"ÖZELLİKLER (GÖREVLERDE / ""YETKİLERDE"")... (ON TASKS/""AUTHORS"")"

- SKANDAL[Fr. < SCANDALE] ile/||/<> KRİZ

- SNOB/İZM değil/yerine/= ZÜPPE/LİK

- SNOP[İng.]/KÜSTAH[Fars. < GUSTÂH] değil/yerine/= ZÜPPE/DANDİ[Fr. DANDY]/DIDON[Fr. < DIS DONC]

( Seçkin görünmek için bazı çevrelerdeki düşünceleri benimseyen, hayranlık duyan ve onlar gibi davranmaya özenen kişi. )

- SOFİST ile/ve/değil/yerine/||/>< FİLOZOF

( BAHŞİ[Uygurca]: Filozof. / Kâtip. )

- SOFİST ile/değil/yerine/>< SOFOS/SOPHOS

( Kuşkuya sokar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kuşkudan çıkarır. )
( Utanmayan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Utanan. )
( Kurt.[vahşi] İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Köpek.[evcilleşmiş] )
( Taklitçiler oluşturur. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kendini buldurur. )

- ŞOFÖR[Fr.]["ŞÖFÖR" değil!] değil/yerine/= SÜRÜCÜ

- SOFTA[Ar. < SÛHTE] ile MOLLA[Ar.]

( Medrese öğrencisi. | Yanmış, tutuşmuş, talebe, talep eden. | [mecaz] Bir görüşe/inanışa, körü körüne bağlanan kişi. | [mecaz] Yaşadığı çağın gerisinde kalmış geri kafalı kişi. İLE Büyük kadı. | Medrese öğrencisi. | Büyük bilgin. )

- SOFU[Ar. < Yun.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< MOLLA[Ar.]

( Dinin buyruk ve yasaklarına tümüyle uyan kişi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Büyük kadı. | Medrese öğrencisi. | Büyük bilgin. )

- SOĞUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< MESAFELİ

- SOĞUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SOLUK


- SOHBET ve/<> BAHANE(GÜZELLİK)

- ŞÖHRET ile TANINMIŞ

- ŞÖHRET ile "YILDIZ"("STAR")

- SOKRATES'İN "YARGILANMASINDAKİ" 500 "YARGIÇ":
ÖLÜM KARARI VERENLER
ile/değil/yerine/>< KARŞI OLANLAR

( [ne yazık ki]
[İlk "karar"da] "280" >< 220
[İkinci "karar"da] "360" >< 140 )

- SOLGUN değil/yerine/</>< OLGUN

- SOLMAK ile/değil/yerine/||/>< OLMAK

- SOMSU ile/ve/||/<> HIŞTAMAZ

( Toplumsal olmayan kişi, asosyal. İLE/VE/||/<> Konuşmayı pek sevmeyen, çok konuşmayan. | Vurdumduymaz. )

- SÖMÜRÜ ile SUİSTİMAL ile MANİPÜLÂSYON

- [ne yazık ki]
SONRAKİ ÂN'A, SÜRECE "BAKMAK/ODAKLANMAK"
ile/ve/||/></< ÂN'I YAŞAMAMAK

- SONSUZ ile/ve/değil/||/<>/< SAYISIZ


- SONSUZ/LUK:
ÖZNE
ile/ve/||/<> NESNE

- [ne yazık ki]
"SONUÇ ODAKLI/LIK"
ve/||/<>/>/< HİLEKÂR/LIK

- SOPHOS ile SOPHOS ile SOPHOS

( Tanrı. İLE Bilge. İLE Usta. )

- SOPRANO[İt.] ile/ve MEZZO SOPRANO ile/ve KONTRALTO SOPRANO/ALTO[İt.]

( Kadın ya da genç erkek çocuklarda en ince selen. | Bir çalgı topluluğunda, en ince sesleri veren müzik araçları. İLE Soprano ile kontralto arasında kadın seleni. İLE Kadın selenlerinin en kalını. )

- SORAN ile YANITLAYAN

( İstediği her şeyi sorabilen/sorabilecek olan. İLE Her şeyden yanıt veremeyecek olan. )

- SORMAYAN ile/değil/yerine/>< SORAN

( Yaşam boyu ahmak ve aptal. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir dakikalığına, "birkaç kişi nezdinde" "aptal." )
( Ovada şaşmış. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Dağları aşmış. )

- SORUN "ÇIKARMAK/ÇIKARAN" ile/ve/değil/||/<>/< SORUNU GÜN YÜZÜNE ÇIKARMAK/ÇIKARAN

- SORUN/SIKINTI:
FARKLI OLMAK/TA
ile/ve/||/<>/ne yazık ki FARKINDA OLMAMAK/TA

( )

- SORUNLARI:
BAŞKALARIYLA OLAN/LAR
ile/değil/yerine (OLABİLDİĞİNCE) KENDİYLE OLAN/LAR

( [çoğunlukla] Kendiyle, (ciddi) sorunları olan(lar)dır. İLE/DEĞİL/YERİNE Başkalarıyla, "sorunlu" "görünseler/düşünülseler" de sorunsuzdur(lar).
)
( Sorunun, kendi(nde) olduğunu anla(ya)mayan kişiler, ne yazık ki, çözümü, başkalarının huzurunu bozmakta "arar/bulur". )

