Mekânlar'daki FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 4.933 başlık/FaRk ile birlikte,
4.933 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(6/21)
- ÇİT ile/değil/yerine GEÇİT
- CİVELEK, MÜRSEL (SARIYER, 1996) :
( Sarıyer Altyapısından yetişti ve yaş gruplarında oynadıktan sonra profesyonel kadroya alındı (2015/2016). 2 lig, 1 kupa olmak üzere 3 resmi ve 1 de özel maç olmak üzere 4 maçta oynadı. Sezon sonunda Sarıyer'den ayrıldı ise de 2018/2019 sezonunda tekrar Sarıyer'e döndü. Yenimahalle, Sarıyer ve Yomrasor kulüplerinde oynadı. )
- ÇİZGİ ile WALLACE ÇİZGİSİ
( ... İLE Malay takımadalarındaki Asya ve Avustralya faunalarını birbirinden ayırır.[Adaların birbirine çok yakın olmasına karşın çizginin iki tarafındaki hayvanlar, evrimsel geçmişini yansıtan farkları yansıtır.] )
- ÇİZİNÇ/HARİTA[Ar.] ile/ve/||/<>/> YÖNDEÇ/PUSULA[İt.]
- ÇİZİNÇ = HARİTA[Ar.] = MAP[İng.] = PLAN[Fr.] = LANDKARTE[Alm.] = MAPPA[İt.] = MAPA[İsp.]
- CLOSE vs. CLOSE
( Kapalı. İLE Yakın/lık. )
- CLUB yerine KULÜP
- ÇOBAN, ALİ (TEKİRDAĞ, 1955) :
( Kocaelispor'dan transfer edildi (1985). İki sezon Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 69 lig, 6 kupa maçı olmak üzere 75 resmi ve 13 özel maç olmak üzere toplam 88 maçta Sarıyer'de forma giydi. Takımı hesabına Lig maçlarında 2, özel maçlarda 6 gol attı.7 Kez A Milli, 7 kez Ümit Milli, 12 kez Amatör Milli ve 12 kez da A Genç Milli olmak üzere 38 kez Milli takım forması giydi. )
- ÇOBANOĞLU KÖŞKÜ :
( Sarıyer'de Orta Çeşme Caddesi üzerindedir. Yan tarafında ve bahçe içinde Naile Sağlam Verem Savaşı Dispanseri bulunmaktadır. Erzurum milletvekili Fehmi Çobanoğlu'na ait olan bu mükemmel köşkü sahibi Kızılay'a bağışladı. Köşk mimarinin güzelliği ile dikkat çekmektedir. Köşk Naile Sağlam Verem Savaş Dispanserinin lojmanı olarak kullanılmaktadır. )
- ÇOBANOĞLU, FEHMİ (?) :
( Sarıyerli olup, Ortaçeşme Caddesi üzerindeki Çobanoğlu Köşkünün sahibidir. Köşkü Verem Savaş Derneğine bağışlamıştır. TBMM de 9. Dönem (14 Mayıs 1950) Erzurum Milletvekili olarak görev yaptı. )
- çoğ. ile coğ.
( "Çoğul"un kısaltması. İLE "Coğrafya"nın kısaltması. )
- ÇOĞA-ZANBİL değil DUR-UNTAŞ/DURAN-TAŞ
( ELAM, M.Ö. 1250 )
- COĞRAFYA ile COĞRAFYA
( ... İLE Strabon'un yazdığı kitabın adıdır! )
- COĞRAFYA = GEOGRAPHY[İng.] = GÉOGRAPHIE[Fr.] = ERDKUNDE[Alm.] = GEOGRAFIA[İt.] = GEOGRAFÍA[İsp.]
- COĞRAFYA ile/||/<> SEYAHAT
( Rihle, 120.000 km seyahat kaydı )
( İbn Batuta tarafından 1355 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1304-1369) (Ülke: Fas) (Önemli katkıları: Seyahatname, coğrafi keşifler) )
- COĞRAFYALARDAKİ EN'LER...
- ÇOĞUL/LUK / ÇOK/LU ile/ve/değil/||/<> ÇEŞİT/Lİ/LİK
- ÇOK GİDERSEN/GİDEN ile/değil/yerine/||/>< AZ GİDERSEN/GİDEN
( Kürek yer/sin. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/>< Börek yer/sin. )
- ÇOK YAŞA:
KÜLTÜRDE/ÜLKELERDE ile/ve/||/<>/> İSPANYA'DA
( Sağlık ve yaşam dileği. İLE/VE/||/<>/> 1. hapşırmada: Sağlık[Salud] | 2.'de: Para[Dinero] | 3.'de: Aşk[Amor]. dileği. )
- ÇOK "YUKARI" değil ÇOK YÜKSEK
- ÇÖL ile BÂDİYET-ÜŞ-ŞÂM[Ar.]
( Fırat ile Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan itibaren Batı'ya doğru uzanan çöl. )
- ÇÖL[Azr.] = DIŞARI[Tr.]
- ÇÖL ile/ve/||/<> NAMİBYA[< Namib/Khoekhoegowab]
( ... İLE/VE/||/<> "Geniş yer." ya da "Hiçbir şeyin olmadığı bir alan". )
- ÇÖL ile/değil PATAGONYA ÇÖLÜ
( ... İLE/DEĞİL Kum ya da çakıldan değil ezildiğinde hoş bir koku çıkaran, gri yapraklı, kısa, sık çalılıklardan oluşur. )
- ÇOLAK, MECNUR (RAZGARD, BULGARİSTAN, 1967) :
( Beykoz'dan transfer edildi (1990). Üç sezon ‘1990 - 1993) Sarıyer'de tescilli kaldı. 89 Lig, 11 Kupa ve 8 Turnuva maçı olmak üzere 108 resmi ve 30 özel maçla birlikte toplam 138 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 24, Kupa maçlarında 4, turnuva maçlarında 4 olmak üzere resmi maçlarda 32, özel maçlarda attığı 15 golle birlikte toplam olarak Sarıyer'e 47 gol kazandırdı. Fenerbahçe'ye transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- ÇOLAK, YÜCEL (SAMSUN, 1968) :
( Erzurumspor'dan transfer edildi. Bir sezon (1995/96) tescilli kaldı, 19 Lig, 1 kupa ve 7 özel maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 7 ve özel maçlarda 9 olmak üzere 16 gol attı.9 kez Ümit, 3 kez Amatör, 8 kez A Genç, 6 kez B Genç Milli takım olmak üzere 26 kez milli oldu. )
- ÇÖLGEÇEN, FERİDUN (İST. 1911 - 1978) :
( Ankara Gazi Lisesinden mezun oldu. Konservatuara devam ettiyse de bitiremedi. 1935 - 1937 yılları arasında Almanya, Belçika ve Fransa'ya tiyatro kurslarına gitti. Merkez Bankasında, Devlet Demir Yollarında (DDY) çalıştı. Fransızca öğretmenliği, Konya Halkevi yönetmenliği yaptı. 1933'te ilk defa kamera karşısına geçti, 1935'te Raşit Rıza topluluğunda profesyonel olarak tiyatroya başladı ve Hedefsiz Buseler oyununda oynadı. Bir süre Nejat Uygur tiyatrosunda oynadıktan sonra 1957'de Avrupa'ya oradan da Amerika'ya gitti ve çeşitli filmlerde oynadı. 20 si yabancı 200'den fazla filmde rol aldı. )
- ÇOLİTA AYMARAS -ile
( Bolivya'nın başkenti La Paz'ın sokaklarında, rengârenk giysili, başlarında vazgeçilmez olan birer melon şapkaları ile her gün 12 saat boyunca satış yapan kadınlara verilen ad. )
- ÇOLPAN İLHAN YALILAR PARKI :
( Yenimahalle'de pazarbaşı mevkiinde ve sahildedir. 1.540,18 m²lik bir alan üzerindedir. 741,84 m²'lik yeşil alanı bulunmaktadır. )
- CÖMERT, ADNAN (SARIYER/MADEN, 1934 - 2003) :
( Sarıyer ilkokulunu bitirdi. İstinye Tersanesinde çalışarak emekli oldu. Siyasete CHP de başladı, Maden CHP ocak teşkilatında görev aldı. Bilahare SHP de siyasete devam etti ve 1889 - 1994 döneminde SHP Üyesi olarak Sarıyer Belediye Meclisine seçildi. )
- ÇÖMLEKÇİ SOKAK :
( Çayırbaşı Mahallesi sokaklarından biridir. Bu alanda çömlekçi atölyeleri bulunuyordu. Uzun yıllar faaliyete bulundular. Alan sokak haline dönüştürüldükten sonra sokağa "Çömlekçi Sokak" ismi verildi. )
- COMMONWEALTH ile COMMONWEALTH
( İngiliz Uluslar Topluluğu. İLE Ortak rızayla oluşturulmuş siyasi topluluk. )
- COMO GÖLÜ:
İSVİÇRE ve/||/<> İTALYA ALPLERİ(NİN BULUŞTUĞU NOKTADA)
- CORUM ile ÇORUM
( Balık akını. | Uskumruların, büyük balıklardan korkarak, kıyıya sığınması durumu. İLE Türkiye'nin bir ili. )
- ÇORUM'LU BİLE YAPMAZ" değil ÇORUM'LULARIN YAPTIĞINI HERKES YAPMAZ
- ÇOVAÇ, İBRAHİM (R.HİSARI, 1928 - 2003) :
( İş hayatına İş Bankasında memuriyete başlayarak atıldı. Şef, müdür yardımcısı ve müdür olarak değişik şubelerde görev yaptı. 3. Bölge Müdürlüğünden 35 yıl hizmet vererek emekli oldu. Bankadaki memuriyeti içinde ve sonrasında İş Bankası Emekli Sandığı Yönetim Kurulu, Anadolu Sigorta Yönetim Kurulu ve Reasüans Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu. Bir siyasi partinin ilçe teşkilatında görev aldı, ayrıca İstanbul İl genel meclisi üyesi olarak görev yaptı. Rumelihisar Kulübü'nde Başkan ve Yönetim Kurulu üyesi olarak 18 dönem hizmet gördü. Ayrıca Sarıyer Spor Kulübü'nde de 13 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu Üyesiydi. )
- ÇUBUKÇU, YUSUF (SİVAS, 1966) :
( Yozgat'tan transfer edildi. Sarıyer'in 27 Lig, 2 Kupa ve 13 özel maç olmak üzere 42 maçında forma giydi, Lig maçlarında 49, kupa maçlarında 6 ve özel maçlarda 22 olmak üzere toplam 77 gol yedi. Kaleci antrenörü olarak çalışmaktadır. )
- CUICUILCO ile/ve STONEHENGE ile/ve AVEBURY ile/ve CASTLERIGG ile/ve NEWGRANGE
( Meksika. İLE/VE İngiltere'de. İLE/VE İngiltere'de. İLE/VE İngiltere'de. İLE/VE İrlanda'da. )
- ÇUKUR ÇEŞME :
( Ortaçeşme caddesi üzerinde ve Recep Efendi Sokakla Koru Mandıra sokağının kesiştiği köşe başındadır. Kitabesi yoktur, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir Uzun zamandan beri su akışı yoktur. )
- ÇUKUR DENİZ :
( Kilyosburnu arkasında ve kalenin güney doğusunda yer alan kayalıkların arasında küçük bir koydur. Kuzeye doğru olan küçük çıkıntının altı koy ve liman gibi olup kıyısında sandal çekekleri ile birkaç balıkçı mağazası ve kulübesi bulunmaktadır. Yaz ayları plaj olarak da halkın ilgi gösterdiği bir yerdir. )
- ÇUKUR ile/ve/||/<> KARANLIK
- ÇUKURBOSTAN ÇEŞMESİ :
( Rumelihisarı'nın üst kısmında, Çukurbostan mevkiinde ve Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği'nin yanındadır. Suyu acı olduğu için çeşmeye "Acısu Çeşmesi" de denilmektedir. Kitabesi sökülüp alınmış, kim tarafından ve zaman yapıldığı bilinmiyor. )
- ÇUKURDENİZ :
( Kilyos tahlisiyesi feneri ile Kilyos kalesi arasında bulunan küçük koy. )
- CUMALIKAZIK değil CUMALIKIZIK
- CUMHURİYET İLKÖĞRETİM OKULU :
( Tarabya'da 1974/1975 ders yılında Murat Sitesi İlk Okulu adı ile açıldı. 1980'de Cumhuriyet İlkokulu adını aldı. Bilahare İlköğretim okuluna dönüştürüldü. )
- CUMHURİYET LİSESİ :
( Darüşşafaka mahallesinde yeni açılan ve eğitim veren yeni bir lisedir. )
- CUMHURİYET MAHALLESİ :
( Sarıyer'in yeni yerleşim bölgelerinden biri olup 1984'te mahalle oldu. Cumhuriyet mahallesi; Çayırbaşı, Kireçburnu, Tarabya, Çamlıtepe (Derbent), PTT. Evleri ile Büyükdere Caddesinden sınır alır. Cumhuriyet mahallesi önceleri Özbir adı ile kurulan bir gecekondu mahallesi idi. Mahallenin bir kısmı Tarabya, bir kısmı Kireçburnu bir kısmı da Çayırbaşı mahallelerine bağlı idi. 1992 nüfus sayımına göre mahallenin nüfusu 9.988'dir. )
- CUMHURİYET PARKI (ŞEHİTLER PARKI) :
( Ağazağa mahallesindedir. 3.011,38 m²lik bir alan üzerinde kurulmuştur. 1.294,71 m² yeşil alanı olan büyük bir park olup içinde bir de kreş vardır. )
- CUNDA[< İt.] ile Cunda/Alibey
( Yatay serenlerin, iki başı. İLE Edremit'te bulunan ada. )
( SEREN: Yelkenli gemilerde, üzerine dört köşe yelken açmak ve işaret kaldırmak için direğe yatay olarak bağlanan gönder. | Konut yapılarında, menteşe ve kilidin takıldığı, düşey konumdaki kalın parça. )
- CURÇAN ile ...
