Bugün[23 Mart 2026]
itibarı ile 6.471 başlık/FaRk ile birlikte,
6.471 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(6/27)


- CÜNÛN -ile

( DELİRME, ÇILDIRMA | AŞKIN GALİP GELMESİ )


- CÜRM[Ar.] ile/değil CİRM[Ar.]

( Suç. İLE/DEĞİL Oylum/hacim, nesne/cisim. )


- CÜRÛF[Ar.] ile CÜRÜF[Ar.]

( Maden posası, dışık. Erimiş malzemelerin yüzeyindeki safsızlık. İLE Yar, uçurum. )

( SCUM vs. ... )

( ABSCHAUM/SCHAUM/SCHLACKEN mit ... )

( ÉCUMER avec ... )


- CÜRÜM ile/değil CİRİM(ECRÂM)

( Suç. İLE/DEĞİL Kütle/oylum[hacim]. )


- CÜRÜMDAŞ[Ar.] değil/yerine/= SUÇ ORTAĞI


- CÜSÂM[Ar.] ile CÜSÂM[Ar.]

( Büyük, geniş. İLE Uykuda gelen ağırlık, ağırbasma, kâbus. )


- CÜZ'[Ar.] ile BA'Z[Ar.]


- CÜZ'Ü MİNE'L-CÜMLE[Ar.] ile SEHMÜ MİNE'L-CÜMLE[Ar.]


- CÜZZÎ ile CÜZ

( Zihnî. İLE Vücudî. )


- DABB[Ar.] ile DÂB[Ar.]

( Kertenkele. İLE Şan ve şeref. )


- DAD[Ar.] ile DÂD[Ar.]

( Osmanlı abecesinin onyedinci harfidir.[ebced değeri 800'dür.] İLE Adâlet, doğruluk. | İhsan, vergi. | Veriş, satış. | Sızlanma, yanıp yakılma. | Feryâd, figan. | Kısmet, nasip. | Tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. )


- DÂDER[Fars.] ile DÂDENDER[Fars.] ile DÂDER-ENDER[Fars.]

( Kardeş. İLE Üvey kardeş. İLE Üvey kardeş. )


- İNTİŞÂR[Osm.] / DISPERSION (LONDON) FORCES[İng.] / DISPERSION[Fr.] / DISPERSION[Alm.] ile/değil/yerine/= DAĞILIM, DİFÜZYON, YAYILMA, SAÇILMA, DİSPERSİYON (LONDON) KUVVETLERİ


- Dâğıstân[Ar.] ile DÂĞISTAN[Ar.]

( Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar Denizi'nin batı kıyısında bulunan bir bölge. İLE Dağlık yer. )


- DAHHÂK[Ar. < DIHK] ile Dahhâk[Fars.]

( Çok gülen/gülücü. İLE Çemşîd'in yerini almış olan Îran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarıydı. )


- DAHİL[Ar.] ile/||/<> DÂHİL[Ar.]["DAİL" değil!] ile/||/<> DAHÎL[Ar. < DÜHÛL]

( Karışma. @@ İç, içeri, içeride, içeri girmiş. @@ Yabancı, sığıntı, sığınan, sığınmış. )


- DAHİLEN[Ar.] ile DAHİLİ[Ar.]

( İçeriden, içten. | İçilerek, yutularak. İLE İçle ilgili, içsel. )


- DAHÎM[Ar. < DAHÂMET] ile DÂHİM[Ar.] ile DÂHÎM[Fars.]

( Fazla kalın olan, yoğun. İLE Nasip ve rızk. İLE Taç. )


- DAİM ile BÂKÎ


- DÂİM[Ar.] ile SERMED[Ar.]


- DAİRE ile/ve/||/<> BAHİR


- DEVRÎ TAKATTUB, TAKATTUB-İ DEVRÎ[Osm.] / CIRCULAR POLARIZATION[İng.] / POLARISATION CIRCULAIRE[Fr.] / KREISFÖRMIGE POLARISATION, ZIRKULARPOLARISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= DAİRESEL KUTUPLANMA


- DA'IY/MÜTEBENNÂ[< BENÎ] -ile

( Evlâtlık, evlât edinilen çocuk. (TEBENNÎ[< BENÎ] ile ABCDEF ( Evlât edinme. )


- DAKİKA[AR.] ile/ve/||/<>/< HAKİKA[AR.]


- DAKKA[Ar. > DAKKÂK] ile/ve/||/<>/> DUKKA

( Kapı çalıcı. | Kapı kapı dolaşan, eşik aşındıran.[daḳḳa: Bir şeyi kırıp ufalamak. | Kapıyı çalmak.] İLE/VE/||/<>/> Birinin kapısını çalanın kapısı çalınır.[Men dakka dukka] )


- DAL -ile

( BRANCH )


- DALÂL[Ar.] ile GAYY[Ar.]


- MEVC[Osm.] / WAVE[İng.] / ONDE[Fr.] / WELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= DALGA


- DALIZ -ile

( İçkulaktaki kemik dolambacın orta bölümü. )


- DÂLL[Ar. < DELÂLET] ile DÂLL/E[Ar. < DALÂLET]

( Gösteren, işâret eden, delâlet eden. İLE Doğru yoldan ayrılmış. | Hataya düşmüş. )


- DAMAKSILLAŞTIRMA/İMÂLE ile/||/<> ART DAMAKSALLAŞTIRMA ile/||/<> EKLEMLEME NOKTASI/ÇIKAK ile/||/<> GENİZSİL/GUNNE ile/||/<> SALÂBET

( İki ses arasından, asıl seslere katılmayacak bir ses çıkarma. | Bir sesin eklemlenme bölgesini art damaktan ön damağa kaydırma. [iki ses arasından, asıl seslere katılamayacak bir ses çıkarma]. İLE/||/<> Yumuşak damak bölgesinde, sert damağın art uç noktasıyla küçük dil arasında oluşturulan ses. İLE/||/<> Sesler oluşturulurken eklemleyicilerin birbirine yaklaşması ya da değmesi sonucu ses yolunun daraldığı ya da tıkandığı yer. İLE/||/<> Geniz yoluyla[nazal] çıkarılan ses. İLE/||/<> Sertlik. )


- DAMÂN[Ar.] ile KEFÂLET[Ar.]