- SORUNLARI DA OLSA" ile/değil SORUNLARI OLSA DA


- DURUM/RESİM:
SORUNLU
ile/ve/değil/||/<>/< SORUNLULARIN

- SORUNLU ile/değil/yerine/>< SORUMLU

- SORUNLU/LUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ZORUNLU/LUK

- SOSYOPAT ile MİZANTROP

( ... İLE Kişilerden, toplumdan hoşlanmayan. )

- ŞÖVALE[Fr. CHEVALET] ile ŞÖVALYE[Fr. CHEVALIER]

( Tabloların üzerine konulup resim yapıldığı sehpa. İLE Eski Roma'da, üç sınıftan ikincisinin üyesi olan yurttaş. | Orta Çağ Avrupası'nda, özel eğitimle yetişmiş, belirli ülküler taşıyan, soylu, atlı savaşçı. | Derebeylik düzeninde, soyluluk unvanlarının en alt basamağı. | Günümüzde, Fransız hükûmetinin verdiği onur belgesi ve nişanı. )

- SÖVEN ile/değil/yerine/></< SEVEN

- SOVYET ile/ve/||/<>/> RUS

(

Sovyet ile Rus Kavramlarının FaRkLaR'ı...

Ölçüt Sovyet Rus
Tanım Sovyet sözcüğü, "konsey" anlamına gelir, genellikle Sovyetler Birliği'ni tanımlar. Rus, Rusya'ya ait ya da Rus toplumundan olan kişi anlamına gelir.
Coğrafi Kapsam 15 cumhuriyetten oluşan geniş bir federasyondu. Rusya Federasyonu'nun sınırları içinde geçerlidir.
Siyasi Yapı Tek parti yönetimiyle yönetilen komünist bir devletti. Federatif başkanlık düzeni ile yönetilir.
Kültürel ve Etnik Yapı Birçok farklı etnik grup içeriyordu. Çoğunlukla Rus etnik öbeğine dayanır.
Zaman Çizgisi 1922'de kuruldu, 1991'de dağıldı. Hem Çarlık dönemi, hem de modern Rusya olarak sürekliliği vardır.
Ekonomik Sistem Merkezi planlamaya dayalı sosyalist ekonomi. Kapitalist piyasa ekonomisi uygulanmaktadır.
)

- SOY-SOP

- SÖYLENENLER ile/değil SÖYLENİLENLER

- SOYLU" ve/||/=/<> İNSAFA GELEN

( En "soylu" kişi/ler, insafa gelen(ler)dir. )

- SOYTARI ile/ve/||/<> DELİ

( [Gerçeği ...]
Görür. İLE/VE/||/<> Dile getirir. )

- SOYUNMUŞ/SOYUNUK" ile (")ÇIPLAK/cıbıl(")

- SOYUTLANMA ve/<> GÜZELLİK

- SÖZ VERDİĞİM/İZ:
VECH İLE ...
ile/||/<> GİBİ ...

- SÖZ VERMEK/VEREN ve/||/+/<>/> SÖZÜNDE DURMAK/DURAN

- SÖZ ve/> TÂLÎK

( ... VE/> Güleryüzlü. :) | Düzgün söz söyleyen. )

- SÖZCÜKLERİN ETKİSİ ve/||/<> KİŞİLERİN ETKİSİ

- SÖZDEN ÖNCEKİ 3 EŞİK:
İYİLİK
ve/||/<> İNCELİK ve/||/<> GEREKLİLİK

- SÖZ/LÜ ile NİŞAN/LI

( YAVUKLU: Sözlü, nişanlı. | Sevgili. )
( NAMZET[Fars.]: Aday. | Sözlü, yavuklu. )

- SÖZLÜK ÇALIŞMASI/OKUMASI:
HERKESİN HARCI
ile/ve/değil/||/<>/< HERKESİN İHTİYACI


- SÖZÜNÜ BİLMEYEN ÇAVUŞLAR ile/ve/||/<>/> BOKU/NU AVUÇLAR

- SÖZÜNÜN ARDINDA DURAN ile/ve/değil SÖZÜNÜ, KENDİ TAKİP EDEN

- SPİKER[İng. SPEAKER]

( İngilizce "Speaker" yani "Konuşan" demektir. "Parlamento Sözcüsü" için kullanılan özel bir görevin adıdır. )

- SPONSOR[İng.] ile SAKMAN/DESTEKÇİ/REKLÂM VEREN/DÜŞ ORTAĞI

- SPRİNT/ER değil/yerine/= KISA KOŞU/CU

- STAFF ile CREW

- STAJER değil STAJYER

- STANDART ile/değil YAYGIN/LIK

- STAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/> EFSANE

( Hem işinde, hem de magazinde "iyi olan." İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> İşinde iyi olan fakat magazinde "kötü olan." )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Yaşar... | Şair Sanatçımız, Yaşar... | Radyo Programı - Nisan 2016 )

- STAR"[İng.] değil/yerine/= "YILDIZ"


- STRATEJİK ile/değil KAYPAK

- SU EKSİKLİĞİ:
KANDA
ile/ve/<> OMURLARDA ile/ve/<> KEMİKLERDE ile/ve/<>
AKCİĞERDE
ile/ve/<> PANKREASTA ile/ve/<>
MİDEDE
ile/ve/<> BAĞIRSAKLARDA ile/ve/<> GÖZEDE