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Çin yolu üzerindeki Müslüman sınırlarından biri. İLE ... )
- CÜRM[Ar.] ile/değil CİRM[Ar.]
( Suç. İLE/DEĞİL Oylum/hacim, nesne/cisim. )
- CÜRÛF[Ar.] ile CÜRÜF[Ar.]
( Maden posası, dışık. Erimiş malzemelerin yüzeyindeki safsızlık. İLE Yar, uçurum. )
( SCUM vs. ... )
( ABSCHAUM/SCHAUM/SCHLACKEN mit ... )
( ÉCUMER avec ... )
- DADYAN, ARTİN (1830 - 1901) :
( Soyları Ermeni kralı Senekerim Ardzruniye kadar uzanan Dadyan ailesinin bir ferdidir. Aile büyükleri Osmanlı devletinde üç kuşak barutçu başı olarak görev yaptı. Hovhannes Dadyan'ın oğlu olan Harunyan (Artin) Dadyan Fransa'da öğrenim gördü. İstanbul'a geldikten sonra Hariciye Nezaretine girdi. Delegasyon üyelikleri ve elçilik gibi önemli görevlerde bulunduktan sonra Paşa unvanı verilmiş, Hariciye Nezareti müsteşarlığı yapmıştır. Yeniköy'de ikamet etmiştir. )
- DADYAN/ADİL SEZER YALISI :
( Yeniköy, Köybaşı Caddesindedir. 18. yy'ın sonlarında inşâ edilmiştir. Sahibi II. Abdülhamid (1773 - 1789) vezirlerinden Dadyan'dı. Yalı daha çok Harutyan(Artin) Dadyan (1830 - 1901) Paşa adı ile anılır. Yalı Mari Dadyan'a ait iken 1972'de Adil Sezer tarafından satın alındı ve 1974'te onarıldı. Bu yalı ile ilgili olarak Ermeni Tarihi'nde şu kayıt vardır: 4 Ekim 1819'da, yalının penceresinden Mikayel Çelebi Düzyan ve amcası Mıgırdıç Düzyan Halet Efendi'nin iftirası ile idam edilmiştir". )
- DAĞ EVLERİ ORTA CAMİ :
( Kazım Karabekir Mahallesinde Osmanlı mimari tarzın yapılan bir camidir. )
- DAĞ, ŞEVKET (İSTANBUL, 1875 - 1944) :
( Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi ve İstanbul Öğretmen Okullarında resim öğretmenliği yaptı. Ev ve cami içleri, çini süslemeler üzerinde çalıştı. 5. de Konya, 7. dönemde Siirt milletvekili olarak T.B.M.M. de bulundu. Yunanistan, Almanya ve Fransa'da açtığı resim sergileri ile ödüller kazandı. Rumelihisarı Spor Kulübü'nün (1931) kurucuları arasında yer aldı ve bu kulübün başkanlığını yaptı. 1944'te İstanbul'da vefât etti. )
- DAĞ ile BÎSÜTÛN
( Şîrîn'in emriyle, Ferhad'ın deldiği dağ. Bugün Bağdat ile Hamedan arasında Kirman Şâh'ın 30 km. doğusunda kalır. Dik, kayalık ve sarp bir dağdır. )
- DAĞ ile/değil/yerine/>< DENİZ
( Uzaklaştırır, ayırır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yakınlaştırır, birleştirir. )
- DAĞ ile TÛR
( ... İLE Hazreti Musa'nın ilâhi tecelliye mazhar olduğu dağ. )
- DAĞ/DA BAYIR/DA
- DAĞDİBİ ÇEŞMESİ :
( Gümüşdere Köy içine girilirken solda dağ dibindedir. Yapılış tarihi ve yaptıranı belli değil. Gümüşdere halkı mübadele ile bu köye geldiklerinde bu çeşmeyi bulmuşlar. Bu demektir ki bu çeşmenin yapılış tarihi çok eskidir. Çeşmenin su akışı vardır. )
- DAĞINIK ile PİS
( MESSY vs. DIRTY )
- Dâğıstân[Ar.] ile DÂĞISTAN[Ar.]
( Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar Denizi'nin batı kıyısında bulunan bir bölge. İLE Dağlık yer. )
- DAĞLI, SAMET (KARAMAN, 1993) :
( Profesyonel futbolcu. Orta saha elemanı olarak Kızılcabölük Spor'dan transfer edildi ve 2019/2020) sezonunda Sarıyer takım kadrosunda yer alrdı. Sezon bitmeden ara transfer de serbest bırakıldı. Bu süre içinde Sarıyer'in 6 lig ve 1 Kupa maçı olmak üzere Sarıyer'in 7 resmi maçında oynadı. Sarıyer'den önce Başakspor, 1922 Konyaspor, Karaman Gençlik, Sarayönü Belediye, Karaman Belediye, Utaş Uşakspor, Serik Belediye ve Kızılcabölükspor'da forma giydi. )
- DAĞLI, TUNCAY (İSKENDERUN, 196I) :
( Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. İzmir Yeni Asır (1982 - 84), Milliyet (1986 - 87) ve Hürriyet 1988 - 2000) gazeteleri ile Doğan Haber Ajansı (DHA) (2000 - 2006) Adana Bürosu'nda muhabir olarak çalıştı. 2007 başında İstanbul'a gelerek Sarıyer'e yerleşti. Gazeteciliğini Sarıyer'de devam etmekte ve Sarıyer Posta Gazetesi Haber Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC), Türkiye Edebiyatçılar Derneği, ADD, ÇYDD, Gönüllüler Derneği, Sanatçılar Platformu ve Sarıyer Basın Birliği Üyesi'dir. Gazeteciliği yanında şiir ve öykü yazmaktadır. Değişik edebiyat dergilerinde şiir ve öyküleri yayınlandı. Fotoğraf ve şiir sergileri açarak çalışmalarını devam ettirmektedir Başkanlık Tutkusu (Öykü, 1998), Ayrılıklar Olmasın (Şiir, 1999), Morgdan Dünya (Öykü, 2000), Çoban Yıldızı (Şiir, 2002), Koltuk Düşkünü (Öykü, 2003), Yol Parası (Öykü, 2005), Bana Hep seni Seviyorum De (Roman, 2008), Aşk Seni İstiyorum (Şiir, 2008), Çekme lan...(Gazetecilik anı ve muhabirlik, 2008 ve Kendini Öptürmeyen Başkan (Öykü, 2011) ve Dün (2018) kitapları yayımlandı. Sarıyer Belediyesince düzenlenen Edebiyat Günlerinde "Herkesin Bir Öyküsü Vardır" öykü yarışması Seçici Kurul üyesi olarak görev yaptı. 6. Edebiyat Günleri etkinliğinde ise "Beyaz Martı Onur Ödülü"nü aldı (2017). )
- DAHA ÇOK İNANAN:
CAMİLERDE ve/değil/||/<> HASTAHANELERDE
- DAHA ÇOK SARILMA:
DÜĞÜNLERDE ve/değil/||/<> OTOGARLARDA
- DAHA "STERİL ZAMAN/DA" değil/yerine/= DAHA UYGUN BİR ZAMAN/DA (DİYELİM)
- DAİREDE:
İÇ ALAN ile/ve/<> DIŞ ALAN
- DALAY, BURHAN (KADIKÖY, 1033 - 1997) :
( Ankara Şeker Hilal Spor Kulübünden transfer edildi ve üç sezon (1962 - 1965) Sarıyer S.K. de tescilli kaldı. Bu süre içinde 2 lig ve 3 kupa olmak üzere 30 resmi ve ayrıca 7 özel maçla birlikte toplam olarak 37 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında takımına 1 gol kazandırdı. Kaptanlık görevi yaptığı takımda oynarken futbolu bıraktı. )
- DALGA ile/ve/||/<> CHICAMA DALGALARI
( Dünyada yasa ile korunan ilk dalgadır. Bir kilometre boyunca yapı yetkisi verilmemektedir. Peru'dadır. )
(
)
- DALLAS PARKI :
( Cumhuriyet Mahallesindedir. 873,59 m²lik bir alanı kapsamaktadır. 230,00 m²lik yeşil alana sahiptir, 90,41 m²lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )
- DALYAN BURNU :
( Karadeniz kıyısında ve Trakya tarafındadır. Kilyos'un (Kumköy) kuzey doğusunda bulunan bu buruna "Eski Fener Burnu" da denilir. )
- DALYAN EVİ/ASTSB. ORDU EVİ :
( Sarıyer, Yenimahalle Pazarbaşı'nda deniz kenarındadır. Uzun yıllar Hamamcıoğlu ailesine ait Pazarbaşı dalyanı evi olarak kullanıldıktan sonra askeriyeye geçti. Bina 1980'de yıktırılarak yenilendi ve Orduevi haline getirildi. Halen Deniz Ast Subay Orduevi olarak kullanılmaktadır. )
- DALYAN KORUSU :
( Kefeliköy dalyanına ait dalyan evi ve mağazasının bulunduğu büyük alan aynı zamanda Dalyan Koruluğu mesiresi olarak uzun yıllar kullanıldı. Halen aynı ismi taşımaktadır. )
- DAMALI, ATOM DR. (SİVAS, 1949) :
( Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Amerika da Kaliforniya Berkeley Üniversitesinde mastır yaptı. ODTÜ makine bölümünde asistan olarak çalışmaya başladı bilahare öğretim üyesi ve yardımcı profesör olarak görevler üstlendi. Üniversiteden ayrılıp kendi şirketi Makel A.Ş. ve daha sonra Damaş A.Ş. yi kurdu ve bunları yönetti. Bir dönem İSKİ Genel Müdürlüğü görevini yürüttükten sonra MED Menkul Değerler A.Ş.'ni kurdu ve borsada aracı kurum olarak çalışmaya başladı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- DAMAT FERİT PAŞA YALISI :
( Baltalimanı sınırları içinde ve Baltalimanı sahil sarayının yanında, deniz kenarındadır. Bina 1860 - 1870 yılları arasında inşâ edilmiş olup Damat Ferit Paşa tarafından kullanıldı. Bu yalıya Baltalimanı Sahilsarayının "Paşa Dairesi" de denilmektedir. Yalı Cumhuriyetin ilk yıllarında bir süre boş tutuldu. Bilahare yalı Kemik ve Mafsal Veremi Hastanesine sonra da İ.Ü. Fen Fakültesi Hidroloji Enstitüsüne tahsis edildi. Halen İ.Ü. Kültür ve Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır. )
- DAMATZADE MEHMET MURAT EFENDİ ÇEŞMESİ :
( Büyükdere Çayırbaşı Aralığı Sokağındaki bu çeşme meydan çeşmesidir (H.1170, M.1756).. Çeşmeyi ilk yaptıran Sultan Selim'de tekkesi ve kütüphanesi bulunan Reis - ül Ülema Mehmet Murat Efendidir. Kovalızade Mustafa Efendi ise H.1341 (1925) de çeşmeyi onarmıştır. Çeşmenin iki kitabesi var. Birinci kitabede şöyle yazmaktadır: Sahib - ül hayrat Damadzade/ Mehmet Murad Efendi ruhiycün" (1170) (1754). İkinci kitabede de şöyle yazmaktadır: Sahib - ül hayrat bani - i sâni Rize eşrafından/ Kovalızade Hacı Mustafa Efendinin ruhiycün fatiha 1341 (1925)". )
- DANIŞ, HASAN (1921 - 1982) :
( İş hayatına Kibrit fabrikasında işçi olarak başladı ve buradan emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü'nde iki dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- DANS ile JIG
( ... İLE İrlanda ve İskoçya'ya özgü, hareketli bir dans türü. )
- DAR ile DÂR[Ar.] ile DÂR[Fars.]