- DÂMİA[Ar.] ile DAMİYE[Ar.]

( Damla damla kan sızdıran yara. İLE Kanı akan yara. )


- DAMÎN[Ar.] ile HAMÎL[Ar.]


- MA-İ MUKATTAR[Osm.] / DISTILLED WATER[İng.] / EAU DISTILLÉ[Fr.] / DESTILLIERTES WASSER[Alm.] ile/değil/yerine/= DAMITIK SU


- MUKADDER[Osm.] / DISTILLATE[İng.] / DISTILLAT[Fr.] / DISTILLAT[Alm.] ile/değil/yerine/= DAMITMA ÜRÜNÜ


- TAKRÎR[Osm.] / DISTILLATION[İng.] / DISTILLATION[Fr.] / DESTILLIEREN[Alm.] ile/değil/yerine/= DAMITMA


- KATRE[Osm.] / DROP[İng.] / GOUTTE[Fr.] / TROPFEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DAMLA


- -DÂN[Fars.] ile DÂN[Fars.]

( Arapça, Farsça, bazen de Türkçe sözcüklere takılarak, yer, mahfaza, kab anlamına sözcükler oluşturur. [CÜZ-DÂN vs.] | Bilen, bilir.[SUHAN-DÂN: Söz bilir. | NA-DÂN: Cahil.] İLE Tâne. )


- DÂNİK[Ar.] ile DÂNG[Fars.]

( Mangır, para. | Bir dirhemin dörtte biri. İLE Bir dirhemin altıda biri. )


- DÂR[Fars.] ile -DÂR[Fars.] ile DÂR[Fars.] ile DAR/DARR[Ar.][Fars.]

( Darağacı. | Ağaç. | Direk. İLE Tutan.[DEFTER-DÂR: Defter tutan.] | Sahip, malik.[ALÂKA-DÂR: İlgili. | HİSSE-DÂR: Hisseli. | HÜKÜM-DÂR: Hükme sahip.] İLE Savaş.[DÂR Ü GÎR: Kavga, savaş.] İLE Sıkıntı, belâ. | Zarar. )


- DARÂ'AT[Ar.] ile ZÜLL[Ar.]


- DARB[Ar.] ile CİNS[Ar.]


- DARBE TAYFI[Osm.] / PULSE SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'IMPULSIONS[Fr.] / PULSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= DARBE TAYFI/SPEKTRUMU


- NABIZ[Osm.] / PULSE[İng.] / POULS[Fr.] / IMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= DARBE


- DÂREYN değil/yerine/= DÜNYA İLE ÂHİRET, İKİ ÂLEM

( )


- DARR[Ar.] ile DARR[Ar.] ile DÂRR[Ar.]

( Sıkıntı, belâ. İLE Zarar. İLE Zararlı. )


- DARR[Ar.] ile DARRÂ'[Ar.]


- DARR[Ar.] ile DURR[Ar.]


- DARRÂ[Ar.] ile BE'SÂ'[Ar.]


- DARRÂ[Ar.] ile MENFAAT[Ar.]

( Mihnet, keder. Şiddet. Belâ. İLE Yarar, kâr, çıkar. )


- DÂS[Fars.] ile DÂSE[Fars.]

( Orak. İLE Orak. )


- DA'VÂ[Ar.] ile DÂV[Ar.]

( Şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma. | Sorun, mesele. | Bir konu/sorun üzerinde özel bir düşünce sahibi olma, iddia. İLE Satranç, dama, tavla gibi oyunlarda tutulan sıra, nöbet. | Oyunda sürülen para. | Sövme. | Dâvâ. | Duvar sırası. )


- DAVİSSON-GERMER TECRÜBESİ[Osm.] / DAVISSON-GERMER EXPERIMENT[İng.] / EXPÉRIMENTATION DE DAVISSON-GERMER[Fr.] / DAVISSON-GERMER-EXPERIMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= DAVİSSON-GERMER DENEYİ


- DAYK[Ar.] ile DIYK[Ar.]


- DAYK[Ar.] ile HAREC[Ar.]


- DEB[Ar.] ile 'ÂDET[Ar.]


- DEBDÂB[Ar.] ile DEBDÂB[Ar.]

( Davul. İLE Şöhret, azamet. )


- DEBYE TESÎRİ[Osm.] / DEBYE EFFECT[İng.] / EFFET DEBYE[Fr.] ile/değil/yerine/= DEBYE ETKİSİ


- DEBYE-HÜCKEL NAZARİYESİ[Osm.] / THÉORIE DE DEBYE-HÜCKEL[Fr.] / DEBYE-HÜCKEL-THEORIE, DEBYE-HÜCKELSCHES-THEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= DEBYE-HÜCKEL KURAMI


- DEBYE KÂİDESİ[Osm.] / DEBYE PRINCIPLE[İng.] / PRINCIPE DE DEBYE[Fr.] / DEBYE-GRUNDREGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= DEBYE İLKESİ


- DEDİKODU/GIYBET[Ar.] ile/değil/yerine ELEŞTİRİ/TENKİD[Ar.]

( )


- DEF'[Ar.] ile DEFF[Ar.]/DEF[Fars.]/[Ar.]