( Yüksek tansiyona neden olur. İLE/VE/<> Bel/boyun fıtığına neden olur. İLE/VE/<> Gut/artrit gibi romatizmal hastalıklara neden olur. İLE/VE/<> Astıma neden olur. İLE/VE/<> Şeker hastalığına neden olur. İLE/VE/<> Ülsere neden olur. İLE/VE/<> Kabızlığa ve kolon kanserine yakalanma olasılığına neden olur. İLE/VE/<> Su eksikliği nedeniyle, beynimiz, hücreye oksijen göndermeyi keserse, oksijen kesilmesi sonucunda da hücre, kanserleşme sürecine girer! )

- SU ve/||/<>/> DELİ

( Akar. VE/||/<>/> Bakar. )

- SU ile/değil ŞU

- SUBAŞI

( Osmanlılar'da, belediye görevlisi. | Kentlerin, güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. | Acemi ocaklarında, küçük aşamalı subay. | Osmanlı'larda, kapıkulu süvarileri arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplama işleri için ayrılan kişi. | Rumeli'de, çiftlik kâhyası. )

- SUBAŞI ile/||/<> SİLAHDAR/SİLAHTAR

( Kent güvenlik yöneticisi. | Osmanlı'da kentlerin güvenlik işlerinden sorumlu kişi. İLE/||/<> Osmanlı'da Sultan, Sadrazam, Vezir gibi devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kişi. [Enderun'un en güçlü/nüfûzlu yüzü ve yöneticisi.]
[Saray gelenek ve düzenine göre Has Oda ağalarının en kıdemlisi olan Sultan silahtarı olurdu fakat yüzyıllar boyunca sürekli Sultanlar, silahtarlarını Has Odalılar arasından, sevdiği ve güvendiği bir yüz olarak kendi seçmişti. Silahtar yapmak istedikleri zülüflü ağayı, aşağı koğuşlardan birinde de olsa önce bir fermanla has odaya aldırtmış ve sonra da silahtar tayin etmişlerdir. Silahtar ağa olmak, bir Enderûn'lu için en büyük amaçtı. Silahtar ağa, Sultan, sabah namazı vaktinde Harem'den çıkıp Enderûn'a geldiği andan, bazen yatsı namazından sonra Harem'e döneceği ana kadar sürekli hükümdarın yanında bulunurdu. Sultan ile devleti bilfiil yöneten sadrazam arasında haberleşme aracısı silahtar ağaydı. Bir sadrazam için silahtar ağa ile bağdaşmamak, en ufak bir bahane ile sadrazamın azline neden olurdu. Bir silahtarın düşmanlığına uğramak ise çoğunlukla vezirin idam edilmesine kadar giderdi. Saraydaki tüm silahlardan ve sultanın silahlarından sorumlu olurlardı. Altı bölük halkı da denen Kapıkulu Süvarileri'nden silahtar bölüğünün başında bulunur ve savaşta merkezde Sultan'ın yanında yer alırlardı. Silahtar ağalar saraydan bir devlet göreviyle çıkacağı zaman, yanına en az Beylerbeyi rütbesiyle Paşalık verilirdi. Son derece nüfuz sahibi gözde silahtarlar da vezir ya da Kaptan-ı Derya gibi önemli konuma getirilirlerdi. Pek azı daha sonra sadrazamlığa getirilirdi ve çoğunlukla da sultanın ya kızını ya da kız kardeşini alarak hanedana damat olurdu.] )

- SUBAY[Azr.] = BEKÂR[Tr.]

- SUBAY ile HASEKİ

( ... İLE Osmanlı Devleti'nde, bir görevde uzunca kalmış olanlara verilen san. | Bostancı ocağının küçük aşamalı subayları. | Osmanlı sarayında, karavaşlar arasından seçilen sultan gözdesi. )

- SUBAY ile/<> KURMAY/ERKÂN-I HARP

( Silahlı kuvvetlerde, asteğmenden orgeneral ya da oramirale kadar rütbedeki asker. İLE/VE/||/<>/> Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla tamamlamış subay. | Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan subay. )

- SÜBYAN[Ar.] değil/yerine/= ÇOCUKLAR


- SUBYE[Fr. SOUS-PIED] ile SUBYE[Ar. < SABİ] ile SÜBYE[Yun.] ile SÜBYE[İt.]

( Ayağın altından geçen, tozluğa ya da pantolon paçalarına bağlanan şerit. İLE Henüz memeden kesilmemiş eril çocuk. | Üç yaşını tamamlamamış eril çocuk. İLE Mürekkep balığı. | Badem içi, kavun çekirdeği gibi şeylerden yapılan, boza koyuluğundaki şerbet. | Pirincin, boza haline gelene kadar koyulaştırılarak pişirilmesi. İLE ... )

- SUÇ ile/ve/değil/||/<>/< YASADIŞI

- SUÇLU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EYLEM SORUMLUSU

- SUÇLU/LUK / SUÇLU/SU / SUÇLU/LARI ile/ve/değil/||/<>/< SORUMLU/LUK / SORUMLU/SU / SORUMLU/LARI

( Sorumlu olmak, suçlulukla bağdaştırılmamalıdır. )

- ...'NIN:
"SUÇLUSU"
ile/ve/değil/yerine/<>/< SORUMLUSU

- SÛD[Ar.] ile SÛD[Ar.]