( Ensiz. İLE Ev, yurt. İLE İdam mahkûmlarını asmak için dikilen direk. )
- DAR ile SIĞ
- DAR ile/ve/değil/||/<> SINIRLI
- DARALMA ile DARLAMA
- DARALMA ile/ve/||/<> SIKILAŞMA
( CONTRACTION vs. ... )
- DARAVANOĞLU, DİMİTRİ (SARIYER, ...) :
( Kolleksiyoncu. Sarıyer'de doğdu. Ailesinin anlattığı birbirinden çok farklı gerçek ve gerçeküstü öykülerle büyüdü. Arzusu arkoloji okumaktı ama olmadı. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğinden mezun oldu. Tarih ve arkolojiye merak sardı. Aile fotoğraflarını toplamakla işe başladı. Fotoğraftaki kişilerin isimlerini tespit ederek önemli bir boşluğun doldurulmasını sağladı. Ayrıca tarihi belge, eşya mad alyonlar topladı. Biriktirdiklerin tanzim ederek adını verdiği "Dimitri'nin Müzesi" isimli adeta "Anıları, tazeleyen dijital bir müze" meydana getirdi. Çalışmalarını kurduğu blog ve web sitesinde yayınladı. )
- DARLIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< FERAHLIK
- DÂR-ÜL ACEZE ile/||/<> DÂR-ÜL BEDÂYİ ile/||/<> DÂR-ÜL ELHAN ile/||/<> DÂR-ÜL FÜNÛN ile/||/<> DÂR-ÜL MUALLİMAT ile/||/<> DÂR-ÜL MUALLİMİN ile/||/<> DARÜŞŞAFAKA ile/||/<> DARÜŞŞİFA
( Düşkünler evi.[1895] İLE/||/<> İstanbul Belediyesi'ne ait ilk tiyatro.[1913] İLE/||/<> İstanbul'da kurulan ilk müzik okulu.[1917] İLE/||/<> Üniversite, fenler evi.[1845] İLE/||/<> İstanbul'da kurulan ilk kız öğretmen okulu.[1869] İLE/||/<> İstanbul Fatih'te kurulan erkek öğretmen okulu.[1848] İLE/||/<> İstanbul Fatih'te, Abdülaziz'in desteğiyle kurulan yoksul, öksüz ve yetimlere ait yatılı lise. İLE/||/<> Sağlık yurdu. )
- DARÜŞŞAFAKA LİSESİ :
( Darüşşafaka Lisesi 30.03.1863'te Sultan Abdülaziz'in fermanı ile Cemiyet - i Tedrisiye - i İslamiye adıyla Maliye Nazırı Yusuf Ziya Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Tevfik Paşa, Hariciye Nazırı Sakızlı Es'ad Paşa ve Trabzonlu Ali Naki Efendi tarafından kuruldu. Okulun açılışındaki amaç; okuma imkânı olmayan çocuklara (yetimlere) eğitim ve öğretim sağlamaktı. Okul 1865'te Beyazıt'taki Valide Mektebi'nde eğitime başladı. Akabinde Aksaray'da Ebubekir Paşa Mektebi açıldı. Modern okulların açılmaya başlanması üzerine yoksul ve yetenekli Türk ve İslam çocuklarına daha iyi eğitim verilmesi amacı ile Darüşşafat - ül İslamiye kuruldu. Bu okul Fatih Çarşamba'da 1873'te açıldı ve okulun adı Darüşşafaka olarak değiştirildi. Darüşşafaka bir hayır kurumu tarafından ilk defa açılan bir okul olma özelliğini taşır. Yardımseverlerin bağışları ile yaşayan okul 1955'te Kolej statüsüne geçti ve yabancı dilde eğitime başladı. 1972 yılında kız öğrencilere de eğitim vermeye başladı. Darüşşafaka'nın Fatih Çarşamba'daki binaları yetersiz kalınca Sarıyer ilçesinde Çamlıtepe (Derbent) de yeni ve modern kampüs inşâ edildi ve 1995'te eğitim vermeye başlandı. Darüşşafaka Lisesi içinde ilköğretim okulu da bulunmaktadır. )
- DARÜŞŞAFAKA MAHALLESİ :
( Darüşşafaka ilçenin yeni ve en modern mahallelerinden biridir. 2003'te Çamlıtepe (Derbent) mahallesinden ayrılarak yeni bir mahalle olarak kuruldu. Darüşşafaka mahallesi, İstinye, Poligon, Çamlıtepe (Derbent), Pınar Mahallesi ve Büyükdere Caddesinden sınır alır. Mahalle ismini sınırları içinde bulunan Darüşşafaka okulundan aldı. Bu mahalle sitelerin kurulması ile meydana gelen bir mahalle olarak dikkat çeker. Mahallenin en eski yerleşim bölgesi dere içi mevkiindeki gecekonduların bulunduğu mahaldir. Gecekonduların yer aldığı mahallin dışındaki yerler sitelerle kaplıdır. Mahallede 44 site bulunuyor. Dairesi sayısı ise 2972'dir. )
- DARÜŞŞAFAKA SAĞLIK BİRİMİ :
( Darüşşafaka mahallesinde Sarıyer Sağlık Grup Başkanlığına bağlı olarak sağlık hizmeti vermektedir. )
- DARÜŞŞAFAKA SPOR KULÜBÜ :
( Darüşşafaka Derneğine bağlı olarak faaliyet gösteren Türkiye'nin bilhassa basketbol dalında en popüler kulüplerinden biridir. Yıllardan beri I. Türkiye Deplasmanlı Liginde yer almakta ve Türkiye'yi uluslararası yarışmalarda başarı ile temsil eden kulüplerimizden biridir. Darüşşafaka Okulu kampüsü içinde mükemmel tesislerinde faaliyet göstermekte, basketbol, voleybol, yüzme, hentbol, tenis ve karate dallarında yüzlerce sporcuya hizmet vermektedir. Değişik dallarda milli takım forması giymiş sporculara sahiptir. )
- DARÜŞŞİFA:
FATİH ile/ve/||/<> HASEKİ ile/ve/||/<> SÜLEYMANİYE ile/ve/||/<> ATİK VÂLİDE SULTAN ile/ve/||/<> SULTAN AHMED ile/ve/||/<> TOPKAPI SARAYI ENDERUN
- DARVAN ile/ve/<> SANÂ
( Sanâ'ya 2 fersah mesafede. [Yemen] )
- DATÇA[< DADIA/DADYA] ile/ve/değil/||/<>/> BETÇE[< BEDIA/BEDYA]
- DATÇA'DA:
OVABÜKÜ ve/||/<> HAYITBÜKÜ ve/||/<> PALAMUTBÜKÜ
- DATCHA ile DATÇA
( Rusya'da, hafta sonu evleri. İLE Türkiye'nin Muğla ilinde bulunan, Marmaris'ten 65 km. sonra ulaşılabilen bir ilçe. )
- DAVAR ile DAHA VAR["DAA VAR" değil!]
( Koyun ve keçiye verilen ortak ad. İLE Bir seviyeye doğru olan uzaklık/koşul/zaman. )
- DAVET YURDU/DAR-ÜD-DAVET[Ar.] ile/ve/||/<>/> YANIT YURDU/DAR-ÜL-İCÂB[Ar.] ile/ve/||/<>/> BARIŞ YURDU/DAR-ÜL-İSLÂM[Ar.]
( Duyuru/tebliğ süreci. İLE/VE/||/<>/> İman ve kabul süreci. İLE/VE/||/<>/> Uygulama ve hâkimiyet süreci. )
(
Özet (Hızlı Bakış)
Üç kavram, İslâm'ın toplumlar üzerinde davet, icabet ve hâkimiyet süreçlerini sıralayan bir sınıflandırma sunar. Tarihsel olarak Mekke Davet dönemi (darü'd‑davet), Medine'nin icabet örneği (darü'l‑icâbe) ve Raşid halifeler dönemi de darü'l‑islâm hâline dönüşmeyi gösterir.
Kavramların Dilsel ve Kavramsal Kökeni
Dar (دَار) Arapçada ilk anlamı olarak “ev/yurt/mekâna işaret eder; âdeta bir alanı belirtir. Helal‑haram, ikamet ve hâkimiyet bağlamında kullanıldığında "dâr" terimi bir hukûkî/ontolojik mekânı tanımlar.
İslâm sözcüğü, salt "teslimiyet"/"itaat" anlamını taşımakla birlikte burada dinin adı olarak kullanılmıştır; dolayısıyla darü'l‑islâm "İslâm'ın hâkim olduğu bölge" anlamına gelir. Da‘vet çağrı/davet etme eylemini; icâbe ise cevabı/kabulü gösterir. Bu sözcüklerin birleşimiyle oluşan terimler, süreçsel bir mantık taşır.
Terim Tanımları - Ayrıntılı
- Darü'd‑Davet (دار الدعوة): İslâm'ın hâkim olmadığı, fakat İslâm mesajının sözlü/kitabî/tebliğ faaliyetleriyle ulaştırıldığı alan. Temel ilişki: davet (da‘ve).
- Darü'l‑İcâbe (دار الإجابة): Davete olumlu yanıt verilmiş; insan topluluklarının önemli bir kısmı İslâm'ı kabul etmiş; sosyal/ruhsal dönüşüm başlamıştır; hâkimiyet kısmi olabilir.
- Darü'l‑İslâm (دار الإسلام): İslâm hukukunun ve siyasal otoritenin hâkim olduğu bölge. Burada şer‘î düzen normatif olarak uygulanır; zimmî ilişkileri, vergi (cizye gibi) ve kamu düzeni bu çerçevede düzenlenir.
Kavramlar Arası Mantıksal İlişki
Bir bölge için ideal‑tip bir süreç şöyle özetlenebilir: Darü'd‑Davet > Darü'l‑İcâbe > Darü'l‑İslâm. Bu, tarihsel süreçleri modellemek için kullanışlıdır ama pratikte aşamalar iç içe geçebilir: örneğin bir şehirde bazı kabileler icabet ederken bazıları davet aşamasında kalabilir.
Tartışmalı Noktalar ve İlmî Yaklaşımlar
Bu kavramsallaştırma klasik Fıkıh (İslâm hukuku) literatüründe ve âlimlerin siyaset‑tebliğ düşüncesinde değişik biçimlerde ele alınmıştır. Modern tarihçi ve fıkıh mütefekkirleri, kavramların sabit sınırlar taşıdığı fikrine itiraz eder; zira hâkimiyet ve kabul dereceleri coğrafî, sosyal, ekonomik unsurlara göre değişir. Aşağıda birkaç önemli eleştiri‑nokta özetlenmiştir:
- Sabit sınırlar eleştirisi: "Darü'l‑islâm" ile "darü'l‑harb" arasındaki çizgi bazen bulanıktır; ticaret yolları, azınlık hakları, savaş hali gibi etkenler sınırları belirler.
