Bugün[01 Nisan 2026]
itibarı ile 22.832 başlık/FaRk ile birlikte,
22.832 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(10/93)


- BASİLLER ile BASİLLER ile BASİL


- BASIMEVİ/MATBAA


- BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ" ile/ve/değil GAZETECİLERİN SERBESTLİĞİ


- BAŞIN/IZ SAĞOLSUN/KAYBINIZ İÇİN ÜZGÜNÜM[İng. < SORRY FOR YOUR LOSS] değil YARANIZ SAĞALSIN/İYİLEŞSİN


- BASIN = PRESS[İng.] = PRESSE[Fr.] = PRESSE[Alm.] = STAMPA[İt.] = PRENSA[İsp.]


- BASINÇ/LI = PRESSURE[İng.] = PRESSION[Fr.] = DRUCK[Alm.] = PRESSIONE[İt.] = PRESIÓN[İsp.] = PRESSUS[Lat.] = HO PIESMOS[Yun.] = ZAĞD[Ar.] = FEŞÂR[Fars.] = DRUK[Felm.]


- BASINÇ ile/ve/||/<> DERİNLİK

( Basıncın daha çok olması için derinliğin de daha çok olması gerekir. İLE/VE/||/<> Derinlik azsa, basınç da az olur. )

( 1- Sıvının derinliğine bağlıdır. Sıvının derinliği arttıkça yaptığı basınç da artar.
2- Sıvının yoğunluğuna bağlıdır. Sıvının yoğunluğu arttıkça basıncı da artar.
[Sıvı basıncı, sıvının miktarına göredir, kabın biçimine bağlı değildir.] ) )


- BASINÇÖLÇER ile BASIÖLÇER

( Hava basıncını ölçerek, yer yükseltilerini ve hava değişimlerini saptamak için kullanılan aygıt, barometre. İLE Buharın ya da herhangi bir gazın bulunduğu kabın, yüzeyine yaptığı basıncı belirleyen aygıt, manometre. | Akışkanların basıncını ölçen aygıt. )

( )


- BASİT RAKKAS[Osm.] / SIMPLE PENDULUM[İng.] / PENDULE SIMPLE[Fr.] / EINFACHES PENDEL[Alm.] ile/değil/yerine/= BASİT SARKAÇ


- BASİT/LİK ve KUŞATICI/LIK


- BASİT ile BİRLİK


- BASİT ile/ve GENEL


- BASİTLEŞTİRME ile DEĞERSİZLEŞTİRME


- BASİTLEŞTİRME ile/ve/değil DÜŞÜNCE


- BAŞKA ile BAŞKA


- BAŞKA ile FARKLI


- BAŞKALARINI AFFETMEK ile/ve/||/<>/< KENDİNİ AFFETMEK

( Affetmek, bir mahkûmu serbest bırakmaktır ve o mahkûmun kendin olduğunu keşfetmektir. )

( AFFEDELİM!!!

Lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir yaşam deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"

Öğrenciler bunu da yapar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın,o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? Hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikâyete başlar:
"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, kişiler, tuhaf bakıyor bana artık. Hem sıkıldık, Hem yorulduk!"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz,

halbuki affetmek, en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir. )

( Kendini affetmeyen kişinin, tüm kusurları affedilebilir. )


- BAŞKALAŞIM ile/ve DEĞİŞİM


- BAŞKALAŞIM ile GELİŞİM


- BAŞKALAŞTIRMA ile/ve/değil/yerine DÖNÜŞTÜRME


- BAŞKASINA SÖYLEDİĞİN/SÖYLEYEBİLDİĞİN ile ANCAK/SADECE KENDİNE SÖYLEYEBİLECEĞİN


- BAŞKASIYLA PAYLAŞTIĞIN/PAYLAŞABİLDİĞİN ile ANCAK/SADECE KENDİN YAŞAYABİLECEĞİN


- BAŞKENT ile SERMAYE STOĞU ile KAPİTALİZM ile KAPİTALİST ile BÜYÜK HARFLE YAZMAK ile TESLİM OLMAK


- BASKETBOL ile/ve/değil/yerine/||/<>/> SİLEMBOL


- BASKICI ile OTORİTER


- BASKIN GEN ile/ve/||/<> ALTGIN GEN


- BASKIN YAPMAK ile TOY KUŞU


- BASKIN/HAKİM GEN ile/ve/<> SAKLI GEN

( Kişinin geni olduğu gibi, dünyanın da geni, insandır. )


- BASKIN ile YOĞUN


- BAŞLAMAK-BİTİRMEK ile BAŞLAMAK-TAMAMLAMAK


- BAŞLAMAK ile KONUŞMAYA BAŞLA ile İYİLEŞMEYE BAŞLA ile SÖYLEMEYE BAŞLA ile KONUŞMAYA BAŞLA ile KONUŞMAYA BAŞLA ile BAŞLANGIÇ ile ACEMİ ile BAŞLANGIÇ


- BAŞLANGIÇ


- BAŞLANGIÇ ile BAŞLANGIÇ


- BAŞLANGIÇ ile MAYA


- BAŞLANGIÇ ile ÖNCE


- BAŞLANGIÇ ile ÖVGÜYE DEĞER ile ÖVGÜ ile ÖVEN ile KOMMENSAL ile ÖLÇÜLEBİLİRLİK ile YORUM ile YORUM KARTI ile YORUM ile YORUMCU


- BAŞLANGIÇ ile/ve SÜREÇ(VETÎRE)

( ... İLE/VE Bir öncekini içeren, bir sonrakine yol açan gelişim. )

( Ancak başlangıçta sizin olan sonda da sizin olarak kalır. )