( Öteye itme, savma, savulma. | Verme, ortadan kaldırma. | Giderme. | Bir dâvâyı savunmak üzere açılan başka bir dâvâ. İLE Tef. Zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden oluşturulan çalgı, daire. )


- DEF[Ar.] değil/yerine/= ÖTEYE İTME, SAVMA, UZAKLAŞTIRMA | VERME, ORTADAN KALDIRMA | GİDERME

( )


- DEFATEN[Ar. DEF-AT[çoğ.] + Fars. -EN] ile/değil DEFAATLE[Ar. DEFA-AT[çoğ.] + Tr. İLE]

( Ansızın, bir kerede, bir çırpıda. İLE/DEĞİL Yineleyerek/tekrarlayarak, defalarca. )


- DEF'ATEN[Ar.] ile DEF'ATEYN[Ar.]

( Bir defada, birden. İLE Şöhret, azamet. )


- DEFTER[Ar.] ile KİTÂB[Ar.]


- KIYMETLİ[Osm.] / VALENCE, VALENCY[İng.] / VALENCE[Fr.] / WERTIGKEIT[Alm.] / VALENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞERLİK, VALANS


- KIYMETLİ[Osm.] / VALENT, VALENCY[İng.] / WERTIG, WERTIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞERLİKLİ, DEĞERLİK


- KUVVE-İ MÜDÂVELE[Osm.] / EXCHANGE FORCE[İng.] / FORCE D'ÉCHANGE[Fr.] / AUSTAUSCHKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞ-TOKUŞ KUVVETİ


- DEĞİŞKE/VARYANT[FR. VARIANTE | İNG. VARIANT] ile/||/<> SÜRÜM/VERSİYON[FR./İNG. VERSION]

( Bir yol ağı üzerinde, belirli bir noktadan ayrılarak başka bir noktadan aynı yolla birleşen ikinci derecedeki yol. | Masal, efsane, bilmece, oyun, gelenek vb. bir metnin, bir yapıtın, bir olayın aslından az çok ayrılan değişik biçimli olanı. | Değişke. İLE/||/<> Yorum. | Sürüm. )


- MÜTENÂVİB CEREYAN[Osm.] / ALTERNATING CURRENT[İng.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞKEN AKIM


- MÜTENÂVİB TEVETTÜR[Osm.] / ALTERNATING VOLTAGE[İng.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞKEN GERİLİM


- KÂİDE-İ GAYR-İ TAHAVVÜL[Osm.] / INVARIANCE PRINCIPLE[İng.] / INVARIANZGRUNDREGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞMEZLİK İLKESİ


- SEBAT, SÜBUT[Osm.] / INVARIANCE[İng.] / INVARIANCE[Fr.] / INVARIANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞMEZLİK


- EMSAL[Osm.] / PARAMETER[İng.] / PARAMÈTRE[Fr.] / PARAMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞTİRGE, PARAMETRE


- DEH[Fars.] ile DEH/DÂH[Fars.]

( İyi, güzel. | Saf, sıra. İLE On[10]. [Ar. AŞR] )


- DEHÂN[Fars.] ile DEHEN[Fars.]

( Ağız. İLE Ağız. )


- DEHR[Ar.] ile EBED[Ar.]


- DEHR[Ar.] ile MÜDDET[Ar.]


- DEHŞ[Ar.] ile HAYRET[Ar.]


- DEHÛN[Fars.] ile DEH-ÜM[Fars.]

( Ezber okuma, anımsama. İLE Onuncu. )


- DEITY -ile

( Meleksi varlık. )


- DELÂLÂT[Ar.] ile DELÂLET[Ar.]

( Yol göstermeler, kılavuzluklar. İLE Gösterme, yol gösterme, kılavuzluk. | İz, işâret. )


- DELÂLET[Ar.] ile DELÎL[Ar.]


- DELÂLET[Ar.] ile EMÂRE[Ar.]


- DELÂLET[Ar.] ile HÜCCET[Ar.]


- DELÂLET[Ar.] ile 'ILLET[Ar.]


- DELÂLET[Ar.] ile İSTİDLÂL[Ar.]


- DELÂLET[Ar.] ile ŞÜBHE[Ar.]


- DELÂLETU'L-ÂYET[Ar.] ile DELÂLETU'L-TAZMÎNU'L-ÂYET[Ar.]


- DELÂLETU'L-KELÂM[Ar.] ile DELÂLETU'L-BURHÂN[Ar.]


- DELİK[Tr.] ile DELÎK[Ar.]

( Dar/küçük açıklık. İLE Gül tohumu. )


- DELÎLU'L-HİTÂB[Ar.] ile FEHVA'L-HİTÂB[Ar.]


- DELK[Ar.] ile DELK[Ar.]

( El ile ovma, sürtme, ovuşturma/ovuşturulma. İLE Eski giysi, yamalı dilenci hırkası. | Dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. )


- DELV[Ar.] ile ZENÛB[Ar.]


- DEM[Ar. çoğ. DİMÂ'] ile DEM'[Ar.] ile DEM[Ar.]

( Kan. İLE Gözyaşı. Gözyaşı dökme. İLE Soluk/nefes. | İçki. | An, vakit, saat, zaman. )


- DEM'ÂN[Ar.] ile DEMÂN[Ar.]

( İçi pek dolu, ağzına kadar dolu kap. İLE Heyecanlı, hiddetli. | Kükremiş. | Bağırıp çığırma. | Heybetli, zorlu. | Vakit, zaman. )


- HADİD[Osm.] / IRON[İng.] / FER[Fr.] / EISEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DEMİR


- DENDENE[Ar.] ile DENDENE[Ar.]