- Modern devlet anlayışı: Klasik dönemdeki hâkimiyet modelleri modern egemenlik ve devlet yapısıyla birebir örtüşmez. Dolayısıyla kavramların modern uygulamaya aktarılması sıkça tartışılır.
- Etik ve tebliğ stratejileri: Davet‑icabet ilişkisinin ahlâkî zemini ve yöntemleri (zorlama mı, ikna mı vb.) farklı düşünürlerce farklı şekillerde yorumlanır.
Tarihsel Karşılıklar: Mekke, Medine, Raşid Halifeler
Aşağıda üç dönem için ayrıntılı açıklamalar, önemli olaylar ve dönemin kavramsal karşılığı verilmiştir. Her bölüm tarihsel bağlam, toplumsal yapı ve örnek olaylarla desteklenir.
Mekke Dönemi (610 - 622) - Darü'd‑Davet
Kısa tanım: Peygamberliğin başlangıcından hicrete kadar geçen süre. İslâm'ın ilk tebliğleri Mekke toplumuna ulaşır ama siyasal hâkimiyet yoktur.
- Sosyal Durum: Kabile toplum yapısı, müşrik elitlerin hâkimiyeti, ticaret merkeziliği.
- Tebliğ Metodları: Sözlü davet, şahsi örneklik, azınlık halinde ibadetler (örtülü/topluluk içinde).
- Örnek Olaylar: İlk mümin toplulukların kenarda kalması; Ebu Talib ve Hz. Hatice gibi destekleyici şahısların rolü; baskı ve işkenceler.
- Kavramsal Karşılık: Darü'd‑Davet — çünkü İslâm hâkim değildir; davet sürmektedir.
Medine Dönemi (622 – 632) - Darü'l‑İcâbe
Kısa tanım: Hicret ile birlikte Medine'de İslâm toplumunun kurulması, anayasal düzenlemeler (Medine Vesikası), kabileler arası sözleşme ve icabetin kurumsallaşması.
- Sosyal Durum: Ensar‑muhacir dayanışması, kabileler arası ittifaklar, Yahudi topluluklarıyla sözleşmeler.
- Kurumsal Gelişmeler: Medine Vesikası (şehari yönetme ve toplumlar arası ilişkiler çerçevesi); namaz, oruç, zekât gibi toplumsal ibadetlerin düzenlenmesi.
- Örnek Olaylar: Akabe Biatları, Medine Vesikası, savaş ve sulh antlaşmaları (Bedir, Uhud, Hendek gibi olayların toplumsal etkileri).
- Kavramsal Karşılık: Darü'l‑İcâbe - davete icabet edilmiş, topluluk İslâmî kimliği benimsemiştir; hâkimiyet kısmi ama târihî dönüştürücüdür.
Raşid Halifeler Dönemi (632 – 661) - Darü'l‑İslâm
Kısa tanım: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali dönemlerini kapsayan süreç; fetihler, devletleşme, şer‘î hukukun uygulama zemini.
- Sosyal Durum ve Yönetim: Merkezi otorite, valilik‑eyalet sistemi, vergi‑tahsil mekanizmaları, askeri teşkilatlanma.
- Kurumsal Gelişmeler: Fetihlerle genişleyen coğrafya; şer‘î düzenin kamusal alana taşınması; zimmî düzenlemeleri, cizye, vakıf uygulamaları.
- Örnek Olaylar: Suriye ve Mısır fetihleri, Hz. Ömer'in adalet uygulamaları, şeriatın idarî hayata entegrasyonu.
- Kavramsal Karşılık: Darü'l‑İslâm - İslâm'ın hem toplumsal hem de siyasî hâkimiyetinin kurumsal görünümü.
Karşılaştırmalı Tablo
| Dönem / Kavram | Özellik | Sosyal Durum | Örnek Olaylar |
|---|---|---|---|
| Mekke - Darü'd‑Davet | Tebliğ / davet | Kabile egemenliği, azınlık Müslümanlar | Peygamber'in tebliğleri, baskılar |
| Medine - Darü'l‑İcâbe | İcabet / kabul | Toplumsal dönüşüm, anayasal düzen (Medine Vesikası) | Akabe Biatları, Medine Vesikası |
| Raşid Halifeler - Darü'l‑İslâm | Hâkimiyet / uygulama | Devletleşme, şer‘î uygulama | Fetihler, şer‘î uygulamalar |
Ayrıntılar ve Uygulama Örnekleri
Uygulamada, bir bölge aynı anda farklı kategorilere bölünebilir: şehir merkezleri darü'l‑islâm iken çevre köyler darü'd‑davet aşamasında olabilir. Ayrıca zaman içinde aynı bölge farklı aşamalardan geçer. Modern çalışmalarda bu kavramların yorumlanmasında hukûkî ve tarihsel bağlam dikkate alınır.
Zaman Çizelgesi (Kısa)
- 610: Peygamberliğin başlangıcı (ilk vahiy)
- 610 – 622: Mekke döneminde tebliğ - Darü'd‑Davet
- 622: Hicret - Medine toplumunun kuruluşu
- 622 – 632: Medine dönemi - Darü'l‑İcâbe
- 632 – 661: Raşid halifeler dönemi - Darü'l‑İslâm'ın kurumsallaşması
Kaynakça ve Okuma Önerileri
Bu belge. akademik amaçlı kaynakça yerine öneri niteliğindedir. Daha ayrıntılı akademik okuma için klasik fıkıh eserleri (İbn Hazm, İbn Kudâme, el‑Mâverdî) ve modern çalışmalar (tarihçiler ve İslâm hukuku araştırmaları) tavsiye edilir. Ayrıca Medine Vesikası ve Akabe Biatları ile ilgili birincil kaynak metinleri incelenmelidir.
- DAYALOĞLU, AHMET :
( Zekeriyaköylü'dür. 1954 - 1960 yılları arasında muhtarlık yaptı. )
- DAYALOĞLU, MUSTAFA (1878 - 1953) :
( Zekeriyaköy'lüdür. Kirazlıbahçe mesiresinin kurucusu ve sahibidir. 1930 - 1934 yılları arasında Zekeriyaköy muhtarlığı yaptı. )
- DAYALOĞLU, ŞERAFETTİN :
( Zekeriyaköy'lüdür. 1968 - 1973 yılları arasında muhtar olarak görev yaptı. )
- DAYAYIP DÖŞEMEK
- DEDE YUSUF (DALYANCI YUSUF BEY) (?) :
( Sarıyer/Büyükderelidir. Her iki semtte evi vardı. İstanbul'un şöhretli dalyancılarındandı. Milli Mücadele sırasında Millicilerden yana tavır koydu. Damadı Avukat Aziz Özgür ile birlikte M.M. (Müdafaa - i Milliye) Örgütünün Sarıyer'de kurulmasına ve taraftar bulmasına çalıştı. Millicileri korudu ve kolladı. Av. Aziz Özgür ile Muhtar Yusuf İzzettin Efendi'nin İngilizlerce tutuklanması ve Kürt Nemrut Mustafa Divanında idamla yargılanmaları sırasında, bir yolunu bulup serbest bırakılmalarını sağladı. Fakat bir süre sonra Anadolu'da başlatılan mücadeleye katkı verdi ve Padişahlı devirmek için silahlı ekip oluşturduğu iddiası ile idam talebi ile tutuklanıp Harp Divanına verildi. Buradan da kurtulmayı başardı ve yine Milli Mücadelenin başarılı olması için uğraştı. Zafer sonrasında Büyükdere'de bir sokağa "Dede Yusuf" adı verilerek ismi yaşatıldı. )
- DEDE YUSUF SOKAK :
( Büyükdere Mahallesi sokaklarından biridir. Sokağa adı verilen kişi Milli Mücadele döneminde büyük yararlıkları olan. M.M. G rubunun en etkili yerel yöneticilerinden biridir. Yerli Rumların Büyükdere vapur iskelesine, İstanbul'un işgali sırasında Yunan Bayrağı asması üzerine harekete geçmiş ve arkadaşları ile bayrağı indirerek önemli bir görev yapmıştır. İstanbul'dan Anadolu'ya Sarıyer üzerinden silah cephane kaçırılmasında etkin rol oynamış olması, tutuklanarak zindana atılan ve sonrada Kürt Nemrut Mustafa Mahkemesinde yargılanan Av. Aziz Beyi kurtarması nedeni ile unutulmaması için sokağa "Dede Yusuf Sokağı" ismi verilmiştir. )
- DEDEMAN PARKI :
( Ferahevler Mahallesindedir. 1.638,14 m²lik bir alan üzerindedir. 514,00 m²lik yeşil alan, 98,00 m² çocuk oyun alanı ve 598,49 m²lik spor alanı bulunmaktadır. )
- DEDEMAN, MURAT (ANKARA, 1951 - 2019) :
( Turizmci, İşadamı. Tarabya'da ikamet eder. 1951'de Ankara'da doğdu. TED kolejini bitirdikten sonra gittiği Ankara İktisadi ve İdari Bilimler Akademisinden mezun olduktan sonra Babası Mehmet Kemal Dedeman'ın yanında ve Dedeman topluluğunda çalışmaya başladı. Toplulukta değişik görevler üstlendi ve 1952'de Dedeman Holding'in Başkanı oldu. Turizmde gösterdiği önemli atılımlar sonucu Dedeman Oteller markasını geliştirerek ülke turizmine büyük hizmetler verdi. Hayırsever kişiliği ile tanındı. Sosyal ve kültürel hayatın içinde olmayı görev kabul etti ve Türkiye Yatırımcıları Derneği (TTYD), Umut Vakfı, Kayak Federasyonu ve TED Kolejleri Vakfı'nın başkanlığını üstlendi. Ayrıca Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TUSİAD), TED İstanbul Koleji, Yurt Madenciliği Geliştirme Vakfı, Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı gibi sosyal, sportif, kültürel, mesleki dernek ve vakıflarda görevler aldı. )
- DEF[Ar.] değil/yerine/= ÖTEYE İTME, SAVMA, UZAKLAŞTIRMA | VERME, ORTADAN KALDIRMA | GİDERME
( )
- DEFNE, DOÇ. DR. MESUT ÖMER (ÇANKIRI, 1914 - 1955) :
( Üniversite Öğretim üyesi. Kastamonu Muallim Mektebinin tatbikat kısmını bitirdi. Yüksek Ziraat Enstitüsü Orman Fakültesinden 1939'da mezun oldu. 1939 - 1943 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1943'te Orman Entomolojisi ve Koruma Kürsüsüne asistan oldu. "Batı Karadeniz Bölgesindeki Göknarların Zararlı Böçekleri ve Mücadele Metodları" konulu tezi ile "Doktor" unvanını aldı. 1954'te "Türkiye'de Otlak ve Otlatma İşlerini Tanzim Yolu ile Orman Korunması Problemi Üzerine Araştırmalar" konulu tezi ile Üniversite Doçenti unvanını aldı. )
- DEĞİRMEN BAYIRI :
( Kilyos tahlisiyesinin bulunduğu bölgedeki tepenin adı. )
- DEĞİRMENTEPE :
( Reşitpaşa Mahallesinde en yüksek noktasıdır. Bu tepe üzerinde Yeldeğirmeni vardı. Bu nedenle Değirmentepe ismi ile anılmaktadır. Değirmenin kalıntıları mevcuttur (bkz. Yel değirmeni). )
- DEĞME ile/değil GERİ TEPME
- DEHLİZ[Fars.]/KORİDOR[Fr. < CORRIDOR] değil/yerine/= GEÇENEK
- DEHLİZLİ KİLİSELER ile/||/<> DİLİMLİ KUBBE ile/||/<> KUBBELİ BAZİLİKA
( Son Bizans devrinde ortaya çıkmış bir kilise biçimi. Kubbe kasnağı yüksek, kubbeli mekânın üç tarafından başka bir dehliz çevrilir. Ayrıca bu tip kiliselerde binanın cephesine çok önem verilmiştir. Tüm örneklerde çok süslü bir cephe görülür. İLE/||/<> İçi yarım yuvarlak, dışı dilimli olan kubbe. | Tonoz parçalarından oluşan kubbe. İLE/||/<> Bazilika ile merkezi planlı tiptin birleşmesinden oluşan yapı. )
- DELİ BEKİR AĞA CAMİİ :
( Maden Mahlallesindedir. İnşaa tarihi 1900 olup yaptıran kişinin adı ile anılmaktadır. Cami 1971 yılında büyük onarım gördü. )
- DELİ FUAT PAŞA (KAHİRE/MISIR, 1835 - 1931) :
