Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 3.574 başlık/FaRk ile birlikte,
3.574 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(4/16)


- ÇEŞİTLENME/DEĞİŞKE ile/ve/||/<> ÇEVİRİ

( VARIANTE avec/et/||/<> COMENTAIRE )


- CESUR/CESURCA ile/değil/yerine/= YÜREKLİ/KORKUSUZ/GÖZÜPEK


- ÇETELE[Yun.] ile/||/<>/> DİZİN/FİHRİST[Fars.] / LİSTE/İNDEKS/ENDEKS[İng.]

( Çizilerek ya da oyularak açılan kertik. | Esnafın, uzunlamasına ikiye bölüp üzerine kertikler çenterek hesap tuttuğu ağaç dalı. İLE Bir betiğin ya da derginin, kişi, konu, yer adı vb. bakımından içindekileri yer numarasıyla belirten ve yapıtın arkasında yer alan abecesel sıralama. | Belirli bir konuda çıkan betik ve dergideki yazılarla ilişkiyi sağlayan ve ayrı bir betik ya da süreli yayın biçiminde çıkan yapıt. | Kütüphane, belge vb. için düzenlenen belirli bir bilginin ya da belgenin bulunduğu yeri gösteren düzenli sıralama. )


- CEVHER ile/||/<> FİLİZ

( filiz Ebced hesabında noktasız harf ebced tarihi mucem İçindeki metal ya da yarımetallerin çeşitli yöntemlerle ayrılabileceği doğal bileşikler ve mineraller Pnöma Mineralbilimde bileşiminde metal bulunan metalimsi parıltısı ve yüksek yoğunluğu ile kendini belirten mineral topluluğu cevher Elementlerin doğada bileşik ve katışık olarak bulunan kütlesi Bitkilerin yapraklı sürgün ve diğer uzantılar gibi olgunlaşmamış toprak üstü kısımları filiz )

( ORE | (YUN. PNEUMA )

( MINÉRAUX )

( ERZ )


- ÇEVİRİ AMAÇLI METİNDE:
ÇÖZÜMLEME ile/ve/||/<> YORUMLAMA


- ÇEVİRİ:
SPONTANE değil SİMULTANE


- ÇEVİRİ ile/ve/<> AKTARIM


- ÇEVİRİ ile ÖDÜNÇLEMELİ ÇEVİRİ

( LOAN TRANSLATION / CALQUE )


- ÇEVİRİ ile/ve/değil/||/<> UYARLAMA


- ÇEVİRİ ile/ve YALINLAŞTIRMA

( TRANSLATION vs./and TO SIMPLIFY )


- ÇEVİRİDE:
OLANAKSIZLIK ile/ve/||/<> TAMAMLANAMAZLIK


- ÇEVİRMEK ile/ve/değil/||/<>/< DÖNÜŞTÜRMEK


- CHATGPT ile/ve/değil/yerine/||/<>/> TURGPT

( [Dil Desteği]
Çok sayıda dilde, metin anlama ve üretme yeteneğine sahip bir yapıdır. Ancak, özellikle İngilizce odaklıdır.[Öteki dillerdeki etkililiği, İngilizce kadar yüksek olmayabilir.]
İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>
Özellikle Türkçe dilinde üstün performans gösteren ve Türkçe içerik oluşturmak ve anlamak için odaklandırılmış bir yapıdır. )

( [Eğitim verileri ve kaynaklar]
Çok sayıda İngilizce metin kaynağından eğitilmiştir ve İngilizce'ye odaklanır.[Öteki dillerdeki veri kaynaklarına da erişimi vardır.]
İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>
Özellikle Türkçe içeriklerden eğitilmiş ve Türkçe'deki metinleri daha iyi anlayabilen ve yansıtabilen bir yapıdır. )

( [Türkçe kültür ve aktarım anlayışı]
Türk kültürü ve tanımları konusunda sınırlı bilgiye sahip olabilir ve bu nedenle Türkçe içerikleri daha az doğru biçimde işleyebilir.
İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>
Türk kültürünü ve tanımlarını daha iyi anlar ve bu nedenle Türkçe metinleri daha iyi işleyebilir. )

( [Uygulama Alanları]
Genel sohbet, metin oluşturma, soru-yanıt uygulamaları, metin tabanlı oyunlar ve daha fazlası gibi geniş bir uygulama yelpazesi için kullanılabilir.
İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>
Özellikle Türkçe içeriğe sahip web siteleri, müşteri hizmetleri botları, özel Türkçe metin oluşturma görevleri ve Türkçe'deki çeşitli uygulamalar için daha uygundur. )


- CICERO ve/||/<>/> SENECA

( Cicero ve Seneca'nın felsefî yapıtlarında, Yunan ve Roma'lı şairlerden yapılan alıntılar... [Daniela Dueck]

Şair Cicero Seneca Toplam
Accius 28 3 31
Aeschylus 3 3
Afranius 1 1
Alcaeus 2 2
Anacreon 1 1
Aratus 41 41
Archilochus 1 1 2
Aristophanes 2 1 3
Atilius 1 1 2
Caecilius 11 1 12
Callimachus 2 2
Q. Catulus 1 1
Cicero 9 9
Crantor 1 1
Empedokles 1 1
Ennius 92 2 94
Euripides 9 2 11
Hesiod 1 3 4
Hipponax 1 1
Homer 23 10 33
Horace 4 4
Ibycus 1 1
Labeo
Lucilius 13 3 16
Lucretius 1 4 5
Maecenas 3 3
Montanus 2 2
Naevius 4 1 5
Ovid 14 14
Pacuvius 27 27
Plautus 3 3
Publius 7 7
Rabirius 1 1
Simonides 1 1
Solon 4 4
Sophocles 3 3
Terence 15 1 16
Trabea 3 3
Turpilius 5 5
Valgius 1 1
Varro 1 1
Virgil 84 84
Bilinmeyen 15 7 22
Toplam 327 156 483
)


- ÇIĞLIK ile/ve/değil/=/||/<>/< ÇAĞRI


- ÇIKAR ile/değil/yerine/>< ÇIKARIM


- ÇIKAR >< GÜZEL/LİK


- ÇIKARIM ile/ve/değil/ne yazık ki "ÇAĞRIŞIM"


- ÇIKTI ile/ve/||/<> SONUÇ


- ÇİLEDEN ÇIKMAK ile/ve/||/<> ÇIĞIRDAN ÇIKMAK


- CIMBIZ ile/değil/yerine BÜYÜTEÇ

( [not] TWEEZERS vs./but MAGNIFYING/BURNING GLASS
MAGNIFYING/BURNING GLASS instead of TWEEZERS )


- CİNÂS[Ar.] -ile

( Sesçe aynı, anlamca farklı olan sözcükleri birarada bulundurma sanatı. )


- CİNAS | ÜNDEŞ ile/||/<> ÜNDEŞ

( Sesteş anlamları ayrı söylenişleri bir sözcüklerle yapılan söz oyunu Ör Eyleme vaktini zayi deme kış yaz oku yaz Türleri 1 tam ündeş es t cinası tam Sayı sıra bakımından harfleri birbirine denk olan sözcüklerden oluşan ündeş 2 eksik ündeş es t cinası nakıs Harfleri sayı bakımından değişik olan sözcüklerden oluşan ündeş 3 ayrık ündeş es t cinası mefruk Bir tek sözcükle bir söz öbeği arasında yapılan söz sanatı Ör Ruhsarını cananın ayineye benzettim Vah vah ne hata ettim ayı neye benzettim 4 çiftleşik ündeş es t müzdeviç cinası müzdeviç Ündeşlerin ikisinin de bir dizede yan yana sonda bulunması Ör Ruhların böyle diriğ etme dili divaneden Şem için bu mertebe perva neden pervaneden Buna yinelenmiş dönüşük de denir Sonlarında aynı ses öbeği bulunan kelime ya da cümlelere denir ÜNDEŞLİK Consonnance Hece özeği durumunda olan bir selenimin etrafında öbeklenen seslere denir dost kelimesinde d s t sesleri ündegtir ÜNDEŞLİK Consonnance )

( CALEMBOUR | CONSONNANT | CONSONNANTE )


- CİNAS[Ar. < CİNĀS] ile/değil/yerine/=/||/<> CİNAS

( Çok anlamlı bir kelimeye her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine yakın birkaç yerde kullanma Çok anlamı olan bir kelimenin iyi anlamını kullanır görünerek kötüsünü öne çıkarma )


- CİNAS-I MANEVÎ, MUGALATA-İ MANEVİYE | YANILTMACA ile/||/<> YANILTMACA

( 1 İki anlamlı sözcüklerin ikinci anlamlarıyla de yere ve konuya az çok uygun düşme durumu Ör İzarınla letafet bahs ederse lale tâğîdir Lebinle renk ü bu dava ederse gonca bâğîdir ReisülKüttap Arif Tâğî 1 azgın asi 2 yanlış olarak dağsal Bâğî 1 baş kaldıran serkeş 2 bağsal 2 Halk yazınında çabuk çabuk söylenerek dinleyenin anlamasına engel olmak onu yanıltmak amacını güden yarı anlamlı çoğu uyaklı tekerleme niteliği gösteren söz dizisi Yanıltmak kandırmak amacıyla bilinçli olarak ortaya konan bir yanılım Doğru gibi görünen gerçekte ise başkasını aldatmak ya da kıstırmak için bile bile doğru olmayarak yapılan çıkarım Dizelerde önermelerde sözcüklerin değişik anlamlarından değişik dizilişlerinden yararlanılarak hatta bu türden kanıtlar da ileri sürülerek okuyucuları dinleyicileri şaşırtma oyunu yanıltmaca )

( SOPHISTRY | SOPHISM, FALLACY )

( SOPHISME, ARGUMENT CAPTIEUX | SOPHISME )

( FANGSCHLUSS | TRUGSCHLUSS, FANGSCHLUSS )

( FALLACIA )


- CİNÂS-I TAMM ile/ve CİNÂS-I NÂKIS ile/ve CİNÂS-I MÜREKKEB ile/ve CİNÂS-I MEFRÛK ile/ve CİNÂS-I DARBÎ

( Söyleniş ve yazılışı aynı [eksik ya da fazlalık bulunmayan], anlamı ayrı iki sözcüğün birlikte kullanılışı. İLE/VE Cinaslı sözcüklerin birinde, bir ya da birkaç harfin fazla olması biçiminde yapılan cinas. [dem > âdem gibi] Cinaslı sözlerden biri, iki ayrı sözcük olan cinas türü. İLE/VE Cinaslı sözcüklerden biri, bağımsız iki sözcükten oluşan cinas türü. İLE/VE Pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas türü. )


- CİNASLI KAFİYE ile/||/<> CİNASLI MÂNİ ile/||/<> CİNASLI UYAK

( Cinası olan cinas sanatı bulunan ündeşli )


- CİNASLI MÂNİ ile/||/<> AYAKLI MÂNİ ile/||/<> ÜNDEŞLİ MÂNİ


- CİNÂS/TECNİS ile/ve KALB ile/ve İŞTİKAK[< ŞAKK] ile/ve AKİS ile/ve İADE ile/ve TARSÎ'/TERSÎ'

( Söylenişleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı iki sözcüğü birarada kullanmaya bağlı bir sanat. İLE/VE Bir sözcükte harflerin yerleri değiştirilerek yapılan cinas. [anlamlı olma koşuluyla] İLE/VE Aynı kökten türemiş sözcükleri aynı mısra ya da beyitin içinde kullanma sanatı. [teslîm, selâmet, selâm] İLE/VE Bir mısranın söz sırasını anlamlı bir biçimde değiştirerek yineleme sanatı. İLE/VE Bir şiirde her beyitin son sözcüğünü (ya da sözcük öbeğini), ondan sonraki beyitin ilk sözcüğü olarak kullanmak. [her beyitin ilk sözcüğü aynı beyitin son sözcüğü olarak yinelenirse ve şiirin uyağını oluşturursa mukaddem ü muahhar[< te'hîr] adını alır.] İLE/VE Bir şiirin mısralarındaki sözcükleri sayı, uyak ve ölçü bakımından birbirine denkleştirme sanatı. [bu sanatın kullanıldığı şiirlere murassa' denilir] )


- ÇIRAK ile/||/<> ÇIRAK[Fars. < ÇERÂG]

