"ÖZELLİKLER (GÖREVLERDE / ""YETKİLERDE"")... (ON TASKS/""AUTHORS"")"

- ÖLÜM:
KALP/BEYİN DURDUĞUNDA
ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/> UNUTULDUĞUMUZDA

- ÖLÜM >< AŞK

( Ölümün karşısındaki tek güç ve olanak, ancak ve ancak aşktır! )

- ÖLÜM ile/||/<> KIYIM/CİNAYET[Ar.] ile/||/<> ÖZKIYIM/İNTİHAR[Ar.]

- ÖLÜM ile/ve/||/<> SIRALI ÖLÜM

- OLUMLU/OLUMSUZ) HAVA/SI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< HÂL/İ

- OLUMSUZ BAKIŞ/BAKAN ile/değil/yerine/>< OLUMLU BAKIŞ/BAKAN

( Her çözüm için mutlaka bir "sorun" bulmak/bulanlar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Her "sorun" için en az bir çözüm bulmak/bulanlar. )

- OLUMSUZ ile/ve/değil/yerine/>< OLUMLU

( !Üretici/yaratıcı. [!:değil] İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Üretici/yaratıcı. )

- ÖLÜMSÜZ/LÜK ve/||/<>/< ÖZGÜR/LÜK

- OLURSA ile/ve/<> OLMAZSA

( Ne iyi/âlâ. İLE/VE/<> Pek iyi/âlâ. )

- OLUŞTURUCU ile/ve KURUCU


- OMURGALI ile/ve BİR DURUŞU OLAN/OLABİLEN

- OMURGASIZ/LIK" ile/değil ÂŞIK/AŞK

- OMURGASIZ/LIK ile/değil BİLGE/LİK / İRFAN

- 18 YAŞ:
ALTI
ile/ve/||/<>/> ÜSTÜ

( İstenç[irâde] sahibi. İLE/VE/||/<>/> Direnç[ihtiyâr] sahibi. )
( Ne "yapacağını/yapabileceğini" "bilen". İLE/VE/||/<>/> [öncelikle] Ne yapmayacağını/yapmayabileceğini ve ne "yapacağını/yapabileceğini" bilen. )

- ONA-BUNA ("TAKILMAK")

- ÖNCE:
ALICI(MÜŞTERİ)
değil ÇALIŞAN

- ÖNCE CÂN, SONRA CÂNAN ile/ve/değil ÖNCE CÂNAN, SONRA CÂN

( "Canım var!" diyen ölüdür. )
( Canından vazgeçen ölüler için ölüm var mı? )
( ÂŞIK OLDUR KİM KILÂR CANIN FEDÂ CÂNÂNINA
MEYL-İ CÂNÂN ETMESİN HER KİM Kİ KIYMAZ CÂNINÂ

CÂNI KİM CÂNÂNI İÇİN SEVE CÂNÂNIN SEVER
CÂNI İÇİN KİM Kİ CÂNÂNIN SEVER CÂNIN SEVER )
( [Ancak] Verirsek canı, alırız cananı. )

- ÖNCEL ile ÖNCÜL

- ÖNCELİK/Lİ ile/ve/değil/yerine AYRICALIK/LI

- ÖNCÜ ve/||/<> İNCİ


- ÖNCÜ ile/ve/||/<> ÖNCÜL

- ÖNCÜ ile/ve/değil/||/<> ÖNE GEÇEN/ÇIKAN

- ONDA "VAR OLMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<> ONUNLA "VAR OLMAK"

- ÖNDE GELEN ile/ve/değil DİKKATE DEĞER

- ÖNDER:
KARAR VERMEK/VEREN
ile/ve/değil/||/<>/< ANLAM VERMEK/VEREN

- ÖNDER:
YARATICI
ile/ve/değil/||/<>/< NARSİSİST

- ÖNDER ile/ve/değil/||/<>/< ATILGAN

- ÖNDERLER":
"MELEK"
ile/ve/||/<> "İNSAN"

( Daha kötüleriyle kıyaslanınca. İLE/VE/||/<> Daha iyileriyle kıyaslanınca. )

- ÖNDER/LİK ile/ve ÖNCÜ/LÜK

( )

- ÖNEM/DEĞER ile "ÖLÇÜSÜ"

( Sayılması olanaklı şeyler, her zaman önemli olmayabilir. İLE Önemli şeyler ise her zaman sayılamayabilir. )

- ÖNEMSEMEK ile/ve/||/<>/> BENİMSEMEK

- ÖNEMSEMEK ile CİDDİYE ALMAK

- ÖNEMSİZ/LİK ile GÖZDEN DÜŞ(ÜR)ME

- ÖNERMEK ile/ve YÖNLENDİRMEK

- ONG[Çigil] ile ONGAMUK/ONGAMUQ
[<

( Sağ. [ONG ELİG: Sağ el.] İLE Sağ elini kullanan kişi. )

- ÖNGÖREBİLDİĞİMİZ ...:
ORANDA
ile/ve/||/<> DOĞRULTUDA

- ONGUN ile ONGUN/TOTEM[Fr.]