( Babası Müşir Hasan Paşa'nın görevi nedeni ile Mısır'da bulunması nedeni ile Kahire'de doğdu. Ataklığı, olağanüstü cesareti ve dobra dobra konuşması nedeni ile "Deli" lakabı ile anıldı. Öğrenimini Mısır'da Abbasiye mektebinde yaptı. Aynı mektepte hocalık yaptıktan sonra Albay rütbesi ile İstanbul'a tayin edildi. Dar - ı Şura - yı Askeriye'de çalışırken Aşiret ayaklanmalarını bastırmakla görevlendirildi (1872). Karadağ Savaşlarına katıldı (1876), 93 Harbi de denilen Osmanlı Rus Savaşına katıldı (1877/78) ve başarılı oldu. Elana'da Rusları bozguna uğratınca "Elena Kahramanı" olarak anılır oldu. Bu başarısını takiben Padişahın Yaver - i Ekremliğine (Padişah Yaverliğine) getirildi ve olağanüstü elçi olarak Avusturya ve Rusya'ya gönderildi (1894). Abdülhamid yönetimine muhalefet edince Padişaha karşı bir komploya katıldığı iddiası ile evini basan hafiye Fehim Paşa ile çatışmaya girdiği için sıkıyönetim mahkemesine verildi, nişanları alındı ve rütbeleri söküldü ve Şam'a sürüldü. İkinci Meşrutiyetin ilanı ile (1908) İstanbul'a getirildi ve Ayan Meclisi üyesi yapıldı. Hürriyet ve İtilaf Partisi kurucuları arasında yer aldı. Damat Ferit'in istifası üzerine Parti Başkanlığını üstlendi ise de kısa süre sonra istifa ederek ayrıldı (1912). Balkan Savaşlarına katıldı. Damat Ferit Hükümetinin düşmesi için uğraş verdi. Müşirliğe (Mareşallığa) kadar yükseldi. Ömrünün son yıllarını İstinye koyundaki görkemli yalısında geçirdi ve 1931 yılında öldü. )
- DELİHASAN, MEHMET (MADEN, 1999) :
( Sarıyerli siyasetçi. İlk ve Orta öğrenimini Sarıyer İlköğretim okulunda, Liseyi Korkmaz Yiğit Anadolu Lisesinde tamamladı. İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü öğrencisidir (2019 itibariyle). Halen Ülkü Ocakları Eğitim Birimi Başkanlığı görevini yürütmektedir. İ.T.Ü. Stratejik Araştırmalar Kulübü Başkanlığı görevini yürütmektedir. İ.T.Üniversitesi Dil Tarih ve Kültür Kulübü Yönetim Kurulu üyesidir. Basketbol, Voleybol ve boks dallarında lisanslı sporcu olup, 31 Mart Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakı'nın Belediye Meclis üyesi adayı oldu ve Sarıyer Belediye Meclisine üye olarak seçildi. )
- DELİL/REHBER değil/yerine/= KILAVUZ
- DEMİR KİLİSE:
İSTANBUL'DA ile/ve/<> ARJANTİN'DE ile/ve/<> AVUSTURYA'DA
- DEMİR, AV. İSMAİL (ŞEBİNKARAHİSAR, 1963) :
( Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Serbest avukatlık yapmaktadır. Siyasete Refah Partisi saflarında başladı. 1994 - 2004 yılları arasında iki dönem İstanbul İl Genel Meclisi Üyeliği yaptı. 2007 genel seçimlerinde Saadet Partisinden Milletvekili Adayı oldu. Saadet Partisi Sarıyer İlçe Başkanı iken Sarıyer Belediye Başkanlığı için adaylığını koydu. )
- DEMİR, CELAL (SARIYER, 1925) :
( Sarıyer Spor Kulübü'nün ilk takımında futbol oynadı. Aralıklarla 19 dönem Sarıyer Spor Kulübü'nde yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Askerliği döneminde Ordu Milli takımına seçildi. Sarıyer Kulübü'nden Milli Takımlara seçilen ilk futbolcudur. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesidir. )
- DEMİR, N. ERDİ (MENEMEN, 1964) :
( Fenerbahçe'den transfer edildi (1990) ve beş sezon Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 128 lig, 15 kupa ve 8 Turnuva maçı olmak üzerde 151 resmi ve 51 özel maçla birlikte toplam olarak 202 maçta Sarıyer takımında forma giydi. Lig maçlarında 37, Kupa maçlarında 6, turnuva maçlarında 3 olmak üzere resmi maçlarda 46, ayrıca özel maçlarda attığı 41 golle toplam olarak 87 gol takımına kazandırdı. 9 Ümit, 11 Amatör ve 16 A Genç olmak üzere toplam olarak 36 kez Milli Takım forması giydi ve 1994'te Sakaryaspor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Teknik direktör lisansına sahip olup teknik adam olarak çalışmaktadır. )
- DEMİR, TEOMAN (İST. 1947) :
( Orta ve Liseyi Ata Kolejinde okudu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu. 1970'de Deri İhracatı işi ile ticaret hayatına atıldı. 1971'de firması olan Teodem'i kurdu. Türkiye Deri Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Galatasaray ve Sarıyer Spor Kulübü üyesidir. Sarıyer Spor Kulübü'nde 5 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı, Sarıyer S. Kulübü Divan Kurulu Üyesidir. )
- DEMİR, TUNCAY (İST, 1947) :
( Sarıyerlidir. İş hayatına Gümrük memuru olarak başladı, bilahare Sarıyer Belediyesine geçti ve Gelirler bölümünden emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübünde futbol oynadı. Sarıyer Spor Kulübünün kongre üyesi olup aynı zamanda Divan Kurulu üyesidir. Sarıyerliler Derneği (SA - DER), Sarıyer Spor Kulübü ve Sarıyer yeni Merkez Camii Derneği üyesidir. Sarıyerliler Derneği'nde (SA - DER) yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- DEMİRCİ, HASAN BASRİ (AKÇAKOCA, 1950) :
( Veysel Vardar Denizcilik Şirketinde üst düszeyde yöneticilik yaptı. Rumelikavak Spor Kulübü üyesi olup, bir dönem başkan olarak görev aldı. DSP de siyaset yaptı. Sarıyer ve Büyükşehir Belediye Meclisinde Meclis Üyesi olarak Sarıyer'i temsil etti. Sarıyer Spor Kulübü, ADD Sarıyer Şubesi ve Sarıyerliler Derneği (SA - DER) üyesidir. )
- DEMİRCİ, SİNAN (TRABZON, 1970) :
( Rumelikavaklı'dır ve bu mahallede muhtar olarak görev yaptı (2014 - 2019). Çocuk yaşta futbola başladı. Çeşitli kulüplerde oynadı. Van Spor'da oynarken Sarıyer Spor Kulübüne transfer oldu ve dört sezon (1995 - 1999) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 40 lig, 5 Türkiye Kupası olmak üzere 45 resmi maçta Sarıyer forması giydi. Ayrıca 35 özel maçta forma giydi ve böylece Sarıyer forması altında 80 müsabaka oynadı. Lig maçlarında 1 ve özel maçlarda 2 olmak üzere takımına 3 gol kazandırdı. Sarıyer'den ayrılarak İst. B.Ş.Belediye Spor'a transfer eden Sinan Küçükköy Spor'da da oynadı. Muhtarlığını yaptığı (2014 - 2019; 2019 - 2024,31 Mart 2019 da ikinci kez seçildi) Rumelikavağı takımında hem futbol oynadı hem de antrenör olarak görev yaptı. Rumelikavağı, Sarıyer Spor Kulübü ve Türkiye Profesyonel Futbolcular Derneği üyesidir. )
- DEMİRCİKÖY HAMAMI :
( Demirciköy'e girerken Alarko firmasına ait Dört Mevsim Evleri Sitesinin bulunduğu yerde ve yola yakındı. Bizanslardan kalan bu hamam kalıntıları, köyde siteleşme başladıktan sonra yok olup gitti. )
- DEMİRCİKÖY HIRİSTİYAN MEZARLIĞI :
( Uzunya deresine yakın ve Kilisecik mevkiinde olan mezarlık, Hıristiyan köy halkının köyden ayrılmaları üzerine terk edildi. Mezarlığın kalıntıları bile yok. )
- DEMİRCİKÖY MEZARLIĞI :
( Köy medyanı ve harman yerinin doğu, yani denize bakan tarafındadır. )
- DEMİRCİKÖY :
( İlçenin deniz sahili olan köylerindendir. Kilyos, Rumelifeneri, Uskumruköy ve Zekeriyaköy'den sınır alır. Son on beş yıldan beri arazilerin imara açılması nedeni ile köy olmaktan çıkmıştır. Pek çok site, Demirciköy'ü köy havasından uzaklaştırmış, sayfiye yeri haline getirmiştir. 1992 nüfus sayımına göre köy nüfusu 547 dir. )
- DEMİRER, FİKRET (ÜSKÜDAR, 1961) :
( Beşiktaş'tan transfer edildi (1987). Sarıyer'de 4 sezon (19876 - 1991) oynadı. Bu süre içinde 99 lig, 9 kupa ve 4 turnuva maçı olmak üzere 112 resmi, 42 özel maçla birlikte toplam olarak 154 maçta lacivert - beyazlı formayı giydi. Lig maçlarında 10, kupa maçlarında 3 ve özel maçlarda 6 gol olmak üzere takımı adına 19 gol kaydetti. 3 A Milli, 1 Ümit Milli, 4 Amatör Milli ve 4 de A Genç Milli olmak üzere toplam 12 kez Türk Milli takım formasını giydi. Ankaragücü'ne transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Beşiktaş Altyapısında teknik eleman olarak görev yapmaktadır. )
- DEMİRHAN, BİROL (GÜMÜŞHANE, 1970) :
( Bayburtspor'dan transfer edildi (1991). Sarıyer Spor Kulübünde 4 sezon (1991 - 1995) tescilli kaldı ve bu süre içinde 88 lig, 2 Kulüpler arası Balkan Kupası, 9 Türkiye Kupası olmak üzere 98 resmi ve 46 özel maçla birlikte toplam olarak 145 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 1, özel maçlarda 5 gol kaydetti. Kayserispor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- DEMİRTAŞ CEYHUN PARKI :
( Baltalimanı Mahallesindedir. 429,00 m²'lik bir alanı kapsamaktadır. 106,50 m²'lik yeşil alanı, 103,59 m²'lik çocuk oyun alanı ve 50,70 m²lik spor alanı bulunmaktadır. )
- DEMİRTAŞ, CENGİZ (DÜZCE, 1937 - ) :
( Düzce Gençlikten transfer edildi (1962). Üç sezon Sarıyer'de tescilli kaldı. 42 Lig, 3 Kupa olmak üzere 45 resmi ve 17 özel maçla birlikte toplam 62 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 14, Kupa maçında 1 ve özel maçlarda 15 olmak üzere takımına 30 gol kazandırdı. Düzcespor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- DEMİRTAŞ, HAMDİ (İST. 1972) :
( Rumelikavağı altyapısında yetişti ve bu kulüpte oynadı. Bilahare Gençlerbirliği, Adanaspor, Adana Demirspor ve Türk Telekom kulüplerinde oynadı. Antrenörlük kurslarını tamamlayarak antrenör lisansı aldı ve pek çok kulüpte antrenör olarak görev yaptı. )
- DEMİRTAŞ, İBRAHİM (SARIYER, 1932) :
( Sarıyer'in amatör ve profesyonel takımında oynayan bin kaç futbolcudan biridir. Profesyonel takımın 19 lig ve 1 özel maçında yer aldı takımına 8 gol kazandırdı. )
- DEMİRTAŞ, MEHMET (SÜRMENE, 1958) :