( 1 Yağlı güreşte ve karakucakta güreşe yeni başlamış güreşçiye verilen ad 2 Usta bir güreşçinin yanında yetişen güreşçi Kar Karagöz ustasının yardımcısı Usta çırağa hangi oyunları oynatacağını söyler çırak da tasvir leri sırasıyla perde içindeki ipe dizer Çırak ustanın sanatını öğrenmeğe de dikkat eder Usta âşıkların yetiştirdiği çömez öğrenci Geleneğe göre ozan usta âşıklara hizmet ederek yetişirdi usta Resim Heykel Eskiden ressam ve heykelcilerin yanında çalışarak öğrenim yapanlara verilen ad 1 Yün döğmekte kullanılan sopa Yalvaç Isparta 2 Semer dikilirken kamış ve deriyi toplu tutmağa yarayan T harfini andıran sapı tahta ucu demir araç Işıklar Bornova İzmir Görevlendirildiği iş üzerinde bilgisi ve niteliği olmayan ve ustalarca uygulayıcı durumuna getirilebilmek amacıyla eğitilen çocuk ya da kişi Mesleğin gerektirdiği bilgi beceri ve alışkanlıkları iş süreci içerisinde öğrenmek üzere bir usta yanında çalışan işçi Gölge oyununda gerginin hazırlanmasını oynanacak oyunun tasvirlerini seçip sıraya koymak görevini yapan yardımcı kişi çirāġ a client dependant Rumcaya τσιράκι olarak geçmiştir Andriotis EL 382 )

( PAINTER'S PRENTICE | APPRENTICE )

( APPRENTI )

( MALERLEHRLING, LEHRLING )

( ÇIRĀĠ )


- ÇİRKİN ile/değil YETERİNCE GÜZEL DEĞİL


- CLASSIFICATION/PARTIAL[İng.] ile/değil/yerine/= KLASSIFIKATION[Alm.] ile/değil/yerine/= BÖLÜM

( Sinema Bir filmde birkaç ayrımdan oluşan, konunun ana parçalarından birini ortaya koyan bölük. @@ Çağkatman birimlerinden olan bir dizinin oluş süresi. @@ Bir oyunda konunun ana parçalarından her biri bk. perde. @@ 1. Bir okul ya da üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan alt-birimlerinden her biri. 2. Bir üniversite ya da yüksek okulu oluşturan başlıca yönetim birimlerinden her birine verilen ad. @@ 1. Bir betikte, uygun görülen düzen gereğince, başlık ya da sayılarla birbirinden ayrılan parçaların her biri. 2. Tiyatro oyunlarında konunun ana parçalarından her biri, perde. @@ Gözlemlerin bölümlendirildiği öbeklerin her biri. @@ Bir çokluğun bir ötekine bölünmesiyle oluşan çokluk. @@ Çiftekercilerin özenci, kazanççı ve bağımsız olarak ayrıldıkları bölümler. @@ Yazmaların kendi içinde bölünebildiği büyük ayırımlardan her biri. @@ (karşılık: divizyo), (Lat. divisio) Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup filumların bir araya gelmesiyle meydana gelir. @@ (matematik) @@ 1. Bir kuruluşun çalışma dallarından birisi. 2. Kendisine ilişkin özellikleri kapsayan işleri yetenek ve yetkileri çevresi içinde düzenleyen ve yapan organ. 3. Genel kuruluşun belirli bir işiyle uğraşan kolu. @@ Bir tiyatro yapıtında olay dizisinin ana kesimlerini oluşturan ve kendi içinde bütünlüğü olan bölüm. @@ Filumların bir araya gelmesiyle teşekkül eden, canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim. Divizyo. @@ Canlı organizmaların sistematik sınıflandırılmasında şubelerin bir araya gelmesinden oluşan grup, divizyo. @@ Bölme algoritmasındaki q sayısının adı. @@ @@ @@ @@ @@ bk. bölme@@bk. bölüm. )


- ÇOBANLAMA ile/||/<> ÇOBANLAMA

( Kır yaşantısını ve özellikle çobanların sevgi ve yaşamlarını gösteren yazın yapıtı Kır hayatını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını gösteren edebiyat eseri )

( BERGERIE | PASTORALE )


- ÇOCUKLARA:
KONUŞMAYI "ÖĞRETMEK" ile/ve/değil/yerine DİNLEMEYİ GÖSTERMEK/ÖĞRETMEK


- ÇOĞUL TANIMLARIN ÖNÜNE/ÖNCESİNE "BİR" (SÖZCÜĞÜ) KONULMAZ/SÖYLENİLMEZ!


- ÇOĞUL/LUK / ÇOK/LU ile/ve/değil/||/<> ÇEŞİT/Lİ/LİK


- ÇOK BİLGİLİ OLMAK ile/ve/||/<>/> ÇOK GÜZELLİK VE ACI GÖRMEK/YAŞAMAK


- ÇOK BİLMİŞLİK ile/ve/değil/<> HADDİNİ/AMACINI AŞAN, ANLAMSIZ(GEREKSİZ/YERSİZ) SÖZ/KONUŞMA


- ÇOK DÜŞÜNME" ile/ve/değil/yerine İYİ/DOĞRU/YETERLİ/NİTELİKLİ DÜŞÜNME

( Çok düşün(ül)memeli, iyi/doğru/yeterli/nitelikli düşün(ül)meli! )

( [not] TO THINK MUCH vs./and/but TO THINK WELL/RIGHT/ENOUGH/QUALIFIED
TO THINK WELL/RIGHT/ENOUGH/QUALIFIED instead of TO THINK MUCH )


- ÇOK GÜZELSİN! DEMENİN:
ÖNCESİ ile/ve/||/<>/> SONRASI

( )

( "Çok Güzelsin!" Demenin Etkileri... yazısı için burayı tıklayınız... )


- ÇOK KULLANIM ile/ve/değil/||/<> KÖTÜ KULLANIM


- ÇOK SATANLAR ile/ve/||/<> ÇOK İLGİ GÖRENLER


- ÇOK SÖZ ile/ve/<> ÇOK MAL

( Yalansız olmaz. İLE/VE/<> Haramsız olmaz. )


- ÇOK SÖZ ile/yerine TOK SÖZ

( Sözü çoğaltan, perdeyi kalınlaştırır. )

( MANY WORD vs. FULL WORD
FULL WORD instead of MANY WORD )


- ÇOK VERİ/BAŞLIK/AYRINTI:
OLMAYANLAR ile OLANLAR


- CONCEPTUALIZATION/CONCEPTULISRN/CONCEPTUAL[İng.] ile/değil/yerine/= CONCEPTUALISME[Fr.] ile/değil/yerine/= KONZEPTUALISMUS[Alm.] ile/değil/yerine/= KAVRAM

( Herhangi bir nesne ya da olayın temel öğe ve özelliklerini kapsayan soyut bir düşünü. @@ 1. Bir şey üzerinde birçok ayrı algıları kapsayan genel düşünce. 2. Bir olay, bir nitelik ya da nicelik üzerinde oluşan zihinsel imge. 3. Kaplamı ve içeriği bir im ya da sözle anlatılarak anlam kazandırılan soyut düşünce. @@ Bir nesne, özellikle o nesnenin nitelikleri konusunda edindiğimiz genel düşünce. @@ 1. içlemsel nesne, 2. Bir ad, yüklem ya da işlevin içlemi. @@ Bir olay, nesne, durum ya da koşula, ayrıtsal özelliklerini bireştirerek kavranabilirlik kazandıran düşünsel bütünlük. @@ 1. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kaplayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım; tek bir nesnenin (bireysel kavram) ya da bir nesneler sınıfının (genel kavram) özünü belirleyen, birbirleriyle bağlantılı niteliklerin ya da özel belirtilerin (özelliklerin) bir sözcükte düşünülmüş olan birleşimi. 2. (Klasik mantıkta) Yargı ile çıkarımın sonradan üzerinde kurulacağı en yalın, en temel öğe. (Gerçekte ise kavram düşüncenin bir başlangıç noktası olmayıp, düşüncenin kendisini topladığı, yoğunlaştığı bir noktadır; düşüncenin bir bütüne, bir bireşime, bir birliğe dönüşmüş biçimidir.) // Klasik mantık için kavramlar çoğunlukla nesne kavramlarıdır ama bunun yanında ilişki ve görev kavramlarından da söz edilebilir (de, üzerine, eğer, ancak vb.). Nesne kavramları: Bir nesnenin özünü, kurucu özelliklerini düşünce ile belirtip kavramaya çalışan kavramlar. Nesne kavramları bireysel olup tek bir nesneyi (Kızılırmak) göz önünde bulundurabilirler, o zaman bireysel kavramlar adını alırlar. Bir nesne öbeğinin ortak özellikleriyle ilintili olduklarında, bunlara tür kavramları denir (dere, çay, ırmak). Ortak özellikleri olan tür kavramlarından cins kavramı kurulur; her cins kavramı yeniden daha yukarı bir cins kavramının tür kavramı olabilir ve bu, böylece oluşan kavram piramidinin en yukarıdaki en son cins kavramına kadar gider. Bu piramit bir kavramlar dizgesidir. Bu dizgede boyuna daha yukarı, daha genel cins kavramına doğru yükselinir. En son cins kavramında kavramlar dizgesi doruğuna ulaşır ve bundan kavram çözümlenmesiyle (Lat. divisio) tersine olarak daha aşağı cinslere, türlere inilir ve sonunda artık bölünemeyen bireylere ulaşılır. @@ Dünyadaki nesnelerin, durumların, hareketlerin ve tasavvurların dildeki ifadesidir. Kavramın değeri, niteliği aynı dili konuşan kimselerce aşağı yukarı aynıdır: ekmek, su, susuzluk, tembellik, delikanlı, dörtnala, tutumlu vb. @@ Azerbaycan Türkçesi: anlayış, mäfhum; Türkmen Türkçesi: düşünce; Gagauz Türkçesi: öz maana; Özbek Türkçesi: tuşunça; Uygur Türkçesi: uqum; Tatar Türkçesi: töşençä; Başkurt Türkçesi: töşönsä; Kmk: aňlaw; Krç.-Malk.: anılam ~ oyum; Nogay Türkçesi: anlam; Kazak Türkçesi: ugım; Kırgız Türkçesi: tüşünük; Alt::ondomol; Hakas Türkçesi: onnag ~ pîldîrîg; Tuva Türkçesi: pilig; Şor Türkçesi: piliş; Rusça: ponyatiye @@ hlk. Sığır gövde etinde, kavram bölgesi kaslarından yapılan, dikdörtgen biçiminde, 1.0-1.5 kg ağırlığında pastırmalık et parçası ya da bu parçadan yapılan pastırma. )


- CONGRESS/COMMITTEE/DRYING[İng.] ile/değil/yerine/= CONGRÈS/COMITÉ/ÉTUVAGE; SÉCHAGE[Fr.] ile/değil/yerine/= KONGRESS/AUSTROCKNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KURULUŞ

( Tümcelerde sözcüklerin düzeni, sıralanışı. @@ Kelimelerin ve tümcelerin cümle içindeki sıralanma tarzı. @@ Topluma hizmet amaç ve göreviyle kurulan kurum. @@ Kelimelerin ve tümcelerin cümle içindeki sıralanma tarzı. @@ @@ )


- CÖNK ile/||/<> CÖNK[(MALEZYA DILINDEN)]

( Saz ozanlarının kendilerinin ya da başkalarının koşuklarını derledikleri uzunlamasına açılan deri kaplı defter Buna sığır dili ya da dana dili de denir Halk edebiyatı terimi İçinde birçok kimselerin eserleri bulunan ve uzunlamasına açılan ensiz uzun koşuk dergisi )


- CONVERSATION/DEPLOYMENT/SPEAKER[İng.] ile/değil/yerine/= KONUŞMA

( Bir oyunda iki kişi arasında söylediği, oyuna göre düzenlenmiş sözler. @@ Bilim savı taşıyan ve bir konuyu inceleyen söylev. @@ Bir konuyu, iddiasız olarak inceliyen söylev. @@ Bir oyunda iki kişinin birbiriyle konuşması. @@ Düşünceyi sözle ifade etme işi. Aynı dili konuşan bireyler arasında sözle anlaşma biçimi. @@ Azerbaycan Türkçesi: danışıg; Türkmen Türkçesi: gepleşik; Gagauz Türkçesi: konuşmak ~ lafetmäk;Özbek Türkçesi: sozlaşuv; Uygur Türkçesi: sözlişiş; Tat: söyläşü ~ süz alışu ~ söyläm; Başkurt Türkçesi: höyläşew; Kmk: söylew ~ lakır; Krç.-Malk.: söleşiw ~ uşak; Nogay Türkçesi: söylesüw; Kazak Türkçesi: söylesuw; Kırgız Türkçesi: süylöşüü; Alt:: kuuçın-ermek; Hakas Türkçesi: çooh; Tuva Türkçesi: çugaa; Şor Türkçesi: çook ~ çooktaş; Rusça: razgovor )