( Çok verimli, bol, eksiksiz. | Yarar duruma gelmiş, | bayındır. | Mutlu. | Kutlu, uğurlu. İLE İlkel toplumlarda topluluğun kendinden türediği sanılarak kutsal sayılan hayvan, ağaç, rüzgâr vb. doğal nesne ya da olay. | Arma[İt.]. )

- 12 İMAM ve/<> 14 MÂSÛM-U PÂK ve/<> 17 KEMERBEST

- ÖNLEMEK ile/ve/||/<> ÖNÜNE GEÇMEK

- ONU ile ONU

( O'nu. @@ On'u. )

- ONUN/SENİN) GÜZELLİĞİNE BAKMAK ile/değil/yerine GÜZELLİĞE BAKMAK

- ONUR ile/ve/||/<>/< OMURGA

- ONUR ile/ve/||/<>/< TUTARLILIK

- OPERA SANATÇISI değil/yerine/= ÜNGÜCÜ

- ÖPERKEN ile/ve/||/<>/> ÖZLERKEN

( Kokusunu içine çektiysek. İLE/VE/||/<>/> Burnunun direği sızlar. )

- ORAN/LI, (/ORANSIZ) ile/ve DENGE/Lİ, (/DENGESİZ)

- ORANS ile ...

( Resim sanatında dua ederken betimlenen kişi. )

- ORDI[< ORMAK/ORMAQ] ile ORDU ile ORDU ile ORDU/FERRAŞ ile ORDU ile ORDU/ARDUTAL
[<

( Bir tarlayı ya da başka bir şeyi biçmek. İLE Bir Hakan'ın yaşadığı yer/yapı [sarayı].[KAŞGAR = ORDU KENT/ORDU KEND: Hakan'ların oturduğu kent.] İLE Balâsâgün yakınlarında bir yer. İLE Hakan'ın kalacağı yeri, yatağını düzenleyen, derleyen toplayan kişi. İLE Bir hayvanın yeraltındaki yuvası.[Sıçanın kovuğu, gelinciğin deliği] İLE Hamamotu.[Tüy dökücü bir nesnenin yapımında kullanılır.] )

- ORGANİZATÖR değil/yerine/= DÜZENLEYİCİ

- ORGANİZATÖR değil/yerine/= ÖRGÜTLEYİCİ, DÜZENLEYİCİ


- ORHAN ile/değil ORHUN

( Kentin yöneticisi/yargıcı. İLE/DEĞİL Orta Asya'da ırmak. )

- ORİJİNAL değil/yerine/= ÖZGÜN

- ORILAMAK/ORILAMAQ ile ORILAMAK/ORILAMAQ ile ORLAŞMAK/ORLAŞMAQ / ORILAŞMAK/ORILAŞMAQ
[<

( Bağırmak. İLE Övünmek ve bu böbürlenmede aşırıya kaçmak. İLE Haykırış ve haykırışın yükselmesi, halkın haykırması. )

- OROSPU ile/değil METRES

- OROSPU/LUK / KAHPE[Ar. < KAHBE] / EKEK/LİK / ERSEK[dvnlgttrk] ile FÂHİŞE/LİK | KEVÂŞE

( Kısaca: Orospuluk Zihinde; Fahişelik Gövdede
Orospuluk, spekülatif düşüncelerle, çıkara yönelik, işine geldiği gibi hareket etme eğilimi(eşeysel göstergesi olmaksızın). İLE Fahişelik ise, içinde bulunduğu/bulunmuş oldukları koşullardan/olumsuzluklardan/"acziyetten" kaynaklanabilen, çok geniş/özel nedenlere dayanabilen ya da kişisel seçim/karar ile gövdenin eşeysel yönde, nesnel karşılığı için kullandırılması. )

- ÖNDER:
ORTA
ile/ve/||/<>/> İYİ ile/ve/||/<>/> DAHA İYİ ile/ve/||/<>/> EN İYİ

( Anlatır. İLE/VE/||/<>/> Açıklar. İLE/VE/||/<>/> Gösterir. İLE/VE/||/<>/> Esin/ilham verir. )

- ORTAK DUYU = HİSS-İ MÜŞTEREK = COMMON SENSE[İng.] = SENS COMMUN[Fr.] = GEMEINSINN[Alm.] = SENSUS COMMUNIS[Lat.] = KOINE AISTHESIS[Yun.] = COMÚN SENTIDO[İsp.]

- ORTANCA ile ORTANCA

( Yaş bakımından, üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasında bulunan. | Büyüklük, irilik bakımından, üç nesne arasında, sondan ya da baştan ikinci gelen. İLE Taşkırangillerden, kırmızı, pembe ya da mor renkli çiçeklerini yaz başında açan, gölgelik yerlerde yetiştirilen bir süs bitkisi. )

- ORTAYA ÇIKMA ile/ve/||/<> ORTAYA KOYMA

- ORTOPEDİST ile PODİATRİST(/CHIROPODIST)

( Kemik, eklem ve kas uzmanı. İLE Ayak uzmanı. )
( ORTOPEDİ[Yun. ORTHOS: Doğru. | PAIS/PAIDOS: Çocuk.]: Tıbbın, çocuklardaki gövde biçimsizliklerini düzelten ya da önleyen bir kolu. | Gövdedeki kemikler, eklemler, kaslar, kirişler, sinirler gibi hareketi sağlayan örgen bozukluklarını sağaltan cerrahi kolu. | Hastahanelerde, bu tür sağaltımların yapıldığı bölüm. )

- ORTUK/ORTUQ = ORTAK
[<

- ORUÇLU yerine NİYETLİ

- ORUCU:
NASIL "TUTTUĞUN"
ile/ve/değil/||/<>/> NASIL AÇTIĞIN

- OSAL ile OSAYUK/OSAYUQ
[<

( Savsak, özen göstermeyen kişi. İLE Boşlayan/ihmalkâr kişi. )