( Beykoz'dan transfer edildi (1983) ve iki sezon Sarıyer'de tescilli kaldı. 24 Lig 6 Kupa olmak üzere 30 resmi ve ayrıca 11 özel maçla birlikte toplam 41 maçta Sarıyer forması giydi, Kupa maçında 1, özel maçta dört gol attı. Gaziantepspor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Futbolu bıraktıktan sonra antrenör ve teknik direktör olarak Sarıyer Spor Kulübü ve değişik kulüplerde görev yaptı. )
- DEMİRTAŞ, SAADETTİN (1968) :
( Fenerbahçe'den transfer edildi (1994) ve altı sezon 1994 - 2000) Sarıyer'de oynadı. Bu süre içinde 119 lig, 9 kupa, 2 turnuva olmak üzere 130 resmi ve 68 özel maçla birlikte toplam olarak 198 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 39, kupa maçlarında 1 ve özel maçlarda 28 olmak üzere takımına 68 gol kazandırdı. Sapanca Spor Kulübüne transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- DEMİRYOLU ile/ve/<> HİCAZ DEMİRYOLU
( ... İLE/VE/<> 2666 taş/kâgir köprü ve menfez, 7 demir köprü, 9 tünel, 96 istasyon, 7 gölet, 37 su deposu, 2 hastahane ve 3 atölye yapılmıştır. [8 yılda tamamlanmıştır.] )
- DEMOKAN, MİTHAT (İST. 1949) :
( Manisaspor'dan transfer edildi (1974) ve 2 sezon (1974 - 1976) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 41 lig, 3 kupa ve 13 özel maç olmak üzere 60 maçta Sarıyer forması giydi, takımı adına 2 gol kaydetti. Galata'ya transfer olarak Sarıyer'den ayrıldı. )
- DENEYEREK DENEYİMLEDİKLERİMİZ ile/ve/||/<> DENEYİMLEYEREK DENEDİKLERİMİZ
- DENİZ, MEHMET (SAMSUN, 1965) :
( Siyasetçi. Emirgan Ortaokulu, Behçet Kemal Çağlar Lisesi ve 9 Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu. Profilo Holding'de Bölge sorumlusu, İstanbul madencilik şirketinde yönetici, Fiba Holding grubuyla çalışan YKA firmasının Türkiye - Romanya bölümünde finans ve personel direktörü olarak görev yaptı. 2008'den beri Turkcell fiber optik kablo alt yapı konusunda faaliyet gösteren ve aynı zamanda Kalekim ve Sidding bayisi olan kendi şirketinde çalışmaktadır. Siyasete Demokratik Sol Parti (DSP) saflarında başladı. İlçe Başkanlığı ve iki dönem Sarıyer Belediye Meclisi üyeliği (1994 - 1999 ve 1999 - 2004) ve iki yıl Sarıyer Belediyesi Meclis Başkanvekilliği yaptı. (1999 - 2004) de Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliği görevinde bulundu. Bilahare CHP saflarında siyasete devam etti ve İlçe Başkanlığı görevini üstlendi. Reşitpaşa Spor Kulübünde altı dönem kulüp başkanlığı yaptı. Reşitpaşa Spor Kulübü, Boğaziçi Çevre Derneği, Avcılar Spor Kulübü üyesi olup Basın Press Muhabirliği, Sarıyer Haber Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. )
- DENİZ ile/||/<> NAVİGASYON
( Kitab-ı Bahriye İLE Akdeniz navigasyon rehberi )
( Piri Reis tarafından 1521 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1465-1553) (Ülke: Osmanlı) (Önemli katkıları: Dünya haritası, Kitab-ı Bahriye denizcilik ansiklopedisi) )
- DENİZE EN UZAK BAŞKENT:
ULAN BATUR
( Dünyanın en soğuk başkenti olarak görenler de vardır. )
( 1778 yılında kurulmuştur. Halha dilinde, "Kızıl Kahraman" anlamına geliyor. Deniz seviyesinden yüksekliği 1350 m. Dört dağın çevrelediği kentte, yazın sıcaklık 30 dereceye yükselirken, kışın -30 dereceye kadar düşebiliyor. Pekin ile St. Petersburg arasındaki "Çay yolu" üzerinde yer almaktadır. )
- DENİZER, ŞEMSİ (ZONGULDAK, 1951 - 1999) :
( Kömür işletmelerinde işe başladı. Sendikal faaliyetlerde bulundu ve Zonguldak'taki Genel Maden İş Sendikası yönetim kurulunda görev aldı. Daha sonra aynı sendikada genel başkan oldu. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı kurucu üyesi olup, Türk İş'te Genel Sekreterlik yaptı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. İstanbul dışından Sarıyer Spor Kulübü yönetim kuruluna seçilen ilk kişidir. )
- DENİZER, ŞÜKRÜ (TRABZON, 1947) :
( Sarıyerli İşadamı. İlk ortaokulu Sarıyer'de okudu, Pertevniyal Lisesinden mezun olduktan sonra İktisadı Ticari İlimler Akademisini bitirdi. Balık kabzımalı olarak aile şirketi olan Karadeniz Balıkçılık'ta işe başladı. Bu şirkette Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı. Sarıyer Spor Kulübü, Yenimahalle Spor Kulübü, 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği, Tenis Eskrim Dağcılık (TED) Derneği üyesidir. Sarıyer Spor Kulübünde dört dönem (1994/95; 1996/97; 1997/98 ve 2002/2003) yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği ve Yenimahalle Spor Kulübünde de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesidir. )
- DENİZER, TURAN (TRABZON, 1931) :
( Sarıyerlidir. Balıkçılıkta yenilik getirenlerden biridir. Mesleği onu Sarıyer'e taşıdı. Kurdukları balıkçılık şirketi ile iş hayatına atıldılar (Turan, Burhan, Metin, Şükrü kardeşler ve ortakları Samim Emanet). Turan Denizer yeniliklere açık olan bin insandı. Çok iptidai gördüğü çavalye ile balık naklinin terk edilmesi, kasa sisteminin benimsenmesi için uğraştı. Bu uğraşı benimsendi, sonra bu sistemi de değiştirdi. Bu defa köpükten kasa ve köpükten kutu sistemini getirerek balığın her dem taze (buz içinde) naklinin sağladı. Yeni arayışlara girdi, dünyanın çeşitli ülkelerinde mesleği ile ilgili geziler yaptı. Bu gezilerin birinde orkinos balıkçılığının Türkiye'de yapılmasının yolunu buldu. Bu balığın Japonlar tarafından çok tüketildiğini görünce konu üzerine eğildi. Japonya'ya giderek incelemelerde bulundu ve orkinos avcılığının Türkiye'de yapılması işinin başlatılmasının öncülüğünü yaptı. Balıkçılığın modern usullerle yapıldığı Norveç, İsveç, ABD, Japonya, Fransa'ya gittiği gibi balıkçılıkla uğraşan komşu ülkelerden; Yunanistan, Bulgaristan, Romanya da gitti. Pamuk ipliğinden yapılan ağların yerine naylon ağların kullanılması konusunda büyük uğraşlar verdi. Denizer Nakliyat A.Ş., Denizer Gıda A.Ş. şirketlerini, akabinde bir de buzhane kurduğu gibi bir de tır filosu meydana getirerek Türkiye'de yakalanan balıkları ülke dışına naklini sağladı. Kabzımallığın dışında balıkçılığa yenilikler getirerek daha modern imkânlarla yapılması yolunda çok başarılı çalışmalar yaptı. Sosyal yanı da olan Turan Denizer, Trabzon'daki mahallesi Faroz da bir de Yalıspor isimli kulübün kuruluşuna öncülük etti kurucuları arasında yer aldı. )
- DENİZPARK GAZİNOSU :
( Yeniköy'ün en eski ve tarihi gazinosudur. İşletmecisinin adıyla Aleko'nun yeri de denilmektedir. Yalılar Caddesi, Daire Sokaktadır. Tarihi ahşap binası Rum Parayia Kilise vakfına aittir. )
- DEPARTMAN değil/yerine/= BÖLÜM | ANA BİLİM DALI
- DEPO/KÖMÜRLÜK değil/yerine EV/OFİS/APARTMAN/PARK
- DEPREM ŞEHİDİ GAZETECİLER PARKI :
( Maden Mahallesinde olup 775,00 m²lik bir alan üzerinde kurulmuştur. 300,00 m²lik yeşil alanı, 120,00 m²lik çocuk oyun alanı ve 220,00 m²lik spor alanı bulunmaktadır. )
- DEPREMDE:
ÇÖKMEK ile/ve/||/<> KAPANMAK ile/ve/||/<> TUTUNMAK
(
)
- DEPREMİN:
BÜYÜKLÜĞÜ ile/ve/||/<> ŞİDDETİ
( Depremin büyüklüğü:
Kırılan yerkabuğu yüzeyinin büyüklüğünü ve dolayısıyla ortaya çıkan enerjinin düzeyini belirten bir ölçüdür. Batı dillerinden aktarımla "magnitüd" olarak da adlandırılır ve bu nedenle M harfiyle gösterilir.
Büyüklük; aritmetik değil logaritmik olarak artar. Yani her bir tam sayı arasında 10 kat fark vardır. Örneğin M = 2,0 büyüklüğünde bir deprem, yeryüzünün derinliklerinde yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğünde bir kırığın meydana geldiğini gösterir. Büyüklük bir birim artarsa, yani 3,0 büyüklüğünde bir deprem oluşmuş ise yaklaşık 10 futbol sahasına eşit bir alanın kırılmış olduğu anlaşılır. Aynı biçimde 4,0 büyüklüğü 100 futbol sahasına, 5,0 büyüklüğü 1.000 futbol sahasına denk düşer.
Deprem büyüklüğü, sismometre ile ölçülür. Birçok farklı ölçüm yöntemi vardır. ABD'li mucidi Charles Francis Richter’in soyadıyla anılan Yerel (Lokal) Büyüklük (Ml) bunlardan biridir.
Richter gibi görece eski yöntemlerde kullanılan ölçekler, sismografın merkez üssüne uzaklığı ve depremin büyüklüğü gibi değişkenlerden etkilenir. Bu değişkenlere göre hata payları artıp azalabilir.
İLE/VE/||/<>
Depremin şiddeti:
Büyüklük(magnitüd) depremin kaynağında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü iken;
şiddet ise depremin yapılar ve bireyler üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür.
Bu nedenle büyüklük, her yerde geçerli, nesnel, tekil bir göstergedir. Depremin şiddeti ise konuma göre değişir ve ölçüm özneldir.
Bir bölge, merkez üssünden daha uzak olduğu hâlde, örneğin zemin yapısı nedeniyle depremi daha şiddetli deneyimleyebilir. Son İzmir depreminde dereler arasındaki alüvyonlu bölgede birçok binanın yıkıldığı Bayraklı buna bir örnektir.
Deprem şiddetinin ölçüsü, bireylerin sarsıntı sırasında uykudan uyanması, mobilyaların hareket etmesi, bacaların yıkılması ve toplam hasar gibi çeşitli kıstaslar göz önüne alınarak belirlenir.
Şiddeti tanımlamak için de birçok ölçek geliştirilmiştir. Bunlardan en yaygın olarak kullanılanı, Değiştirilmiş Mercalli Şiddet Ölçeği diye adlandırılmıştır. Bu ölçek, Romen rakamları ile belirlenen 12 düzeyden oluşur. Hiçbir matematiksel temeli olmayıp bütünü ile gözlemsel bilgilere dayanır.