( Sevdâlar. İLE Yarar, kâr, kazanç. )

- SÛFÎ ile ÂRİF

( Her ârif, sûfî fakat her sûfî, ârif değildir. )
( Kendi zevkini bulabilmiş kişi. İLE ... )

- SÛFÎ ile FİLOZOF(HUKEMA)

( Hakikati, eşyanın hakikatini bilir. İLE Hakikatleri bilir. )

- SÛFÎ ile MUHAKKİK

- SÛFÎ ile MUTASAVVIF

( Tevhidi kendi bünyesinde evrensel boyutta yaşayan kişi. İLE Bununla ilgilenen, o yola çıkan kişi. )

- SÛFİ'NİN BİLGİSİ ile ÂLİM'İN BİLGİSİ

( Hudûrî. İLE Husûlî. )

- ŞUHEDÂ[Ar.] değil/yerine/= ŞEHİTLER

- ŞÜHÛD[< ŞÂHİD] ile ...

( TANIKLAR | VAR OLMA, GÖRÜNME )

- SUJE[Fr.]/KOBAY[Fr. < COBAYE] değil/yerine/= KONU | ÖZNE | DENEK

( Kobaygillerden, bilimsel araştırmalarda kullanılan bir deney hayvanı. Hint domuzu[Lat. CAVIA PORCELLUS] | Deney konusu. )

- SÜLEYMAN ile ...

( Barışın hikmetini bilen. )

- SULH +/= SALÂH +/= SÂLİH

- SULHPERVER/SULHÇU[Ar., Fars.] değil/yerine/= BARIŞSEVER/BARIŞÇIL

- SULTÂN ile ...

( SULTAN, HÜKÜMDAR | HÜKÜMDAR AİLESİNDEN OLAN (ANNE, KIZ KARDEŞ, KIZ ÇOCUK GİBİ) KADINLARDAN HER BİRİ | BÂZI BEKTÂŞÎ BÜYÜKLERİNE VERİLEN AD )

- SULTAN ile/ve/||/<>/> HALİFE

( Güçlü olabilir/olmayabilir. İLE/VE/||/<>/> Zayıf olabilir/olmayabilir. )

- SULTAN ile İDDİASI OLAN SULTAN

( ... İLE Astronomiye önem veren, rasathane kurduran. )

- SULTAN ile/ve/||/<> İMAM

- SULTAN ile/ve/||/<>/> MAJESTE[Fr. < Lat.] ile/ve/||/<>/> EKSELANS[Fr./İng. < EXCELLENCE]

( "Yönetici, güç/iktidar sahibi". [Tarihte pek çok farklı anlamda kullanılmış olan, genelde bağımsızlığını duyuran İslâm hükümdarları tarafından kullanılmıştır. İslâm devletlerinde, hükümdara verilen unvan. “Padişah, hakan, han, hükümdar” anlamlarındadır. Sultan sözcüğü, müslüman hükümdarlarının özellikle sünnî inancına ait bir unvandır. Daha sonraları, hakimiyet, delil ve burhan anlamına da geçmiştir.][Sultan unvanını ilk kez II. yüzyılın ilk yıllarında, Gazne'de hükümdar bulunan Mahmud İbn-il Emir Sebük tekin kullanmıştır.] İLE/VE/||/<>/> Hükümdarlara ya da devlet başkanlarına verilen unvan. İLE/VE/||/<>/> Bakan ve elçiden başlayarak cumhurbaşkanlığına kadar yükselen, yüksek makam sahibi yabancılara verilen şeref ünvanı. )

- SULTÂN[Ar.] ile/ve/||/<> MELİK[Ar.]

( Yönetimi/hükmü/sultayı elinde tutan. İLE/VE/||/<> Araziyi elinde tutan, toprak/ülke sahibi. )

- SULTAN ile/ve/||/<> NAİP

( ... İLE/VE/||/<> Tahtta, sultan olmadığı zaman ya da sultanın çocukluğu sırasında devleti yöneten. )

- SULTAN[Ar.] ile SULTAN ile "SULTAN"

( Müslüman, özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları unvan, padişah. | Sultanların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan. İLE Bektaşi azizi. İLE Belirli bir alanda en üst düzeyde olanlar için kullanılan bir söz. )

- SULTAN değil/yerine/= YETKEMEN

- SULTAN'LARIN:
SAĞINA
ile/ve SOLUNA ile/ve KARŞISINA (OTURANLAR)

( KÂTİP [Söylediklerini hemen, doğru ve net bir biçimde kayda geçmesi için.]
ile/ve
MUHAFIZ [Kalbini koruması için.]
ile/ve
ULEMÂ [Derin bilgi ve irfanlarından yararlanabilmek ve ayna olabilmeleri için.] )

- SULTANLARIN/PADİŞAHLARIN SIFATLARI ile ...