- OSURMAK ile OSRUK/OSRUQ ile OSURGAN ile OSRUŞMAK
[<

( Gaz çıkması. İLE Osuruk. İLE Çok osuran. İLE Osuruk yarıştırmak. )

- OT ile OT ile OT ile OT ile OT
[<

( Bitki. İLE Her tür kaba hayvan yemini, kuru otu anlatmak için kullanılan sözcük. İLE İlaç.[OTACI: Hekim.] İLE Zehir. İLE Ateş. )

- ÖTEDUYUM/ÖTEGÖRÜ/UZADUYUM/RÂBITA/TELEPATİ ile/değil AYNI ŞEYİ DÜŞÜNMEK

- ÖTEDUYUM/UZADUYUM(TELEPATİ) ile DURUGÖRÜ

- ÖTEDUYUM/UZADUYUM(TELEPATİ) ile RÂBITA

- Öteduyumsal/uzaduyumsal/telepatik KONUŞ!!!


- ÖTEKİLERİ YOK SAYMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BELİRGİNİ ÖNE ÇIKARMAK

- ÖTEKİLEŞMİŞ/LİK ile/değil ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ/LİK

- ÖTEKİLEŞTİRME ile/ve/değil/||/<> KORUYUCULUK/MUHAFAZAKÂRLIK

- ÖTEKİLEŞTİRME değil/yerine/>< [sadece] ÖTEKİ/BAŞKASI

- ÖTEKİSİ değil ÖTEKİ

( "Sahibisi" demediğimiz gibi. )

- OTELCİLİKTE:
"MÜŞTERİ"
değil/yerine KONUK/MİSAFİR

- OTİSTİK/AUTISTIC[İng.] değil/yerine/= DIŞA KAPANIK

- OTOBİYOGRAFİ ile/ve APOJELİK

- OTODİDAKT/İZM[Fr./İng.] değil/yerine/= ÖZÖĞRENEN / ÖZÖĞRENİM/Lİ

- SULTA[Ar.] / OTORİTE/R[İng. < AUTHORITY/Fr. < AUTORITÉ] değil/yerine/= YETKE/Cİ | BASKI / YETKİLİ | UZMAN


- OTTUZ ile OTTUZ
[<

( Otuz[30]. İLE Üç[3]. )

- OTURANIN, AYAKTAKİNE SELÂM VERMESİ değil AYAKTAKİNİN, OTURANA SELÂM VERMESİ

- ÖVÜNMEK İÇİN ile/değil/yerine (BİR) (DAMLA) (DAHA) İYİLİK/GÜZELLİK OLSUN DİYE

( İyiliğimizi yaptık, Good4Trust.org denizine attık...

Tüm ekibi, iyilikleri ve emekleri için tebrik ediyoruz...

Biz de böylesi hoş bir düşünce ve girişim için tüm ekibe teşekkürlerimizle sarılıyor ve yansımalı/dönüştürücü iyiliklerimizi paylaşmaya devam ediyoruz...

İyiliksever arkadaşlar! Siz de bu birlikteliğe katılabilirsiniz...
www.Good4Trust.org )

- OY ile/ve/||/<> "KAFA/KELLE"

- OY ile/ve/||/<> PARA

- OYALIYOR ile OY ALIYOR

( Geciktiriyor. İLE Oy desteği yüksek ya da belirli bir oranda olan kişinin durumu. )

- ÖYKÜCÜ ile "SİYASETÇİ"

( "Ben öykücüyüm, isterseniz inanmayabilirsiniz!" derler. İLE ... [Burayı, gerektiği gibi kendiniz dolduruyorsunuzdur (umarız).] )

- OYNAYAN/LAR ile/yerine GİBİ YAPANLAR

- OYUN ve/<> AYNAZ

( ... VE/<> Köy oyunlarını yöneten kişi. )

- OYUNCU:
İSTEKLİ
ile YETENEKLİ ile HEM İSTEKLİ, HEM DE YETENEKLİ


- OYUNCU:
"TEŞHİRCİ"
değil/yerine UTANMAYABİLEN

- ÖZ ve/=/||/<>/>/< GÖZ ve/=/||/<>/>/< SÖZ

( Özü ağlamayanın, gözü ağlamaz. )
( Benzi sarı, gözleri yaş; hali bilen, dertli kar(ın)daş/arkadaş. )

- ÖZ ile/ve/||/<>/> İZ

- ÖZ ile ÖZ ile ÖZ

( Bir kişinin benliği, kendi manevi varlığı. İLE Bir şeyin temel öğesi. | Kendi. | Kendi anlamında birleşik sözcükler türetir. | Bir şeyin en güçlü ya da kıvamlı bölümü. | Bitkilerin kök, gövde ve dallarının, boydan boya ortasında bulunan, hahif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. | Çıbanların içinde, ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça. İLE Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan. | İçine, arılığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, arı. İLE Dere, çay. | Sulak yer. )

- ÖZBİLİNÇ ile/ve/=/<> ÖZGÜRLÜK ile/ve/=/<> ÖZGÜNLÜK

( Özgürlük, özgünlüktür. )
( ESERLERDE: Kayıtsız, bireysel. İLE/VE/=/<> Öncekilere(kaynakçalara) bağlılık üzerine/üzerinden. )