- ÇÖZÜLÜŞ | ÇÖZÜM ile/||/<> ÇÖZÜM

( Sinema TV Bir öykülü filmde bir televizyon oyununda olguların bir noktada düğümlenen birikimini olayların doğal akışı içinde sonuca ulaştıran bölüm 1 Bir sorunun bir düğümün çözülmesi bundan elde edilen sonuç Bir bilmecenin çözümü 2 Bir yazın yapıtında düğümün akçıklığa kavuşması çözülmüş Bir denklemin ya da bir denklemler dizgesinin tüm köklerinin ya da bilinmeyenlerinin saptanan değerleri çözme Bir oyunun gelişimi içinde düğümlerin çözülmeye başladığı kesim )

( ENDING, "DÉNOUEMENT" | SOLUTION | ENDING, DENOUMENT | CLIMAX | EXPOSITION )

( DÉNOUEMENT | DÉNONCEMENT | SOLUTION | NOEUD (DE L'ACTION | EXPOSITION )

( LÖSUNG (DES KNOTENS), "DÉNOUEMENT" | LÖSUNG | HÖHEPUNKT | EXPOSITION )

( SOLUTIO | NODUS: DÜĞÜM )

( SCIOGLIMENTO )

( ΚΑΤΆΛΗΞΗ / κατάληξη )


- ÇÖZÜM:
"BİZDE" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİREYDE


- ÇÖZÜMLEME ile/ve/||/<> AÇIKLAMA


- CRITICISM/CRITISISM[İng.] ile/değil/yerine/= CRITICISME/CRITIQUE/CRITISISME[Fr.] ile/değil/yerine/= KRITIKER/KRITIZISMUS[Alm.] ile/değil/yerine/= ELEŞTIRI

( Sinema 1. Bir filmin sanat, estetik, uygulayım, düşüngü, toplumbilim yönünden değerlendirilmesiyle uğraşan yazı türü. TV. 2. Bir televizyon izlencesinin aynı yönlerden değerlendirilmesiyle uğraşan yazı türü. @@ Bir oyunun, yapılan sanat, estetik, teknik, dünya görüşü ve toplumbilim, sahneye koyuş, oynanış, dekor, kostüm, rol psikolojisi vb. yönlerinden herhangi biri, birkaçı, ya da tümü yönünden bakarak yapılan değerlendirme. @@ Bir sanat yapıtının, iyi ve kötü yönlerini inceleyerek bir yargı ile belirten yazı türü. @@ (Yun. kritike(tekhne) - ayırt etme, yargılama, eleştirme (sanatı)) : 1. (Genel anlamda) Bir insanı, bir yapıtı, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek ereğiyle inceleme işi. 2. (Felsefede) Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama. (Bilgi eleştirisi.) 3. (Kant'ta) Usun yargılanması, eleştirilmesi. // Burada insan usunun sınırları söz konusu edilir. İnsan usunun deneyden bağımsız olarak salt kendi kendine neyi başarıp neyi başaramayacağı araştırılır. Eleştirilen bilgi değil, us yetisinin kendisidir. @@ Bir oyunu, dünya görüşü, sanatsallığı, toplumsal katkısı, sahneye konuşu, oyunculuğu ve plastik değerleri açılarından değerlendirme işlemi.@@bk. eleştiri. )


- CROSS LEGGED SITTING/INCOHERENT[İng.] ile/değil/yerine/= POSE EN CROIX[Fr.] ile/değil/yerine/= KREUZSITZ, SCHNEIDERSITZ[Alm.] ile/değil/yerine/= BAĞDAŞIM

( TV. 1. Renkli ve siyah-beyaz televizyon imlerinin birbirine dönüştürülebilme niteliği. 2. Renkli ya da siyah-beyaz televizyon almacının, kendine ilişkin olmayan televizyon imini siyah-beyaz olarak verebilme niteliği; yani, siyah-beyaz almacın, renkli yayını siyah-beyaz olarak, renkli almacın da siyah-beyaz yayını siyah-beyaz olarak aktarabilmesi. @@ Anlatışın konuya uygun düşmesi, bk. tutarlık. )


- CÜBBE[Ar.] ile/değil/||/<>/> HİLAT[Ar.]/KAFTAN


- ÇÜN ile PES


- ÇÜNKÜ-NİYE/NEDEN? yerine NİYE/NEDEN? ÇÜNKÜ ...


- CÜZÜ | ADIM ile/||/<> ADIM

( Batı yazınında bir koşukta iki hecelik birimlerin her biri Ayakta temel duruştan bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer değiştirmesi Nazımda taylamın dayandığı hece birliklerine verilen ad ki Türk ölçüsünde durakla ayrılan hece öbeklerinden aruzda fâilâtün mefâilün feilün gibi cüzülerden eski Yunan ölçüsünde kimi uzun kimi kısa olmak üzere ikiden dörde kadar heceden ibaret olan parçalardan her birini Fransız ölçüsünde ise bir heceyi anlatır Dans adımı )

( STEP )

( PIED | PAS )

( SCHRITT )


- ...DA HİÇ" ... (BULUNMAMALI) ile/değil/yerine/>< ...DA OLABİLDİĞİNCE ... BULUNMAMALI

( Matematik yoktur. @@ Vardır. )

( Yaşamsal değil. @@ Yaşamsal. )

( Dirimsiz. @@ Dirimli. )


- DADACI ile/||/<> DADACI

( 1 Dada okuluna bağlı 2 Dada okulu türünde olan Buna yalnızca dada da denir Resim Dadacılık akımına bağlı sanatçı )

( DADAISM )

( DADAISTE | DADAISME )

( DADAISTE | DADAISMUS )

( DADAISTA )

( ΝΤΑΝΤΑΪΣΤΉΣ / ντανταϊστής )


- DADACILIK ile/||/<> DADACILIK

( XX yüzyıl başlarında Tristan Tzara ve arkadaşları tarafından Fransız yazınında geliştirilen bir akım Dil ve estetik kurallarını tanımayan sözcüklerin sözlük anlamlarına değer vermeyen anlatımda başıboş ve alabildiğine çağrışımlara dayanan bir yol izleyen bile bile kapalılığa sapan bir çığırdır Çocukların dada sözcüğünden alınmıştır Resim dada çocuk dilinde tahta at Savaşa ve beylik değerlere karşı olan yalnız boyaya bağlı kalmayıp her çeşit gereci değerlendirme görüşünü benimseyen bir sanat akımı a popart Yirminci yüzyıl başlarında T Tzara ve arkadaşları tarafından Fransız edebiyatında meydana getirilmiş olup dil ve estetik kurallarını tanımıyan ifadede başı boş bir yol tutan bile bile kapalılığa sapan bir çığır Yirminci yüzyıl başlarında Tristan Tzara ve Richard Hülsenbeckin yayımladıkları 1916 bildiriyle başlamış ve yedi yıl kadar sürmüş olan dil ve estetik kurallarını bunların denetlenmesini mantık dizgesini tanımamış ve sözcük anlamlarına değer vermemiş bir akım Alabildiğine bağımsız çağrışımlarla ilkel ve doğrudan anlatım biçimi arayan bir sanat çığındır Çocukların dah dah sözcüğünden dadayı üretmişlerdir Bunlarda değer tanımazlıkla birlikte bir başkaldırı da vardır gerçeküstücü tiyatro )

( DADAISM )

( DADAISME | DADAISME, DADA | DADAÏSME )

( DADAISMUS )


- DAĞLAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FARKLAR


- DAHA GÜZEL değil/yerine BAŞKA/AYRI BİR GÜZEL


- DAHA/EN) KORKUNÇ/VAHİM OLAN:
SOKAKTAKİ KARGAŞA ile/değil DİLDEKİ KARMAŞA

( Yaşamdaki en korkunç "durum" ya da deneyim, birini çok sevmektir.
[Sevgi kadar değerli bir duygunun nesi, nasıl korkunç olabilir? O sevgimizin yoğunluğunun o kişiyi kendimizden kaçırma olasılığının artırması ve ölümünün duyulmasından dolayı her an için geçerli ve etkisi yüksek olan çok korkutucu bir durumdur.] )


- DAHA) ("ÜST") GÜCE[OLANAKLARA/KİŞİLERE] TAPARLIK ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖYKÜNME

( Düşük bilgi/bilinç seviyesindeki ya da çıkarcı kişilerin(zihinlerin), iyiliğ(in)e yönelimde, güdülenmesini ve kötülüğ(ün)e başvurmada da kendini tutmasını sağlatan en etkili/etkin iki durum/tutum. )


- DAHA ile/ve/değil/yerine/=/||/<> HENÜZ ile/ve/değil/yerine/=/||/<> HÂLÂ ile/ve/değil/yerine/=/||/<> ARTIK


- DAHİL BULMA, DUHUL | KAPSAMA ile/||/<> KAPSAMA ile/||/<> KAPSAMAK

( Bir kümenin E F gibi iki altkümesi verildiğinde gerektirmesinin doğru olması Simgesi Söz sanatı terimi 1 Birden artık isme bağlanan bir sıfatın ya da birden çok öznesi yahut nesnesi olan bir fiilin gramerce bunlardan ancak biriyle uyumlaştığı halde öbürleriyle de uyumlaşmış sayılması Biz de siz de bunu biliriz gibi 2 Bir kelimenin aynı zamanda hem öz hem de mecaz anlamda kullanılması Onun gemisiyle beraber ticareti de battı gibi Her biri ayrı bir cümle kuruluşunu gerektiren birkaç öğenin tek bir kuruluş içine alınması Biz de siz de bunu biliriz gibi )

( INCLUSION | ENCLOSE )

( INCLUSION | SYLLEPSE )

( INKLUSION, ENTHALTENSEINS, TEILSEINS, MENGENINKLUSION )

( INCLUSIO )


- DÂHİYÂNE ile/ve/||/<>/> ÂHİYÂNE


- DAİRE ile/ve/||/<> BAHİR


- DAİRE ile/||/<>/> BAHİR ile/||/<>/> VEZİN

( Bir kısa hece ve üç uzun hece. @@ ... @@ ... )


- DAİRE ile/||/<> DAİRE[Ar. < DÂʾİRE]

( Aruz ölçüsünde birbirine yakın bahirlerin toplandığı ana bölümler Bir çemberle iç bölgesinin birleşimi )

( DISC, DISK )

( DISQUE )

( KREIS )


- DAL | GUSUN ile/||/<> DAL

( Arap alfabesinin sekizinci Osmanlicanın onuncu harfi Sola dönük bir açı biçiminde yazılırdı Bu yazılışı yüzünden divan ozanlarınca bel büküklüğünün derin üzüntünün karamsarlığın simgesi sayılmıştır Muhibbinin elif kaddin dal eyler Ağlatuban gözyaşını sel eyler Belirli bir bölgede çokdeğerli karmaşık bir işlevin değerlerinden birisini alan ve türeyen karmaşık işlev karşılık kladus klados dal Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup sınıfların bir araya gelmesiyle meydana gelir biyoloji botanik tarım Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesi ile oluşan birlik Örnek Kordalılar Chordata Filum klâdus Şube 1 Bitkilerin çoğunlukla yapraksız olan sapın değişik uzunluk ya da büyüklükteki küçük sap ve sürgün kısımları 2 Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik filum kladus Arap ve Osmanlı abecesinin ilk harfi Yukarıdan aşağıya çekilmiş bir düz çizgi biçiminde yazılırdı I Divan yazınında düzlük eğretileme olarak diklik ve incelik anlatırdı Muhibbinin elif kaddin dal eyler Ağlatuben göz yaşını sel eyler dal Ağızlarda talu iki kürek kemiği arası olarak da geçer Az dal 1 arka 2 vücudun boyundan kalça kemiğine kadar olan bölümü 3 sonuç akıbet netice dalu 1 kürek kemiği 2 koyunun falcılıkta kullanılan kürek kemiği )

( BRANCH | CLADUS | CLADUS, PHYLUM | PHYLUM | BRANCH, CLADUS, PHYLUM )

( BRANCHE | RAMEAU | CLADUS, PHYLUM )

( ZWEIG | STAMM | KLADUS, STAMM )

( BRANCA )

( DALU )


- DAL ile DAL ile DAL ile DAL ile DAL ile DAL ile DAL ile DAL

( Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri. | Kol, bölüm. | Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların biraraya gelmesiyle oluşan birlik, şube. İLE Arka, sırt. | Kol. | Boyun, ense. İLE Çıplak, yalın. İLE Zaman belirten sözcüklerin karşısına getirildiğinde sözcüğün anlamını güçlendirir. İLE Arap abecesindeki yazaç/harf. İLE Suda derinlere doğru ilerlemek. İLE Düşlemek, düşünmek, dalmak. İLE Bir tür Hint yemeği. )