( Başlangıç ile son arasındaki fark ancak zihinde vardır. )

( Only what is your own at the start will remain your own in the end.
The difference between the beginning and the end lies only in the mind. )


- BAŞLANGIÇ ile/ve YENİLİK


- BAŞLI ile BAŞLIK ile BAŞLIK ile BAŞSIZ ile KAFALAR ile TEPEDEN TIRNAĞA KAFALAR


- BAŞLIK ile TAMLAMA


- BASMA ile BASMA YAPIMI


- BAŞTAN ANLATMAK ile/yerine SORULURSA ANLATMAK


- BASTIR(IL)MAK ile SİNDİR(İL)MEK


- BASTIRMAK ile YATIŞTIRICI ile DEPRESİF ile DEPRESYON ile DEPRESİF


- BATAĞAN ile KARA BOYUNLU BATAĞAN

( image )


- BATAKLIK ile KARAKURBAĞASI


- BATARYA[Osm.] / BATTERY, CELL[İng.] / BATTERIE, PILE[Fr.] / BATTERIE[Alm.] ile/değil/yerine/= BATARYA, PİL


- BATCH PROCESS[İng.] / PROCESSUS INTERMITTENT[Fr.] ile/değil/yerine/= KESİKLİ İŞLEM


- BATEMAN EQUATIONS[İng.] / ÉQUATIONS DE BATEMAN[Fr.] / BATEMAN-GLEICHUNGEN[Alm.] ile/değil/yerine/= BATEMAN DENKLEMLERİ


- BATERİ[İng. < BATTERY] değil/yerine/= PİL


- BATI FELSEFESİ ile/ve/yerine ZİHİN FELSEFESİ


- BATI KÜLTÜRÜ ile/ve/<> DOĞU KÜLTÜRÜ

( Sağır. İLE/VE/<> Kör. )

( Sağır olduklarından dolayı birbiriyle [göstererek/işaret ederek] görsel dille iletişim ve paylaşımda bulunurlar. [Doğu'nun söylediklerini, anlattıklarını bilgeliklerini duyamazlar.] İLE/VE/<> Kör olduklarından dolayı birbiriyle [ses ile] sözel/şifai dille iletişim ve paylaşımda bulunurlar. [Batı'nın gösterdiklerini, tekniğini, bilimini göremezler.] )

( Anadolu Kültürü, hem Batı'nın, hem de Doğu'nun değerlerini/olanaklarını, körlük ya da sağırlık yaşamadan biraraya getirebilmiş ve getirebilecek nadir kültürlerdendir. )

( Sol beyin/yarımküre ağırlıklı. İLE/VE/<> Sağ beyin/yarımküre ağırlıklı. )

( Hermetik.[Mısır] İLE/VE/<> Sanskrit.[Hindistan] )

( KÜLTÜR: Üretim-Tüketim-Paylaşım )

( KÜLTÜR[< CULTURA < COLERE/CULTIVARE]: Toprağa işlemek, toprağın işlenmesi/sürülmesi. | Bakmak, yetiştirmek. )

( Karıştırmamak ve/fakat birleştirmek gerekir. )

( Not to confuse but also to merge.
Deaf. VS./AND/<> Blind. )


- BATI/GÜNİNDİ ile/ve DOĞU

( Güneşin battığı yön. İLE/VE Güneşin doğduğu yön. )


- BATI/LI(coğrafya) = KEDİN, KURIYAKI = WEST/ERN[İng.] = OUEST, OCCIDENT/AL[Fr.] = DER WESTEN/WESTLICH[Alm.] = OCCIDENTE/OCCIDENTAL(E)[İt., İsp.] = OCCIDENS/OCCIDENTEM[Lat.] = HE DÜZIS/PROS HELION DÜZIN[Yun.] = el-ĞARB/ĞARBÎ[Ar.] = BÂKHTER/Î[Fars.] = HET WESTEN/WESTELIJK[Felm.]


- BATI/LI(uygarlık) = GARB/Î = OCCIDENT/AL[İng., Fr.] = DAS ABENDLAND/ABENDLÄNDISCH[Alm.] = OCCIDENTE/OCCIDENTAL(E)[İt., İsp.] = VESPER, OCCIDENS, TERRÆ OCCIDENTEM VERSUS SITÆ[Lat.] = HE PROS HELIOU DÜSMAS[Yun.] = el-MAĞRİB[Ar.] = GARBÎ[Fars.] = HET AVONDLAND/S[Felm.]


- BÂTINÎ/LİK = ESOTERIC/ISM[İng.] = ÉSOTÉRIQUE/ÉSOTÉRISME[Fr.] = ESOTERISCH/ESOTERISMUS[Alm.] = ESOTERISMO[İt., İsp.] = ESOTERICUS[Lat.] = ESOTERIKOS[Yun.] = BÂTİNİ/YYE, SİRRİ/YYE[Ar.] = BÂTİNÎ/GERÎ[Fars.] = ESOTERISCH/ESOTERISME[Felm.]