- ÖZEL OKULLARDA:
"MÜŞTERİ"
değil/yerine ÖĞRENCİ

- ÖZEL ile/ve/değil/||/<>/< DUYARLI/LIK

- ÖZEL ile/ve/<>/hem de GÖZEL

- ÖZEL ile/ve/değil ÖZGÜN

- ... "ÖZELLİĞE HAİZ" değil ... ÖZELLİĞİ HAİZ


- ÖZELLİK ile/ve AYRICALILIK

- ÖZELLİK ile/ve/değil/||/<>/< OLANAK

- ÖZEL/LİKLİ ile/ve AYRICALIKLI

- ÖZENSİZ/LİK ile/ve/<> HAZIRLIKSIZ/LIK

- [ne yazık ki]
ÖZENSİZ/LİK
ile/ve/||/<> SAYGISIZ/LIK

- ÖZENSİZ/LİK ile/ve/||/<>/> UMURSAMAZ/LIK ile/ve/||/<>/> SIRADAN/LIK ile/ve/||/<>/> BOŞVERMİŞ/LİK

- ÖZENTİ ile/değil/yerine ÖZENLİ

( Olma! İLE/DEĞİL/YERİNE Ol! )

- ÖZGÜ ile ÖZGÜN

- ÖZGÜN TANIM ile BİRİNİN/...'NIN TANIMI

- ÖZGÜN ZEMİN ile/ve/> YETKİN HEDEF


- ÖZGÜN ile ...

- ÖZGÜN ile/ve/<>/|| FARKLI

- ÖZGÜN ile/değil KAFASI KARIŞIK

- ÖZGÜN ile/ve YENİ

- ÖZGÜN/LÜK ile/ve/<> BENZERSİZ/LİK

- ÖZGÜN/LÜK ile/ve/||/<> EŞSİZ/LİK

- ÖZGÜN/LÜK ile ÖZERK/LİK

- ÖZGÜN/LÜK ile/ve/değil ÖZGÜL/LÜK

( Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. | Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. | Çeviri olmayan, asıl olan. İLE/VE/DEĞİL Bir türle ilgili, bir türe ait. )
( ÖZGÜL AĞIRLIK: Bir nesnenin, 1 cm³ oylumundaki parçasını ağırlığı. [Sadece suyun özgül ağırlığı, 1'dir.]

Özgül Ağırlık...

Özgül sözcüğü, Türkçede "kendine özgü", "özellikle o var olana ya da duruma ait" anlamında kullanılır. Fizikte ise bir niceliğin, belirli birim kütleye ya da oyluma düşen oranını tanımlar.

Özgül Ağırlık Tanımı

Özgül ağırlık, bir nesnenin birim oylumunun ağırlığıdır.

  • Tanım: 1 cm³ hacmindeki bir nesnenin ağırlığıdır.
  • Birim: g/cm³ ya da N/m³ [Newton m³]

SI birim düzeninde, "ağırlık" yerine "kütle" temel alınır. Bu yüzden, özgül ağırlık, çoğu zaman, yoğunlukla karıştırılır.

Su, Neden Referans Alınır?

  • 1 atmosfer basınç [deniz seviyesi] ve 4°C'de, 1 cm³ suyun kütlesi yaklaşık 1 gramdır.
  • Bu nedenle, suyun yoğunluğu, bu sıcaklıkta, 1 g/cm³ olur.
  • Bu sıcaklık ve yoğunluk, özgül ağırlık ölçümleri için kaynak/dayanakça kabul edilir.

Su, sıcaklığa bağlı olarak yoğunluk değiştirir. Örneğin 20°C’de yoğunluğu, yaklaşık 0.998 g/cm³'tür.

Özgül Ağırlık ile Yoğunluk...

  • Yoğunluk (ρ): Kütle / Oylum (kg/m³)
  • Özgül Ağırlık: Ağırlık / Oylum (N/m³)

Öteki Nesnelerin Özgül Ağırlığı...

  1. Belirli bir oylumda nesne alınır.
  2. Tartılarak ağırlığı ölçülür.
  3. Ağırlık / oylum oranı hesaplanır.
  4. Su ile karşılaştırılarak göreli özgül ağırlık belirlenebilir.
Nesne Yaklaşık Özgül Ağırlık (g/cm³)
Su (4°C)1.00
Buz0.92
Alüminyum2.70
Demir7.87
Kurşun11.34
Cıva13.60
Altın19.30
Hava (20°C, deniz seviyesi)0.0012
)

- ÖZGÜN/LÜK ile/ve/||/<>/< ÖZGÜR/LÜK

( Başkalarının özgünlüğünü kabul etmeyenin kendi de özgün ve özgür değildir, olamaz. )
( Özgürlük, özgün olmak içindir. )
( Amaç. İLE/VE/||/<>/< Araç. )
( Son. İLE/VE/||/<>/< Başlangıç. )

- ÖZGÜN/LÜK ile/ve SANAT/SAL/LIK


- ÖZGÜR ile/ve/değil ÖZGÜVENLİ

- ÖZGÜRLEŞME ile/ve/||/<>/< YALNIZLAŞMA

- ÖZGÜR/LÜK ile/ve GÜZEL/LİK

- ÖZGÜR/LÜK ile/ve "MANYAK/LIK"

- ÖZGÜR/LÜK ve/||/<>/< USTA/LIK

- ÖZGÜVEN ile GÖRGÜSÜZLÜK

( Fazla gevşek ya da fazla özgüvenli olunmamalı. )
( HAMHALAT: Kaba saba, görgüsüz. )