- DAL ile/ve/||/<> KOL

( BRANCH vs./and/||/<> ARM/BRANCH )


- DAMARDAN" değil/yerine DOĞRUDAN


- DASTAN, DASİTAN | DESTAN ile/||/<> DESTAN ile/||/<> SÖYLEN

( 1 Söylenleri konu alan koşuklar İlyada Şehname Kalevala söylen 2 Biçim bakımından koşmaya benzeyen dörtlük sayısı konuya göre istenildiği kadar artabilen bir deyiş Toplumu ilgilendiren her türlü ciddi ya da güldürücü konuda olabilir Kıtlık destanı savaş destanları yangın destanı pire uyuz gezi yatırlar destanları gibi 3 Çağdaş Türk yazınında biçim ve içerik yönünden geleneksel destanlardan ayrılık gösteren uzun kahramanlık şiirleri de destan başlığını taşımaktadır Üç Şehitler Destanı Çanakkale Destanı vb I Daha çok eski çağların kahramanlık olaylarını ve tanrıların yiğitlerin ulusların başından geçen olağanüstü halleri anlatan nazımlı ve uzun hikâye İLKEL DESTAN Epopée naturelle ou primitive YAPMA DESTAN Epopée artificielle II Halk edebiyatı terimi Topluluğu ilgilendiren olaylar üzerine düzülmüş uzun koşma ALAYSI DESTAN Poème héroï comique 1 Kahramanlık öykülerine verilen ad 2 Âşık gösterisinin başlangıç bölümünde beşinci sırada bulunan gülmecesi olan uzun şiir 3 Bir kahramanlık öyküsünü ya da olayı anlatan koşma biçiminde 11 hecelik Türk halk koşuğu )

( EPIC )

( ÉPOPÉE | EPOPÉE | ÉPIQUE )

( EPOS )


- DAVÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< MÂNÂ

( Bilmezler mânâsını, ederler dâvâsını. )


- DAYANÇ/SABIR:
EMEK/ÇABA ve/+/||/<>/> SÜREKLİLİK


- DEBDEBE[Fars.] ile/değil/yerine/= GÜRÜLTÜ/PATIRTI/TANTANA

( Ululuk, haşmet, büyük bir gösteriş. | Gürültü, tantana. )


- DEDİKODU/GIYBET:
SÖZLE ile/ve HAREKETLE ile/ve DİNLEYEREK


- DEDİKODU ile SÖZ/LÂF TAŞIMA


- DEDİKODU ile/ve/değil/< TEVÂTÜR[Ar. < VİTR]

( Söylenti. [Olumsuz/istenmeyen.] İLE/VE/DEĞİL Bir haberin/bilgi(nin) yayılması. [Olumludur.] )

( [not] GOSSIP [-] vs./and/but RUMOUR [+] )


- DEDİKODUDA:
ÂDİ/LER ile/ve/||/<>/> APTAL/LAR ile/ve/||/<>/> AHMAK/LAR

( Yapar. İLE/VE/||/<>/> Yayar. İLE/VE/||/<>/> İnanır. )


- DEĞERİ OLMAYAN ile/ve/değil DEĞERİNİ ÖLÇME OLANAĞI BULUNMAYAN


- DEĞERİNİ/Zİ BİLİN!

( DEĞERİNİ/Zİ BİLİN!

Kırlangıç, bir adama âşık olmuş.

Penceresinin önüne konmuş, tüm cesâretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna iknâ olduktan sonra...

Küçük, sevimli gagasıyla cama vurmuş.

Tık... tık... tık...

Adam, cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle ugraşıyormuş. Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş! Kimmiş, onu işinden alıkoyan?

Minik bir kırlangıç!

Heyecanlı kırlangıç, telâşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir soluk almış, şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

- Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma. Uzun zamandır, seni izliyorum. Bugün, cesâret buldum konuşmaya. Lütfen, pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım.

Adam birden parlamış.

- Yok daha neler?

- Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz alamam! demiş.

Gerekçesi de sersemceymiş:

- Sen kuşsun! Hiç kuş insana aşık olur mu?

Kırlangıç mahçup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:

- Adam, adam! Haydi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben, sana dost olurum. Hiç canını sıkmam.

Adam, kararlı; adam, ısrarlı:

- "Yok, yok ben seni içeri alamam" demiş. Biraz da kabaymış, sözü kısa kesmiş:

- "İşim gücüm var, git başımdan!"

Aradan bir zaman geçmiş. Kırlangıç, son kez adamın penceresine gitmiş:

- "Bak! Soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi, al beni içeri! Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü, ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım..." demiş.

Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam, bu yalnızlık sorununa içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş.

- "Ben, yalnızlığımdan memnunum!" demiş... Kuştan, onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.

Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra itiraf etmiş:

- "Hay benim akılsız başım" demiş.

- "Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, zevkli vakit geçirirdik birlikte."

Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:

- "Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir yaşam sürerim."

Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemiş!

Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç, yokmuş!

Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda, danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.

Olanları anlatmış. Bilge kişi, gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

- "Kırlangıçların yaşamı, altı aydır..."

* * * * *

Yaşamda bazı fırsatlar vardır, yalnızca bir kez elimize geçer ve değerlendiremezsek uçup gider.

Yaşamda bazı kişiler vardır, sadece bir kez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp gider. Ve asla geri gelmezler. )


- DEĞERLENDİRME ile/ve/değil/||/<>/> TEKLİF


- DEĞİN ile DEĞİN ile DEĞGİN

( "...'ya kadar/dek" gibi bir işin/durumun sona erdiği/ereceği zamanı/yeri gösteren sözcük. İLE Sincap. İLE İlişkin, üstüne, ait, dair. )


- DEĞİŞİM ile/ve/||/<>/> DENETİM


- DEGREE/LIZARD[İng.] ile/değil/yerine/= DEGRÉ/LÉZARD[Fr.] ile/değil/yerine/= DEGREDUS/LACERTUS[Lat.] ile/değil/yerine/= GRAD, WINKELGRAD, BOGENGRAD/EIDECHSE[Alm.] ile/değil/yerine/= KERTELEME

( Sinema Düzgün, tek biçimli, yoğunluğu doğru ve değişmez pozitif bir eşlem sağlamak amacıyla, yoğunluğu değişik bir negatife basımda verilecek ışığı ayarlama. @@ Bir oyunun duygu, akımında yükselme, artma. @@ Anlatımı daha etkili kılmak için sözcüklerin, kavramların, düşünce ve duyguların derecelendirilmesi, derece gözetilerek sıralanması. Türleri:. 1. yükselen kerteleme: [es. t. tedric-i said, tensik-i irtikaî]: Azdan çoğa, küçükten büyüğe, güçsüzden güçlüye doğru düşünce ve duyguların derecelendirilmesi biçiminde yapılan kerteleme. Ör.: 'Top, tüfek sadası kesildi. İki asker mızrak mızrağa, kılıç kılıca, hançer hançere, boğaz boğaza uğraşmaya başladı.' (Namık Kemal, Cezmi) 2. alçalan kerteleme: [es. t. tedric-i habit, tensik-i inhitatı]: Çoktan aza, büyükten küçüğe, güçlüden güçsüze doğru düşünce ve duyguların derecelendirilmesi biçiminde yapılan kerteleme. Ör.: Barışı hangi ulus, hangi toplum, hangi kişi istemez? @@ (Söz sanatı terimi) Bir takım fikirleri şiddet derecelerine göre sıralama, ki dereceler yüksele yüksele çıkarsa YÜKSELEN KERTELEME, Tedrici sait, Gradation ascendante ou Climax denir. “Makber değil bir türbe, türbe değil bir mabet, mabet değil bir küre, küre değil bir nihayetsiz feza.” - A. Hâmit. Dereceler alçala alçala iniyorsa ALÇALAN KERTELEME, Tedrici hâbit, Gradation descendante ou Anticlimax adını alır. @@ Olay dizisindeki duygu akımının yavaş yavaş yükselmesi, artması. )


- DEMAGOJİ[Fr. DÉMAGOGIE]["DEMOGOJİ" değil!] ile POLEMİK

( ... İLE Yazarak/yazılı tartışma.[söz dalaşı vs. değildir!] [İSTİŞ'ÂR: Yazı ile bildirilmesini isteme.] )


- DEME, NEFES: Alevî ve Bektâşî şiiri. -ve


- DEME ile/||/<> DEMEK

( 1 Genel olarak şiir yerine kullanılan terim 2 Daha çok Alevî Kızılbaş ozanlarının tarikatleriyle ilgili konuları işleyen koşuklarına kendilerince verilen ad )


- DEMEYE GETİRMEK ile/değil/yerine/||/<>/< DEMEYE ÇALIŞMAK


- DENETLEMEK ile/ve/||/<>/> DENGELEMEK


- DEPOZİSYON | BIRAKIM ile/||/<> BIRAKIM

( metalbilim Örtme kaplama işlemi ile bir metal yüzey üzerine başka bir metal ya da alaşımını bırakma olayı Söz sanatı terimi İddiasında birçok bakımdan haklı olduğunu göstermek için bu bakımların birini ya da bir kısmını ötekilere geçmek üzere bir kenara bırakma Hadi onu görmedi diyelim sesini de mi duymadı gibi Durduruma konu olan bir değerin kullanılabilir hale gelmesi için yapılan işlem durdurum Örtme ya da kaplama işlemi ile bir metal yüzey üzerine başka bir metali ya da alaşımı bırakma olayı )

( DEPOSITION | DEBLOCKAGE )

( DÉPOSITION | CONCESSION )


- DEPREM ve/||/<> YANGIN

( )


- DERC[Ar.] (ETMEK) ile/ve/||/<> CEM[Ar.] ETMEK

( Hattatların yazdığı meşk tomarı. )

( Nakışlı kâğıda yazılmış yazı. )

( Sokma, arasına sıkıştırma. | Gazeteye yazma. | Toplama, biriktirme. İLE/VE/||/<> Toplamak. | Bir araya getirmek. )


- DERDİN DERMANI(NA) ile KALBİN FERMANI(NIN YETME[ME]Sİ)


- DERGÂH, ÂSİTÂNE | TEKKE ile/||/<> TEKKE ile/||/<> TEKKE YAZINI

( Eskiden tarikat erlerinin toplanıp tören yaptıkları yer Burada aynı zamanda saz ve koşuk öğrenimi de yapılırdı tekke yazını Tarikattan olanların barındıkları ibadet ve törenler yaptıkları bina )


- DERGÂH ile/||/<> DERGÂH[Fars. < DERGÂH]

( Eskiden tarikattan olanların toplandıkları yer Dergâhta tarikat ilkeleri öğretildiği gibi saz koşuk eğitimi ve öğretimi de yapılırdı Mimarlık Dervişlerin toplandıkları ve ayin yaptıkları yer yapı a büyük tekke )


- DERGİ ile/ve/||/<>/> DÜŞÜNCE


- DERİ[Yun.]/CİLT/CİLD[Ar.] ile CİLT

( Ten, deri. İLE Kitap kaplaması. )


- DERİNLİK ile/ve/||/<> ÇOK ANLAMLILIK


- DERKENAR -ile

( Bir metnin hâmişlerine(kenarlarına) konuyla ilgili düşülen notlar. )


- DERLEME ile KOLAJ


- DERMAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DEVRÂN


- DERTLİ AĞIZ ile/ve/||/<> EHLİYETLİ KİŞİ


- DERTLİ ile/ve/||/<>/> YAZAR ile/ve/||/<>/> ÂŞIK ile/ve/||/<>/> ÂRİF

( Yalın anlatan. @@ İyi anlatan. @@ Durumuyla/hâliyle anlatan. @@ Gülümsemesiyle örten. )


- DEŞMEK ile/ve/değil/||/<>/> KAZMAK


- DESTÂN[Fars.]/EPOPE[Fr. < Yun.] ile/değil/yerine/= OZYIR


- DESTAN:
YAPAY ile DOĞAL


- DESTAN[Fars. < DESTĀN] ile/değil/yerine/=/||/<> DESTAN

( dillere destan Tarih öncesi tanrı tanrıça yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir epope Bir kahramanlık hikâyesini ya da bir olayı anlatan koşma biçiminde ölçüsü on bir hece olan halk şiiri Çağdaş Türk edebiyatında biçim ve içerik yönünden geleneksel destanlardan ayrılık gösteren uzun kahramanlık şiiri )


- DESTAN > HALK ÖYKÜSÜ > MESNEVÎ > ROMAN


- DESTAN[Fars.] ile KISSA[Ar.]


