"ÖZELLİKLER (GÖREVLERDE / ""YETKİLERDE"")... (ON TASKS/""AUTHORS"")"

- CİNS/LİK / KIL/LIK ile UYUZ/LUK

- ÇIPLAK ile/değil BÜRÜNMÜŞ

- ÇIPLAK ile CASCAVLAK

( ... İLE [Baş için] Saçsız, tüysüz. | Çırılçıplak, örtüsüz. )

- ÇIPLAK ile KEL

- ÇIPLAK ile/= ŞALLAK

( ... İLE/= Çıplak. | Giyimine, özen göstermeyen kişi. )

- ÇIPLAK/LIK ile/ve/değil/||/<> GÜÇSÜZ/LÜK

- ÇIPLAK/LIK(") ile/ve/değil/||/<>/< (")ŞEFFAF/LIK(")

- ÇIRAK[Fars. :Işık.] ve/<> ÇERAĞ[Fars.]

- CIRILMAK ile/değil/yerine/>< (AZ/KARARINDA/ORANTILI) YEMEK

( Çatlayıncaya kadar yemek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Az, ölçülü ve sağlıklı yemeği yeğleyelim! )

- ÇİRKİN ile/değil/yerine ŞEKLEN ÇİRKİN


- ÇİRKİN ile/değil YETERİNCE GÜZEL DEĞİL

- ÇİRKİN/LİK ile/değil/yerine BAKIMSIZ/LIK

( "Çirkinlik"ten değil bakımsızlıktandır! )

- ÇİRKİN/LİK ile/ve/<> ÇİĞ/LİK

- ÇİRKİN/LİK ile/ve/değil/||/<> ÇİRKEF/LİK

- ÇİŞİ OLAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İŞİ OLAN

- CISO/CHIEF INFORMATION SECURITY OFFICER değil/yerine/= BİLGİ GÜVENLİĞİ SORUMLUSU

- ÇİVİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< ÜTÜ

( Bozan/delen [olmak]. İLE/VE/||/<>/>< Düzelten [olmak]. )

- CIVIK ile/= MIÇÇIK

- CIVRAK/CAVRAK ile/||/<> ÇEVİK[Fars. < ÇABUK]/TETİK/ATİK/KIRNAK

( Tez, çevik, kıvrak/divrek, acele eden. İLE/||/<> Kolaylık ve hızla davranan. )

- CLIENT vs. CUSTOMER vs. CONSUMER


- CLOSE vs. CLOSE

( Kapalı. İLE Yakın/lık. )

- ÇOBAN ile ÂBİL[Ar.]

( ... İLE Çayırda otlayarak suya gereksinimi olmayan hayvan. | Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan kişi. )

- ÇOBAN ile GAUCHO

( ... İLE Patangonya'da yaşayan koyun çobanları. )

- ÇOCUK:
"BİZE AİT/BİZİM"
değil BİZDEN

- ÇOCUK:
(hem) (")MASUM(")
ile/ve/değil/hem de/||/<> KURNAZ

- ÇOCUK:
"İSTEDİĞİN GİBİ"
değil YETİŞTİRDİĞİN GİBİ

( Çocuklar, donmamış beton gibidir. Üzerlerine ne düşse/basılsa, kalıcı iz bırakır. )

- ÇOCUK:
OBEZ
ile/değil/yerine GÜRBÜZ

- ÇOCUK ile/||/<> AŞTAL/AFARA/KENCE/TEKNE KAZINTISI
[<

( ... İLE/||/<> Kişinin sonuncu [yaşlılık çağlarında doğan] çocuğu. )

- ÇOCUK = CHILD/KID[İng.] = ENFANT/GOSSE[Fr.] = KIND[Alm.] = BAMBINO[İt.] = NIÑO[İsp.]

- ÇOCUK ile/ve/||/<>/> ÇIRAK


- ÇOCUK ile HIRSIZ

( İkisi için de, geldiğimiz son nokta[olanaklar/koşullar], onların başlangıç noktasıdır.[Dolayısıyla, ne çocuğun, ne de hırsızın "zekâ"sının ve/ya da "başarı"larının üzerinde fazla durulmaz/durulmamalıdır!] )

- ÇOCUK ile KİŞİ

- ÇOCUK ile/ve SABÎ[Ar.]