- [ne yazık ki]
"ÖZGÜVENLİ" CAHİL
ile/ve/||/<> GÖRGÜSÜZ VARSIL ile/ve/||/<> SIMARTILMIŞ APTAL ile/ve/||/<> ÇOCUK DAVRANIŞLI "YETİŞKİN"

- ÖZLEMEK ile/ve/||/<>/> SEVMEK

( Rüyanda görmüşsen. İLE/VE/||/<>/> Rüyanda görmek ümidiyle yatıyorsan. )

- ÖZNE ile ESTETİK ÖZNE

- ÖZNE ile/ve SALTIK ÖZNE


- ÖZNE ve/<> NESNE

( Özne, nesnesiyle birliktedir. )

- ÖZNE ile ZÂT

- TİN:
| ÖZNEL
ile/ve/||/<>/> NESNEL | ile/ve/||/<>/> SALTIK

( | Üretim. İLE/VE/||/<> Katılım. | İLE/VE/||/<>/> Zorunlu üretim. )
( | Bireysel. İLE/VE/||/<> Toplumsal. | İLE/VE/||/<>/> Tanrı/hakikat. )
( | Koşullu. İLE/VE/||/<> Koşullu. | İLE/VE/||/<>/> Koşulsuz. )
( | Özerklik. İLE/VE/||/<> Özerklik. | İLE/VE/||/<>/> Özgürlük. )
( | İnsanbilim. | Fenomenoloji. | Psikoloji. İLE/VE/||/<> Soyut tüze. | Aktöre. | Törellik.[aile, toplum, devlet] | İLE/VE/||/<>/> Sanat.[beti, görü] | Din.[tasarım] | Felsefe.[kavram] )

- ÖZNEL ile/ve/değil/||/<>/< ÖZGÜN ile/ve/değil/||/<>/< ÖZGÜ ile/ve/değil/||/<>/< ÖZERK

- ÖZNELERARASILIK ile ÖZNE-AŞIRILIK

- ÖZNELLİK FİLOZOFU ile/değil ÖZNE FİLOZOFU

- ÖZÜ" "GEREĞİ" ile/ve/değil/||/<>/< YAPISI GEREĞİ

- [ne yazık ki!]
ÖZÜR DİLEYEMEMEK/DİLEYEMEYEN
ile/ve/<> TEŞEKKÜR EDEMEMEK/EDEMEYEN

- ÖZÜRLÜ[Ar. < ÖZR / MAZERET]/LER ve ENGELLİ/LER

- PACE vs./and/||/<> SPACE

(
Kavram Açıklama Örnek Kullanım
PACE Bir süreçteki ilerleme hızı; özellikle öğrenme, gelişim ya da değişimin temposu. Bireysel farklara saygı için önemlidir. Öğrencilerin kendi öğrenme sürecine[pace] göre ilerlemesine izin verilmelidir.
SPACE Fiziksel ya da zihinsel boşluk/alan; hareket özgürlüğü, etkileşim ve yaratıcılık için gerekli ortam. Yaratıcı düşünce için fiziksel ve zihinsel alan[space] sağlamak gerekir.
PACE and SPACE Öğrenme ve gelişim süreçlerinde hem hız, hem de alan dengesinin gözetilmesi gerekir. Etkin öğrenme için çocuklara uygun hız[pace] ve özgür alan[space] sunulmalıdır.
)

- PAK[Fars.] değil/yerine/= TEMİZ

- PANDİT ile TOYİN

( Brahma bilgini, din büyüğü. İLE Mani rahibi. )

- PANİK ile/ve/||/<> STRESLİ ile/ve/||/<> SİNİRLİ (OLMAMAK!)

- PAPA ile/ve PAPAZ

( Katolik mezhebinin dini ulu'su. V. yüzyıldan bu yana sadece Roma Psikoposu'na verilen ad. İLE/VE Hristiyan din adamı. )

- PAPALIK ile/||/<> PAPA

( Katolik Hıristiyanlığın başkanlığı. Vatikan Kilisesi. İLE/VE/||/<> Katolik Kilisesi'nin, bir kurul tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkanı. )

- PAPAZ ile/ve/<>/< DİYAKOZ[Yun.]

( ... İLE/VE/<>/< Papazın yardımcısı. )

- PAPAZ ile/ve/||/<>/> KARDİNAL[Fr. < CARDINAL]

( ... İLE/VE/||/<>/> Papa'yı seçen, danışmanlığını yapan başpapazlardan her biri. )

- PAPAZ ile/ve/<> PİSKOPOS[Yun.]

( ... İLE/VE/<> Katoliklerde, bir bölgenin din işlerine başkanlık eden, papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi. )

- PARA (SAPLANTISI) değil/yerine KİŞİ[KARDEŞ/ARKADAŞ/OLANAKSIZ/MAĞDUR]

- PARA TUTKUSU/HAMAN ile/ve ORUN/MEVKİ TUTKUSU/BELÂM ile/ve RUHBANLIK/İLÂH OLMA TUTKUSU

( KÂRUN ile/ve FİRAVUN ile/ve BELÂM )
( Emeğin sömürücüsü. İLE/VE Siyasetin zâlimi. İLE/VE Maneviyatın gaspçısı. )

- [ne yazık ki]
PARA
ile/ve/||/<> DİN

( [ne yazık ki]
Konu "para" olduğunda, herkesin dini aynıdır. )

- PARA ve/||/<>/> DÜDÜK

( "Parayı veren, düdüğü çalar." [ne yazık ki] )