- DESTANÎ/EPİK ile/değil/yerine/= OZYIRSI


- DESTEKLEMEK ile/ve/||/<> PEKİŞTİRMEK


- DEVÂT[Ar.] ile/ve/=/||/<> DEVÎT[Ar.]

( Divit. Hokkadaki mürekkebe batırılarak yazı yazmaya yarayan ve değişik ucları olan bir kalem türü. )


- DEVE ile/ve/||/<> "ASLAN" ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BEBEK


- DEVİM/HAREKET ile/ve/||/<>/> DÖNÜŞÜM


- DEVİM/HAREKET ile/ve/||/<>/> GELİŞİM


- DEVİR | DEVRE | KUVVET MOMENTİ | DÖNGÜ ile/||/<> DÖNGÜ

( Her ağırlık sınıfında birkaç yumrukoyuncusunun katıldığı karşılaşmada ağırlık sınıflarına göre birinciyi bulmak için yarışmaların tekrarlanışı Bir izlencede yer alan ve belirli bir koşul gerçekleşmedikçe yeniden uygulanan bir komutlar dizisi Bir yazıda yinelemelerin düzenli aralıklarla birbirlerini izlemesi Zaman dizileri Bir zaman dizisinde belirli aralıklarla aynı olan devinim Çevril bir devinimle tümlenen oluşum ya da süreç Kuvvetin bir cismi bir nokta ya da bir eksenin yöresinde döndürme etkisini belirleyen yönleçsel nicelik döngü kuvvet ile yerlem yönlecinin yönleçsel çarpımına eşittir çevrim )

( TOUR | LOOP | CYCLE | CIRCUIT | MOMENT, MOMENT OF FORCE )

( BOUCLE | PÉRIODE | MOMENT, MOMENT D'UNE FORCE )

( TOUR | ZYKLUS | MOMENT )


- DEVİR, PERİYOT | PERİYOT | PERYOT | DEVRE, NÖBET | PMYOF | MÜSELSEL BENT | DEVRE | DÖNEM | SÜRE | DÖNEM ile/||/<> DÖNEM ile/||/<> DEVİR ile/||/<> PERİYOT

( Yumrukoyununda üçer dakikalık dövüşme sürelerinden her biri Sinema TV Esnek bir cismin titreşiminde ya da herhangi bir cismin deviniminde denge durumu çevresindeki tam bir salınımın saniye olarak süresi örneğin bir sarkacın başlangıç noktasından kalkıp yine aynı noktaya gelişi Çağkatman birimlerinden olan bir dizgenin oluş süresi Sıralı dizilerde düzenli oluşumların ortaya çıkması için geçen süre Matematiksel anlamda tüm tler için u t w u t ise uı t nin dönemi wdir f işlevi verildiğinde her x için f x T f x eşitliğini gerçekleyen T 0 sayılarının en küçüğü Bir çağ içinde birbiri ardınca gelen zaman kesimi Yinelenen olaylar arasında geçen düzenli zaman aralığı Birbirini izleyen ve belli aralıklarla yinelenen aşamalardan her biri Yinelenen bir olayın ya da onu betimleyen bir işlevin kendini yenileme süresi Ancak topu birden tam bir fikir vermek üzere birkaç tümceden meydana getirilen cümle DÖNEMLİ Périodique Önceden bazı ayıraçlara göre belirlenen süre Birbirini izleyen başlangıcı ve sonu belirlenmiş zaman aralıkları Devir dönem Cansızlardan başlayarak Tanrıya doğru bütün varlıkların bir daire düzeninde oluşumuna inanan tasavvuf kuramı devriye Bir hakkın bir hukuki çıkarın ya da bir nesnenin bir kimseden bir başka kimseye geçmesini sağlayan işlem Jeolojik zamanlarda bir çağın alt bölümü Örnek Jura devri Mezozoik çağın bir alt bölümüdür Periyot Kendine özgü bir özellik taşıyan bir zaman parçası periyot dönem devir Devir )

( ROUND | PERIOD | PERIOD, RUN )

( PÉRIODE )

( RUNDE | PERIODE )

( PERIDUS )


- DEVİR | ZAMAN, DEVİR, AHD, KARN, KURUN | ZAMAN ile/||/<> ÇAĞ

( Bir katmanın oluştuğu zaman süresi Yazında sanatta dünya görüşü sanat anlayışı ve tutumu vb bakımından temel özellikler gösteren zaman Klasikler çağı divan çağı rokoko çağı yeni çağ çağımız 1 Belirli özellikleri göz önünde tutularak ele alınan zaman bölümü 2 Dünya tarihinin incelenmesini kolaylaştırmak için ayrılan dört göreli bölüm İlk Orta Yeni Yakın Dördüncü çağ gençlik çağı örneklerinde olduğu gibi yerine göre yerbilim evrelerine verilen ad Az çağ vakit zaman çağ şak vakit zaman yaş çak vakit zaman mevsim sak vakit çak vakit şak vakit sağ çoğ vakit sā sak vakit şak saat vakit sax zaman dönem çux vakit Tatarcadan alındığı anlaşılıyor Türkçe bir öge olduğu yolundaki inanç yaygındır Ancak eski yazıtlarda geçmediğine tanık oluyoruz Uygurcada ise Moğol çağından başlayarak kullanılır Eski Türkçede vakit zaman olarak öd sözü geçer Bu sözün Türkçede birçok türevi kalmıştır öğle öğün Moğolcada çağ eski eserlerde sık sık geçer Çağdaş Moğol diyalektlerinde de yaygın olarak kullanılır Buna göre Türkçeye Moğolcadan geçtiği anlaşılıyor Tacikçe çåq Özbekçeden alınmıştır Doerfer TLT 386 Az çağ vakit zaman çağ şak vakit zaman yaş çak vakit zaman mevsim sak vakit çak vakit şak vakit sağ çoğ vakit sā sak vakit şak saat vakit sax zaman dönem çux vakit Tatarcadan alındığı anlaşılıyor Türkçe bir öge olduğu yolundaki inanç yaygındır Ancak eski yazıtlarda geçmediğine tanık oluyoruz Uygurcada ise Moğol çağından başlayarak kullanılır Eski Türkçede vakit zaman olarak öd sözü geçer Bu sözün Türkçede birçok türevi kalmıştır öğle öğün Moğolcada çağ eski eserlerde sık sık geçer Çağdaş Moğol diyalektlerinde de yaygın olarak kullanılır Buna göre Türkçeye Moğolcadan geçtiği anlaşılıyor Tacikçe çåq Özbekçeden alınmıştır Doerfer TLT 386 )

( OGE | AGE, PERIOD | ERA )

( ÂGE | ÂGE, TEMPS | ÈRA )

( ALTER | ZEITALTER | ÄRA )

( ÇAĞ[Az.]~ÇAĞ[Tkm.]~ŞAK[Nog.]~ÇAK[Tatk.]~SAK[Bşk.]~ÇAK[Krg.]~ŞAK[Kzk.]~SAĞ[Kklp.]~ÇOĞ[Özb.]~SĀ[Sag.]~SAK[Sag.]~ŞAK[Tuv.]~SAX[Yak.]~ÇUX[Çuv.] )


- DEVRİK TÜMCE/CÜMLE ile/ve/yerine (DÜZGÜN/DOĞRU) TÜMCE/CÜMLE


- DEVRİK TÜMCE ile/||/<> DEVRİK TÜMCE

( Çağdaş Türk yazarlarının hem anlatım inceliklerini daha iyi yansıtabilmek hem de anlatıma doğallık ve akıcılık kazandırmak için sık sık yararlandıkları yüklemi sonda bulunmayan tümce biçimi Derleme devrik cümle Genellikle yüklemi bazen belirteci ya da tümleci öteki sözcüklerden daha önce geleli tümce Ne mutlu Türküm diyene Var mı inecek Dayanamam kitap görünce Al birini vur birine Çekil karşımdan Kurtuldu zavallı kadıncağız Neden beğenmiyoruz yazdıklarımızı nereden geliyor bu hırsımız Hırsını yenemiyor bazı insanlar vb )

( ANACOLUTHON )

( ANACOLUTHE )

( ANAKOLUTH )


- DEVRİKLİK ile/||/<> DEVRİKLİK

( Yerteknesinde oluşan kıvrımların yakınlarındaki ön bölgeye doğru eğimli olmaları Bir tümcede özne ile yüklemin fiil ile tümlecin yer değiştirmesi devrik tümce )

( OVERTURN )

( DÉVERSEMENT | INVERSION )

( VERGENZ )


- DEVRİYE ile/||/<> DEVRİYE[Ar. < DEVRİYYE]

( 1 Evrenin ve insanın Tanrıdan çıkıp Tanrıya dönmesi felsefesine göre bu devir evrelerini anlatan tasavvuf koşuğu 2 Tekke yazınında özellikle halk tasavvuf yazınında önemli bir yeri olan koşuk türü Ölçü ve uyak düzeni yönünden koşma ve destanlara benzer Yalnız konusu tasavvufun devir kuramı ile ilgilidir Bu kurama göre mutlak varlık olan Tanrıdan ayrılan ruh bu evrene inince önce cansızlara erişir sonra sırasıyla bitkilere hayvanlara insanlara en sonunda da insanı kâmile geçer oradan da ilk indiği yüce ruha yani Tanrıya kavuşur Bu inişe nüzul çıkışa da uruç kavsi denir Bunu anlatan koşuklara devriye adı verilir Osmanlılarda bilginler ilmiye sınıfından olan kimselere verilen aşama Tekke edebiyatı terimi Evrenin ve insanın Tanrıdan çıkıp Tanrıya dönmesi felsefesine göre bu devir evrelerini anlatan tasavvuf koşuğu )


- DEYİM ile ATASÖZÜ

( * Kavram ve durum bildirirler. İLE Bir yargı ifade ederler.
* Mecazlı anlamı vardır. İLE Bu, koşul değildir.
* Deyimlerde kesin hüküm, öğüt, yol göstericilik yoktur.[Bu yüzden genel kural oluşturmazlar.] İLE Kesin bir yargı bildirirler.
* Genellikle, öyküsü, efsanesi ve kaynağı vardır. İLE Anonimdir, söyleyenleri belirli değildir.
* Anlatım kalıbı olarak görebiliriz. İLE Tek başlarına bir tümcedir. )

( * İkisinde de sözcüklerde, mecaz, istiare ve kinâye vardır.
* Sözcük dizilişleri değiştirilemez.
* Sözcüklerin eş anlamlısını, sözcüğün yerine getirmek, olumlu bir sonuç vermez, sözü bozar.
* Biçim yönünden, birbirine benzerler. )

( TÂBİR/VECÎZE ile DARB-I MESEL )


- DEYİM ile/değil DİYEYİM[YAZIDA]/DİYİM[KONUŞMADA]


- DEYİM ile/ve/||/<> TERİM


- DICTIONARY[İng.] ile/değil/yerine/= DICTIONNAIRE/LEXICOGRAPHIE[Fr.] ile/değil/yerine/= WÖRTERBUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SÖZLÜK

( Bir dilin ya da bir dilin bir bölümünün sözcüklerini genellikle abece sırasına (kimi zaman konu ya da kavram alanlarına) göre toplayan, bunların aynı dilde tanımlarını yapan ya da başka bir dildeki karşılıklarını veren kitap. @@ Bir dilin belli bir çağdaki kelimelerini ya da bütün sözlerini belli bir sıra ile alarak anlamları, türekleri, aralarındaki ilgileri gibi türlü bakımlardan birine ya da bir kaçma göre açıklıyan kitap. Kelimelerin yalnız anlamını pek kısa olarak gösteren ya da yalnız bir sanatta bir bilimde yahut bir halk sınıfında kullanılan kelimeleri alan bu yoldaki eserlere SÖZLÜKÇE (Lûgatçe, Vocabulaire), az bilinen ve az kullanılan özel kelimeleri açıklıyanlara DEYİMCELİK (Glossaire) adı verilir. @@ Bir dilin eski ve yeni bütün sözlerini ya da belli bir çağdaki kelimelerini belli bir sıra ile alarak onları anlam, türetim, karşılıklı ilgi ve daha bu gibi türlü bakımlardan birine ya da bir kaçma göre açıklıyan kitap. @@ Bir dildeki kelimeleri esas alarak, onların temel anlamlarını, kazandıkları yan anlamlar ile başka kelimelerle kurdukları ifadelerdeki anlam inceliklerini, değişik kullanımlarını, deyimlerini gösteren ve o dilin bütün söz varlığını içine alan kitap. Sözlükler genellikle alfabe sırasına göre düzenlenir. Ancak, kavram alanlarına ve çeşitli konulara göre düzenlenen sözlük türleri de vardır: Türkçe Sözlük, Osmanlıcadan Türkçeye Sözlük, Deyimler Sözlüğü, Mecazlar Sözlüğü, Köken Bilgisi Sözlüğü vb. @@ @@Cepte taşınabilecek küçüklükte sözlük, bk. sözlük. )


