buna karşılık Räsänen V 5b ayakı Korece padak biçimiyle birleştirmiştir Aalto CAJ 1 14 Clauson ED 45 adakın ayak kökü üzerinde durmamıştır Sevortyan ÊSTJa 1975 103104 Némethin açıklamasını verdikten sonra ayakı birtakım Moğolca biçimlerle karşılaştırmıştır Son olarak Ortak Türkçe ay kökü ile Avrupa dillerinde gitmek anlamında kullanılan ay kökü arasındaki benzerlikten söz etmiştir Doerfer KhalMat 290 Halaçça hadāq biçimine dayanarak padāk ya da padâk biçiminden yola çıkmıştır )
( COLUMN )
( COLONNE )
( SÄULE )
( COLUMNA )
( SUTŪN )
- KADÎM SANAT değil KADÎM KÜLTÜRLERİN SANATI
( Tiyatro[< değişim] )
- KADRAJ[Fr. CADRAGE] ile/değil/yerine/= DÖRDEN | ÇERÇEVEYE ALMAK
( Sinema ve fotoğrafçılıkta, görüntüyü, çerçeve içine alma. )
- KADROLU ile SÖZLEŞMELİ
- KAF (DAĞI) ve/<> ANKA (KUŞU)
( İnsan beyni/zihni. VE Yeğleme/tercih.[kılma/kılamama | yapma/yapamama] )
- KAF DAĞI ile/ya da/||/<> ÇİLE
( Kaf dağına mı çıksam?
Bir ömür, çile mi çeksem? )
( )
- KAF[Ar.] ile KÂF[Ar., Fars.] ile Kaf[Ar.] ile KÂF[Ar.]
( Osmanlı abecesinin yirmidördüncü harfidir.[ebced hesabında 100 sayısının karşılığıdır.] İLE kef harfinin başka bir okunuşu. İLE Masallarda, zümrüd-i anka kuşunun yaşadığı söylenilegelen dağ. | [Doğu budunları/kavimleri kozmolojisinde] Arz'ın etrafını çepeçevre kuşatan dağın adı. İLE Yaran/yarıcı. )
- KAFAM KARIŞTI ile/ve/değil/yerine BİLMİYORUM
- KAFİYE | YARIM KAFİYE | YARIM UYAK ile/||/<> YARIM UYAK ile/||/<> UYAK
( uyak Tam uyak meydana getirmeğe yetmiyen tek bir sese ya da onun benzerine dayanan eksik uyak Dize sonlarının sesçe benzerliği Uyak hecelerinin sesçe benzeşmelerine karşılık anlamca ayrı olmaları gereklidir Türleri 1 Yalın uyak es t basit kafiye tam kafiye Biri ünlü olmak üzere ikişer harfin benzeşmesi yoluyla yapılan uyak Ör gülbülbül an nesene gibi 2 zengin uyak es t kafiyei mukayyede kayıtlı kafiye zengin kafiye Yalın uyaktan önceki harf ya da hecenin de benzeşmesi yoluyla yapılan uyak Ör sıcakocak sarıdağları ifadeistifade 3 yarım uyak assonance es t yarım kafiye Yalın uyaktan daha az harf kullanılması yoluyla yapılan uyak Ör baskes A ündeşli uyak es t cinaslı kafiye Sesteş sözcüklerle yapılan uyak Ör Güle naz Bülbül eder güle naz Öyle bir yere düştüm Ağlayan çok gülen az 5 iç uyak es t musammat Dizelerin ortalarında bulunan uyak Birinci dizenin son sözcüğüyle uyaklanmış olur Ör Güli ruhsarına karşu gözümde kanlı akar su Habibim fası güldür bu akar sular bulunmaz mı Fuzuli 6 açık uyak rime féminine es t açık kafiye Sonu açık hece ile biten uyak 7 kapalı uyak rime masculine es t kapalı kafiye Ünsüzle biten uyak 8 sarma uyak rimes embrassées Her bağlamın birinci ile dördüncü ve ikinci ile üçüncü dizelerinde yapılan uyak 9 başuyak1 es t mahcup kafiye Dizelerin başlarında bulunan uyak 10 çift uyak es t zukafiyeteyn zül kafiyeteyn Koşanın bir dizesindeki iki sözcükle öteki dizesindeki iki sözcük arasında yapılan uyak çift uyaklı 11 çok uyak es t zülkavafi Dizelerde ikiden çok sözcük arasında yapılan uyak 12 çapraz uyak rime croisé Her bağlamın birinci ile üçüncü ikinci ile dördüncü dizelerinde yapılan uyak İki ya da ikiden fazla dizenin sonunda bulunan ündeş kelimelerdeki aynı ses öbeği UYAK MERAKLISI Rimeur ALMAŞIK U R Alternées BAŞTA U Rime initiale DÜZ U R couronnée EKLEME U R annexée İKİRCİL U R équivoquée ORTADA U R intérieure ou médiane ÖRÜŞÜK U R enlacées SONDA U R terminale ÜÇ KEZLİ UYAK R emperière ZİNCİRLİ U R enchaînée uyak uyak uyak uyak uyak )