- BÂTINÎ ile/değil HERETİK

( Kendi dininin içindeki "sapmalar". İLE/DEĞİL Dinin dışına yönelik "sapmalar". )

( ... İLE/DEĞİL Ortodoksluk içinde ve sonrasında oluşmuşluğuyla ad bulmuştur. )


- BATIRMAK ile DALDIRMA


- BATİSTA ile PATİSKA


- BATMADAN YÜZMEK ile YÜZER


- BATTERY ACID[İng.] / ACID POUR ACCUMULATEUR[Fr.] / AKKÜMÜLATORENSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= AKÜ ASİDİ


- BAUDOUIN REACTION[İng.] / RÉACTION DE BAUDOUIN[Fr.] / BAUDOVIN-REAKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= BAUDOUİN TEPKİMESİ


- BAUMÉ SCALE[İng.] / ÉCHELLE BAUMÉ[Fr.] / BAUMÉ-SKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= BOME DERECESİ


- BAYAN ile RÜTBELİ BAYAN ile UĞUR BÖCEĞİ ile HANIMEFENDİ GİBİ ile HANIMEFENDİ


- BAYER PROCESS[İng.] / PROCÉDÉ DE BAYER[Fr.] / BAYER-VERFAHREN[Alm.] ile/değil/yerine/= BAYER İŞLEMİ


- BAYILMAK ile DAHA SOLUK ile BAYILMA ile BAYGINLIK


- BAYKUŞ (PUHU KUŞU) ile ARUSEK

( Eril baykuş. İLE Dişil baykuş. )

( Baykuşların 14 boyun omurları vardır. [Memelilerin iki katı.] )

( Kafalarını 360 derece çeviremezler fakat 270 dereceye kadar çevirebilirler. )

( Bilgeliğin ve güzel sanatların simgesi. | Sanatın yaratıcısı. İLE/VE ... )

( Baykuş ile ... )

( Orman, dağ ve kayalıklarda yaşarlar. İLE ... )

( Uzunluğu 65 cm. olan ve sırtı koyu kahverengi bir kuş. İLE ... )

( )


- BAYKUŞ ile ALACA BAYKUŞ


- BAYKUŞ ile BATAKLIK BAYKUŞU

( ... İLE/DEĞİL Baykuşgillerden ailesinden, sırt tüyleri pas rengi olan, bataklıklarda yaşayan bir kuş türü. )


- BAYKUŞ ile CÜCE BAYKUŞ


- BAYKUŞ ile KISA KULAKLI BAYKUŞ


- BAYKUŞ ile KUKUMAV[Yun.]

( ... İLE Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yaşar. )

( Hindistan'da 15 baykuş türü bulunmaktadır. )


- BAYRAK ile ZAYIF ile BAYRAKÇI ile AMİRAL GEMİSİ ile KALDIRIM TAŞI


- BAYRAM ile FESTİVAL


- BÂZ[Fars.] ile BÂZ[Fars.] ile -BÂZ[Fars.] ile BAZ[Fr./İng. < BASE]

( Bir kulaç boyu. | Karış. İLE Doğan. Yırtıcı kuş. | Açık. | Ayırma. Temyiz etme. | İniş. İLE Yeniden, tekrar oynatan, oynayan, geri ve arka tarafa doğru ... gibi anlamlara gelir. [Sözcüğün sonuna ya da baş tarafına getirilerek kullanılan bir "ek"tir.] İLE Temel. | Bir asitle birleştiğinde bir tuz oluşturan nesne. )


- BAZ[İng./Fr. < BASE]/ALKALİ[Fr. < ALCALI] değil/yerine/= TABAN | ACIT


- BAZI AYRINTILARI ...:
ÖĞRENDİKTEN SONRA YAŞAMAK ile/ve/<>/değil/yerine YAŞADIKTAN SONRA ÖĞRENMEK


- BAZİK TUZLAR ile BİLEŞİMİNDE HİDRAT BULUNAN TUZLAR

( Bileşiminde asit ve baz ağırlığı oranı normal tuza göre az, baz oranı normal tuza göre yüksek olan tuzlar. İLE Bileşiminde hidrat bulunan tuzlar. )


- BAZOFİL ile BAZOFİL ile BAZOFİLİK


- BEAUFORT SCALE[İng.] / ÉCHELLE DE BEAUFORT[Fr.] / BEAUFORTSKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= BEAUFORT ÖLÇEĞİ


- BEBEK/LİK EVRELERİ/NDE:
OTİSTİK ile/ve/> SİMBİYOTİK ile/ve/> AYRIŞMA VE BİREYLEŞME

( 0-2 ay. İLE/VE/> 2-5 ay. İLE/VE/> 6-30 ay. İLE/VE/> 30 ay sonrası. )

( [bkz.] Margaret Mahler )


- BEBEK ile BEBEK DİŞİ


- BEBEK ile BEBEK ÖLDÜRME ile ÇOCUKSU ile PİYADE


- BEBEK ile/ve/<>/> ÇOCUK

( Ortalama 1 yaşına ulaşana kadar "Bebek", daha sonra "Çocuk" tanımına geçer. )

( ÇAĞA: Çocuk, bebek. )


- BECEREMEME ile BECERİKSİZ


- BECERİ ile/değil "OLANAK/LAR"


- BECERİ ile/ve BAŞARI

( Başarının tek şartı sadece samimi ve ciddi istektir. )

( Gereksiz olana gösterilen sürekli ve kararlı direnç, başarının sırrıdır. )

( Başarıncaya kadar denemeye devam edin! )

( Başarı, ancak yorulmaksızın doğru çabaları göstererek kazanılır. )

( Alçakgönüllü yaşama biçimi olanlar, başarıya ulaşır. )

( Başarıyı en kötü biçimde kullanmak, onunla övünmektir. )

( Kişi, başarı için gerekli olan özelliklere yeterli ölçüde sahiptir. )

( Memnuniyet verici sınırlama. Başarı. )

( Anımsanması gerekeni anımsamak, başarının sırrıdır. )