( ... İLE/VE Henüz memeden kesilmemiş erkek çocuk. | Üç yaşını tamamlamayan erkek çocuk. )
( SABÎ-İ MUABBİR: Söyleyen ve söylediğini bilen çocuk. )

- ÇOCUK ile/ve/||/<>/> YETİŞMİŞ/SERPİLMİŞ ÇOCUK/ÜFHÛD[Ar.]

- ÇOCUKÇA/LIK ile/değil/yerine ÇOCUKSU/LUK

( Belirli bir yaşa/"bilince" kadar ve kısmen kabul edilebilir. İLE/DEĞİL/YERİNE Her yaşta kabul edilir, hoş ve uygundur. )
( Bilgisiz ve bilinçsizcedir. İLE/DEĞİL/YERİNE Bilgecedir. )
( Hamakatle/ahmaklıkla. İLE/DEĞİL/YERİNE Neşeyle, sevinçle, coşkuyla. )
( İrâdeyle. İLE/DEĞİL/YERİNE İhtiyârla. )

- ÇOCU-KEN değil/< ÇOCUKKEN

- ÇOCUKLAR:
"İSTEDİĞİMİZ GİBİ"
değil/yerine/< YETİŞTİRDİĞİMİZ GİBİ

- ÇOCUKLARA, DAHA İYİ BİR DÜNYA BIRAKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜNYAYA, DAHA İYİ ÇOCUKLAR BIRAKMAK

- ÇOCUKLARIN CEZÂLANDIRILMASINDA:
0 - 12
ile/ve/||/<> 13 - 15 ile/ve/||/<> 15 - 18

( Tam sorumsuzluk. İLE/VE/||/<> Tam sorumsuzluk ya da sınırlı sorumluluk. İLE/VE/||/<> Sınırlı sorumluluk. )

- ÇOCUKLARIN, KARANLIKTAN KORKMASI
ile/değil/ne yazık ki/>
"YETİŞKİNLERİN", AYDINLIKTAN KORKMASI


- ÇOCUKLUK VE GENÇLİK ile/ve/||/<> RÜŞT VE KEMÂL

- ÇOCUK/LUK ile GENÇ/LİK

- ÇOCUK/LUK ile/> YETİŞKİN/LİK

( [Sorumluluğu] Dışarıda/başkalarında bekleyen/"gören". İLE/> Kendinde bulan/üstlenen. )
( Sorumsuzluk. İLE/> Sorumluluk. )
( Yabancılık. İLE/> Özdeşlik. )
( Oyunlarla aldatılır. İLE/> Yeminlerle aldatılır. )
( Hiçbir şeyde, "her şeyi bulur". İLE/> "Her şeyde", hiçbir şey bulamaz. )

- YAŞ:
ÇOCUKLUKTA/GENÇLİKTE
ile/ve/||/<>/> YETİŞKİNLİKTE

( Girilen/gün alınan. İLE/VE/||/<>/> Tamamlanılan/yaşanılan. )

- ÇOCUK/TA, "SAYGISIZ/LIK":
[ya] YILIŞIK/LIK
ya da ŞIMARIK/LIK

( Aşırı baskıdan dolayı. YA DA Aşırı "sevgi"den dolayı. )

- ÇOĞUNLUK ile NİTELİKLİ ÇOĞUNLUK

- ÇOĞUSU" değil ÇOĞU

- [ne yazık ki]
(ÇOK) BENCİL/LİK
değil/yerine/>< (ÇOK) BİLGİ(Lİ/LİK)

( Ne kadar bilgi, o kadar az bencillik; ne kadar az bilgi, o kadar çok bencillik. )

- ÇOK BİLGİLİ OLMAK ile/ve/||/<>/> ÇOK GÜZELLİK VE ACI GÖRMEK/YAŞAMAK

- ÇOK DÜŞÜNME" ile/ve/değil/yerine İYİ/DOĞRU/YETERLİ/NİTELİKLİ DÜŞÜNME

( Çok düşün(ül)memeli, iyi/doğru/yeterli/nitelikli düşün(ül)meli! )

- ÇOK GİDERSEN/GİDEN ile/değil/yerine/||/>< AZ GİDERSEN/GİDEN

( Kürek yer/sin. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/>< Börek yer/sin. )

- ÇOK GÜZELSİN! DEMENİN:
ÖNCESİ
ile/ve/||/<>/> SONRASI

( )

- ÇOK KONUŞAN ile/ve/||/<>/> BAĞIRARAK KONUŞAN ile/ve/||/<>/> BAĞIRARAK ÇOK KONUŞAN

( Dayanılmazlar. )