( * Yönetilenlerin hakkını gözetir, onlardan hak talep etmez; bu fazilettir(fadl) ve en yüksek(ulyâ) derecedir.
( * Ya da haklarını gözetir ve karşılığında hak talep eder, bu adâlettir(adl) ve orta(vustâ) derecedir.
( * Ya da hak talep eder haklarını gözetmez; bu da aşağı(süflî) derecedir. )

- SÜLÛK DERECELERİ

( * MECZÛB-I GAYRI SÂLİK
* MECZÛB-I SÂLİK
* SÂLİK-İ GAYR-I MECZUP
* SÂLİK-İ MECZUP )

- SUMSUK ile SÜMSÜK ile SÜMSÜK

( Yumruk. | Yumrukla vurma. İLE Uyuşuk davranan, miskin, aptal, mıymıntı, sünepe, pısırık. İLE Sümsükgillerden, sivri gagalı, kısa bacaklı deniz kuşu. )
( SÜMSÜKGİLLER: Leyleksiler takımının, kanatları, kuyrukları çok uzun deniz kuşları sınıfı. )

- ŞUNA-BUNA

- SÜNEPE ile DALKAVUK/YALAKA

( BASBASA: Köpeğin, kuyruğunu sallayarak sokulması. | Dalkavukların hali. )

- SÜNEPE/LİK ile/değil/yerine ALÇAKGÖNÜLLÜ/LÜK

- ŞUNLAR-BUNLAR

- SÜNNÎ ile SUN(N)Î

( Mezhep. İLE Yapay. )

- SUNUCU değil/yerine/= SUNUCU

- SUNUCU ile TEMSİLCİ

- SÜPERVİZÖR/"SÜPERVAYZIR"[İng. < SUPERVISOR] değil/yerine/= GÖZETMEN

- ŞÜPHELİ ile SANIK

- SUR'A[Ar.] ile SURÂH[Ar.] ile SURÂH[Ar.]

( Güreşte, çoğunlukla ters dönmüş olan. İLE Çığlık, feryad. İLE Delik, gedik. )

- SURATSIZ ile "MEYMENETSİZ"

- SURATSIZ ile YÜZSÜZ

- SÜREÇ ile SONUÇ (Merkezlilik)

( Ağaç, meyvesinden tanınır. )

- SÜREKLİLİK ile/ve/<> DUYARLILIK(HASSASİYET)

- ŞURTA ile SAHİBÜ'Ş-ŞURTA

( Önde gidip düşmanla savaşan asker. | Yelkene uygun rüzgâr. İLE Başkent ve öteki büyük merkezlerde, asayiş, şurta teşkilâtı tarafından sağlanırdı. Başlangıçta kadılık makamına bağlı olarak çalışan ve kadıların verdiği cezaları uygulayan bu teşkilât, bir süre sonra müstakil hale getirilmiştir. Görevi, suçluları takip ederek yakalamak olan şurta teşkilâtının başında, merkezde, genellikle nüfûzlu ailelerden seçilen bir görevli bulunurdu. Kentlerde, valilerin emrinde çalışan şurtanın görevi de asayişi korumak ve suçluların yakalanmasını sağlamaktı. )

- SÜRÜCÜ ARAÇ

- SÜRÜDEN:
AYRILAN
ile/değil/yerine/>< AYRI OLAN

( Kurt kapar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kurtulur. )

- SUSAK ile SUSAK ile SUSAK

( Susamış olan, susayan. İLE Su kabağından yapılmış ya da ağaçtan oyulmuş maşrapa. İLE Salak, aptal. )

- SUSAN ile/değil/yerine SUSABİLEN

- SUSKUN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUSABİLEN


- SUSKUN/LUK ile/ve/değil DURGUN/LUK

- SUSKUN/LUK ile/fakat/ne yazık ki "GEVEZE/LİK"

( [Her zaman] Bilgeliğin belirtisi değildir. İLE/FAKAT/NE YAZIK Kİ Aptallığın belirtisidir. )

- SÜSLÜ ile KIRNAK

( ... İLE Çalımlı, süslü kişi. | Güzel, titiz. | Cilveli, oynak. | Boylu boslu. | Çevik. | Cariye. )

- SÜSLÜ ile KOKET[Fr. < COQUETTE]

( ... İLE Güzel görünmeye çalışan, süse düşkün, kırıtan kadın. )

- SÜSLÜ/LÜK ile/değil/yerine/||/<>/< BAKIMLI/LIK

( SÜRRE DEVESİ GİBİ SÜSLENMEK )

- SUSMAK/KAVGA/SAVAŞTAN ÖNCEKİ SON SÖZCÜKLER:
BÖYLE
ile/ve/||/<> BU DA VAR ile/ve/||/<> SEN/BEN

- Susmaya niyetin yoksa SUS!!!

- SUSMAYALIM! ve/||/<> BEKLEMEYELİM!

( Konuşabilme olanağımız varken. VE/||/<> Değiştirme olanağımız varken. )

- SUSUN/UZ ile SUSUN/UZ

( Konuşmamasını istemek. İLE Su olduğunu söylemek. )

- SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ] ile SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ]

( Atlı. | Atlı asker. İLE Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kişi. )

- ŞÜYÛ'[Ar.] ile ŞÜYÛH[Ar. < ŞEYH]

( Herkesçe duyulma, bilinme, yayılma, dağılma. | Ortaklardan birinin, aralarındaki ortak malların her bir parçasının üzerine hisselerinin yayılmış olması. İLE Şeyhler. | Yaşlılar. )

- SUYUNA GİTMEK ile/ve/<>/değil/yerine KÖPRÜDEN GEÇENE KADAR, AYIYA, DAYI DEMEK

- SÜZEREN ile/ve/||/<> VASSAL ile/ve/||/<> UC BEYLERİ ile/ve/||/<> ULEMÂ AİLELERİ

- TAARÜF ile TEARRÜF

( BİRBİRİNİ BİLMEK, TANIMAK )

- TAAZZUM/TEAZZUM[Ar. < İZAM/AZÂMET] ile/ve ERKAB[Ar.]