( Sözü, açık söyleme. İLE Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla söylenilen söz, mırıltı, homurdanma. )


- TECRÜBE[Osm.] / EXPERIMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= DENEL


- DENETLEME -ile

( CONTROL )


- TECRÜBE TÜPÜ[Osm.] / TEST TUBE[İng.] / TUBE[Fr.] / REAGENZGLAS, VERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= DENEY TÜPÜ, DENEME


- MUNKATİ[Osm.] / EQUILIBRIUM POSITION[İng.] / POSITION D'ÉQUILIBRE[Fr.] / GLEICHGEWICHTSLAGE[Alm.] ile/değil/yerine/= DENGE KONUMU


- MUVAZENE ŞARTI[Osm.] / EQUILIBRIUM CONDITION[İng.] / CONDITION D'ÉQUILIBRE[Fr.] / GLEICHGEWICHTSBEDINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DENGE KOŞULU


- MUVÂZENE, TEVÂZÜN[Osm.] / EQUILIBRIUM[İng.] / ÉQUILIBRE[Fr.] / BALANCE, GLEICHGEWICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= DENGE


- ŞUÂ-İ MUDÂDİL[Osm.] ile/değil/yerine/= DENK VEKTÖR


- MUADELLE[Osm.] / EQUATION[İng.] / ÉQUATION[Fr.] / GLEICHSPOLIG[Alm.] ile/değil/yerine/= DENKLEM


- MUVÂZENE TEMİN ETME[Osm.] / EQUALIZATION[İng.] / BALANCER, ÉGALISATION[Fr.] / AUSGLEICHUNG, GLEICHSETZUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DENKLEŞTİRME


- DER[Fars.] ile -DER[Fars.] ile DERR[Ar.]

( -de, içinde.[DER-ANBAR: Anbarda. | DER-HÂTIR: Hatırda.] | Kapı.[DER-SAADET: İstanbul.] | Mağara. | Kere, defâ. | Cins, çeşit, kısım, nevi. İLE "Yırtan, yırtıcı, yaran, delen" anlamlarına sözcükleri sıfatlaştırır.[PERDE-DER: Perde yırtıcı, edepsiz.] İLE Kimse, kişi. | Güzel iş/eser. )


- DERÂ[Fars.] ile -DERÂ/DERÂY[Fars.]

( Çan, çıngırak. İLE "Durmadan söylenen" anlamına sıfat yapar.[HERZE-DERÂY/YÂVE-DERÂY: Saçma sapan şeyler söyleyen.] )


- DERB -ile

( Sur kapısı. )


- DERECE/RADDE[Ar.] / KERTE/KERTİ[İt.] ile/ve/||/<> KERT ile/ve/||/<> İŞARET

( Gemi pusulasında kadranın ayrılmış olduğu on bir derece ve on beş dakika ölçüsünde bir açıya eşit olan otuz iki bölümden her biri. | Derece, radde[Ar.]. | İşaret için yapılmış çentik ya da iz, kerti. İLE Bir uçurumun ya da bir derinliğin keskin kenarı. İLE ... )

( DEGREE vs. ... vs. LEVEL )


- DERECE ile SEVİYE

( DEGREE vs. LEVEL )


- DERHÛR[Fars.] ile DER-HÛR[Fars.]

( Uygun, lâyık, münasip. İLE Lâyık. )


- DERİ[Yun.] ile DERÎ[Ar.]

( İnsan ve hayvan gövdesini kaplayan, tüy/kıl ya da pulla kaplı örtü. İLE Farsça'nın düzgünü/fasîhi/sahîhi. | Havası iyi, yeşilliği bol olan dağ eteği. )


- KESİF[Osm.] / CONCENTRATED[İng.] / CONCENTRÉ[Fr.] / KONZENTRIERT[Alm.] ile/değil/yerine/= DERİŞİK


- KESÂFET[Osm.] / DENSITY[İng.] / CONCENTRATION, DENSITÉ[Fr.] / KONZENTRATION[Alm.] ile/değil/yerine/= DERİŞİM, YOĞUNLUK, KONSANTRASYON


- DER-MİYÂN[Fars.] ile DER-NİYÂM[Fars.]

( Ortada, arada. İLE Kında, kılıfta, kına sokulmuş. )


- DERÛN/Î -ile

( İÇ ÂLEMİNE İLİŞKİN )


- DERÛN/Î -ile

( İÇ ÂLEMİNE İLİŞKİN )

( GÖNÜL, KALP )


- DERVÂ/DERVÂH[Fars.] ile DERVÂ[Fars.]

( Şaşkın, hayran. | Başaşağı asılmış, ters. | Gerekli/lâzım, zorunlu/zarûrî. İLE Hastalıktan yeni kurtulup yeterince kendine gelemeyen. | Sağlam, muhkem. | Doğru, gerçek. | Ayıp, utanma. | Cesâret, şecâat. | Sertlik, kabalık. )


- DESCARTES ŞUÂÂTI[Osm.] / DESCARTES RAYS[İng.] / DESCARTES/SCHES-STRAHLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DESCARTES IŞINLARI


- DESCARTES İNKİŞÂR KANÛNU[Osm.] / DESCARTES' REFRACTION LAW[İng.] / LOI DE LA RÉFRACTION DE DESCARTES[Fr.] / DESCARTESSCHES BRECHUNGGESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= DESCARTES KIRILMA YASASI/KANUNU


- DEST -ile

( EL )


- DESTÂN[Fars.] ile DESTÂN[Fars.]

( Eller. İLE Öykü/hikâye, kıssa. | Hîle, mekr, tezvîr. [Fr. ÉPOPÉE] )


- DESTAN[Fars.] ile KISSA[Ar.]


- TAKTİR ETMEK[Osm.] ile/değil/yerine/= DESTİLLEMEK


- DESTRÜKSİYON ile/||/<> DESTRÜKTİF

( Yıkım. İLE/VE/|| Yıkıcı. )


- DESTÛR[Fars.] "(EDİNMEK)" ile/değil ŞİAR[Ar.] (EDİNMEK)

( İzin, müsâade, ruhsat. İLE/DEĞİL Duyuş, düşünüş ve inanıştaki ayırıcı özellik, belgi. | Temel ilke. )


- DEVÂM[Ar.] ile DEVÂN[Ar.]