- ÇOK ŞEYDEN HABERDAR OLMAK ile/ve/değil/yerine BİRBİRİMİZİ DİNLEMEK

- ÇOK TERBİYESİZ ile ÇOK TERBİYELİ

( İkisi de çok tehlikelidir. )

- ÇOK ile/||/<> BOL

( ... @@ VÜS'AT[: Genişlik, bolluk. | Para durumu. | Boş meydan, fırsat. | Genlik.] )

- ÇOK/ÇOQ = ÇOTUR
[<

( Alçak, aşağılık kişi. İLE Huysuz, öfkeli kişi. )

- ÇÖKÜT ile ÇÖKÜTLÜK
[<

( Kısa boylu kişi/nesne. İLE Boyca kısalık. )

- ÇOLİTA AYMARAS

( Bolivya'nın başkenti La Paz'ın sokaklarında, rengârenk giysili, başlarında vazgeçilmez olan birer melon şapkaları ile her gün 12 saat boyunca satış yapan kadınlara verilen ad. )

- COLORIST değil/yerine/= RENK UZMANI


- ÇOLPA/TOPAL ile ÇOLAK

( Ayağında/bacağında sakatlık/aksaklık bulunanlara verilen ad. İLE Elinde/kolunda sakatlık/aksaklık bulunanlara verilen ad. )

- ÇOLUK-ÇOCUK EŞ-DOST

- ÇOMAK/ÇOMAQ ile ÇOMAK/ÇOMAQ
[<

( İnce dal. İLE Müslüman.[Uygurlar ve müslüman olmayan öteki halklar tarafından kullanılan bir sözcük.] )

- CÖMERT ile/ve/değil/||/<>/< İYİMSER

- CÖMERT/BONKÖR/AHİ/SEMİH değil/yerine/= ELİAÇIK/AKI/ELİBOL/GÖNLÜBOL/SELEK

- ÇÖP ile ÇÖP ile ÇÖP ile ÇÖPİK/ŞÖPİK
[<

( Herhangi bir şeyin dibindeki çökelti. | Değersiz kişi. İLE Tutmaç parçası. İLE Herhangi bir şeyin tortusu ya da sıkıldıktan sonra geriye kalan bölümü. İLE Meyve yendikten sonra geriye kalan ve atılan bölüm. )

- ÇOR ile ÇOR URAGUT
[<

( Yoğun, iç içe geçmiş. İLE Eşeysel örgeni dar olan kadın.[< Yoğun, iç içe geçmiş dallara ya da yapraklara sahip bitkiler.] )

- ÇÖZÜLMÜŞ/LÜK ile/ve/||/<> AŞILMIŞ/LIK

- ÇÖZÜM:
"BİZDE"
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİREYDE

- CÜCE[Fars. < CİVCİV] ve/< DEV[Fars. < DÎV]


- CÜCE/LİK ile/>< YÜCE/LİK

- ÇUHADAR ile/değil/||/<> ÇAŞNIGİR/ÇEŞNİGİR

( Saray hizmetinde yüksek derecede bir memurluk. | Sultanın giyeceklerine bakan görevli. İLE/||/<> Sarayda sofra hizmetlerine bakanlara verilen ad. )

- CUİŞ"[< JEWISH] ile/değil ÇAVUŞ

- ÇULIK/ÇULIQ ile ÇULK/ÇULQ
[<

( Üveyik büyüklüğünde alacalı bir su kuşu. İLE Saldırgan kişi. )

- ÇULSUZ ile FAKİR

( ÇUL: Giysi. İLE ... )

- ÇULSUZ ile/ve/||/<> PAÇOZ ile/ve/||/<> ÇAPULCU/PLAÇKACI

( Giysisiz. İLE/VE/||/<> Kefal türünden bir balık. | [argo] Fahişe. İLE/VE/||/<> Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan. | Yağmacı. )

- ÇÜMELİ[Çigil] ile
[<

( Karınca. İLE Sıcaktan dolayı sersemleşen kişi. )

- CUMHUR[Ar.] ile/ve/||/<> EŞRÂFÜL NÂS[Ar.]