- BECERİKSİZ/LİK ile/değil TİTİZ/LİK


- BECERİKSİZCE ile BECERİKSİZLİK


- BECKMANN REARRANGEMENT[İng.] ile/değil/yerine/= BECKMANN DÜZENLENMESİ


- BECKMANN THERMOMETER[İng.] / THERMOMÈTRE DE BECKMANN[Fr.] / BECKMANN-THERMOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= BECKMANN SICAKLIKÖLÇERİ/TERMOMETRESİ


- BECQUEREL EFFECT[İng.] / EFFET BECQUEREL[Fr.] ile/değil/yerine/= BECQUEREL ETKİSİ


- BECQUEREL RAYS[İng.] / BECQUEREL-STRAHLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= BECQUEREL IŞINLARI


- BECQUEREL[İng.] / BECQUEREL[Fr.] / BECQUEREL[Alm.] ile/değil/yerine/= BEKEREL


- BEDAVA ile BEDAVALIK


- BEDEL ile KARŞILIK

( Olumsuz(lar)da. Ödenir. İLE Olumlu(lar)da. Sağlanır/Bulunur. )


- BEDENLER ile BEDENSİZ ile BEDENSEL ile BEDENSEL SİMETRİ


- BEDENSEL ile KATLİAM


- BEER-LAMBERT LAW[İng.] / LOI DE BEER-LAMBERT[Fr.] / BEER-LAMBERT-GESETZT[Alm.] ile/değil/yerine/= BEER-LAMBERT YASASI


- BEER'S LAW[İng.] ile/değil/yerine/= BEER YASASI


- BEESWAX[İng.] / CIRE D'ABEILLES[Fr.] / BIENEN WACHS[Alm.] ile/değil/yerine/= BALMUMU


- BEĞENİ ile/ve/<> İÇERİK


- BEĞENİ ile/ve/<> TERBİYE


- BEĞENMEK ile/ve/<> BENİMSEMEK


- BEĞENMEK ile/ve/<> SEVMEK


- BEHENIC ACID[İng.] / ACIDE BÊHÉNIQUE[Fr.] / N-DEKONSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BEHENİK ASİT


- BEHERGLAS[Osm.] / BEAKER[İng.] / BECHERE[Fr.] / BECHERGLAS[Alm.] ile/değil/yerine/= BEHER


- BEILBY LAYER[İng.] / COUCHE DE BEILBY[Fr.] / BELBYE-SCHICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= BEİLBY TABAKASI


- BEING IN THE STATE OF vs. OBLIGATION


- BEK ile BEK[İng. < BACK] ile BEK[Fr. < BEC]

( Sert, katı. | Sağlam. İLE Savunma oyuncusu. İLE Hava gazı lambasının ucu. )


- BEKERE, BEKKÂRE[Osm.] / BOBBIN, COIL[İng.] / BOBINE[Fr.] / BOBINE[Alm.] ile/değil/yerine/= BOBİN


- BEKLEMEK ile BEKLENTİ ile ÖNGÖRÜLÜ


- BEKLEMEK ile BEKLEYEN ile BEKLENTİ ile BEKLENEN ile BEKLEMEK ile BALGAM SÖKTÜRÜCÜ ile BALGAM ÇIKARMA


- BEKLEMEK ile İSTEMEK


- BEKLEMEK ve/= TERBİYE


- BEKLENTİ İÇİNDE OLMAK ile/yerine PLANLAMA YAPMAK


- BEKLENTİ(DE OLMAK) değil/yerine/>< KABUL (ETMEK)

( Hiçbir şey için! DEĞİL/YERİNE/>< Her şeyi. )

( Expect(ation) (for) nothing but accept(ion) (for) everything! )


- BEKLENTİ ile/yerine ARAYIŞ

( Beklenti içinde olmamak esastır. )

( Anılardan ve beklentilerden doğan tahminler ve plânlarla avunmamalı. )


- BEKLENTİ ile/ve/=/||/<>/>/< BATKI/HÜSRAN


- BEKLENTİ ile/yerine BEKLEMEK

( Beklenti içinde olmamak esastır. )


- BEKLENTİ yerine BİLİNÇ


- BEKLENTİ ile/ve ÇIKAR


- BEKLENTİ yerine DAYANÇ/SABIR


- BEKLENTİ ile/değil/yerine GÜVEN

( Beklenti içinde olmayın! )

( Beklentide olmamak en iyisidir. Göstereceğiniz tepkiler bunu tayin edecektir. )

( Anıları ve beklentileri terk edin! )

( Yapmanız gereken, tüm anıları ve beklentileri terk etmektir. )

( Beklenti bizi güvensiz kılar. )

( Beklemekle elde edeceğiniz yalnızca daha da beklemektir. )

( Amacınızın herhangi bir beklenti taşımayan salt iyi niyet olduğundan emin olun önce. )

( Elinizde var olandan eminseniz, sonsal olana asla ulaşamazsınız. )

( Kişi, esnek, içten ve beklentisiz olmalıdır ki verdiğinden çok almayı ummasın. )

( Herhangi bir şey gözönünde bulundurulduğu sürece ondan yararlanılmıyor demektir. )

( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. )

( Don't anticipate. )


- BEKLENTİ ile/ve/yerine/değil HAYAL


- BEKLENTİ ile/ve HEDEF


- BEKLENTİ ile/değil/yerine/>< ÖNGÖRÜ/TAHMİN


- BEKLENTİ ile/değil/yerine ÜMİT/UMUT

( Ümidiniz, zihninizde sessiz ve gönlünüzde sakin kalmakta yatar. )

( Düşük tut! İLE/DEĞİL/YERİNE Yüksek tut! )


- BEKLENTİ ile/ve/<>/değil YÜKSEK EŞİK


- BEKLENTİYE YANIT ARAMAK ile/yerine (SADECE ANLAMAK İÇİN/ÜZERE) SORU SORMAK

( Yeter ki, soru sormasını bil! Taşlar bile seninle konuşur. )


- BEL SOĞUKLUĞU ile BEL SOĞUKLUĞU


- BEL[İng.] / BEL[Fr.] / BEL[Alm.] ile/değil/yerine/= BEL


- BELAGAT ile ANLAMLI


- BELGE ile BELGESEL ile DOKÜMANTASYON ile BELGELER


- BELİRGE/SENDROM[Fr. < Yun.] ile TRAVMA[Yun.]