( HALF RHYME )
( ASSONANCE | RIME RICHE )
( UNREINER REIM )
( RIMA IMPERFETTA )
( ΑΤΕΛΉΣ ΟΜΟΙΟΚΑΤΑΛΗΞΊΑ / ατελής ομοιοκαταληξία )
- KAFİYE | ZENGİN UYAK ile/||/<> ZENGİN UYAK ile/||/<> UYAK
( uyak Bir sesliden başka onun başında ya da sonunda bir sessiz bulunan uyak Dize sonlarının sesçe benzerliği Uyak hecelerinin sesçe benzeşmelerine karşılık anlamca ayrı olmaları gereklidir Türleri 1 Yalın uyak es t basit kafiye tam kafiye Biri ünlü olmak üzere ikişer harfin benzeşmesi yoluyla yapılan uyak Ör gülbülbül an nesene gibi 2 zengin uyak es t kafiyei mukayyede kayıtlı kafiye zengin kafiye Yalın uyaktan önceki harf ya da hecenin de benzeşmesi yoluyla yapılan uyak Ör sıcakocak sarıdağları ifadeistifade 3 yarım uyak assonance es t yarım kafiye Yalın uyaktan daha az harf kullanılması yoluyla yapılan uyak Ör baskes A ündeşli uyak es t cinaslı kafiye Sesteş sözcüklerle yapılan uyak Ör Güle naz Bülbül eder güle naz Öyle bir yere düştüm Ağlayan çok gülen az 5 iç uyak es t musammat Dizelerin ortalarında bulunan uyak Birinci dizenin son sözcüğüyle uyaklanmış olur Ör Güli ruhsarına karşu gözümde kanlı akar su Habibim fası güldür bu akar sular bulunmaz mı Fuzuli 6 açık uyak rime féminine es t açık kafiye Sonu açık hece ile biten uyak 7 kapalı uyak rime masculine es t kapalı kafiye Ünsüzle biten uyak 8 sarma uyak rimes embrassées Her bağlamın birinci ile dördüncü ve ikinci ile üçüncü dizelerinde yapılan uyak 9 başuyak1 es t mahcup kafiye Dizelerin başlarında bulunan uyak 10 çift uyak es t zukafiyeteyn zül kafiyeteyn Koşanın bir dizesindeki iki sözcükle öteki dizesindeki iki sözcük arasında yapılan uyak çift uyaklı 11 çok uyak es t zülkavafi Dizelerde ikiden çok sözcük arasında yapılan uyak 12 çapraz uyak rime croisé Her bağlamın birinci ile üçüncü ikinci ile dördüncü dizelerinde yapılan uyak İki ya da ikiden fazla dizenin sonunda bulunan ündeş kelimelerdeki aynı ses öbeği UYAK MERAKLISI Rimeur ALMAŞIK U R Alternées BAŞTA U Rime initiale DÜZ U R couronnée EKLEME U R annexée İKİRCİL U R équivoquée ORTADA U R intérieure ou médiane ÖRÜŞÜK U R enlacées SONDA U R terminale ÜÇ KEZLİ UYAK R emperière ZİNCİRLİ U R enchaînée uyak uyak uyak uyak uyak )
( RIME RICHE )
- KAFİYE[Ar. < ḲĀFİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> KAFİYE
( kafiye düzeni kafiye örgüsü kafiye şeması başkafiye cinaslı kafiye çapraz kafiye iç kafiye örüşük kafiye sarma kafiye tam kafiye tunç kafiye yarım kafiye zengin kafiye Şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve aynı ahengi veren heceler ya da aynı görevde olmayan ancak benzeşen sesler uyak Halk edebiyatında ayak )
- KAFİYELİ | KAFİYESİZ ile/||/<> KAFİYESİZLİK | UYAKSIZLIK ile/||/<> KAFİYELENDİRİLME | KAFİYELENDİRİLMEK | KAFİYELENDİRME | KAFİYELENDİRMEK | KAFİYELENİŞ | KAFİYELENME | KAFİYELENMEK | KAFİYELİLİK | KAFİYE ÖRGÜSÜ | KAFİYE ŞEMASI ile/||/<> UYAKLI | UYAKSIZ ile/||/<> UYAKLANDIRILMA | UYAKLANDIRILMAK | UYAKLANDIRMA | UYAKLANDIRMAK | UYAKLANIŞ | UYAKLANMA | UYAKLANMAK | UYAKLILIK | UYAK ÖRGÜSÜ | UYAK ŞEMASI
- KÂĞIDIMIZ KIRIK, KALEMİMİZ ..." değil KÂĞIDIMIZ, KIRIK KALEMİMİZ ...