- ÇUPAN ile YARDIMCI
[<

( Köyün başının yardımcısı. İLE ... )

- CÜRETKÂR değil/yerine/= GÖZSÜZ


- CÜRÜMDAŞ[Ar.] değil/yerine/= SUÇ ORTAĞI

- ÇUVGA ile ÇUVGA[KIFÇAK VE OĞUZ]
[<

( Gideceği yere çabuk ulaşmak isteyen habercinin yol boyunca değiştirdiği, aktarma yaptığı atlar. İLE Keşif yapan kişi, kılavuz. )

- CÜZDAN(/LI) değil/yerine VİCDAN(/LI)

- DADI/TAYA[Fars. < DÂYE] ile/ve DÂDÛ/LÂLÂ[Fars.]

( Bayan çocuk bakıcısı. | Süt annesi. İLE/VE Bay çocuk bakıcısı. | Şehzâdelerin özel eğitmenleri. | Sultanların, vezirlerine seslenirken kullandıkları bir söz. )

- [NE] DAĞ ne de KASABA

- DAĞINIK/LIK ile KOPUK/LUK

- [ne yazık ki]
DAĞITMAK/DAĞILMAK
ile/ve/||/<> SAVURMAK/SAVRULMAK

- DAHA ÇOK İNANAN:
CAMİLERDE
ve/değil/||/<> HASTAHANELERDE

- DAHA ÇOK SARILMA:
DÜĞÜNLERDE
ve/değil/||/<> OTOGARLARDA

- DAHA ÇOK SEVEN ile/ve/||/<>/< DAHA AZ SEVEN

( Sevdiğine ve hemen hemen her söylediğine/istediğine/kararına, onu kaybetmemek için "Olur." der. İLE/VE/||/<>/< Bu nedenle de ilişkiyi yönetir. )

- DAHA GENÇ ile DAHA GENÇ

( Henüz yaşlanmamış. İLE Yaşı daha az. )

- DAHA GÜZEL değil/yerine BAŞKA/AYRI BİR GÜZEL

- DAHA İYİ OLAN ile/ve/||/<> DAHA İYİ HİSSETTİREN

- DAHİ ile DÂHİ

( Bile. İLE Yaratıcı gücü olan kişi. )

- DÂHİ ile/ve DEVRİMCİ

( Dâhi kişi, başkasına da dehâ aşılayabilen kişidir. )

- DÂÎ[Ar. DÂVET < DUÂ] ile/ve/||/<> FEDÂÎ[Ar. FEDÂ < FİDÂ]

( Duâ eden kişi, duâcı. | Ol(uş)masına, neden olan şey. | Şîî-Bâtınî mezhepleri yaymayı görev edinen, bu mezheplerin propagandasını yapan kişi. @@ Bir amaç uğruna canını vermeye, her türlü tehlikeye atılmaya hazır kişi, kendini kurban olarak öne atan kişi, ölüm eri, serdengeçti. )

- DAKKA[Ar. > DAKKÂK] ile/ve/||/<>/> DUKKA

( Kapı çalıcı. | Kapı kapı dolaşan, eşik aşındıran.[daḳḳa: Bir şeyi kırıp ufalamak. | Kapıyı çalmak.] İLE/VE/||/<>/> Birinin kapısını çalanın kapısı çalınır.[Men dakka dukka] )

- DALAI LAMA ile TASHI LAMA ile PACHA LAMA

- DALGIN" ile/yerine/||/>< "DALGIÇ"

( Düşünmeyen. @@ Düşünen. )

- DALGIN ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/>/< DALYARAK


- DALGIN/LIK ile/ve/||/<> DURGUN/LUK

- DALKAVUK OLMAK değil/yerine DAL OLMAK

- DALKAVUK ile/değil/yerine/>< SOYTARI

( "Erke/kişiye/saraya". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Halka. )

- DALLAMA ile/||/<> ANDAVALLI[Yun.]

( Aptal, enayi. İLE/||/<> Ahmak, aptal, beceriksiz, şaşkın, bön, görgüsüz kişi. )

- [ne yazık ki]
DALLAMA/LIK
ile/ve/||/<>/> DALYARAK/LIK

- DAM ile DAM[Fr. < DAME]

( Yapıları, dış etkilerden korumak amacıyla, üzerlerine yapılan, çoğu kiremit kaplı bölüm. | Toprak damlı ev, küçük ev. | Tutukevi. İLE Dansta, erkeğe[kavalye] eş olan kadın. | İskambil kâğıtlarında "kız". )

- DAMAT[Fars. < DAMAD] değil/yerine/= GÜVEY

- DANGALAK/LIK ile ÂCİZ/LİK

- DANIŞMAN ile/ve/||/<> DANIŞAN

- DANIŞMAN ile/ve/değil/||/<>/< DANIŞILAN


- DANIŞMAN/LIK ile KOÇ/LUK

( Danışan, dağları aşmış; danışmayan, düz yolda şaşmış. )
( MEŞVERET[Ar.] (ETMEK): Danışma. )

- DANS-DANSÇI ile/ve/||/<> DANSÇI-DANS

( Var-yok. İLE/VE/||/<> Var-yok. )

- DAR ile DÂR[Ar.] ile DÂR[Fars.]