( Büyüklük taslama, kibirlenme. @@ Boynu kalın olan adam ya da arslan. )

- TAB-I MÜSTAKÎM ve/||/<> AKL-I SELÎM

- TÂBİ" OLMAK ile/ve/||/<> "ETEĞİNİN ALTINA GİRMEK"

- [ya] (")TÂBİ(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/ya da ÂRİF

- TÂBİ ile/ve/değil/||/<>/> DÂHİL

- TÂBİ ile MAHKUM


- TÂBİ'[< TEB] ile TÂBİ'[< TAB]

( Birinin arkası sıra giden, ona uyan; Boyun eğen, bağlı kalan; birinin emri altında bulunan. İLE
Kitap basan/bastıran; Matbaacı. )

- TÂBİ[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TESLİM[Ar.]

- TABİB ile/ve/<>/< ÂLİM

( Âlim olmadan, tabib olamazsınız(olunmaz/dı da).
[Osmanlı dönemindeki öğrenim ve eğitimde geçerliydi. Bugün de, Osmanlı bilgi ve deneyimini önemseyen, derinlikli/kapsamlı tutumunu devam ettiren Amerika'da, tıp ve hukuk bölümünden önce, üniversitede bir bölüm tamamlamış olma gerekliliği/zorunluluğu bulunmaktadır.]
[Umarız, bir gün, bizim öğrenim/eğitim düzenimiz/bilincimiz de aynı çizgiye yüksel(til)ecektir!] )
( İster tabip/hekim, ister hakim/avukat ya da herhangi bir alanda ilerlemek/yürümek ve derinleşmek için, önce, düşünme nedir?, nasıl düşünülür?, kavramlar nasıl tanımlanır, nasıl birbirine eklemlenir? önermeler nasıl kurulur? gibi temel, mantık ve usûl ile ilgili altyapı ve bilgi/ler oluşturulmalıdır ki, daha sonra, esasa ve ayrıntılara geçilebilsin. )

- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]

( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )

- TABİB ve HABİB

- TABİB ile/ve/değil KEHAL

( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Göz hekimi. )

- NEFS:
TABİÎ
ile/ve/<> NEBÂTÎ

( Cismin parçalarını muhafaza edip, birbirinden ayrılmasından koruyan bir kuvvet. İLE/VE/<>
Cismi, uzunluk, genişlik, derinlikte uzatıp, büyütüp, cismini büyüten kuvvet. )
( NEBATÎ NEFS'ler:
* CÂZİBE(ÇEKME)
* MÂSİKE(TUTMA)
* HÂZİME(SİNDİRME)
* MÜMEYYİZE(AYIRMA)
* DAFİA(DIŞARI ATMA)
* MÜLEDE(ÜREME)
* MUSAVVİRE(ŞEKİL VERİCİ)
* GÂDİYE
* NÂMİYE )

- TABİ(İ) ile TÂBİ ile TÂBİ

( Elbette; Doğal(/doğal olarak). İLE Bağımlı. İLE Basıcı. | Yayımcı. )

- TABİP FİLOZOFLAR ile/ve/||/<> FİLOZOF TABİPLER

- TABİP/TABİB/HEKİM/DOKTOR değil/yerine/= SAĞAN/SAĞALTMAN/SAGUN/ONULTMAN


- TABİP[Ar.] = HEKİM/DOKTOR

- TABLA[Ar.] ile LEVİ

( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE Etiyopya'da, kadınların, dudaklarına yerleştirdikleri tablalar.[Toplumsal konum, zenginlik, güç göstergesidir ve gurur kaynağıdır.] )

- TABLA ile/<> TABLAKÂR

( Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi. | Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden ya da tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık. | Bir şeyin düz ve geniş bölümü. | Ağaçtan ya da ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça. | Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü. | Denizcilikte, makaraların yüzlerini oluşturan dış bölümleri. İLE/<> Tablacı. | Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli. )

- TABSIRA ve/||/<> MÜNTEHA ve/||/<> MURAHHAS

( Kutbuddin Şirâzi, Sivas'ta Meraga çizgisini devam ettirerek, İslâm tarihinin bu üç en önemli yapıtını çalışmış ve çok önemli kitaplar yayımlamıştır. )

- TAÇ ve/||/<>/> BAŞ

( Taç takan baş, akıllanır. )

- TÂCİL ile TÂCİR

( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )

- TÂCİR[Ar. < TCR] ile TÜCCAR[Ar.]