- DİDEM, YÜZÜNE NAZAR ile/ve/||/<> NAZAR, YÜZÜNE DİDEM


- DİDİKLEMEK ile/ve/||/<> KURCALAMAK


- DIFFUS/MEUBLE[Fr.] ile/değil/yerine/= DAĞINIKLIK

( Düşünce ve amacı dağıtan, örgensel bütünlükten yoksunlaştıran anlatım niteliği. )


- DİKEN YARASI ile/ve/||/<>/> GÜL KOKUSU

( Ayağında. İLE/VE/||/<>/> Göğsün[d]e. )

( Olmayan. İLE/VE/||/<>/> Süremez. )


- DİKKAT ÇEKMEK ile/ve/değil/yerine/<> DİKKAT ETMEK


- DİKKAT ÇEKMEK ile/ve/değil/yerine ÖNEMİNİ BELİRTMEK


- DİKKAT "ETMEK" İSTİYORUM ile DİKKAT ÇEKMEK İSTİYORUM


- DİKKAT:
KENDİMİZE ile/ve/||/<> SÖZÜMÜZE

( Yalnızken. İLE/VE/||/<> Yalnız değilken. )


- DİKKAT ile/ve/||/<>/>/< ÖNEMSEME


- DİKKATE ALMA (TEDEBBÜR)


- DİKKATE ALMAK ile/ve/||/<>/> AYRACA ALMAK


- SÖYLEYİŞ/DİKSİYON[Fr./İng. < DICTION] ile/ve/değil/||/<> SESLENDİRİŞ/ARTİKÜLASYON[Fr./İng. < ARTICULATION]


- DİL (BİLGİSİ) YAZIP KONUŞMAK ile/ve/değil KONUŞUP, DİL (BİLGİSİ) YAZMAK

( TASHÎF[Ar. < SAHF | çoğ. TASHÎFÂT]: Yazı yazarken sözcüğü yanlış yazma, yanılıp yanlış sözcük yazma. )


- DİL ÇIKARMAK ile/ve/||/<>/> DİL ATMAK


- DİL FELSEFESİ'NDE:
NAHİV ile/ve/||/<> MANTIK ile/ve/||/<> BELÂGAT ile/ve/||/<> USUL-Ü FIKIH


- DİL:
GÖNÜL "KARIŞTIRAN" ile/ve/||/<> ZİHİN KARIŞTIRAN


- DİL ve/||/<> BELLEK ve/||/<> YAŞAM


- DİL ile/ve BİLDİRİŞİM


- DİL[Azr.] = DEV[Tr.]


- DİL ile/ve/<> DİL ile/ve/<> DİL[Fars.]

( Ağızdaki, tad alma örgeni/aracı. İLE/VE/<> Konuşma(sesli aktarım/paylaşım) aracı. İLE/VE/<> Gönül/kalp. )

( "Dildir, dilârâyı eyler, dilber...
Dildir, dilârâyı eyler, vîrân.

Gül, güldür; gül, dalında iken...
Yoksa dikenlik.

Bülbül, bülbüldür; dil, onda iken...
Yoksa serçe." )


- DİL ve/=/||/<>/>/< EDEB


- DİL ve/||/<> MANTIK ve/||/<> MATEMATİK

( ... VE/||/<> ... VE/||/<> Kavramı, kavramla göstermek. )

( LANGUAGE and/||/<> LOGIC and/||/<> MATHEMATICS )


- DİL ve/||/<> SANAT ve/||/<> AHLÂK

( Kişilerin, düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek üzere, işaret ya da sözcüklerle yaşadıkları anlaşma. VE/||/<> Kişinin, hem kendine, hem de hemcinslerine yönelik 'iyilik' ülküsüne yaklaşma çabası ile hak-ödev bağlantısı çerçevesinde kurduğu ilişkiler manzumesini ve bunları belirleyen kurallar düzeni. VE/||/<> Yarar kaygısından git gide uzaklaşıp 'güzellik' değerlendirişine, elden geldiğince uygun ürün ortaya koymanın anlamını dışavurmanın yolu yordamıdır. )

( Dilde, mucize olmaz. )


- DİL ile/ve/<> SÖZ

( ... ile/ve/<> SEHUN/SÜHÂN/SUHAN )


- DİL ve SÖZ/SÖZCÜK:
Ölçü eşikleri.


- DİL/TIL ile/ve/||/<> SÖZCÜK/KELİME

( Sözcükler, anlamları taşıyan at gibidir. )

( Küçücük bir sözü/kelâmı bile küçümsemeyeceksin! )

( Sözün/Kelâmın değerini bilmek, duymakla olur. )

( Sözcükler, işaret eder ama açıklayamaz. )

( Words indicate, but do not explain. )

( LANGUAGE vs./and WORD )


- DİL ile/ve/değil/||/<>/> ÜSLÛP


- DİLBİLİM/LİNGUİSTİK ile/ve/||/<> ÖRÜBİLİM/FİLOLOJİ

( ... İLE/VE/||/<> Yazına[edebiyata] dayalı dilbilgisi. )


- DİLDE:
BİRİM ve/||/<>/> SIRA ve/||/<>/> BÜTÜNLÜK


- DİLDE:
KAYMA ile/ve/||/<> "ESNEME"


- TASARRUF" (İDDİASI/SAFSATASI):
"DİLDE" değil SÖZCÜKTE


- DİLDEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TELDEN


- DİLİ, DOĞRU KULLANMAK:
HER VATANDAŞIN/KİŞİNİN GÖREVİ ve/||/<>/> KENDİNE VE TOPLUMA YAPTIĞI YATIRIM


- DİLİ ÖĞRENMEK/ÖĞRETMEK ile/ve/değil/||/<>/>/< DİLİ KULLANMAYI ÖĞRENMEK/ÖĞRETMEK


- DİL/İ ile/ve/değil/||/<>/> ANLATIM/I


- ... DİL/İ" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAĞLAM/I


- DİLİM ile DİLİM ile DİLİM

( Ağzımdaki dil. İLE Kullandığım/konuştuğum dil. İLE Bir bütünden kesilmiş ya da ayrılmış ince, yassı parça. | Radyatör parçalarından her biri. | Belirli ölçülere göre oluşmuş bölüm. | Değişik anlatı türü, masal, efsane, bilmece vb. bir metnin, bir yapıtın, aslından az çok ayrılan değişik biçimli olanı, epizot. )


- DİLİN:
BELİRLENMESİ ile/ve/||/<>/> YALINLAŞTIRILMASI


- DİL'İN:
ÇEŞİTLERİ ile/ve/||/<>
LEHÇELERİ ile/ve/||/<> ŞİVELERİ ile/ve/||/<> AĞIZLARI

( ŞİVE[Fars.]: Söyleyiş özelliği. | Naz, eda, cilve. | Ağız. )

( ... İLE/VE/||/<> Bir dilin, bilinmeyen, çok eski dönemlerinde, kendinden ayrılmış kolları. İLE/VE/||/<> Bir dilin, izlenebilen tarihi dönemlerinde ayrılmış kolu. İLE/VE/||/<> Herhangi bir şivenin, daha çok, söyleyiş[telaffuz] özelliklerine bağlı olarak oluşan yerel kolları. )

( VARIANTES vs./and/||/<> DIALECTE vs./and/||/<> PATOIS vs./and/||/<> ACCENT )


- (DİLİN) DİLBİLGİSİ ile/ve/<>/değil/yerine AKLIN DİLBİLGİSİ


- DİLİNİN ALTI ile SÖZÜNÜN ARKASI


- DİMNE[Ar.] ile Dimne[Ar.]

( Süprüntülük. İLE Çakal adı.["Kelîle ve Dimne" adlı öykü kitabındaki] )


- DİNİN DİLİ ile/ve İLMİN DİLİ ile/ve EDEBİYATIN DİLİ


- DİNLEMEK ve/+/||/<>/>/< YAZMAK(NOT ALMAK)


- DİNLEYEN ile/ve/||/<> OKUYAN

( Ne düşüneceğini öğrenir. İLE/VE/||/<> Nasıl düşüneceğini öğrenir. )


- DİPNOT ile/||/<> DİPNOT

( Bir yazıda ya da betikte sayfa altına konan açıklayıcı bilgiler )

( FOOTNOTE )

( NOTICE, ANNOTATION )


- DİRENG[Fars.] ve/||/<> ÂRÂM[Fars.]

( Dayanç/sabır. | Bekleme, gecikme, tutma, dinlenme. VE/||/<> Rahat/yerinde durma. | Eğlenme, dinlenme. | Yerleşme, karar kılma. )

( BÎ-ÂRÂM: Rahat durmayan. | Sürekli dönen gezegenler. )


- DİRETMEK ile/değil/yerine/>< DİRİLTMEK


- ...DIR'IN İŞLEVİ:
NE OLDUĞUNU TANIMLAMADA ile/değil NE OLMADIĞINI TANIMLAMADA

( Bigi yoksa kişisel bir iddia olarak kalır. İLE Ancak, veriye/bilgiye dayanarak kullanılabilir. )

( Bir konunun/durumun/ayrıntının, ne olduğunu "tanımladığımızdaki" ["...dır"] karşılığı ile ne olmadığı ya da ne olmayabileceğini belirttiğimizdeki anlamı, etkisi bir/aynı değildir. Ne olmadığını/olmayabileceğini ["... değildir"] belirttiğimizde [fazla] tartışma konusu bulunmayabilir fakat ne olduğu "iddia edilirse" çok fazla tartışma ve ayrışma konusu doğabilir/olabilir. )


- DİRLİK ve/||/<>/> DÜZEN


- DIŞ "GÜZELLİK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İÇ GÜZELLİK


- DISCRIMINATORY/SLIGHT DIFFERENCE, SLIGHT SHADE/PRESCISION[İng.] ile/değil/yerine/= DISCRIMINATOIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= AYRIM

( Sinema 1. Bir ya da daha çok görünçlük içinde geliştirilip, olgunun tamamlanmış bir parçasını veren film bölümü. TV. 2. Televizyon oyunlarında buna karşılık olan bölüm. @@ Anlamdaşlar ve yakın anlamlılar arasında bulunan ince anlam ayrılığı. @@ E kümesinin AB altkümeleri verildiğinde (…) kümesi. Simgesi : AB,. A-B @@ Olay, nesne ya da özellikleri birbirinden ayıran ve algılanabilen başkalık, bk. benzerlik. @@ bk. sıra 1. @@ (Aristoteles'te) 1. Bir şeyin kendi kendinden ya da bir başka şeyden herhangi bir ayrılıkla ayrı olması. (Ör. 'Sokrates bir başkası olarak Platon'dan ayrılır, çocuk ve yetişkin olarak da kendi kendinden ayrılır.') 2. İki şeyin ayrılmaz ilineklerle birbirinden ayrı oluşu. 3. Aralarında türsel (spesifik) bir ayrılık olan iki şeyin birbirinden ayrı olması. (Ör. İnsanın attan türsel bir ayrımla -us sahibi olmakla- ayrılması.) Sayısal ayrım (differentia numerica): Bir türün bireylerini birbirinden ayıran belirtilerin toplamı (ör. yer, zaman). Türsel ayrım (differentia specifica): Türü oluşturan ayrım; bir türü bir üstündeki cinsten ayıran belirti. @@ @@ hlk. Eyer örtüsü. )


- DİSİPLİN ve EDEB

( DISCIPLINE and BREEDING )


- DİSTRİBÜTÖR[Fr. < DISTRIBUTEUR] ile/değil/yerine/= DAĞITICI


- DİVAN DÜZYAZILARINDA:
TEZKİRE ile/ve TARİH ile/ve SEFARETNAME ile/ve SEYAHATNAME ile/ve SİYASETNAME ile/ve MÜNAZARA ile/ve MÜNŞEAT ile/ve EVLİYÂ TEZKİRESİ ile/ve KISAS-I ENBİYÂ


- DİVÂN EDEBİYATI DÖNEMLERİ'NDE:
KURULUŞ ile/ve/> GEÇİŞ ile/ve/> KLASİK ile/ve/> SEBK-İ HİNDÎ ile/ve/> YERLİLEŞME