( Sürekli/daim olma, bir halde bulunma, sürme. | Sebat. | Bir işe, bir me'muriyete gidip gelme. İLE Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. | Koşarak, hızla/sür'atle. )


- DEVÂM[Ar.] ile HULÛD[Ar.]


- DEVÂT[Ar.] ile/ve/=/||/<> DEVÎT[Ar.]

( Divit. Hokkadaki mürekkebe batırılarak yazı yazmaya yarayan ve değişik ucları olan bir kalem türü. )


- MEBHAS-ÜL HAREKÂT[Osm.] / DYNAMIQUE[Fr.] / BEWEGUNGSLEHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= DEVİNGEN/DİNAMİK


- KUDRET-İ HAREKÂT[Osm.] / KINETIC ENERGY[İng.] / ÉNERGIE CINÉTIQUE[Fr.] / KINETISCHE ENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= DEVİNİM ENERJİSİ/KİNETİK ENERJİ


- DEVİR[Ar.] ile TESELSÜL[Ar.]

( Dönme, dönüş. | Aktarılma. | Bir malın mülkiyetini ya da bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme. | Bir görevin birinden bir başkasına geçmesi. | Sürekli ve düzenli değişme, çevrim. | Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri ya da bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, periyot. | Dolaşma. İLE Zincirleme. | Birbirine bağlı, birbiri ile ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra, silsile. | Birden fazla kimsenin bir borçtan dolayı sorumlu olması. )


- DEVLET[Ar.] ile MÜLK[Ar.]


- DEVLETLÜ RE'FETLÜ ile RİF'ATLÜ ile SAÂDETLÜ

( Seraskerelere verilen unvan. İLE Askerlikte binbaşılarla, mülkiyede üçüncü rütbe sahiplerinin unvanı.[SÂLİSE] İLE Askerlikte albay/miralay ile korgeneral[birinci ferik], sivilde vezir ile mîrülümerâlık rütbeleri arasındaki kişilerin resmî unvanı. )


- DEVLETLÜ ile DEVLETLÜ İNÂYETLÜ ile DEVLETLÜ NECÂBETLÜ ile DEVLETLÜ RE'FETLÜ ile DEVLETLÜ SEMÂHATLİ ile DEVLETLÜ SİYÂDETLÜ ile DEVLETLÜ UTÛFETLÜ[< UTÛF: Şefkât göstermek.]

( Sultanlara hitapta kullanılan unvan. | Refâh, saâdet ve nîmet sahibi, vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen unvan. İLE Sarayın kızlarağasına verilen unvan. İLE Şehzâdeler hakkında kullanılan unvan. İLE Seraskerelere verilen unvan. İLE Şeyhülislâmlar hakkında kullanılan unvan. İLE Mekke şerîfine, Hz. Muhammed'e intisâb şerefinde bulunan kişilere hitapta kullanılan unvan. İLE Vezirlere, müşirlere, sultan damatlarına verilen unvan. )


- DEVLETLÜ ile/ve ŞEVKETLÜ ile/ve ASÂLETLÜ ile/ve İSMETLÜ

( Sultanlara hitapta kullanılan unvan. | Refâh, saâdet ve nîmet sahibi, vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen unvan. İLE/VE Azamet ve heybet sahibi sultanlar için kullanılırdı. İLE/VE Yabancı elçilere verilen unvan. İLE/VE Derece bakımından yüksek kimselere, sultan ve şehzâdelerin hanımlarıyla kızlarına verilen bir unvan. )


- DEVR -ile

( DENGE SİLSİLESİ )


- DEVR[Ar.] ve/||/<> DAİM[Ar.]


- DEVRALMAK[Ar.] değil/yerine/= GEÇİRALMAK


- DEYN[Ar.] ile KARZ[Ar.]


- Didâr -ile

( Yüz. )


- DÎDE[Fars.] ile -DÎDE[Fars.]

( Göz. | Gözcü. | Gözbebeği. | Gözucu. | Gözün nuru. İLE Görmüş, görülmüş.[LÜTUF-DÎDE: Lütuf/incelik görmüş.] )


- NÜFÛZ[Osm.] / DIFFUSION[İng.] / DIFFUSION[Fr.] / DIFFUSION[Alm.] ile/değil/yerine/= DİFÜZYON


- DİH[Fars.] ile -DİH[Fars.] ile DÎH[Fars.]

( Köy, karye. | Tek renkli, kenarları gümüş ya da altın motifli kumaş. İLE Veren, verici.[ÂRÂM-DİH: Rahatlık veren. | HACLET-DİH: Utanç verici.] İLE Köy, karye. )


- DİHKAN -ile

( Yerli, toprak Aristokratları. )


- DÎK[Ar. çoğ. DİYEKE, EDYÂK] ile DÎK[Ar.] ile DİK[Tr.]

( Horoz. İLE Dar olma, darlık. İLE Yatay bir düzleme göre yerçekimi doğrultusunda bulunan, eğik olmayan. | Yatık durmayan, sert. | Sert, kalın, tok selen. | Sert bakış. | Ters, aksi söz. | Kaba, yersiz davranış. | Birbirine dikey olan doğrulardan oluşmuş. )


- DİKA -ile

( Afrika'ya özgü bir ağaç. )


- DİL -ile

( SÖZLÜ DÜŞÜNME | KAVRAM | ÖNERME | ÇIKARIM | GÖNÜL, YÜREK, KALP | MEKÂN )


- DİL[Fars.] ile DÎL[Fars.] ile | [Tr.] DİL[Fars.] ile DİL[Fars.]