)
- DEPREM/ZELZELE ile/||/<> ÜGRÜMEK
( Alttan, yukarı doğru vuran. İLE/||/<> Yerin ileri geri gitmesi ya da geminin sağa sola sallanması/sendelemesi. )
- DERBENT AŞAĞI CAMİİ :
( Çamlıtepe (Derbent) mahallesinde ve mahallenin alt kısmında bulunan Derbent Aşağı isimli bu camiinde tarihi bir özelliği yoktur. )
- DERBENT MEMBA SUYU :
( Çamlıtepe (Derbent) mahallesi sınırları içinde Derbent suyu adı ile kullanılan bir memba suyudur. )
- DERE MAHALLESİ ÇEŞMESİ :
( Uskumruköy camiinin yanındadır. Kim tarafından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. )
- DERE ile/ve/<> ÇATAK
( Genellikle, yazın kuruyan küçük akarsu ve bunların yatağı. | İki dağ arasındaki uzun çukur. | Damlarda, yağmur sularını toplayarak oluğa veren çinko ya da kiremit yol. İLE/VE/<> İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı. | Yapışık, ikiz meyve. | Kavgacı. )
- DEREBOYU CADDESİ :
( Sarıyer deresinin denize döküldüğü yerden başlayarak mezarlıklara giden bir cadde idi. Sarıyer deresinin üzeri kapandıktan sonra caddenin uzunluğu Aralık Suyu karşısındaki ışıklarda sona erdi. )
- DEREBOYU SOKAK PARKI (KADEMELİ PARK) :
( Ayazağa mahallesindedir. 1.160, 63 m²lik bir alanı kapsamakta, 466,43 m² yeşil alanı ve 317,15 m² oyun alanı bulunmaktadır. )
- DEREİÇİ PARKI (İLHAN SELÇUK PARKI) :
( Baltalimanı Mahallesindedir. 812,47 m²lik bir alanı kapsamaktadır. 149.59 m²lik yeşil alanı,125,50 m²lik çocuk oyun alanı, 257, 85 m²lik spor alanı bulunmaktadır. )
- DEREİÇİ :
( İstinye vadisinin iç kısımlarına Dereiçi denir. İstinye deresinin her iki yanı verimli toprakları nedeniyle uzun yıllar tarım alanı olarak kullanıldı. 1950'den sonra Dereiçi bölgesi sanayiye açıldı. Pek çok fabrika yapıldı. Ne var ki günün koşulları gereği fabrikalar birer birer şehir dışına taşındı. Boş kalan alanın çok büyük kısmı imara açıldı. Dereiçi'nde Borusan Oto, Otokoç, Maxi Center, Champiosa gibi büyük işyerleri açıldı. Dereiçi İstinye ve İlçenin önemli ve canlı iş bölgesidir. )
- DERELİ, HAYRETTİN (İST. 1967) :
( Büyükdereli, mali müşavir ve siyasetçidir. Özel Yıldız koleji ve aynı kolejin Lisesinden mezun oldu. İ.Ü. İşletme Fakültesinde eğitimini tamamladı ve iş hayatına Mali Müşavir olarak atıldı. CHP saflarında siyasete atıldı. İki dönem Sarıyer Belediyesi Meclis Üyesi (2014 - 2019 ve 2019 - 2024) görev yaptı. Engelliler Derneği Başkanlığı görevlerinde de bulundu. Sarıyer Belediyesi Spor Kulübü Başkanlığı Yönetim Kurulu üyesi olarak görevler aldı. )
- DERELİ, KENAN (SÜRMENE, 1933 - 1999) :
( Sarıyer altyapısından Büyükdere'ye gittik ve bu takımdan tekrar Sarıyer'e alındı (1950). İlk kulübü Büyükdere'dir. Sarıyer'de üç sezon (1950 - 1953) oynadıktan sonra I. Lig takımlarından Vefa'ya transfer etti. Vefa'da oynarken sakatlandı ve yurtdışına (İtalya'ya) giderek ameliyat olan ilk futbolculardan biri oldu. Sarıyer S.K. Profesyonelliği kabul edince tekrar kulübüne kaptan olarak geldi. Futbolu bırakana kadar (1963) Sarıyer'de oynadı. Takım kaptanı olarak büyük isim yaptı ve "Baba Kenan" lakabı ile tanındı. Sarıyer forması altında 116 lig ve 17 özel olmak üzere 133 müsabaka oynadı. Lig maçlarında 17, özel maçlarda 1 olmak üzere 18 gole imza etti. Türkiye'de ilk futbol okulunu kuran teknik adamdı (1957). Bu okuldan sayısız futbolcu yetiştirdi. Futbol oynarken de Sarıyer S.K. de yönetici ve genel kaptan olarak hizmet yapan Kenan Dereli, antrenör ve teknik direktör olarak da ölene kadar Türk futboluna hizmet etti. Sarıyer takımına malzemeci, masör, antrenör ve teknik direktör olarak yıllarını verdi. 19 yıl yönetim kurulu üyeliği yaparak, en çok yöneticilik yapanlar arasında üçüncü sırayı aldı. Türkiye'de "Baba Kenan" olarak çok mümtaz bir yere sahip olmayı bildi ve vefâtından sonra Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenen kurs ve seminerlere adı verildi. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesi, Türkiye Antrenörler Derneği, Türkiye Futbol Adamları Derneği üyesidir. Ayrıca 1940 Sarıyerli Futbolcular Derneği ve Sarıyerliler Derneği (SA - DER) kurucu üyesidir. İASKF'dan "Türk Futboluna Hizmet", Sarıyer Spor Kulübünden "Hizmet Armağanı" ve "Onur" plaketi aldı. )
- DERİNLİK ve/||/<>/> İSKANDİL[İt.]
( ... VE/||/<>/> Denizin derinliğini ölçme. | Bu iş için kullanılan araç. )
- DERNEK, EROL (İST. 1937 - 1987) :
( Büyükderelidir. Sarıyer Ortaokulunu bitirdikten sonra gazeteciliğe başladı. Pek çok gazetede çalıştı. Magazin gazetecisi olarak büyük başarılar kazandı. )
- DERSİM ile Dersim
( Yapmam gereken ders. İLE Tunceli'nin önceki ya da eş adı. )
- DERÛN ile/||/<> HÂVÎ ile/||/<> MUHTEVİ ile/||/<> MENÂFİ
( İçinde. İLE/||/<> İçine alan, içeren, ihtiva eden. İLE/||/<> İçinde bulunan, ihtiva eden. İLE/||/<> Menfaatler. )
- DEVELİLİOĞLU, TANER E. (İST. 1940) :
( İzmit'ten kaleci olarak transfer edildi ve iki sezon (1961 - 62) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 38 lig, 2 kupa olmak üzere 40 resmi ve 8 özel maçla birlikte 48 maçta yer aldı ve lig maçlarında 31, kupa maçlarında 6 ve özel maçlarda 8 olmak üzere 45 gol yedi. Teknik eleman olarak görev yapmaktadır. )
- DEVİM/HAREKET[Ar.] ile/ve/||/<> DURAĞANLIK/SÜKÛN[Ar.] ile/ve/||/<> BİRLEŞME/İCTİMÂ[Ar.] ile/ve/||/<> AYRILMA/İNFİRAK[Ar.]
- DEVİM/HAREKET:
NESNEDE ile/ve/||/<>/> ZİHİNDE ile/ve/||/<>/> HEM, HEM DE | NE, NE DE (NESNEDE/ZİHİNDE)
- DEVİNİM/DİNAMİK ile/ve SINIR
( DYNAMIC vs./and LIMIT )
- DEVİR[Ar.] ile TESELSÜL[Ar.]
( Dönme, dönüş. | Aktarılma. | Bir malın mülkiyetini ya da bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme. | Bir görevin birinden bir başkasına geçmesi. | Sürekli ve düzenli değişme, çevrim. | Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri ya da bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, periyot. | Dolaşma. İLE Zincirleme. | Birbirine bağlı, birbiri ile ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra, silsile. | Birden fazla kimsenin bir borçtan dolayı sorumlu olması. )
- DİDİM ile/değil DEDİM
( "Aydın dedim" DEĞİL Aydın, Didim )
- DİH[Fars.] ile -DİH[Fars.] ile DÎH[Fars.]
( Köy, karye. | Tek renkli, kenarları gümüş ya da altın motifli kumaş. İLE Veren, verici.[ÂRÂM-DİH: Rahatlık veren. | HACLET-DİH: Utanç verici.] İLE Köy, karye. )
- [ne yazık ki]
DİKENLİ TELLER(/SİYE[N]Ç) ile/ve/||/<> JİLETLİ TELLER
( DİKENLİ TELLER
Madenlerden tel ekme tekniğini bulmakla yetinmeyen kişi, bu icadından çeşitli sanat ve sanayi
dalları yarattı. Kafes ve kümes telinden, gelin ve telgraf teline uzanan tel türlerinden biri de dikenli teldir. Kadayıf telinden çok devedikenine benzeyen dikenli tele "teldikeni" de
denebilirmiş ama, adı konmuş bir kere, değişmesi zor. Bozkırda sığır güden kovboylar için üretilen
dikenli tel, savaşlarda toplama kamplarında kullanılmış. Kimi ülkeler telin üretimini, kimi
ticaretini yasaklamış; ötekiler de tüketimi. Ülkemizde dikenli telle ilgili yasal kısıtlamalar
olup olmadığı kesin bilinmiyor. Ancak nerede "yasak" levhası varsa onun yakınında dikenli tel
örgü bulunması yabancı konuklarımızın hemen dikkatini çekiyor. Çünkü, yasak ya da tehlikeli
bölge simgesi olan dikenli telin tüketim düzeyi, ülkenin kültür düzeyi ile yapısal ve açısal
sorunlarını gösteriyor. Filtreli sigara ve Calcium(kuvvet) iğnesi türünden Frenk icatlarına
fazlaca düşkün olan milletlerin dikenli tel tüketme eğiliminin giderek yükseldiği saptanmış.
Yakın geleceğin üst düzey devlet yöneticiliğine aday olan sevgili evlatlarımıza karşı dikenli
telin saldırganca kullanıldığı da anlaşılmış. Üstelik, eskiçağlarda "dikendutu" olarak bilinen
böğürtlen çitleri yerine, günümüzde dikenli telörgüler kullanılması da çocuklarımızı hiç mutlu
etmiyormuş. Nüfusunun yüzde elli oranında şehirli, yüzde yetmiş oranında okuryazar olmasıyla
övünen Türkiye'deki dikenli tel tüketimi, plancılarla iktisatçıların tüylerini diken diken eden
bir artış hızına ulaşmış. Kesin olmayan ilk hesaplamalara göre yıllık yüzde yüzyirmisekiz
dolayındaki tüketim artışı, resmi enflasyon rakamlarını üçe katlayabilen tek tüketim kalemidir.
Bu denemede, dikenli telin şehir halkı ile topluma etkileri üzerinde durulmakta, güncelleşen
milli soruna medeni bir çözüm yolu aranmaktadır.
Dikenli telin güvenilir tarihçesi ne yazık ki hâlâ yazılmamış. Tüm bildiklerimiz, yabancı dillerdeki
ünlü ansiklopedilerden aktarılıyor. İlk üretim patenti 1874 yılında alınmış. Amerikalı mucit,
madeni tele diken takmanın teknik kolayını (aletini) bulmuş. Erkeksi görüntüsünü vurgulamak
için, bu yeni icada "sakallı tel" adı verilmiş. Çoğu sakallı olan yiğitlerimiz, Birinci Dünya
Savaşı sırasında Mısır'da tanıştıkları yeni silaha "dikenli tel" adını koymuşlar. Sakalın traş
çaresi var da dikeninki yok. Dikenli tel örgüler, o gün bugündür, düşmanlara, kaçakçılara,
hırsızlara, savaş esirlerine tutuklulara, gözaltına alınanlara karşı bir güvenlik önlemi (aracı)
olarak, inşaat şantiyelerinde, Hazine'den tahsisli resmi konutlarda, spor-eğitim ve turizm
tesislerinde, yasak ve hassas bölgelerde, saray, köşk, müze ve çocuk bahçelerinde kullanılıyor.