( [Yaklaşık olarak] 1250 - 1451 ile/ve/> 1451 - 1512 ile/ve/> 1512 - 1603 ile/ve/> I. Ahmed - IV. Mehmet [dönemi] ile/ve/> III. Ahmet - Tanzimat )


- DÎVÂN EDEBİYATI MÜZESİ ve GALATA MEVLEVÎHÂNESİ

( İkisi de aynı yerdir. [Tünel'dedir.] )

( 1492'de Mevlevî Tekkesi. VE 1975'te müze. )


- DÎVÂN EDEBİYATI ile TANZİMAT EDEBİYATI


- DİVAN EDEBİYATI ve/||/<>/> WALTER G. ANDREWS

( "Bu dünyadan Walter G. Andrews da geçti" - İsmail Güleç yazısını okumak için burayı tıklayınız... )


- DİVAN ŞİİRİ TÜRLERİ [DİNSEL OLMAYAN/LAR]:
BAHÂRİYE ile/ve/<> CEMREVİYE ile/ve/<> FAHRİYE ile/ve/<> IYDİYE ile/ve/<> MEDHİYE ile/ve/<> MERSİYE ile/ve/<> HİCVİYE ile/ve/<> GAZAVATNÂME ile/ve/<> SAKİNÂME ile/ve/<> HAMAMNÂME ile/ve/<> SAHİLNÂME ile/ve/<> KIYÂFETNÂME ile/ve/<> SURNÂME ile/ve/<> LÛGAZ ile/ve/<> MUAMMÂ ile/ve/<> HEZLİYÂT ile/ve/<> TARİH DÜŞÜRME ile/ve/<> ŞEHR-ENGİZ ile/ve/<> DÂRİYE

( XIII. yy.'dan, XIX. yy.'a kadar, 3182 Dîvân Şairi vardır. )

( Bahar nitelemeleriyle başlanarak birini övmek için yazılan kasîde. | Baharın gelişiyle doğanın uyanışını, değişimini, güzelleşmesini konu edinen kasîdeler. İLE/VE/<>
Bayramlar, baharlar gibi cemre vesilesiyle, dönemlerindeki önemli kişiler için yazılan şiirler. İLE/VE/<>
Bir kişinin[devletli, bir başka şair ya da şairin kendinin] övüldüğü şiirler. İLE/VE/<>
Dönem büyüklerinden birini bayramın gelişi dolayısıyla öven kasîde türü. İLE/VE/<>
Bir kişiyi [devlet ya da tasavvuf ileri gelenlerini] övmek için yazılan manzum yapıtlar. İLE/VE/<>
Bir ölenin/vefâtın ardından duyulan acıyı anlatmak, öleni övmek için yazılan manzum yapıtlar. İLE/VE/<>
Bir kişiyi, kurumu, toplumsal olayı, geleneği yeren/taşlayan manzum türü. [Siham-ı Kaza - Nef'î] İLE/VE/<>
Savaşları, kahramanlıkları, zaferleri anlatan manzum ya da mensur yapıtlar. [İlk gazavatnameler XV. yy.'da yazılmaya başlanmıştır] İLE/VE/<>
İçki ve içki âlemlerinin övülerek anlatıldığı manzum yapıtlar. İLE/VE/<>
Hamamları, hamam eğlencelerini ve hamamdaki güzelleri betimlemek üzere yazılan manzum yapıtlar. [ilki: Deli Birader - Gazalî] İLE/VE/<>
İstanbul kıyıları ile buralardaki yerlerinin anlatıldığı şiirlerin genel adı. [Fennî] İLE/VE/<>
Kişilerin karakterlerini, fiziksel görünümlerini [göz rengi, boy uzunluğu/kısalığı vb.] temel alarak açıklamaya çalışan yapıtlar. İLE/VE/<>
Sarayın mutlu günlerini [evlenme, doğum şenlikleri vb.] anlatann manzum yapıtlar. İLE/VE/<>
Hece vezniyle yazılmış manzum bilmece. İLE/VE/<>
Belirli kurallara göre düzenlenip çözülebilen manzum bilmece. İLE/VE/<>
Alaylı bir dille yazılmış manzum türü. [zarif bir nükte ya da güzel bir mazmun kadar kaba şakalara, taşlamalara ve sövgülere de yer verilir] İLE/VE/<>
Önem verilen bir olayın ya da bir yapının kuruluş yılını bildiren bir tümce, bir mısra ya da beyit yazmak. İLE/VE/<>
[Fars.: "Şehir karıştıran"] Bir kenti, o kentin güzelliklerini, doğal ve sosyal özelliklerini anlatan manzum yapıtlar. İLE/VE/<>
Yeni yaptırılmış saray, köşk, yalı benzeri binalar için yazılmış kasîdeler. )


- DÎVÂN ŞİİRİ ile/ve HALK ŞİİRİ ile/ve TEKKE ŞİİRİ


- DİVÂN ile CÖNK


- DİVAN ile/||/<> DİVAN[Ar. < DİVÂN]

( 1 Divan çağı ozanlarının koşuklarını belli bir düzene göre sıraladıkları yapıt Örneğin divanlarda önce kasideler yer alır Gazeller de uyak sonlarındaki harflere göre abecesel düzenle sıralanır 2 Saz ozanlarının divan yazını etkisinde kalarak fâlilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün ölçüsüyle yazdıkları koşuklar Halk yazını divanının murabba muhammes müseddes gazel çeşitleri de vardır Ayrıca hecenin 4 4 4 3 kalıbıyla söylenen koşuklara da bu ad verilir Dörtlüklerden oluşan divanların uyak şeması şöyledir aababbbaccca Bu şema ilk dörtlüğün uyak durumuna göre değişebilir 1 Eskiden yüksek aşamadaki devlet adamlarının kurdukları büyük meclis Sadrazam divanı Kazasker divanı vb 2Padişahın önünde davaların görüldüğü meclis Divan edebiyatı terimi Divan şairlerinin yerleşmiş bir tertip üzere şiirlerini dizerek meydana getirdikleri eser Halk edebiyatı terimi Rintçe ve laubali yazılmış gazel )


- DİVAN ile DİVAN ile DİVAN ile DİVAN/SEDİR[Ar. < SADR]

( Yüksek düzeydeki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis. İLE Divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini topla(n)dığı yapıt. İLE Bağlama çeşidi. İLE Arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı olabilen, oturmaya ya da yatmaya yarayan ev nesnesi. )


- DİVAN ile/ve KÜLLİYAT


- DİYALEKT | MUNSAP | MUNSAB | FEM | ŞİVE | DEHÂN | ŞÎVE | AĞIZ ile/||/<> AĞIZ

( Yöresel konuşma Tarihsel gelişim ve bölge etkisiyle bir anadilin lehçesi içinde ses yapı yönünden görülen küçük ayrılıkların her biri dil sınıf Bir akarsuyun göle ya da denize döküldüğü yer Bir hayvanın besinini aldığı açıklık dudaklar arasındaki açıklık I Bıçakların keskin kısmı Senirkent Isparta II Sağmal hayvanlarda doğumdan sonra alınan koyu sarımtrak ilk süt Çaltı Gelendost Küçükkabaca Uluborlu Yukarı Dinek Şarkikaraağaç Isparta Konya III Sığırların ağzında görülen bir hastalık Çaltı Gelendost Isparta IV Ayakkabı kenarı Ankara Türlü şartlara ve hallere göre kullanılan dil ŞEHİRLİ AĞZI Urbanisme TAŞRA AĞZI Provincialisme KÖYLÜ AĞZI Rusticisme SOKAK AĞZI ya da AŞAĞILIK AĞIZ Vulgarisme coğrafya biyoloji Derleme şive Tarihî gelişim ve bölge etkisiyle bir anadilin lehçesi içinde ses ve yapı bakımından görülen küçük ayrılıklar İstanbul ağzı Gaziantep ağzı taşra ağzı Rumeli ağzı Anadolu ağızları vb Kendine özgü söyleyişi olan yöresel konuşma Bir hayvanın besinini aldığı açıklık dudaklar arasındaki açıklık Türlü şartlara ve hallere göre kullanılan dil ŞEHİRLİ AĞZI Urbanisme TAŞRA AĞZI Provincialisme KÖYLÜ AĞZI Rusticisme SOKAE AĞZI ya da AŞAĞILIK AĞIZ Vulgarisme KULLANIŞ AĞZI Parler dusage ÖZEL AĞIZ Parler spécial YEREL AĞIZ Parler local Bir hayvanın besinini aldığı açıklık I Yüzün aşağı kısmında bulunan sesin çıkmasına ve biçimlenmesine yarayan organ II Bir dilin ya da bir lehçenin yazı diline oranla ve çoğunlukla ses bazende şekil anlam ve söz varlığı bakımından birbirinden az çok ayrılan konuşma biçimleri Türkiye Türkçesinin İstanbul ağzı Aydın ağzı Konya ağzı Nevşehir ağzı Anadolu ve Rumeli ağızları Bakû ağzı Taşkent ağzı Kazan ağzı Avşar ağzı Doğu Türkistan ağızları Harezm Oğuz ağızları gibi III Yetiştikleri bölge meslek çevre ve öğrenim farkları gibi etkenler ve kişisel eğilimler dolayısıyla bir dilin kişiden kişiye değişen kullanılışı ve konuşma biçimleri Her yazarın kendine özgü bir dil ve üslûp özelliğine sahip oluşu bundandır Azerbaycan Türkçesi ağız Türkmen Türkçesi agız Gagauz Türkçesi aaz Özbek Türkçesi όğiz Uygur Türkçesi eğiz awız Başkurt Türkçesi awız awuz Krç Malk awuz Nogay Türkçesi awız Kazak Türkçesi awız Kırgız Türkçesi ooz Alt oos Hakas Türkçesi ahsi aas Tuva Türkçesi aás Türkçesi aksı Rusça rot Azerbaycan Türkçesi şivä Türkmen Türkçesi şiive yerli dialekt Gagauz Türkçesi dialekt Özbek Türkçesi şeva Uygur Türkçesi şivä Tatar Türkçesi söyläş Başkurt Türkçesi höyläş govor Krç Malk govor Nogay Türkçesi söylew yerlî dialekt Kazak Türkçesi govor Kırgız Türkçesi govor Alt ter boyınıň kuuçınermegi Hakas Türkçesi govor çooh Tuva Türkçesi govor Türkçesi govor çook Rusça govor 1 Besinlerin alındığı iki dudak arasındaki açıklık 2 Sülüklerde insan ve hayvan derisini delmek amacıyla kullanılan ön çekmende bulunan ve tek hücreli bezlerin salgı deliklerinin açıldığı ağız parçaları )

( DIALECT | MOUTH | LOCAL DIALECT | LANGAGE | LOCAL DIALECT, LOCAL LANGUAGE | IDIOLECT )

( DIALECTE | EMBOUCHURE | BOUCHE | LANGAGE | PARLER, PARLER LOCAL | PARLER | IDIOLECTE )

( DIALEKT | MUNDART | MÜNDUNG | MUND | MUNDART, LOKALSPRACHE | MUNDART, LOKALSPRACHE, SONDERSPRACHE | IDIOLEKT )

( OS: AĞIZ )


- DİYE BİLİRİZ ile/değil DİYEBİLİRİZ


- DİYE ile/değil ANLAMINDA


- DİYEBİLİYORUZ ile DİYE BİLİYORUZ


- DİYİNCE değil DEYİNCE


- DİYOR Kİ ..." ile/ve/değil/||/<>/< DEMİŞ OLUYOR Kİ ...