- KÂĞIT ve/||/<>/> GAZETE ve/||/<>/> ROMAN
( [olmasaydı, ...] Kapitalizm olmazdı. VE/||/<>/> Ulus olmazdı. VE/||/<>/> Birey olmazdı. )
( "Kitap, Kütüphane, Yazı, Okuma Kültürü, Yayıncılık" Konulu Kitaplar )
- KÂĞIT ve/||/<>/> KİTAP
( Gibi sessiz. VE/||/<>/> Gibi dolu. [olmayı yeğle(yebil)menin önemi/önceliği] )
- KAĞITTA:
A0 ile/ve/<>/>/< A1 ile/ve/<>/>/< A2 ile/ve/<>/>/< A3 ile/ve/<>/>/< A4 ile/ve/<>/>/< A5
( Ayrıntılarını izlemek için burayı tıklayınız... )
( [kapladığı alan] 1 m² İLE/VE/<>/>/< 1 m²'nin yarısı. [1/2] İLE/VE/<>/>/< 1 m²'nin dörtte biri [1/4] ]İLE/VE/<>/>/< 1 m²'nin sekizde biri. [1/8] İLE/VE/<>/>/< 1 m²'nin onaltıda biri. [1/16] İLE/VE/<>/>/< 1 m²'nin otuzikide biri. [1/32] )
- KAHRAMAN ile/||/<> PROTAGONİST
( Oyunun baş kişisi protagonist Anlatı ya da oyunlarda önde gelen kişiler Bir edebiyat eserinde olayların merkezi durumunda olan kimse Bir oyunun gelişmesinde seyirciyi kendiyle özdeşleştiren en önemli oyun kişisi )
( HERO | PROTAGONIST )
( HÉROS | HÉROS, HÉROÏNE | PROTAGONISTE )
( HELD | ERSTER SCHAUSPIELER, PROTAGONIST )
- KAHRAMANLIK ve/||/<> AŞK
( Nasıl yaşayacağım? VE/||/<> Nasıl öleceğim? )
- KAİDE | KURAL ile/||/<> KURAL
( Her alanda uzun araştırma ve denemelerden sonra ortaya çıkmış genel yargı Eylemlerin işlemlerin koşuk biçimleri ölçüler uyaklar türler gibi yazınsal sorunların doğruluğu kurala uygunlukla sağlanmış olur Bir bilimsel dizgede bilgi üretmek üzere uyulan özel işlem tutamakları régula kendisiyle doğru çizgi izlenebilen regere doğru çizgi üzerinde yönetme 1 Bir işlemde iyi bir sonucun nasıl sağlanacağını gösteren yönerge 2Bir formül bir önerme ile dile getirilmiş saptanmış buyrultu belli bir durumda yapılması gereken şeyi gösteren ya da buyuran yönerge Yasadan ayrılığı olağandışına yer vermesidir Ahlakta mantıkta sanatta kabul edilmiş olan kurallar 3 Düşünme ve eylemenin öznel ilkesi Dilin aynı cinsten olaylarında görülen birlikten çıkarılmış hüküm )
( RULE )
( RÈGLE | REGLE )
( REGEL )
( RÉGULA, REGERE )
- KAİDE ile/değil/yerine/= DURAÇ/TABAN/AYAKLIK
- KÂİL[Ar. < KAVL]["KA" UZUN OKUNUR] ile/ve/değil/||/<>/< KÂL[Ar.]
( Söyleyen, diyen. | İnanmış, boyun eğmiş, aklı yatmış, râzı olmuş. @@ Söz, lâf. )
- KÂL[Ar.]["ka" uzun okunur] ile KÂİL'[Ar.] ile KAL'[Ar.] ile KAL
( Söz, lâf. @@ Söyleyen, diyen. | İnanmış, boyun eğmiş, aklı yatmış, râzı olmuş. @@ Koparma/koparılma, sökme/sökülme, yerinden çıkarma/çıkarılma, temelinden çekip atma. @@ Bir alaşımdaki madenlerin erime derecesi farkından yararlanarak bunları birbirinden ayırma işlemi. )
(1996'dan beri)