( Gönül, yürek/kalb. İLE Nokta. | Gönül, kalb. | Mandıra, ağıl. İLE | Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan, etli, uzun, hareketli örgen. Tat alma örgeni. İLE Kişilerin, düşündüğünü ve duyduğunu bildirmek için sözcüklerle ya da işaretlerle yaptıkları anlaşma. Lisan. )


- DIL ile/||/<> ŞEBÎH Bİ'L-MUAYYEN

( Kenar. | Üçüncü ve daha yüksek dereceden kök. İLE/||/<> Paralel kenar. )


- DİLÂRÂ[Fars.] ile/ve/||/<>/> DİLBER[Fars.]

( Gönül alan/kapan/okşayan/dinlendiren, güzel genç kız. İLE/VE/||/<>/> Gönlü alıp götüren, çok güzel/alımlı yetişkin/olgun güzel kadın. )

( Hakkı, hakikati[dolunay] temsil eden. İLE/VE/||/<>/> Hakikate[dolunaya] benzetilen. )

( Hakikat. İLE/VE/||/<>/> Mârifet. )


- DİLBAZ[Fars.] ile/ve/||/<> DİLBER[Fars.] ile/ve/||/<> DİLRUBA[Fars.]

( Güzel söz söyleyen, konuşkan. | Konuşmasıyla kandıran. İLE/VE/||/<> Alımlı, güzel kadın. İLE/VE/||/<> Gönül çalan, gönül hırsızı. )


- DİLİVİYUM[Fr. < Lat.] -ile

( Bugünkü ırmakların, dördüncü çağdan kalma, en eski alüvyonlarına verilen ad. )


- DİMÂ'[Ar. < DEM] ile DİMÂĞ[Ar. çoğ. EDMİGA]

( Kanlar. İLE Beyin. | Akıl, şuur. [Fars. HÛŞ] )


- DİMİNUENDO[İt.] -ile

( Sesi, gittikçe azaltarak. | Müzik parçasının başında, > imiyle gösterilen nota terimi. )


- DİMNE[Ar.] ile Dimne[Ar.]

( Süprüntülük. İLE Çakal adı.["Kelîle ve Dimne" adlı öykü kitabındaki] )


- DIN -ile

( Işık kuvvet birimi. )


- DÎN[Ar. çoğ. EDYÂN] ile DÎN[Ar.]

( Allah'a inanma ve bağlanma. İLE Her Güneş ayının 24. günü. | Kalemi korumakla görevli sayılan melek. )


- DÎN[Ar.] ile ŞERÎ'AT[Ar.]


- MİKYÂS-İ KUVVET[Osm.] / DYNAMOMETER[İng.] / DYNAMOMÈTRE[Fr.] / DYNAMOMETER, KRAFTMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= DİNAMOMETRE


- DİPTE( DİP -ile

( BÜN, KA'R[Ar. | çoğ. KUÛR], TEH[Fars.] )


- DIRÂSE -ile

( Bir konu hakkında, birincil ve ikincil kaynaklara başvurarak yapılan bilimsel araştırma. )


- DİRÂYET[Ar.] ile 'ILM/İLM[Ar.]


- MUKÂVEMET[Osm.] / RESISTANCE, RESISTOR, STRENGTH[İng.] / RÉSISTANCE[Fr.] / WIDERSTAND, ENDFESTIGKEIT[ALM.][Alm.] ile/değil/yerine/= DİRENÇ, DAYANIM


- DİRENG[Fars.] ve/||/<> ÂRÂM[Fars.]

( Dayanç/sabır. | Bekleme, gecikme, tutma, dinlenme. VE/||/<> Rahat/yerinde durma. | Eğlenme, dinlenme. | Yerleşme, karar kılma. )

( BÎ-ÂRÂM: Rahat durmayan. | Sürekli dönen gezegenler. )


- -DİSÂR[Ar.] ile DİSÂR[Ar.]

( Eklendiği sözcüğe çokluk, bolluk anlamı verir.[MERHAMET-DİSÂR: Çok merhametli.] İLE Üste giyilen kaftan, giysi. | Yatak çarşafı. )


- DÎVÂN[çoğ. DEVÂVÎN] ile DÎVÂN[Fars. < DÎV: Dev. | Şeytan. | Cin.]

( Büyük meclis. İLE Devler. )


- DİVÂN-I MUHASEBAT[Ar.] değil/yerine/= SAYIŞTAY


- DÎZ[Ar.] ile DİZ[Ar.] ile | DİZ[Tr.]

( Renk. İLE Kale, sur. İLE Bacakların ortasındaki eklem yeri. Kaval, baldır ve uyluk kemiğinin birleştiği yer. | Bazı şeyleri araya koyma, dizme buyruk kipi. )


- ZİYÂ-İ TABİÎ[Osm.] / NATURAL LIGHT[İng.] / LUMIÈRE NATURELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= DOĞAL IŞIK


- DOĞU/MAŞRIK[Ar. < ŞARK] ile MAĞRİP/MAĞRİB[Ar. < GARB]

( DOĞU, GÜNEŞİN DOĞDUĞU TARAF )


- NESİC[Osm.] / TISSUE, FABRIC[İng.] / TISSU[Fr.] / GEWEBE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOKU, İPLİK


- DOLAMA -ile

( Tırnak yöresindeki yumuşak bölümlerin, kimi kez de kemiğin yangılanmasından ileri gelen ağrılı şiş. )


- CEVELÂN, CEVLÂN, DEVERÂN[Osm.] / CIRCULATION[İng.] / CIRCULATION[Fr.] ile/değil/yerine/= DOLAŞIM


- DOMİNA -ile

( Baloda giyilen kukuletalı giysi. )


- Don -ile

( Giysi, elbise. )


- TECHİZAT[Osm.] / EQUIPMENT[İng.] / AUSRÜSTUNG, EINRICHTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DONANIM