( TAKÎ + CESUR + RAUF )

- TAHÂDU'[Ar. < HUD'A] ile TAHADDU'/TAHAZZU'[Ar. < HUDÛ'/HUZÛ'] ile TAHADDUR[Ar. < HIDR/HIZR] ile TAHAZZUR[Ar. < HÂZIR] ile TAHADDÜR[Ar. < HADER] ile TAHADDÜR[Ar. < HADR] ile TAHAZZÜR[Ar. < HAZER] ile TAHATTUR[Ar. çoğ. TAHATTURÂT]

( Aldanmış gibi görünme. İLE Alçakgönüllülük gösterme. İLE Yeşilleşme, yeşil renk bağlama. İLE Hazır olma/bulunma. İLE Örtünmek, tesettür. | Uyuşma, uyuşturulma. İLE Yokuş aşağı inme. | Yukarıdan aşağı akıp gitme. İLE Sakınma, korunma, çekinme. İLE Anımsama, hatıra getirme/getirilme, unutulduktan sonra anımsanan şey. )

- TAHAFFUZ[Ar.] değil/yerine/= BARINMA, KORUNMA

- TAHAMMÜL EDEMEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ALIŞAMAMAK


- TAHAMMÜL[Ar.] değil/yerine/= DAYANMA, KATLANMA

( Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması. | Kişinin kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma. )

- TAHAMMÜL ile/ve/değil/yerine/||/<> DİRENÇ/İHTİYÂR

- TAHAMMÜLÜN/ÜN:
"DÜŞÜKLÜĞÜ"
ile/ve/<>/değil YETERSİZLİĞİ

- TAHÂRET[Ar.]/TAHİR ile/ve/||/<>/>/< NEZÂFET[Ar.]/NAZİF

( Fiziksel/gövdesel temizlik. İLE/VE/||/<>/>/< Davranış ve tutumlardaki temizlik, ahlâkî temizlik. )

- TAHAVVÜL[Ar. < HÂL] ile/ve/<> TAGAYYÜR[Ar. < GAYR]

( [değişim] Biçimde/sıfatta. İLE/VE/<> Öz'de/zât'ta. )

- TAHİR ile MEVÂRİ / ACEM

- TÂHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/</> TAYYİB

( Temiz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/</> İyi, güzel, hoş. )

- TAHKİR ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD

( Bir kaçıştır.[kendinden, utancından, küçüklüğünden] İLE/DEĞİL/YERİNE Bilmeyi zorunlu kılar. )

- TAHMÎR[Ar. < HAMR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAHMÎR[Ar. < HİMÂR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAMİR[Ar.]

( Yuğurma, yuğrulma. | Mayalandırma. İLE Birine "eşek" deme. İLE Onarım. | Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma. )

- TAHRİK OLMAK ile AZMAK


- TAHSİLDAR ile/ve/||/<> KUL OĞLANI

( ... İLE/VE/||/<> Vergi toplayan belediye tahsildarı. )

- TAHŞİYE[Ar. < HAŞY] ile TAHŞİYE[Ar. < HAŞYET]

( Hâşiye yazma. | Dipnot yazma, çıkma yapma. İLE Ürperme, ürpertilme. )

- TAHTACI ile TAHTACI

( Orman işletmelerinin izni doğrultusunda ağaçları işleyen, budayan, doğrayan kişi. İLE Özellikle Toroslarda yaşayan Aleviler'e verilen ad. )

- TÂİB[Ar. < TEVBE] ile TAYYİB/E[Ar.]

- TÂİF[E][< TAVÂF] ile ...

( BÖLÜK, TAKIM, GÜRUH, FIRKA | TAVÂF EDEN, ETRAFINI DOLAŞAN, DÖNEN | TAYFA, GEMİ İŞÇİSİ | KAVİM, KABÎLE | ARABİSTAN'DA MEKKE YAKININDA BİR ŞEHİR )

- TAKAV ile AT NALI | NALBANT

- BAŞARI GÖSTERGESİ:
TAKDİR (İLE)
ile/ve/değil/yerine/< TAKLİT (İLE)

- TAKI:
SAHTE
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GERÇEK

( Varsıl taksa bile "gerçek". İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Yoksul taksa bile "sahte". )

- TAKIK ile/değil/yerine ÂŞIK

- TAKILMAK ile/||/<> SARDIRMAK


- TAKILMA(MA)K ile/değil/yerine ÜSTÜNDE DUR(MA)MAK/ÖNEMSEMEK

( Takılmayan[bilen], "takılma" demez;
ancak ve ne yazık ki takılan[bilmeyen], "takılma" der. )

- TAKINTI ile TAKINAK

( Bir durum ve sorunla ilişkisi olan başka durum ya da sorun. | Bütünlemeye kalınan ders. | Küçük, önemsiz borç. | Bir şeye hastalık derecesinde düşkünlük. | İlişki kurulan kişi. İLE Bilince takılarak korku ve bunalım yaratan, kişinin çabalarına karşın kurtulamadığı düşünce. )

- TAKİPÇİ ile SAVUNUCU

- TAKİPÇİ ile/ve TAKLİTÇİ

- TAKLİT ETMEK ile/ve/değil/yerine/<> ÖRNEK ALMAK

- TAKLİT:
(SADECE/BİR) DAVRANIŞ
ile/ve/değil/||/<>/< KİMLİĞİNİ BULMA (ÇABASI)

- TAKLİT[Ar. < TAKLİD] ile/değil/yerine/>< ASIL[Ar. < ASL]

( Bir şeyin en ileri zıddı, taklididir. )
( Belirli bir örneğe benzemeye ya da benzetmeye çalışma, öykünme. | Birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenme. | Benzetilerek yapılmış şey, imitasyon. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir şeyin kendi, örnek, kopya karşıtı. | Kök, köken, kaynak. | Gerçeklik. | Soy, nesep. | Gerçek, esas. | Bir şeyin temelini oluşturan, ana. | Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. | Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. | Gerçekten, gerçek olarak. )

- TAKLİT ile/ve/değil/yerine/||/<>/> AYNALAMA

- TALEBE ile/ve/||/<> FUKAHA

- TALEBE ile MÜRİD


- TALEBE ile SÂLİK

- TALEBE ile TAKİPÇİ

- TALEP/TÂLİP değil/yerine/= İSTEK/İSTEYEN

- TÂLİB[< TULLÂB, TULLEB, TALEBE] ile ...