( Ensiz. İLE Ev, yurt. İLE İdam mahkûmlarını asmak için dikilen direk. )

- DARBE ve/||/<>/>/< ZORBA

- DARGIN/LIK ile/ve/<> DURGUN/LUK

- DARGIN/LIK ile/ve KIRGIN/LIK

- DARMADAĞIN (OLMAK)

- DARRÂ ile DARRE

( Mihnet, keder. Şiddet. Belâ. İLE Kuma. )

- DAVÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< MÂNÂ

( Bilmezler mânâsını, ederler dâvâsını. )

- DAVACI ile/>< DAVALI


- DAYANIKLI/LIK ile/ve/||/<> AĞIRBAŞLI/LIK

- DAYANIKLI/LIK ile SAĞLAM/LIK

- DAYATMAK ile/ve/değil/||/<>/< YÜKLEMEK

- DEDE[Oğuz] ile/= BABA
[<

- DEDİKODUCU/KOVCU ile NEMMÂM

( ... İLE Lâf taşıyan. )

- DEDİKODUCU ile/ve/= YAĞI/DÜŞMAN/HASIM

( Biz ancak kendimizin düşmanıyızdır. )
( Kişi, bilmediğine düşman olur. )

- DEDİKODUDA:
ÂDİ/LER
ile/ve/||/<>/> APTAL/LAR ile/ve/||/<>/> AHMAK/LAR

( Yapar. İLE/VE/||/<>/> Yayar. İLE/VE/||/<>/> İnanır. )

- DEFİLE["DEFİ:LE" değil!] değil/yerine/= GİYİM GÖSTERİMİ/GÖSTERİSİ

( Giyecekleri tanıtmak amacıyla mankenlerin yaptığı gösteri. )

- DEFTER-DÂR[Ar./Fars.]

( İl'de Maliye Bakanlığı'nın en yüksek memuru. )

- DEFTERDAR değil/yerine/= İLSAYMAN


- DEFTER-İ HÂKÂNÎ ile/||/<> DEFTER-İ HÂKÂNÎ İDARESİ ile/||/<> DEFTER-İ HÂKÂNÎ NÂZIRI

( Eskiden taşınmazlar hakkındaki kayıt ve tescillerin işlendiği defterin adı. | Tapu-Tahrir Defterleri.[Bugünkü tapu sicilinin karşılığı] İLE/||/<> Şimdiki tapu dairelerinin eski adı. İLE/||/<> Osmanlı Devleti zamanında tapu ve kadastro işlerine bakan nâzır/bakan. )

- DEĞERLİ ile/ve/||/<> GÜÇLÜ

- DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK ile/ve/||/<> EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEK

- DEĞİŞEBİLİR/LİK ile KEYFÎ/LİK

- DEĞİŞEN ile/ve/<> DEĞİŞMEYEN

( Değişmeyen de değişecek olanın/değişmesi gerekenin değişimine etkide/katkıda bulunabilir. )
( Değişme gereksiniminde olan nasılsa değişecektir. )
( İçinizde değişmeyen nedir? )
( Değişmez olan, ancak sessizlik içinde idrak edilebilir. )
( Doğrulukta, değişmez oluruz. )
( Değişmez olan, işimize yaramaz. )
( Değişmeyenin bilincinde olamayız. )
( Değişmez-olanı anlamak, değişmez-olan olmak demektir. )
( Kendinizi değişmek olarak, değişken zihnin tanığı olarak bilin. Bu yeterlidir. )
( Hareket eden'in içinde devinimsiz olan'ı, değişenin içinde değişmez olanı ayırt edebilmeyi öğrenelim, ta ki tüm farkların sadece görünüşte olduğunu ve birliğin gerçek olduğunu idrak edinceye kadar. )
( Değişmez ve mutluluk-verici olanı bulmak için değişen ve acı verici olana sarılmayı bırakmak zorundasınız. )
( TÜREV: Değişkenin değişkeni. )
( What needs changing shall change anyhow.
What is it in you that does not change?
The unchangeable can only be realised in silence.
You become immovable in reticence.
You cannot be conscious of what does not change.
To realise the immovable means to become immovable.
Know yourself to be the changeless witness of the changeful mind. That's enough.
Learn to distinguish the immovable in the movable, the unchanging in the changing, till you realise that all differences are in appearance only and oneness is a fact.
To find the immutable and blissful you must give up your hold on the mutable and painful. )
( DEĞİŞENDE DEĞİŞMEYEN: ORAN )