- ÂYÎNE-İ DEVERÂNÎ[Osm.] / MIROIR ROTATIF[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖNEN AYNA


- DEVİR[Osm.] / CYCLE[İng.] / CYCLE[Fr.] / KREISLAUF, KREISPROZESS, ZYKLUS[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖNGÜ, ÇEVRİM


- NOKTA-İ İNCİMAD[Osm.] / FREEZING POINT[İng.] / POINT DE CONGÉLATION[Fr.] / FROSTPUNKT/GEFRIERPUNKT, GEFRIERPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= DONMA NOKTASI


- İNCİMAD[Osm.] / FREEZE, FREEZING[İng.] / CONGÉLATION[Fr.] / EINFRIEREN[Alm.] ile/değil/yerine/= DONMA


- SEYELAN-İ DEVRÎ[Osm.] / ÉCOULEMENT ROTATIONNEL[Fr.] / ROTATIONSSTRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖNMELİ AKIŞ


- MUHAVVİL[Osm.] / CONVERTER[İng.] / CONVERTISSEUR, INVERSEUR, TRANSFORMATEUR, TRANSDUCTEUR[Fr.] / KONVERTER[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖNÜŞTÜRÜCÜ, TRAFO


- TERBÎ[Osm.] / QUADRATURE[İng.] / QUADRATURE[Fr.] / KUADRATUR[Alm.] ile/değil/yerine/= DÖRDÜN


- MEŞBÛ MAHLÛL[Osm.] / SOLUTION SATURÉE[Fr.] / GESÄTTIGTE LÖSUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYGUN ÇÖZELTİ


- CEREYÂN-İ İŞBÂ[Osm.] / SATURATION CURRENT[İng.] / COURANT DE SATURATION[Fr.] / SÄTTIGUNGSSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMA AKIMI


- TEVETTÜR-İ İŞBÂ[Osm.] / SATURATION VOLTAGE[İng.] / TENSION DE SATURATION[Fr.] / SÄTTIGUNGSSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMA GERİLİMİ


- İŞBÂ, MEŞBÛ OLMAK[Osm.] / SATURATION, TO BE SATURATED[İng.] / SATURATION[Fr.] / GESÄTTIGT SEIN, WERDEN, SÄTTIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMAK


- GAYRİ MEŞBU[Osm.] / UNSATURATED[İng.] / DOYMAMIŞ[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMAMIŞ


- MÜREKKEBAT-1 MEŞBUA[Osm.] / SATURATED COMPOUNDS[İng.] / COMPOSÉS SATURÉS[Fr.] / GESÄTTIGTE VERBINDUNGEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMUŞ BİLEŞİKLER


- MEŞBÛ[Osm.] / SATURATED[İng.] / GESÄTTIGT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYMUŞ


- İŞBA ETMEK[Osm.] / TO SATURATE[İng.] / SÄTTIGEN[Alm.] ile/değil/yerine/= DOYURMAK


- DUÂ'[Ar.] ile MES'ELE[Ar.]


- DUÂ[Ar.] ile NİDÂ'[Ar.]


- DÜCNE[Ar. çoğ. DÜCEN, DÜCÜNÂT] ile DÜCÜNNE[Ar. çoğ. DÜCÜNÂT]

( Karanlık, kapalı hava. İLE Bulut, kat kat olma, karanlık. | Yağmur yağma. )


- DUCT -ile

( Salgı kanalı. )


- DÛD-I DİL[Ar.] -ile

( Gönülden/yürekten çıkan duman/ah. )


- DUH[Fars.] ile DÛH[Fars.]

( Kız. | Hasır otu, hasır sazı. | Havâi fişek. İLE Otsuz, çıplak arazi, yer. Yapraksız ve meyvesiz ağaç. | Tüysüz, çıplak baş ve yüz. | Hasırotu. )


- DUHÛL[Ar.] ile DÜHÜL[Ar.]

( İçeri/içine girme. İLE Davul. )


- SAÇ YAĞİ[Osm.] / OLEUM[İng.] / OLEUM[Alm.] ile/değil/yerine/= DUMANLI SÜLFÜRİK ASİT


- DÜMBÂL/E[Fars.] ile DÜNB/E[Fars.]

( Kuyruk. İLE Kuyruk. )


- DUMÛR[Ar.] ile DUMÛR[Ar.]

( Hastalıktan bir örgenin kuruması. | Zayıflıktan/açlıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. İLE Bir örgenin beslenememesinden dolayı kuruyup kalması, körelme. )


- DÛN -ile

( ALTTA, AŞAĞIDA | AŞAĞI, AŞAĞILIK | ALÇAK )


- DÜNÜVV[Ar.] ile KURB[Ar.]


- DÜNYA[Ar.] ile/değil/yerine/||/<>/> YERYÜZÜ / ACUN / YERTİNÇ


- DÛR[Ar. < DÂR] ile DÛR[Fars.]

( Evler. | Bölgeler. İLE Uzak. [DÛR-BÎN: Uzağı gören. | Dürbün.] )


- DÛR-BÎN[Fars.] ile DÛR-NÜMÂ/Y[Fars.]

( Uzağı/ileriyi/geleceği gören. İLE Uzağı gösteren. )


- DÜRD -ile

( TORTU )


- DURR[Ar.] ile ŞERR[Ar.]


- DURR[Ar.] ile SÛ'[Ar.]


- DURU -ile

( Kalktığı zaman. )


- KUDRET-İ HÂL[Osm.] ile/değil/yerine/= DURUM ENERJİSİ


- ŞUÂ-İ HÂL[Osm.] / STATE VECTOR[İng.] / VECTEUR D'ÉTAT[Fr.] ile/değil/yerine/= DURUM VEKTÖRÜ


- HÂL-İ MUVAKKAT[Osm.] / STATE[İng.] / ÉTAT[Fr.] / ZUSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= DURUM


- DÜRÜST[Fars.] değil/yerine/= DOĞRU


- DÜŞES ile DÜŞEŞ[Fars. DÜ: İki. + ŞEŞ: Altı.]