( Özel bir bozukluğu belirleyen, birarada görülen, tanıyı kolaylaştıran bulgu ve belirtilerin tümü. İLE Bir doku ya da örgenin yapısını ya da biçimini bozan ve dıştan, mekanik bir etki sonucu oluşan yerel yara. )


- BELİRGİN/LİK ile KESİN/LİK


- BELİRGİN/LİK ile/ve/||/<> SABİT/LİK


- BELİRGİN/LİK ile/ve/||/<>/> SÜREKLİ/LİK


- BELİRGİN ile AYRIM ile AYIRT EDİCİ ile FARKLILIK ile SEÇKİN ile SEÇKİN SEMBOL


- BELİRGİN ile GÖRÜNÜŞE GÖRE


- BELİRGİN ile/ve YAYGIN


- BELİRLE(N)ME, BELİRLENİM = DETERMINATION[İng.] = DÉTERMINATION[Fr.] = DAS BESTIMMEN[Alm.] = DETERMINAZIONE[İt.] = DETERMINACION[İsp.] = CONSTITUTIO, DEFINITIO, DETERMINATIO[Lat.] = HO HORISMOS, HE TAKSIS[Yun.] = VUCHA(T), MÂL[Ar.] = TAYÎN[Fars.] = BEPALING[Felm.]


- BELİRLEME ile/ve/> BİRARADA TUTMAK


- BELİRLEME ile/ve/>/<> DEĞİLLEME


- BELİRLEME ile/ve İLİŞKİLER


- BELİRLEME ile/ve SINIRLAMA


- BELİRLEME ile/ve/>/<> SONSUZ DEĞİLLEME


- BELİRLEME ile TARİF


- BELİRLEME ile YADSIMA


- BELİRLEMEK/BELİRLEYİCİ ile SONSAL SINIFLAMA / SONSALLIK / KATEGORİZASYON


- BELİRLEMEK ile "AYARLAMAK"


- BELİRLEMEK ile GÖRÜNÜŞLER


- BELİRLEMEK ile/ve KARAR VERMEK


- BELİRLEMEK ile/ve NETLEŞTİRMEK


- BELİRLEMEK ile NİTELEMEK

( BELİRLEMEK: Nedene dayandırmak. )


- BELİRLENEBİLİR ile BELİRLEYİCİ ile KARARLILIK ile BELİRLEYİCİ ile BELİRLEMEK ile AZİMLİ ile BELİRLEYİCİ ile DETERMİNİZM


- BELİRLENEMEYEN ile BELİRSİZLİK ile BELİRSİZ


- BELİRLENİM ile/ve DIŞTAN BELİRLENİM


- BELİRLENİM ile/değil İLKE

( ... İLE/DEĞİL Farkları birliğe getirici olan. )

( Birliğe getiren herşey ilkedir. )


- BELİRLENİM ile/ve KABUL


- BELİRLENİM ile/ve ZORUNLULUK


- BELİRLENMİŞLİK ile KOŞULLANMIŞLIK


- BELİRLENMİŞLİK ile/ve SEÇİLMİŞ/LİK


- BELİRLİ HATA ile BELİRSİZ HATA

( Nedeni bilinen, sonuçlara ancak ve sadece tek bir yönde etki eden ve giderilebilen, sistematik hata ile eş anlamlı bir hata sınıfı. İLE Ölçme sırasında kaçınılmaz, küçük, kontrol edilemeyen değişkenlerin etkisinden kaynaklanan belirsizlikler. )


- BELİRLİ NOKTALAR ile BAZI NOKTALAR


- BELİRLİ/LİK / BELİRGİN/LİK ile/ve ZORUNLU/LUK


- BELİRLİ/LİK ile/ve BAĞIMLI/LIK


- BELİRLİ/LİK ile MUTLAK


- BELİRLİLİK ile/ve BİLİNEBİLİRLİK


- BELİRSİZ (OLAN) ÜMİT ile/ve/yerine BELİRLİ (OLAN) ÜMİT


- BELİRSİZ/LİK ile KEYFÎ/LİK


- BELİRSİZ/LİK ile MUTLAK


- BELİRSİZ ile HERHANGİ


- BELİRSİZ ile KARIŞIK


- BELİRSİZ ile/ve TANIMLANAMAZ OLAN


- BELİRSİZLİK SAÇMA(LIK)LARI/SAFSATALARI:
GÖNDERMELİ ile/ve/||/<> VURGULAMA ile/ve/||/<> ÇOK ANLAMLILIK


- BELİRSİZLİK ile/ve/değil/||/<>/< GERİLİM


- BELİRSİZLİK ile RASTGELELİK


- BELİRSİZLİKLER ile BELİRSİZLİK ile BELİRSİZ ile BELİRSİZ DİL


- BELİRTİ ile ÖZELLİK


- BELİRTİLER ile/ve/değil/yerine KÖKEN


- BELİRTME DURUMU -ile


- BELİRTME ile BİLDİRME


- BELİRTME ile ORTAYA KOYMA


- BELİT(AKSİYOM) = MÜTEARİFE = AXIOM[İng.] = AXIOME[Fr.] = AXIOM[Alm.] = AXIOMA[Yun.] = AXIOMA[İsp.] -ile

( Kendiliğinden, apaçık ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı sayılan temel önerme. İLE Bir gücün, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması. | İnsan etkinliğinin ya da iradesinin açığa çıkması. | Hareket, iş. | Anamalın, belirli bir bölümü. | Hisse senedi. | Bir oyuncunun, sahne üzerindeki hareketi. | Oyunun temasını geliştiren, başlıca olay, öykü, gelişim. )