- PARADİGMA ile PERSPEKTİF

- PARALI ile ZENGİN

- PARANOYA/K[Fr. < Yun.] değil/yerine/= ÖTEKUŞKU/CU / ÖTEKUŞKUSAL

- PARAPSİKOLOG değil/yerine/= ÖTEUSBİLİMCİ

- PARAPSİKOLOJİ ile/||/<> PARANORMAL ile/||/<> PARAFİZİK ile/||/<> PARADİGMA ile/||/<> PARALEL ile/||/<> PARAZİT ile/||/<> PARALİMPİK ile/||/<> PARAMEDİK

(
Parapsikoloji Psikolojinin ötesindeki ruhsal/psişik olayları inceleyen alan.
Paranormal Normalin dışında olan, açıklanamayan (örnek: hayaletler, "UFO"lar)
Parafizik Fiziğin ötesindeki, fizik yasalarıyla açıklanamayan olaylarla ilgili.
Paradigma Bir düşünce yapısının yanındaki örnek, model, kalıp, çerçeve.
Paralel Yan yana giden, aynı doğrultuda. (matematiksel ya da mecâzî anlamda)
Parazit Yanında yaşayıp zarar veren canlı. [mecâzen de "gereksiz ses vb."]
Paralimpik Olimpiyatların yanında/desteğiyle düzenlenen engelli spor oyunları.
Paramedik Doktorun yanında çalışan sağlık görevlisi [acil tıp teknikeri].
)

- PARAYI, MEZARA GÖTÜREN >< PARANIN, MEZARA GÖTÜRDÜĞÜ

( Yoktur. >< Çoktur. )

- PARAZİT[Fr. < Yun.] değil/yerine/= (")ASALAK(")

( Asalak. | Radyo yayınına karışan yabancı ses. | Başkalarının sırtından geçinen kişi. )

- PARÇA ile PAFTA[Fars. :Örmüş.]

( ... İLE Büyük harita, plan ya da modeli oluşturan ayrı parçalardan her biri. | Metal çubuk ve borulara diş açan aygıt, yivaçar. | Süs için takılan pul ya da çakılan iri başlı çivi. | Büyük benek, leke. )

- PARMAKLA GÖSTERMEK ile/değil/yerine GÖSTERMEK

- PARTNER ile KAVALYE

- PASAKLI/LIK, ÇAPAÇUL ile/ve/değil DAĞINIK/LIK

- PASAKLILIK ile/ve/değil/||/<>/< KENDİNE GÖRELİK

- PASPAL[Yun.] ile PESPÂYE[Fars. PEST-PÂYE] ile PEJMURDE[Fars. < PİJMURDE]/SALAŞ

( Çok kepekli un. | Bakımsız, dağınık, pis. İLE Alçak, aşağılık. İLE Eski püskü, yırtık. | Dağınık, perişan. )

- PASPAL ile SALAŞ

- PASTÖR

( Protestan din adamı. )

- PATLAK ile PÖRTLEK

- PATRİK ile ...

( Ortodoks ve bazı Doğu kiliselerinin başkanlarının unvanı. )

- PAY (AL[DIR]MAK) ile/ve/değil/||/<>/< İLİŞKİ/LEN[DİR]MEK


- PÂYİDAR/PÂY-DÂR[Fars.] değil/yerine/= KALIMLI/YERLEŞMİŞ

- PAYLAÇO" değil PALYAÇO[İt. < PAGLIACCIO]

- [ne yazık ki]
PAYLAŞIMSIZ/LIK
ile/değil/< "DOYUMSUZ/LUK"

- PAZVANT/PÂSBÂN/PÂSDÂR/PÂSVÂN[Fars.] değil/yerine/= BEKÇİ

( Osmanlı döneminde, Rumeli'de, gece bekçilerine verilen ad. )

- PEDAGOG değil/yerine/= EĞİTİMBİLİMCİ/EĞİTİMCİ

- PEDER ile/||/<> PEDEREŞ

( Baba. İLE/||/<> (Onun) babası. )

- PEHLİVAN[Fars.] değil/yerine/= GÜREŞÇİ

- PEJMURDE[Fars.] değil/yerine/= SALAŞ

( Eski püskü, yırtık. | Dağınık, perişan. )

- PEKİN = EMİNL = CERTAIN[İng., Fr.] = GEWIß[Alm.] = CERTUS[Lat.]

- PELTEK ile PEPE

( Dilini, dişlerinin arasına alır gibi konuşan ve bu yüzden, s, z gibi sesleri kusurlu söyleyen. | Tutuk, titrek bir biçimde. İLE Dudak sesleriyle başlayan sözcüklerin ilk seslerini güçlükle söyleyen ve birkaç kez yineledikten sonra arkasını getirebilen, tutuk dilli. )

- PELTEK/LİK[< BERTMEK] ile/||/<> PEPE/ME/LİK ile/||/<> KEKEME/LİK / KEKE/KEKEÇ / REKÂKET[Ar.]

( Dilini dişlerinin arasına alır gibi konuşma/konuşan ve bu yüzden s, z gibi sesleri kusurlu söyleme/söyleyen. | Tutuk, titrek konuşma. | Tutuk, titrek bir biçimde. İLE/||/<> Dil tutukluğu. Dudak sesleriyle başlayan sözcüklerin ilk seslerini güçlükle söyleme/söyleyen ve ancak birkaç kez tekrarladıktan sonra arkasını getirebilme/getirebilen. İLE/||/<> Damak sesleriyle başlayan sözcükleri ve heceleri tekrarlayarak birdenbire söyleyen ve keserek konuşma. )
( Kekeme ile Pepeme

Yaşlı bir âşığı gördüm bu sabah erkenden
Genç ma’şûkuna lâflar ile şöyle derken:

"Se senin saçların akşam ka karanlık doluyor
Yü yüzün gördüğüm anda gügü gündüz oluyor

Titi tiryâkisi olsam bu ba ballı dudağın
Sasa sabrım yoyo yok bak yüreğim darmadağın...