- DEĞİŞİK/LİK ile/ve/değil/||/<> ÇEŞİTLİ/LİK

- DEĞİŞİK/LİK ile FARKLI/LIK

- DEĞİŞİM:
UZAYDA
ile/ve DÜNYADA

( Tekil. İLE/VE Türsel. )

- DEĞİŞİM ile/ve/||/<>/> DENETİM

- DEĞİŞİM ile/ve/<>/yerine/değil HEMEN DEĞİŞİM

( Değişmek, acı çekmekten daha kolaydır. )
( Easier to change, than to suffer. )

- DEĞİŞİMLERDE, DEĞİŞMEDEN KALAN ile DEĞİŞMEZ OLANLARIN, DEĞİŞİMLERDE ORTAYA ÇIKMASI

( Hareket eden'in, içinde devinimsiz olan'ı, değişenin içinde değişmez olanı ayırt edebilmeyi öğrenelim, ta ki tüm farkların sadece görünüşte olduğunu ve birliğin gerçek olduğunu idrak edinceye kadar. )
( Yunan Düşüncesi: Değişkenliğin içindeki değişmezliği[subûtiyeti] aramak. )
( Harekete neden olan, hareket etmeyen/ler. )

- DEĞİŞKEN ile/ve GİZLİ DEĞİŞKEN

- DEĞİŞKEN/LİK ile/ve AKICI/LIK

- DEĞİŞKEN/LİK ile/ve GÖRELİ/LİK

- DEĞİŞMEK ile DEĞİŞTİRİL(E)ME(ME)K

- DEĞİŞMEYEN/LER ile/ve DEĞİŞENLERDE DEĞİŞMEYEN

- DEHA/DAHİ ile/ve/||/<> YARATICI/LIK

- DEHÂ ile/ve/değil TUTKU

- DEKAN değil/yerine/= YETİLBEY

( Mâlî Papaz. DEĞİL/YERİNE ... )

- DELİ OLMAK ile/ve/değil/||/<>/< ZIRVA BULABİLMEK

( "Deliyim" demek bir şey değil. Önemli olan, zırva bulabilmek. )

- DELİ ile/değil/yerine/<>/>< AKILLI

( Sadece, aklı başında olanlar, deli olduklarını kabul ederler. )
( Dışından, kendi kendine konuşunca. İLE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< İçinden, kendi kendine konuşunca. )

- DELİ ile AKILSIZ

- DELİ ile/değil/yerine "AKLI DALGALI"

- DELİ ile/ve/değil ÂŞIK

- DELİ" ile/ve/değil/yerine/||/<> "DERİN"

- DELİ ile DÎVÂNE

( Dîvan'dan, bir söz çıkar, âleme sığmaz. Dîvâne'den bir söz çıkar, Dîvân'a sığmaz. )
( "Ârifim ben!" diye hiçbir kimseye tan etme sen,
Defter-ü-divâna sığmaz söz gelir, dîvâneden!
[ Bâyezîd-i Bistâmî, bir tımarhanenin önünden talebeleriyle birlikte geçiyormuş.

Onlara ders vermek üzere hekime sorar:
"Sen akıl hastalıklarına çare buluyorsun, günah derdine de bir çâre var mı?"

Hekim, başını kaşıya dursun,
bir deli yanıt verir:
"İstiğfar kökünü tövbe yaprağıyla karıştırmalı,
gönül havanına koyup tevhid tokmağıyla dövmeli,
insaf eleğinden eleyip gözyaşıyla hamur etmeli,
aşk ateşinde pişirip muhabbet balıyla karıştırmalı
ve kanaat kaşığıyla da gece gündüz yemeli!"