- DİZE/MISRA ile/ve KIT'A


- DİZE/MISRA ile KOŞA/BEYİT/DISTIQUE


- DİZEK/SATIR ile SATIR

( Bir sayfa üzerinde yan yana dizilmiş sözcükler. İLE Ağır ve enli bir bıçak. )


- DİZE/MISRA / KOŞA/BEYİT ile/ve/||/<>/> TÜMCE/CÜMLE


- DİZGE ile KURGU

( SYSTEM vs. FICTION )


- DİZİLİM/SÖZDİZİMİ ile/ve/||/<>/> ANLAM(BİLİM)

( Biçimsel yapı kuralları. @@ Anlamsal yorumlama kuralları. )

( Noam Chomsky tarafından, 1957 yılında keşfedildi/formüle edildi. )

( Simgelerin dizilişi. İLE/VE Simgelerin anlamı. )

( Programlama dillerinde derleme. @@ Programı çalıştırma aşamasında önemlidir. )

( NAHİV ile/ve ... )

( SYNTAX vs./and SEMANTICS )


- DİZMEK ile KURGULAMAK


- DOĞA ve/<> KÜLTÜR

( Birincil düzen/doğa. VE/<> İkincil düzen/doğa. )

( Işığı, gölgeyle terbiye eden. VE/<> Noktayı, virgülle devam ettiren. )


- DOĞAÇLAMA ile KOMPOZİSYON


- DOĞAL ile/ve/||/<>/> TİNSEL ve TOPLUMSAL


- DOĞRU SORULARIN YANITLARI ile/ve/||/<> DOĞRU YANITLARIN SORULARI


- DOĞRU SÖYLÜYORSUN yerine SÖYLEDİĞİN SÖZ DOĞRU


- DOĞRU SÖZ ile/ve/||/<> ETKİLİ SÖZ ile/ve/||/<> YUMUŞAK SÖZ ile/ve/||/<> İKRAM EDİCİ SÖZ ile/ve/||/<> GÜZEL VE YERİNDE SÖZ

( Kavlen Sedîdâ @@ Kavlen Belîğâ @@ Kavlen Leyyinâ @@ Kavlen Kerîmâ @@ Kavlen Marûfâ )


- DOĞRU SÖZ ile/ve YEMİN

( Doğru söz, yeminden ileri! )

( RIGHT WORD vs./and OATH )


- DOĞRU/YANLIŞ ile İYİ/KÖTÜ ile GÜZEL/ÇİRKİN/YÜCE


- DOĞRU/YANLIŞ ile İYİ/KÖTÜ ile GÜZEL/ÇİRKİN/YÜCE

( Genelde kötü ve iyi, bir âdet ve gelenek meselesidir ve sözcüklerin nasıl kullanıldığına göre, ya sakınılır ya da hoş karşılanır. )

( Mükemmel olmayanı, mükemmel olan uğruna seve seve fedâ edersek, iyi ve kötü "tartışmaları" artık olmayacaktır. )

( Kötülük, hiçbir zaman hem iyiliği, hem de kendini tanıyamaz; iyilikse eğitildikçe zamanla hem kendine, hem de kötülüğe ilişkin bilgilerle donanır. )

( YÜCE: Fizik ya da metafizik güçlerden koruyan. )

( Usually the bad and the good are a matter of convention and custom and are shunned or welcomed, according to how the words are used. )

( RIGHT/WORNG vs. GOOD/BAD vs. NICE[/BEAUTIFUL]/UGLY )


- DOĞRUDAN ile DOLAYLI

( DIRECT vs. INDIRECT )


- DOĞRULUK ve/||/<>/>/< AŞK

( Kalemimiz olsun. VE/||/<>/>/< Mürekkebimiz olsun. )


- DOĞRUSUNU İSTERSENİZ ile/değil DOĞRUSU ...


- DOKUMA ve/||/<>/>/< OKUMA


- DOKÜMAN | KAYIT, VASİKA, VESAİK, VESİKALAR | VESİKA ile/||/<> BELGE

( 1 Bir tiyatro yapıtının baş tarafına yazılan oyun özeti Baş özet 2 İnandırıcı söz sahne Genellikle kalıcı nitelikte ve kişi ya da makinece okunabilen bir veri ile bunun yazılı olduğu veri ortamı Bir olgunun bir olayın bir savın doğruluğunu gösteren tanık değerindeki yazı yazıt söz nesne yapıt Bir olguyu ya da bir savın doğruluğunu gösteren basılı da olabilen kanıtlayıcı gereç Bir araştırmada bilgi kaynağı olarak başvurulan ve çeşitli kamu ya da özel kişi ve kuruluşlarca derlenmiş yayınlanmış ya da yayınlanmamış veriler Doerfere göre TMEN I 96 IV 361 Ana Türkçe belgö nişan işaret Moğolcaya geçmiştir Clauson ED 340a Ancak Doerfere de bakınız 1992 5 Çağdaş Türk diyalektlerinde yaygın olarak geçer bilgě Krç belgi belgi belgi Tel pelγi pallă Anadoluda 1315 yüzyıllardan kalma kaynaklarda belgülü aşikâr açık olarak biçimi geçer Türkmencede ve AnadoluRumeli diyalektlerinde nişan hedef olarak kalmıştır Öz Türkçede belge biçimi vesika karşılığı olarak kullanılır )

( ARGUMENT | DOCUMENT )

( ARGUMENT | DOCUMENT )

( ARGUMENT )


- DOKUN(DUR)MAK ile/||/<> DEĞ(DİR)MEK


- DOLANDIRMAK ile DOLANDIRMAK

( Üçkâğıt. İLE Uzatmak, sarmak. )


- DOLANDIRMAK ile UZATMAK


- DOLAYLAMA ile MECÂZ-I MÜRSEL


- DRAM[Fr. < DRAME]/DRAMA ile TRAJEDİ[Fr. < Yun. TRAGEDIE]

( Sahnede oynanmak için yazılmış oyun, drama. | Acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak konu alan sahne oyunu ya da televizyon filmi. | Tiyatro yazını. | Acıklı olay. İLE Konusunu efsanelerden ya da tarihsel olaylardan alan, acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro yapıtı, facia. | Üzücü iki [ve üzeri] olmazın biraradalığı. )


- DRAM ile/||/<> DRAM[Fr. < DRAME]

( Sinema TV Tiyatrodaki geleneksel ağlatının zamanın gelişmesine ve sinema ile televizyonun özelliklerine uygun olarak gösterdiği evrimle oluşan tür Kahramanlar ağlatının kapalı dar dış dünyayla ilişkisiz çevresinde yaşamaktan çıkıp belli bir çevrenin belli bir çağın somut koşulları içinde yer alırlar günlük yaşamın içindedirler durumları davranışları bu yaşamın koşullarıyla belirlenir Dram kahramanlarının belirli bir toplumsal durumu bu durumdan ileri gelen davranışları vardır Dramatik yapı duygulardan tutkulardan çok kahramanın içinde yaşadığı toplumsal koşulların etkisiyle kurulur Dramda da kahraman olağandışı bir durumla karşı karşıyadır Toplumsal yapısının bilincinin kendini çevreleyen koşulların elverdiği ölçüde bu olağandışı durumun üstesinden gelmeye çalışır Kahraman ile onu çevreleyen koşullar arasında bir güç denemesi çetin bir sınav ortaya çıkar Dram kahramanı bu sınavla kendi kendini daha iyi tanır güçlü ya da zayıf yönlerini öğrenir elindeyse zayıf yönlerini güçlendirmeye çalışır Dramın amacı ortaya böyle olağandışı bir durum koyup kahramanı bu durumla karşı karşıya getirmek bu sınavı anlatmak bunun sonunda kahramanın hangi noktaya nasıl ve neden geldiğini açıklamaktır Drama 1 Lirik ve epik yanında üçüncü bir edebiyat türü Genel olarak tiyatro yapıtlarının konuşma düzeni için kullanılır 2 Sahnede oynanmak üzere konuşmalı olarak yazılmış karşıt oluşların çatışmasıyla gelişen oyun 3 Halk dilinde ciddi oyun 1 Trajedi ya da komedi nevinden sahne eseri 2 Trajedi ile komedi arasında karma bir sahne eseri Yunancada bir şey yapmak ya da yapılan bir şey anlamına gelir Yazın tarihçilerine göre lirik ve epik yanında üçüncü bir yazın alanıdır 1 Sahnede oynanmak üzere konuşmalar ve hareketlerle gelişen karşıt oluşların çalışmasıyla sonuçlanan oyun 2 Halk dilinde ciddi oyun )

( DRAM | DRAMA | DRAMATIC )

( DRAME | DRAMATIQUE )

( DRAMA | DRAMATISCH )

( DRAMA )

( DRAMMA )

( ΔΡΆΜΑ / δράμα )


- DRAM[Fr. < Yun.] ile DRAMATURGİ[Yun.]

( Dram yazma ve oyun yönetme kurallarını ele alan sanat ve bu sanatın uygulanması. | Tiyatro yapıtları incelemesi. )


- DRAM ile KOMEDİ

( Duyguya yöneliktir. İLE Zekâya yöneliktir. )


- DRAM[Fr. < Yun.] ile MELODRAM[Fr. < Yun.]

( Sahnede oynanmak üzere yazılmış oyun. | Acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak konu alan sahne oyunu türü. | Tiyatro yazını. | Acıklı olay. İLE Yunan trajedilerinde koro başı ile bir oyuncu arasında geçen şarkılı konuşma. | Müzik eşliğinde, oyuncuların sahneye girip çıktığı bir oyun türü. | Çağdaş tiyatroda, hareketli ve duygusal olaylara dayalı bir oyun türü. )


- DRAMA ile DRAM'A


- DUA ile/||/<> DUA[Ar. < DUʿÂʾ]

( Tek kişinin ya da din adamlarınca yönetilen tapınmaya kutsamaya ve dinsel törene katılan kişilerin yüce varlıkların doğaüstü güçlerin yardım ve acımalarını sağlamaları onları yumuşatmaları için seslenişleri yakarışları kaside I 1 d )

( PRAYER )

( PRIÈRE )

( GEBET )


- DUDAK BÜKMEK ile/ve/||/<> BURUN KIVIRMAK


- DÜNYA "TİYATROLAR" GÜNÜ değil
DÜNYA TİYATRO GÜNÜ

(

)

( Bu takvimleri, şu html kodlarını kopyalayıp yapıştırarak da istediğiniz yerde yayınlayabilir, kendi takviminizde yer almasını sağlayabilirsiniz...
< iframe src="https://www.google.com/calendar/embed?src=bnu9bqjgmq24m6ciq9cr2q5ne0%40group.calendar.google.com&ctz=Europe/Istanbul" style="border: 0" width="600" height="600" scrolling="no">

< iframe src="https://www.google.com/calendar/embed?src=1khlcjeeql7qblbama2s0h7sk4%40group.calendar.google.com&ctz=Europe/Istanbul" style="border: 0" width="600" height="600" scrolling="no"> )


- DÜNYA ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< AŞK/IM

( [Ne kadar büyük olsa da ...] (daha) Küçük. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< [Ne kadar küçük olsa da ...] (daha) Büyük. )


- DÜNYA ile/ve/||/<> BİREY

( Dünya, bir kişi için değildir.[indirgenemez!] Fakat bir kişi, dünya için (yeterli) olabilir. )


- YALAN:
DÜNYADA ve/||/<> SİYÂSETTE ve/||/<> TİCARETTE ve/||/<> FELSEFEDE ve/||/<> EDEBİYATTA ve/||/<> GAZETECİLİKTE ve/||/<> GENÇLİKTE

( Vefâ. VE/||/<> Vaad. VE/||/<> Reklam. VE/||/<> Safsata. VE/||/<> Mecaz. VE/||/<> Haber. VE/||/<> Aşk. )


- DÜŞ/HAYAL[Ar.]:
KESİNTİLİ/MUNFASIL[Ar.] ile/değil/yerine/>< KESİNTİSİZ/MUTTASIL[Ar.]


- DÜŞ ile/ve/||/<>/> GÜLÜŞ


- DÜŞ ile/ve/||/<>/> OYUN


- DÜŞÜNCE ile/ve/değil/||/<>/< ÇAĞRIŞIM


- İNCELİK:
DÜŞÜNCEDE ile/ve/||/<> DUYGUDA ile/ve/||/<> DİLDE

( Derinlik yansıtır. İLE/VE/||/<> Sevgi oluşturur. İLE/VE/||/<> Güven yansıtır. )


- DÜŞÜNCEMİZİ DEĞİŞTİREBİLMEK:
"ZAAFİYET" değil MEZİYET


- DÜŞÜNCENİN, GELİŞİGÜZEL "KULLANILIŞI" ile/değil/yerine/>/>< FELSEFE


- DÜŞÜNCEYİ:
SÖZDE/YAZIDA BIRAKMAK ile/değil/yerine UYGULAMAYA SOKMAK

( Bir düşüncene(/düşünceye/ilkeye/mirasa), ancak, sen sahip çıkarsan (uygular ve devam ettirirsen), bir anlam/değer kazanır/sın ve/ya da kazandırır/sın. )


- DÜŞÜNEBİLDİĞİN KADAR (BİLE)BİLMEK ve/||/<>/> BİLEBİLDİĞİN KADAR DÜŞÜN(EBİL)MEK


- DÜŞÜN(E)MEMEK değil/ne yazık ki/< "DÜŞÜNMEYİ İSTEMEMEK"


- DÜŞÜNMEDEN KONUŞMAK ve/ne yazık ki/||/<>/> SONRADAN DÜŞÜNMEK ZORUNDA KALMAK