- BELİT/AKSİYOM(ATİK) = AXIOM[İng.] = AXIOME/AXIOMATIQUE[Fr.] = AXIOM, GRUNDWAHRHEIT[Alm.] = ASSIOMA[İt.] = AXIOMA[İsp.] = PRONUNTIATUM[Lat.] = AKS.OMA[Yun.] = BEDÎHİYYE, MÜSELLEM[Ar.] = ASLÎ MUTEÂREF[Fars.] = AXIOMA[Felm.]


- BELİT/AKSİYOM ile/ve KOYUT/ÖN DOĞRU/POSTULA(T)

( İnsan zihninin, tümel kuralları. İLE/VE Herhangi bir bilimin, tümel kuralları. )

( Kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin ön dayanağı olan temel önerme. İLE/VE Ön doğru. )

( Belitler/aksiyomlar, temellendirilmez. )

( Kendileri kanıtlanmayan, kanıtları kanıtlanmaya gereksinim duyulmayacak ilk ilkelere verilen ad. | Tüm bilimler için uyulması gereken temel kurallar. İLE/VE Bir bilim dalının [üyesinin] kabul ettiği temel kurallar. )

( ÖZDEŞLİK İLKESİ | ÇELİŞMEZLİK İLKESİ | ÜÇÜNCÜ OLASININ/ŞIKKIN OLANAKSIZLIĞI [ARISTOTELES] )

( KOINAI ENNOIAI ile/ve AITEMATA )


- BELKİ ile KALÇA KEMİĞİ


- BELLEĞE YÖNELİK BİLGİ (YÖNETİMİ/KULLANIMI) ile/yerine EYLEME YÖNELİK BİLGİ (YÖNETİMİ/KULLANIMI)


- BELLEĞİNDEN SİLMEK ile/ve/> ETKİSİNDEN/"BÜYÜSÜNDEN" KURTULMAK


- BELLEK:
TOPLUMSAL ve/||/<> TOPLANMIŞ

( Ortak. VE/||/<> Bireysel. )


- BELLEK ile/ve/<> ALGI

( KUVVE-İ ZÂKİRE ile/ve/<> İDRAK )

( Algı bir örgütlemedir. )

( Bellek Haritası )


- BELLEK ve/||/<> DİL


- BELLEK = HÂFIZA = MEMORY[İng.] = MÉMOIRE[Fr.] = GEDÄCHTNIS[Alm.] = MEMORIA[dissil/f.]/RECUERDO[eril/m.][İsp.]


- BELLEK ile/ve TARİH

( Bellek, sadece benzerlik ve sürekliliği temel alırken, tarih farklılık ve düzensizlikleri önemser. )

( Bellek, geçmişi sözlü gelenek içinde yaşatırken, tarih, geçmişi, yazıyla sergilemektedir. )


- BELLEK ile/ve/yerine/||/<> US/AKIL

( Katıksız aklın, belleğe gereksinimi yoktur. )

( Sahip olunan etkin/aktif ya da pasif bilgilerin, şimdiki zamanda, uygulanabilir/pratik bilgi olarak, hızla ortaya çıkartılabilmesi Us'a[akla/akıllı olmaya] işaret etmez. Beynin çalışma yapıları özerklik gösterdiğinden, içinde bulunulan topludurum[konjonktür] gereği beynin nasıl çalışabileceği önceden bilinebilir/tespit edilebilir değildir. )

( Bellek, süreklilik, yanılsama verir, tekrarlanış ise nedensellik düşüncesini oluşturur. )

( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. )

( Bellek, iyi bir hizmetkârdır fakat kötü bir efendidir. )

( Memory gives the illusion of continuity and repetitiveness creates the idea of causality.
Memory is a good servant, but a bad master. )


- BELLEKTE TAŞIMAK ile/değil/yerine BİLMEK

( Bilgi 2'dir. 1. Hakkında veri sahibi olmak. 2. Nerede bulacağını/bulabileceğini bilmek. [Bu çağda olması gereken ve öncelikli olan nerede bulabileceğini bilmektir.] )


- BELLEME(EZBERLEME) ile/yerine ÖĞRENME


- BELLEMEK ile/yerine SORGULAMAK/DÜŞÜNMEK

( Sormaz ki bilsin, sorsa bilir; bilmez ki sorsun, bilse sorar. )


- BELLETİCİ AHLÂK ile/yerine DÖNÜŞTÜRÜCÜ AHLÂK


- BELLİ OLMAK ile DIŞ GÖRÜNÜŞ


- BELT CONVEYOR[İng.] / CONVOYEURS A BANDE[Fr.] / GRUNDZUSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= BANT TAŞIYICI


- BELUC ile BELUCİ ile BELUCİSTAN


- BEN ... ile/ve/değil/yerine ADIM ...


- BEN-İM ile BENİM

( "Benim" bir kişiye özgü, ötekileri hesaba katmayan ayrımcılık demektir. )

( BENİM!