( Büyük ve önemli bir toprak parçasını yöneten yüksek rütbeli soylu. | Bazı devletlerde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk gösteren san. İLE Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan her ikisinin de altı benekli olan yüzlerinin üste gelmesi. | Umulmayan iyi bir rastlama. )


- ŞAKULÎ[Osm.] / VERTICAL[İng.] / SENKRECHT[Alm.] ile/değil/yerine/= DÜŞEY


- DÜSÛR[Ar.] ile DÜSÜR[Ar. < DİSÂR]

( Mahvolma, eseri kalmama. İLE Üste giyilen kaftanlar, giysiler. | Yatak çarşafları. )


- DÜZ[Ar.] ile DÛZ[Ar.]

( Yatay durumda olan. Eğik ve dik olmayan. | Eğri ya da kıvrımlı olmayan. İLE Dikici, diken. [ÇUVALDIZ < CÜVÂL-DÛZ: Çuval dikmeye özgü iğne.] )


- ÂYÎNE-İ MÜSTEVÎ[Osm.] / PLANE MIRROR[İng.] / MIROIR PLAN[Fr.] / FLACHER SPIEGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= DÜZLEM AYNA


- E[Ar.] ile -E[Ar.]

( Elif harfinin üstün ve ince okunan biçimi. İLE Arapça sözcükleri dişil/müennes yapmaya yarar. )


- EARNSHAW NAZARİYESİ[Osm.] / EARNSHAW THEORY[İng.] / THÉORIE D'EARNSHAW[Fr.] / EARNSHAW-THEOREM, EARNSHAWSCHE THEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= EARNSHAW KURAMI


- EB'AD[Ar. < BA'D] ile EB'ÂD[Ar. < BU'D]

( Daha uzak. İLE Uzaklıklar, uzunluklar. )


- EBÂET[Ar. çoğ. ÂBÂ] ile EBÂİD[Ar. < EB'AD]

( Kamışlık.[yer] | Kamış. İLE En uzak.[yerler] | Yakın olmayan.[akraba] )


- EBÂRİK[Ar.] ile EBÂRÎK[Ar. < İBRİK]

( Kumlu, balçıklı.[yer] | Alaca atlar. İLE İbrikler, su kapları. )


- EBCEL[Ar.] ile EBCER[Ar.]

( İri yapılı adam. İLE Büyük ve çıkık karınlı adam. )


- EBDÂN[Ar. < BEDEN] ile EBDÂN[Fars.]

( Gövdeler, tenler, nesneler. İLE Kavim, kabile. | Lâyık. )


- EBEDİYET[Ar.] değil/yerine/= SONSUZLUK


- EBEDİYETE İNTİKAL[Ar.] ETMEK değil/yerine/= SONSUZLUĞA GÖÇ ETMEK


- EBHAL[Ar. < BUHL] ile EBHÂR[Ar. < BAHR] ile EBHAR[Ar.]

( Daha/en/pek cimri/pinti/hasîs. İLE Denizler. İLE Ağzı/soluğu kötü kokan. )


- EBÎ[Ar.] ile EBİR/EBR[Ar.]

( Baba. İLE Bulut. )


- EBKÂR[Ar. < BİKR] -ile

( Bakire kızlar. )


- EBLAG[Ar. < BELİĞ] ile EBLAK[Ar. < BALIK]

( Olgunluk derecesine çok yakın olan, dah beliğ, en fasîh. İLE Alaca, bulaca. | Rengârenk. | Alabacak at. )


- EBLEC[Ar.] ile EBREC[Ar.]

( Açık kaşlı. | Nurlu, parlak, vuzuhlu. İLE Gözünün akı çok fakat güzel gözlü kişi. )


- EBLEH[Ar. < BELÂHET] ile EBLEK[Fars.]

( Pek akılsız, ahmak, bön, alık. İLE Alacalı. )


- EBNÂ[Ar.] ile ZÜRRİYET[Ar.]


- EBRÂR[< BERR] -ile

( HAYIR SÂHİPLERİ, İYİLER | DİNDARLAR, ÖZÜ SÖZÜ DOĞRU OLANLAR )


- EBTAL[Ar. çoğ. EBÂTIL] ile EBTÂL[Ar. < BATTÂL]

( En boş, beyhûde. İLE Yiğitler, dövüşken erler. )


- EBTALE[Ar.] ile EDHAZA[Ar.]


- ECEL[Ar. çoğ. ÂCÂL] ile ECELL[Ar. < CELÎL]

( Belirli olan süre/vâde. Ömrün sonu, hayatın son anı. İLE Çok büyük, en ulu. )


- ECEL[Ar.] ile MÜDDET[Ar.]


- ECHEL[Ar. < CÂHİL] ile ECHER[Ar.]

( Çok cahil. | Nâdân, aksi kişi. İLE Son derece güzel hanım. | Gündüz iyi görmeyen, kamaşık gözlü adam. )


- EC(İ)R değil/yerine/= BİR İŞ, HİZMET KARŞILIĞINDA VERİLEN ŞEY | ÂHİRETE AİT MÜKÂFAT, SEVAP | ÜCRET

( )


- ECİR/ECR[Ar. < UCÛR] ile ECÎR[Ar. < ECR]

( Bir iş/hizmet karşılığında verilen şey. | Âhirete ait ödül/mükâfat, sevap. | Ücret. İLE Ücretle çalışan, gündelikçi. )


- ECİRGAT ile AMELE


- ECLA'[Ar.] ile ECLÂ[Ar. < CELÎ]

( Kısa dudaklı ve miskin adam. İLE Pek belirli, çok âşikâr. )