Delinin bu sözü bittikten sonra, Bâyezid-i Bistâmi şöyle der:

"Ârifim ben!" diye hiçbir kimseye ta'n etme sen,
Defter-ü-divâna sığmaz söz gelir, dîvâneden!] )
( Harabât ehlini hor görme şâkir
Defîneye mâlik vîrâneler var )

- DELİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOLU

- DELİ ile/değil DONANIMLI

( Sadece aklı başında olanlar, deli olduklarını kabul ederler. )

- DELİ ile/||/<>/> GERİ

( Baktın deli, çekil geri. )

- DELİ ile GÖZÜKARA


- DELİ[< TELÜ < TİLVE] ile/değil MECZUB

( "Deliyim!" demek, bir şey değil. Önemli olan, zırva bulabilmekte! )
( Delileri, zihinlerini yorarak sınarlardı. Zihin yorulunca kendini bırakır, delilik hali varsa böylece meydana çıkardı. )
( Delilerin sınavı, posteki saymaktı. )
( Akl-ı maaş'tan kayan. İLE Akl-ı maad'dan kayan. )
( Maddî ve siyasi iradedeki boşluk artırır. İLE Manevî alandaki boşluk artırır. )

- DELİ ile MİSTİK

( Zihnin altında ezilirsek. İLE Zihni aşabilirsek. )

- DELİ ile/ve/||/<>/>/< SUÇLU

( Gördün deli, dön geri. )

- DELİ ile VELÎ ile ÖLÜ

( Kendini kurtarmış. İLE Kendini kurtarmışlıkla birlikte bir başkasını daha kurtarabilme olanağı/kudreti bulunan. İLE ... )
( [Sürekli] Anlaşılmaya çalışan. İLE/VE Anlamaya çalışan. İLE Anlayabileceği bir şeyi kalmayan. )
( ... İLE Ermiş, seven, dost, sahip. | Tüm işlerini, Allah'a sunan kişi. İLE ... )
( Akıl, baştan çıkarsa. İLE Dünya, senden çıkarsa. İLE Sen, dünyadan çıkarsan. )

- DELİCİ/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< VERİCİ/LİK

- DELİL:
İZHAR EDİCİ
ile/ve/||/<> İSPAT EDİCİ

- DELİL/REHBER değil/yerine/= KILAVUZ

- DELİ/LER ile/değil/yerine/>< DELİL/LER

- DELİ/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİLGİLİ/LİK

( Bilgisizler/cahiller ve düşün[e]meyenler için anlayamadıkları her şey [ve herkes] "deli/lik"tir. )

- DELİ/LİK ile/ve/değil/||/></ne yazık ki BİLGİSİZ/LİK / CAHİL/LİK

( Akıl, kişiyi terk etmişse. İLE/VE/DEĞİL/||/></NE YAZIK Kİ Kişi, "aklı terk etmişse", akıldan [ne kadar] "uzaksa". )

- DELİ/LİK ile ÇILGIN/LIK

- DELİ/LİK ile ÇILGIN/LIK

- DELİ/LİK ile VELİ/LİK

( Deli, kendi deli olduğu gibi başkasını da delirten. İLE
Veli, başkasını ihyâ eden. )
( İnsan aklı bırakırsa Deli, akıl insanı bırakırsa Veli. )
( "Deliyim!" demek, bir şey değil. Maharet, zırva bulabilmekte! )
( Velîlik, altın; nebîlik, gümüş kerpiçtir. İlâhî zevk ve saltanat makamına "Altın kerpiç", Peygamber'in, kişileri davet etmek için indiği tenezzül makamına da "Gümüş kerpiç" denilmiştir. )

- DELİSİ OLMAK ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> NANKÖRÜ OLMAK

( Ulaşamadıklarının. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/||/<>/> Ulaştıklarının. )

- DELİSİ OLMAK/OLAN ile/değil/yerine DÜŞKÜN

- DEMİRDEN KORKAN, TRENE BİNMESİN/BİNMEZ ile ALIŞMAMIŞ GÖTTE, DON DURMAZ

- DENEME-YANILMA değil/yerine YAŞANMIŞLIKLARDAN DERS ALMAK

- DENETİMCİ/LİK ile/ve/<> KATILIMCI/LIK

- DENEYEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÖZLEMLEYEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DİNLEYEN