Keserek sözlerini genç, atıldı birden:
"Nini niçin tata taklit ediyorsun beni sen

Di dilersen vurayım bir yuyu yumruk yüzüne
Düdü düşsün bebe beynin aa ağzın içine!"

Yaşlı mahcup olarak baktı yere geldi dile:
"Vava vallahi bi billahi anamdan böyle

Dodo doğdum yaşadım geldi yaşım yetmiş üçe
Tata talih beni etmiş tu tutuk gör işte

Genç memnun: "Şü şükürler yüce Allahıma kim
Bebe ben de düdü dünyaya la lal gelmimişim,

Bebe ben de baba bak sen gibiyim bir kekeme,
Sese sen de baba bak ben gibisin bir pepeme."

KAANİ ŞİRAZİ

[Arûz: Feilātün feilātün feilātün feilün] )

- Pençen yok! KONUŞ!!!

- PENCERE (AÇMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<> AYRAÇ/PARANTEZ (AÇMAK)

- PERDEDÂR ile ...

( Protokol müdürü. | Özel kalem. | PERDECİ, ÖNDER BİR KİŞİNİN KAPISINDA BEKLEYİP İÇERİ GİRECEKLERE KAPI PERDESİNİ AÇMAKLA GÖREVLİ KİŞİ )

- PERİŞAN[Fars.] değil/yerine/= DAĞILGAN

- PERÎŞAN ile/ve PERÎ-ŞÂN

( Âşık. İLE/VE Sevgili/mâşuk. )

- PERPERÎŞÂN/PERMEPERÎŞÂN

- PERSISTAN/PERSISTENT[İng.] değil/yerine/= İNATÇI

- PERSONEL yerine ÇALIŞAN

- PERSONEL ile MÜRETTEBAT


- PERUKA[İt.] ile PERÜKÂR[Fr. < İt.]

( Takma saç. İLE Berber. )

- PERVÂNE LÂZIM ile/ve/||/<> PERVÂ NE LÂZIM

( Geceleri ışık etrafında dönerek uçan küçük kelebek. | Bir motor ya da yayla döndürüldüğü zaman bağlı olduğu düzeni devindiren, bir mile bağlanmış iki ya da daha fazla kanattan oluşan düzenek. | Yol gösteren, kılavuz/rehber. | Ferman, hüküm, nişan. | Selçuklu ve İlhanlılar'da nişancı, tevkîî. İLE PERVÂ[Fars.]: Çekinme, sakınma, korku. )

- PERVANECİ

( Selçuklu Divanı'nda bulunan, arazi defterlerine bakan görevli. )

- PERVÂZ[Fars.] ile -PERVÂZ[Fars.] ile PERVÂZE[Fars.] ile PERVÂZÎ[Fars.]

( Uçma, uçuş. | Saçak. | Göze/hücre. | Ayna. | Dolap. | Aynalı, ince ve uzun tahta. İLE "Uçan, uçucu" anlamlarıyla birleşik sözcük yapar.[BÂLÂ-PERVÂZ: Yüksekten uçan. | BÜLEND-PERVÂZ: İddialı, inatçı.] İLE Kır, gezinti için hazırlanan yemek. | Gece eğlencesi ışığı. | Altın ve gümüş yaprakların kırıntısı. İLE Divân-ı Hümâyün ve Defter-i Hâkânî kalemlerine devam ve hizmet etmeden ve de hâcegândan olmadan, yolunu bularak bu kalemlerden birinde ketebeden olduğuna dair kayıtlarına şerh verilen kişi. )

- PERVERENDE[Fars.] ile/ve/||/<>/> PERVERDE[PELVERDE değil!][Fars.] ile/ve/||/<>/> PERVERD/-PERVER[çoğ. PERVERÂN][Fars.]

( Yetiştirici, terbiye edici. | Besleyici, büyütücü. İLE/VE/||/<>/> Beslenmiş, büyütülmüş, yetiştirilmiş. | Üzüm şırasından yapılan bir çeşit tatlı. İLE/VE/||/<>/> "Besleyen/besleyici, büyüten, yetiştiren/yetiştirici, koruyan, terbiye eden" anlamlarıyla birleşik sözcükler yapar.[DEHÂ-PERVER: Dâhî yetiştiren. | FUKARÂ-PERVER: Yoksul besleyen.] )

- PERVERÎ[Fars.] / PERVERİŞ[Fars.] / PERVERÎŞ-ÂMÛZ[Fars.] / PERVERÎŞ-YÂB[Fars.] / PERVERİŞ-YÂFTE[Fars.]

( Besleyicilik, büyütücülük, terbiye. | Seçme. | Sevme. İLE Besleyiş, besleme, beslenme. | İlerleme, terakkî. İLE Mânen yetiştiren, filozof. İLE Beslenen. | Yetiştirilen, terbiye gören, terbiye edilen. İLE Büyütülmüş, bakımlı, terbiyeli, terbiye edilmiş. )

- PESEND[Fars.] ile/ve/||/<> -PESEND[Fars.]