Uzun boylu, ay yüzlü bir kız vardı kasabanın birinde. Onun sevgisiyle herkes yolunu yitirmişti. İşi gücü dilberlikti, bez yıkarken saçlarını çözer, eteğini beline toplar, âşıklarının gönüllerine ateş çalardı.

Kemâle ermiş, yaşını başını almış bir adam da âşık oldu ona ve tez vakitte kemâlini yitirdi, tecrübeli aklı deliliğe yaklaştı, yüzünün aşkıyla beli iki kat olup gönlü belâ zinciriyle bir girdapta kaldı. Sonunda dayanamadı, kendini ona vakfetti, her işi onun için, herşeyi onun adına yapmaya başladı. Ücretle iş yapsa kazancını ona sunar, eline altın geçse gider o gümüş gövdeliye verirdi. Bir gün genç kız kendine dedi ki:

- Yanışın her an biraz daha artmada ama aşkta masraf ziyâde gerek, sendeki sermaye yalnızca âşk olursa mutfak boş kalır, daha fazlaya gücün yetmezse geç bu sevdadan, davul dengi dengine demişler...

- Sevgili, dedi âşık, gövdemde bir avuç ilikten, bir parça deriden başka bir şey kalmadı yolunda harcayacak. Bari beni sat da elde ettiğinle bir müddet daha hoş ol.

- Genç kız âşığını derhal Mısır'a götürdü, orada bir kürsü kurmuşlar, âdet etmişler, satıcı kürsüye oturur, kölesi ayakta durup müşteri beklerdi. Bir müddet beklediler. Adam hiç üzüntü göstermiyor, hiç boynunu bükmüyor, hatta müşteri çıktığı vakit baş gösterecek ayrılığı da aklına getirmiyordu. Bir adam gelip genç kıza sordu:

- Şu ayakta bekleyen yaşlı adam senin kulun mu?
- Evet, benim kulumdur!...

O sırada, yaşlı adam, bayılıp düştü. Adam pazarlık ile onu satın aldı ve kendine geldiğinde şehrin dışında bir mezarlığa götürdü. Meğer o adamın babası ölmüş, o da babasının ruhu için bir köle azâd etmeyi ahdetmiş, yaşlı adamı satın alması bundanmış. Mezarın başında zavallı yaşlı adamı azâd edip cebini de altınla doldurduktan sonra gönlünü şâd etmek için dedi ki:

- Diliyorsan ey yaşlı adam. Mısır'da kal! Malın eksilmez, seni gözetirim. Dilersen de var git, çünkü artık özgürsün, kendinin sultanısın.

Yaşlı adam, teşekkür ederek genç kızın ardınca koşup yetişti ve altınları avucuna sayıp gönlünü alana yine gönlünü teslim etti. Dünyayı onun yüzünde apaydın görüyordu ve dedi ki:

- A sevgili! Şu gönül, senin için satılmaktan aldığı lezzeti bugüne dek hiçbir şeyden almadı. Hele "benim kulumdur" dediğin andaki saadetim, sanmam ki başka bir kimsede olsun!

Haydi yine beni pazara götürüp sat ki,
tekrar "Benim!" dediğini duyayım! )

( "Mine" implies exclusivity. )

( "Ben-im" bilinci bile, yararlı bir yön gösterici de olsa sürekli değildir.[Nerede aranması gerektiğini gösterir. Neyin aranması gerektiğini değil.] )

( Even the consiousness "I am" is not continuous, though it is a useful pointer.[It shows where to seek, but not what to seek.] )


- BEN/SEN BİLİNCİ ile/ve/<>/yerine BİZ BİLİNCİ

( Ben Var'ım!, Ben Tek'im!, Ben Anlamlı'yım! / Sen Var'sın!, Sen Tek'sin!, Sen Anlamlı'sın! İLE/YERİNE Biz Var'ız!, Biz Tek'iz!, Biz Anlamlı'yız! ( Hiçbir şey benim ya da sizin değildir - her şey bizimdir. )

( Nothing is mine or yours - everything is ours. )


- BEN ile/ve BEN-İM

( "Ben" düşüncesi ve duyumsaması, her zaman bizimledir. Ne var ki, ona "gövde, düşünceler, duygular, sahip olunan mal-mülk vb. bin türlü "ekleme ve yükleme"de bulunmuşuz. Kendimizi "özdeşleştirdiğimiz" tüm bu "eklemeler" yanıltıcıdır. Onlardan dolayı kendimizi, olmadığımız şeyler olarak sanmaktayız. )

( Sense "I am" is always with us. Only we have attached all kinds of things to it -body, thoughts, feelings, ideas, possessions etc.- All these self-identifications are misleading. Because of them, we take ourselves to be what we are not. )


- BEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/></< BİZ

( Biz, ancak birlikte (olarak) bir adam ediyoruz/ederiz. )

( Sorun. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>

( Ben'in yaratıcı gücü, başlangıçtır. )


- BEN ile/ve ET BENİ

( [Ar..] ŞÂME[çoğ. ŞÂM, ŞÂMÂT] ile/ve SÜÛL )

( HİND/HİNDÛ: Siyah ben. )


- BEN ile KEŞKE


- ben = me[İng.] = JE[Fr.] = ICH[Alm.] = IO[İt.] = YO[İsp.] = EGO[Lat., Yun.] = ANÂ[Ar.] = MÄN[Fars.] = IK[Felm.]


- BEN ile/ve/<> SEN

( Varlığım sensin, bilincin ben-im. )


- BEN = ZÂT = I[İng.] = das SOSEIN[Alm.] = TO TI ESTIN, TO TI ÈN EINAI[Yun.] = ESSENTIA[Ortaçağ Lat.]