( "Aptal/ahmak". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< "Yarı akıllı". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Akıllı. )
( DİNLEYEN, DİNLENİR [DİNLEYENİ, DİNLERLER]
DİNLEYEN, DİNLENİR [DİNLEYEN, RAHAT EDER]
DİNLEYEN, DİNLENİR [DİNLEYEN, DİN SAHİBİ OLUR] )

- DENEYİM ile/değil KUŞKUCULUK

( Bazı kisiler, yavaş yavaş, inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve tamamen kuşkucu olmayı öğrenir. Bu süreç gerçekleştiğinde de artık çok geçtir. Ne yazık ki, (bazı) "zihinlerin", "deneyim" dediği şey budur. Aklıyla bağlantısını kaybetmiş bir kişi, "deneyimli" olarak tanımlar kendini. )

- DENEYİME AÇIK/LIK ile/ve/<> DIŞADÖNÜK/LÜK

- DENEYİMLEYEN ile/ve/||/<> DENEYİMLEME BAĞI ile/ve/||/<> DENEYİMLENİLEN

- DENGE ile/ve/||/<> DENETİM

- DENGESİZ" ile/değil AYKIRI

- DENGESİZ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DALGALI

- DENGESİZ ile/değil DENGİ(/N/M) DEĞİL

- DENGİNİ ARAMAK/ARAYAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KENDİNİ ARAMAK/ARAYAN

( "Küçük zihinliler". DEĞİL/YERİNE İleri zihinliler. )

- DENGİN(İ BULMAK) ile/ve/||/<>/> DENGEN(İ BULMAK)

- DENİZKIZI ile DENİZ KIZI

( Balık. İLE Mitoloji. )

- DENSİZ/LİK ile/ve/<> DALLAMA/LIK ile/ve/<> DANGALAK/LIK ile/ve/<> DALYARAK/LIK


- DENSİZ/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< HEVESLİ/LİK

- DENSİZ/LİK ile/ve/<> PATAVATSIZ/LIK

- DENTAL ile DENTİST

( Diş [ile ilgili]. İLE Diş hekimi. )

- DEPRESİF ile MELANKOLİK

( [günümüzde] Hem erilde, hem dişilde. İLE [eskiden][daha çok] Dişilde. )

- DERDE DEVÂ ile/ve/değil DERDE TESELLİ

- [ne yazık ki]
DERDİ DÜNYA OLAN
ve/||/<>/> DÜNYA KADAR DERDİ OLAN

- DERDİ ... ile ... DERDİ

- DERDİNE:
TÂLİP
ile/ve/||/<>/> TÂLİM

- DERE ile/ve/<> ÇATAK

( Genellikle, yazın kuruyan küçük akarsu ve bunların yatağı. | İki dağ arasındaki uzun çukur. | Damlarda, yağmur sularını toplayarak oluğa veren çinko ya da kiremit yol. İLE/VE/<> İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı. | Yapışık, ikiz meyve. | Kavgacı. )

- DERECE ile//ve/||/<>/> AÇILIM


- DERİN/LİK ile/ve TUTARLI/LIK

( Derinlik, kişinin en kapsamlı gereksinimlerine olan duyarlılığında oluşturulan dengeden söz eder. Tutarlılıksa güvenilirliğe değinir. )

- DERTLERİ "ÇOK/BÜYÜK" OLAN ve/||/<>/> GÜLÜŞÜ SICAK OLAN :)

- DERT/LERİNİ ANLATMAK ile/değil/yerine (NİTELİKLİ VE YÜKSÜZ) İLİŞKİ (KURMAK)

- DERTLİ AĞIZ ile/ve/||/<> EHLİYETLİ KİŞİ

- DERTLİ ile/ve/<> EDİP ile/ve/<> ÂŞIK ile/ve/<> ÂRİF

( [Derdini] Yalın anlatan. İLE/VE/<> Hoş anlatan. İLE/VE/<> Haliyle anlatan. İLE/VE/<> Gülümseyişiyle örterek anlatan. )

- DERTLİ ile/ve/||/<>/> YAZAR ile/ve/||/<>/> ÂŞIK ile/ve/||/<>/> ÂRİF

( Yalın anlatan. @@ İyi anlatan. @@ Durumuyla/hâliyle anlatan. @@ Gülümsemesiyle örten. )

- DERTSİZ KİŞİ ile/ve/<> AŞSIZ KİŞİ

( İnsan değil. [Bunu anlayın!] İLE/VE/<> Hayvan cinsi. [Bunu dinleyin!] )