( İSTEYEN, İSTEKLİ | ÖĞRENCİ )

- TÂLİB ile/ve ŞÂRİ

( ... İLE/VE Bir ilme başlayan. )
( Mantık ilmini tasavvur etmezsen, mutlak belirsizin(mechûlün) tâlibi olursun! )

- TÂLİB ile/ve/||/<>/>/< TÂBİ

- TA'LÎMÎ[Ar.]/DİDAKTİK[Fr./İng.] değil/yerine/= ÖĞRETİCİ/ÖĞRETÇİ

- TALİP[< TALEP] ile/ve/||/<>/> TALİM

- TÂLİP değil/yerine/= İSTEYEN

- TALİP[Ar.] ile TEŞNE[Fars.]

( İsteyen, istekli. | Genellikle evlenmek isteyen ve bu isteğini evleneceği kişiye bildiren. İLE Susamış. | Çok istekli. )

- TAMAMLANMA İSTEĞİ ve/||/<> EKSİKLİKTEN UZAKLAŞMA İSTEĞİ

- TAMBURACI ile TAMBURÎ/TANBURÎ[Ar.]

( Tambura çalan ya da yapan kişi. İLE Tambur çalan kişi. )

- TAMİRCİ[Ar.]/YEMENİCİ[Ar.] ile KÖŞKER/KÖŞGER[Fars. < KEVŞGER]

( ... İLE Ayakkabı tamircisi. )

- TAMİRCİ değil/yerine/= ONARGAN

- TANIDIĞIM (BİRİ) ile TANIYABİLDİĞİM (BİRİ) ile TANINABİLECEK (BİRİ)

- TANIDIK ile TANINAN

( Benim/senin [tanıdığı]. İLE Bizim [tanıdığımız]. )

- TANIDIK/LAR ile/değil/yerine DANIŞMAN/LAR

- TANIKLIK ile/ve/değil/yerine/||/<> TANIMAK

- TANIKLIK ile/ve/||/<>/> TANIŞIKLIK

- TANIM ile/ve/<> ÖRNEK

( Örnekte/benzetmede, hata olmaz/olmamalıdır! [Teşbihte, hata olmaz!] )
( Yanlış örnek, örnek değildir! [Su-i misal, misal teşkil etmez!] )

- TANIMA:
ERKEK
ve/||/<> KADIN ve/||/<> ÇOCUK ve/||/<> KARDEŞ ve/||/<> ARKADAŞ ve/||/<> DOST

( Toklukta. VE/||/<> Yoklukta. VE/||/<> Yaşlılıkta. VE/||/<> Mirasta. VE/||/<> Yolculukta. VE/||/<> Zor durumda. [GÖRÜLÜR / BELİRLİ/BELİRGİN OLUR] )

- TANIMLAYAN ile/ve/değil/yerine TANIYAN

- TANI(N)MAK ile/ve TANI(N)MAK

( Bilmek/bilinmek. İLE/VE Kabul etmek/edilmek. )

- TANINMIŞ/LIK ile/ve/||/<> KANIKSANMIŞ/LIK

- TANINMIŞ/LIK ile/ve/<>/değil VAZGEÇİLEMEZ/LİK

- TANIYORUM ile/ve/ne yazık ki UTANIYORUM

- TANRI MİSAFİRİ

- TAPON[Fr.] değil/yerine/= NİTELİKSİZ, ESKİ, ELDE KALMIŞ

- TARAF" ile KARAKTER

- TARAFSIZ/LIK ile BAĞIMSIZ/LIK


- TARAFTAR (OLMAK) ile/değil/yerine TARAF (OLMAK)

( Bedeli/sorumluluğu yok. İLE Bedeli/sorumluluğu çok. )

- TARAFTAR değil/yerine/= DESTEKÇİ

- [ne yazık ki]
"TARAFTAR""
ile/ve/değil/yerine/||/<>/> KARŞICIL/MUHÂLİF[Ar.]

- TARAFTAR ile/değil/yerine TAKİPÇİ

- TARAF/TAR ile/ve YANDAŞ

- TARAFTÂR değil/yerine/= YANDAŞ

- TARAFTAR ile YANDAŞ

- TARAMA ve/||/<>/> TANIMA

- TARD ile KOĞMA, SÜRME, UZAKLAŞTIRMA | GÖREVDEN, OKULDAN UZAKLAŞTIRMA

- TARİF EDİLEMEZ ile/yerine/değil/ve DUYULARA GETİRİLEMEZ


- TÂRİF[Ar.] değil/yerine/= TANIM

- TÂRİF ile/değil/||/<>/> ÂRİF

( Ârife, târif gerekmez. )

- TARİH OLMAK ile/ve TARİHE MAL OLMAK

- TARİH ve/||/<>/< KİŞİ/İNSAN ÖYKÜLERİ

( )

- TARİH ve/||/<>/< ÖZGÜRLÜK İSTEĞİ