( Beğenme, seçme. | Bir çeşit iğne işi. | Esmerleşmiş/mat altın. | Mushaflarla yazmaların ilk sayfalarıyla sure ya da bahis başlarında boya ile perdâh edilerek altınla karışık yapılmış olan biçimler. İLE Beğenen, beğenmiş.[MÜŞKÜL-PESEND: Güç beğenir. | HOD-PESEND: Kendini beğenmiş.] )

- PESİMİST/PESSIMIST[İng.]/BEDBİN[Fars.] değil/yerine/= KARAMSAR/KÖTÜMSER

- PEŞİN SATAN ile/ve/<> VERESİYE SATAN

( Şişman. İLE/VE/<> Pişman. )

- PEŞREV[Fars. PİŞREV] ile PEŞREV[Fars. PİŞREV] ile PES-REV

( Türk müziğinde, faslın giriş taksiminden sonra ilk çalınan dört haneli ve dört teslimli parça. | Halk öykülerinde, türkülerin okunup çalınışı sırasında türkü aralarına katılan mani türünden küçük türküler. İLE Pehlivanların tutuşmadan önce kispetlerine vurarak yaptıkları gösteri. İLE Hizmetli/uşak.[arkadan gelen] )

- PEYGAMBER ile/ve/||/<> AZİZ ile/ve/||/<> MESİH

( Dışarıdan. İLE/VE/||/<> Yüz yüze. İLE/VE/||/<> İçeriden. )

- PEYGAMBER ile/||/<>/> DEBORA

( ... İLE/||/<>/> Bir kadın peygamber. )

- PEYGAMBER ile HEKİM

( ... İLE Peygamberlikten nasibi olan. )
( İkisi de gelecekten haber verir. )
( Topluluğu değiştirme gücü olmayanlar, kendini düzeltemez. )

- PEYK[Fars.] ile PEYREV[Fars.]

( Uydu. | Bir başkasına bağımlılığı olan. İLE Başkasının izinden giden, izleyen/izleyici. )

- [ne yazık ki]
PEZEVENK/TERES/KAVAT[Ar. < KAVVÂD]/GODOŞ[Erm. < KODOŞ]/PIMP/COCKOLD[İng.]
ile/değil PUZEVENK

- PEZEVENK/LİK ile/değil ÇÖPÇATAN/LIK

- PHYSICIAN vs. PHYSICIST

- PİÇ (ETMEK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/> HİÇ (ETMEK)

- PİÇ ile GÖBEL

( ... İLE Babası belirli olmayan çocuk. | Kimsesiz, başıboş çocuk. | Çocuk. | Sınırları ayırmak için tarla kenarlarında yapılan toprak tepecikler. )

- PİÇ/FIR/KOPİL[Yun.] ile PUŞT[Fars.]


- PİÇ" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< YETİM/ÖKSÜZ

- PİLOT[Fr. < Yun.] ile PİLOT[Fr. < Yun.]

( Bir hava taşıtını kullanmak ve yönetmekle görevli kişi. İLE Deneme niteliğinde olan. )

- PİNGPONG[İng.] ile PİNPON[argo]

( Masatopu. İLE Yaşlılıktan çökmüş. )

- PIR PIR ile PIRPIRI/PİRPİRİ

( Genellikle kuş kanadının çıkardığı sesi andırır sesleri anlatmak için kullanılır. İLE Yeniçeri salma erlerinin giydikleri, kırmızı çuhadan yapılmış cüppe. | Bir tür Bizans altını. | Uçarı, hovarda. )

- PÎR ile ŞEYH

- PİRİNÇTE:
SİYAH TAŞ
ile/ve/değil/||/<>/< BEYAZ TAŞ

- PİS ile/değil BİZ

- PİSBOĞAZ/ŞİKEMPERVER[Fars.] değil/yerine/= OBUR

( Zamansız ve ayırt etmeden, eline geçeni yiyen kişi. İLE Gereğinden çok yemek yiyen, doymak bilmeyen. )

- PISIRIK ile PİNPİRİK

( Tutuk, yüreksiz, beceriksiz. İLE Yaşlı ve güçsüz. )

- PİŞKİN/LİK ile/ve/değil/yerine EMİN/LİK


- PİŞKİN/LİK ile/ve PUŞT/LUK

- PİŞKİN/LİK ile/ve/||/<> YÜZSÜZ/LÜK

- PİŞMAN/LIK ile/ve/> ÇARESİZ/LİK

- PİŞMAN/LIK değil/yerine/>< DAYANÇ/LI / SABIR/LI

( Uzun süreli. DEĞİL/YERİNE/>< Kısa süreli.
[Kısa süreli dayanç, uzun süreli pişmanlıktan korur.] )

- PİŞMAN/LIK ile/ve/> ÜZGÜN/LÜK

- PİŞMAN/LIK ile/ve/||/<>/> VİCDAN AZABI

- PİŞMİŞ ile/ve/değil/||/<>/> PİŞKİN

- PİSUVAR[Fr. PISSOIR] ile/ve/||/<>/< BİSİKLET ile/ve/||/<>/< MERDİVENDEN İNEN KADIN

( 1917 ile/ve/||/<>/< 1913 ile/ve/||/<>/< 1912 )
( ile/ve/||/<>/< ile/ve/||/<>/< )

- PİVOT[İng.] değil/yerine/= BEŞ NUMARALI OYUNCU [basketbol]