- BENÂT-I NÂŞ[Ar. < BİNT]/BENETNASH[Fr.]/ETA URSUS[Lat.]/ALKAID[İng.] -ile

( Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı. )


- BENCİ/LİK ile BENCİL/LİK

( Bencillik, parçanın adına ve bütünün zararına, açgözlülük etmek, ele geçirmek, biriktirmek demektir. )

( Kişi, iç gerçeklerini gözardı eder etmez bencilliğe sürüklenebilir. )

( Dar görüşlü, çiğ kişiler, varlığı bencilce kullanırken, büyük kişiler sahip olduklarını başkalarının yararına değerlendirirler. )

( Başkalarına yararlı olabilmek için esneklik, bencillikten kurtulmak ve insan doğasını anlamak gerekir. )

( Bencillik ıstırabın nedenidir. )

( Bencillik tüm kötülüklerin kaynağıdır. )

( Kendinin, gövde ve zihin olmadığını bilen bir kişi, bencil olamaz. Çünkü, bencillik nedeni olabilecek bir şeye sahip değildir. )

( Savunmak zorunda olduğunuz bir egonuz olduğu sürece şiddet kullanmak zorundasınız. )

( Tek kötülük, budalalık ve bencilliktir. )

( Bencillik merkezi yok olduğu zaman, tüm haz arzusu ve ıstırap korkusu biter. )

( Kişi, kendini sürekli yenilemeli ve başkalarını da meziyetiyle etkileyerek bencillikten uzaklaşmalıdır. )

( Selfishness is the source of all evil.
That as long as you have a self to defend, you must be violent. )


- BENDEN/SENDEN ile/yerine BENİMLE/SENİNLE


- BENDING MOMENT[İng.] / MOMENT FLÉCHISSANT[Fr.] / BIEGNUNGSMOMENT[Alm.] ile/değil/yerine/= EĞİLME MOMENTİ


- BENEDICKS EFFECT[İng.] / EFFET BENEDICKS[Fr.] ile/değil/yerine/= BENEDİCKS ETKİSİ


- BENEDICT SOLUTION/SOLUTION DE BENEDICT[İng.] / SOLUTION DE BENEDICT[Fr.] / BENEDICT-LÖSUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BENEDİCT ÇÖZELTİSİ


- BENEFICIATION[İng.] / BÉNÉFICATION[Fr.] / ERZAUFBEREITUNG.[Alm.] ile/değil/yerine/= CEVHER ZENGİNLEŞTİRME


- BENEK ile/değil ÇİL


- BENEKLİ GRİ ile BENEKLİ


- BENGAL ile BENGALCE


- BENİMSEMEK ile "TUTMAK"


- BENZALDEHYDE[İng.] / ALDÉHYDE BENZOÏQUE[Fr.] / BENZALDEHYD[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZALDEHİT


- BENZANILIDE[İng.] / BENZANILIDE[Fr.] / BENZANILID[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZANİLİT


- BENZEDRINE[İng.] / BENZADRINE[Fr.] ile/değil/yerine/= BENZEDRİN


- BENZENE DISULFONIC ACID[İng.] / ACIDE M-BENZÈNE DISULFONIQUE[Fr.] / M-BENZOLDISULFONSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZEN DİSÜLFONİK ASİT


- BENZENE HEXACHLORIDE[İng.] / HEXAKLORURE DE BENZENE[Fr.] / BENZOLHEXACLORID[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZEN HEKAZKLORÜR


- BENZENE MONOSULPHONIC ACID[İng.] / ACIDE BENZÈNE MONOSULFONIQUE[Fr.] / BENZOL MONOSÜLFONSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZEN MONOSÜLFONİK ASİT


- BENZENE SULPHINIC ACID[İng.] / ACIDE BENZÈNE- SULFONIQUE[Fr.] / BENZEN SÜLFON SÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZEN SÜLFİNİK ASİT


- BENZENE[İng.] / BENZOLE[Fr.] / BENZOL[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZEN


- BENZER/LİK ile/ve YAKLAŞIK/LIK


- BENZER ile AKIL


- BENZER ile BENZERLİK


- BENZEŞ/LİK ile EŞİT/LİK


- BENZEŞ/LİK ile ÖZDEŞ/LİK


- BENZEŞLİK ile ÖZDEŞLİK


- BENZETMEK ile UZLAŞMAK


- BENZHYDROL[İng.] ile/değil/yerine/= BENZİDROL


- BENZIDINE[İng.] / BENZIDINE[Fr.] / BENZIDIN[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZİDİN


- BENZIL[İng.] / BENZILE[Fr.] / BENZIL[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZİL


- BENZILIC ACID[İng.] / ACIDE BENZILIQUE[Fr.] / BENZILSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZİLİK ASİT


- BENZINE[İng.] / BENZINE[Fr.] / BENZIN[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZİN


- BENZOIC ACID[İng.] / ACID BENZOIQUE[Fr.] / BENZOESÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZOİK ASİT


- BENZOIN CONDENSATION[İng.] / BENZOIN CONDENSATION[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZOİN KONDENZASYONU


- BENZOINOXIME[İng.] / BENZOINOXIM[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZOİNOKSİM


- BENZONITRILE[İng.] / BENZONITRILE[Fr.] / BENZONITRIL[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZONİTRİL


- BENZOPHENONE[İng.] / BENZOPHÉNONE[Fr.] / BENZOPHENON[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZOFENON


- BENZOPURPURINE 4B[İng.] / BENZOPURPURIN 4B[Alm.] ile/değil/yerine/= BENZOPURPURİN 4B (OZAMİN 4B)