Kendi ülkelerinde dikenli teli belki hiç görmemiş olan kimi diplomatlar, bizdeki yaygın
kullanıma özenerek, Kançılarya ve Rezidansların bahçe duvarlarını dikenli tellerle takviye
etmeye başlamışlar. Bilinen çoğu örnek olaylar, dikenli tel çitlerin, aslında etkili olmadığını
ve sadece "yasak" anlamında kullanıldığını ortaya koyuyormuş.
Genellikle güvenilir kaynaklardan alınan derlenen doğrulanmamış bilgilere göre, 1890'da 2000 ton
olan dünya dikenli tel üretimi, 1930'da yaklaşık 200.000 tona, 1980'de 22.888.900 metrik tona
ulaşmış. Avrupa, Akdeniz ve İslam ülkeleri arasındaki tüketim hızı artışında Türkiye yıllardır
ilk sıraları koruyormuş. BM istatistikleri, sanayi ülkelerinde üretilen üstün nitelikli dikenli
tellerin daha çok gelişmekte olan ülkelerde tüketildiğini gösteriyormuş. Sivil amaçlı projelerde,
DT-7-ASA 9000 TSE standardına uygun (galvanizli çelikten yapılmış) piyasada "Kirpi" mal diye
bilinen ithal mallar ihracatında adı geçen ülkeler, dikenli tel kullanılmasını tümden yasaklamışlar.
Hatta, et ve süt paketleri üzerinde "Dikenli telsiz çiftliklerde üretilmiştir" damgası vuruluyormuş.
Afrika İnsan Hakları Derneği'nin 1986 tarihli araştırması da, dikenli telin hayvanlardan çok
yurttaşlara ve şehirlilere karşı kullanıldığı gerçeğini ortaya koymuş.
İlk "Dikenli Tel Yasası" 1894'te İngiltere'de yürürlüğe girmiş. Yasa, dikenli telin insana ve
hayvanlara zarar verecek biçimde kullanılmasını yasaklamış. Meskûn yerlerde ve yol kenarında kurulu
tel örgüler kaldırılmış, yasaya uymayan kişi ve kurumlara ağır cezalar kesilmiş. Yasa başarılı olmuş.
Medeni ülkelere sokulmayan dikenli teller, günümüzde artık medeniyet merkezi sayılan şehirlerde
görülüyor. "Gülü seven dikenine katlanır" sözü uyarınca, dikenl tel, en çok da, anıt ve sanat
yapıları, okullar, luna-parklar ile çocuk bahçelerinde "yasak" (girilmez/geçilmez/dokunulmaz)
anlamında kullanılıyor. Kime karşı, neden yasak? Malı mı koruduğu yoksa canı mı sakındığı?
belirsiz olan yasağın kendi, tehlikesinden büyük bir simge! "Dikkat Köpek Var!" ihbarı gibi,
"Dikkat Dikenli Tel" diye uyarmak gerekir hemşerileri.
Dikenli telden korunmak için neler yapılabilir? Telin dikenlerini traşlayan elektriklitraş makine
patenti 1974'te alınmışsa da, yapılan pazar araştırmaları sonunda, talep azlığı nedeniyle
üretime geçilememiş. Uluslararası Hayvanları Koruma Derneği'nin dergisine göre, en basit ve
ucuzundan bir tel makası ve iki kalifiye işçi ile yaklaşık 200.000 metrelik tel örgünün üç günde
kesilip kaldırılacağı; diken-traş makinelerine hiç ihtiyaç bulunmadığı anlaşılmış. Bu yüzden
diken traşlama makinesi yerine, çim-biçme makineleri alınması tavsiye ediliyor.
En kolay ve etkili çözümü Türk çocukları bulmuş. Dikenli telleri, birer yay teli gibi gerip
birbirine bağlayarak tel örgülerde 40-50 santimetrelik pencereler açmayı öğrenmişler. Çok büyük
değil ama geçmeye yetiyor. Gönüller şen olsun! Büyüklerce tasarlanan tel engellerin çocuklara
karşı etkili olmadığı görülüyor. Uzun sözün kısası, dikenli tel, öyle aşılmaz, geçilmez, sağlam
ya da dayanıklı bir engel değildir. Tırmalar, yaralar, belki sakatlar ama kararlı kişileri
durduramaz. Hele bizim mahalle çocuklarını asla!
Dikenli telle yıllardır içli-dışlı yaşamaya alışmış bir toplumdaki dikenli tel alışkanlığı nasıl
giderilebilir? Günlük yaşamımızın parçası olan tellerden vazgeçilebilir mi? Şili, Peru ve
Uruguay'daki ilk denemeler, yasağın karaborsaya yol açtığı ve milli standarda uymayan malların
piyasaya sürüldüğünü göstermiş. Halkın taklitlerden sakınması güçleşmiş. Ayrca, "Dikenli tel
kullanmak yasaktır" levhalarının dikenli telle çevrilmesi de -resmi tüketimin artmasına yol
açarken- muhalefet basınında çıkan karikatürlere konu olmuş.
Dikenli telin sakıncası yalnızca ele-göze batmasından, gelip geçen vatandaşların elbise ve eteklerini
yırtmasından, her ay yüzler ve binlerce çocuğa yok yere tetanoz serumu yapılmasından ibaret
değildir. Asıl üzerinde durulması gereken sorun, dikenli telin gelişigüzel kullanımından doğan duygusal
tepki ve manevi yıkıntılardır. AT ülkeleri, Belediyeler Biriği Genel Kurulu, dikenli telle korunmuş
kent mekânlarının, hemşeriye hakaret, çocuklara saldırı, milli onura saygısızlık, kamu yararına
"muzır" olduğuna karar vermiş.
Güney Amerika'da 1985'te yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, dikenli telli şehirlerde yetişen
çocukların, küçüklerini sevmediği, büyüklerini saymadığı, vatandaşlık görevlerini yerine getirmediği
görülmüş.* Yakın Doğu'nun Sincan özerk yöresinde at koşturan soydaşlarımızla geçen yaz yapılan
bilimsel söyleşide, Uygurlar'ın dikenli tel örgüleri hiç bilmedikleri anlaşılmış. New York
Belediyesi de, Batı Yakası'nın Öyküsü filminden sonra okul bahçeleri çevresindeki tel
örgüleri tümden kaldırmaya karar vermiş. Çünkü bu okullarda yetişmiş çocukların 2-3 katlı
binalara merdivensiz tırmandıkları görülmüş.
Dikenli telden yapılmış en ünlü engel, Birinci Savaş'ta Avusturya (Alp) Cephesi'nde savaşan ve
zafer kazanan İtalyan piyadelerinin "Konçertino" (Küçük Konçerto) adını verdikleri
istihkam (savaş) aracıdır. Akordiyon körüğü gibi açılıp kapanabilen, rüzgarlı kış gecelerinde,
memleket ezgilerini anımsatan özlem dolu sesler çıkaran dikenli kangallar bir dönem Napoliten
serenadlar kadar ün kazanmış. İtalyan savaşçılarn kara mizahı, medeniyet yolunda ilerleyen
insanlık onuru için görkemli bir esin kaynağı olabilir mi? diye düşünüyorum.
Fantastik çözüm yolları geliyor insanın aklına. Önce, dikenli tel örgülerin önünde ya da
arkasına yerleştirilecek sanayi tipi, kuvvetli hava üfüren vantilatörlerle, dikenli tellerin
müzik yapma gücü kanıtlanabilir ve amatör müzikseverlerin bu telleri dev akordiyonlar gibi
çalması sağlanabilir. İkinci ve daha etkili çözüm yolu olarak şehir merkezi (Centrum) çevresinden
sökülecek dikenli tellerden yapılacak Santurlar, Belediye konservatuvar öğrencilerine parasız
dağıtılabilir. Hele bir düşünün, değerli dostlarım: "Konser ya da Konçerto alanı: Giriş Serbesttir!
Alışageldiğimiz, dikenli yasaklar yerine kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?
Yasaklar konusunu işleyip de, dikenli tel örgülere yer vermeyen kimi usta sanatçılarımıza buradan
kişisel bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yaşar Kemal gibi yazarlar, dikenli tel yasaklarına karşı
bir kampanya açabilir. Kampanyanın koordinatörlüğünü belirlemek üzere uluslararası yarışmalar
da düzenlenebilir. Belediye Başkanlığı, İl Eğitim Müdürlüğü ile İlçe Zabıta Amirliği'nin açılacak
yarışmaya danışman olarak katılması sağlanabilir. En çok (kilo ya da kilometre) dikenli teli en
kısa zamanda söküp kaldıran yerel örgüte, çocuk ve yaşlı hemşerilerden kurulu yarışma jürisi
tarafından Büyük Belde Belediyeler Birliği (BBBB)'nin Başarı Beratı (BB) verilebilir. Yarışmayı
kazanan örgüt bandosu ile Konservatuvar Santur Heyeti'nin şehir merkezinde konserler vermesi de
düşünülebilir. Tanıtma Vakıflarımız, yeni spor dalının, Akdeniz ve Balkan Oyunları ile Olimpiyat
programına alınması için harekete geçirilebilir. Uluslararası yarışmalardaki ulusal başarılara
yıllardır özlem duyan ülkemiz, bir yandan altın madalyaları toplarken, barışcı çabalarındaki
başarısından dolayı Nobel'e aday da olabilir. Belki hayal denecek ama dikenli tel örgülerimizin
kaldırılabileceğini ve şehir merkezlerinin dikensiz, toplu-taşıma raylar ile örülebileceğini
sanıyorum. Dikensiz şehir merkezlerinde yetişen kuşakların güllere karşı daha duyarlı ve saygılı
olacaklarını da hayal ediyorum.
Dikenli tel, ekili tarlaları, başıboş sürülere karşı başarıyla korumuştur. Endüstrileşen ülkelerde
bostana giren danalar tasarım önlemleriyle durduruldu. Zamana ayak uyduramayan ve geri kalmış
ülkelerde, şehirlerin konut, eğitim, sağlık, üretim, ulaşım, dinlenme ve savunma bölgeleri
birbirine karışınca, tel örgülü yasaklar kaçınılmaz olmuş. Çağdaş Belediyeler, savaşı anımsatan
yasakları yaşatmak yerine dikensiz mekanlar yaratmak yolunu seçti. Kent bölgeleri yasalarla
belirlenince dikenli tel yasaklara gerek kalmamış. Parklarda, hipodromda, Hisarda, stadyumda,
okulda ve otoyoldaki dikenli "yasak"ların yerini biz de deneyebiliriz. Halk dilinde "köşeyi
dönmek" başarmak anlamına gelir. Oysa Hemşeri, köşeleri değil kestirmelerin dikkenarlardan
yaklaşık, üçte-bir oranında daha kısa ve kârlı olduğunu keşfetmiştir. Dikdörtgen prizmanın
köşegenleri yaya trafiğe açılınca, köşeleri bekleyen dikenler işlevsiz kalır. Böylece, uygar
davranışa duyarlı şehir tasarımı, dikenli telin kullanma gerekçesini ortadan kaldırır. Dikenli
tele çözüm bulan Belediye (Başkanı), "Gidemediğin yer senin değildir." sözüyle ünlü Sivas Valisi
Halil Rıfat Paşa gibi, tarihe geçebilir. Gidilen her yer belediyenin, vatandaşın malı olur,
vatan olur. Bu öneri de, kuşkusuz, biraz hayal-kurgudur ama gerçek-üstü kuruntu değildir.
Vatandaşımıza, "Girebildiğin her yer senindir. Bu vatan senindir" diyebilmeliyiz.
* Manuel Scorza, Dikenli Tel adlı belgesel romanında (Türkçesi 1975), dikenli teli bir
silah gibi kullanan sömürgecilere yenik düşen ve tüm otlaklarını yitiren Peru'lu köylülerin
öyküsünü anlatır. Köyün rahibi, dikenli tel örgüyü "Şeytanla top oynayan kişinin işine",
Yerli-köylülerse, "Tanrı'nın Gazabına" benzetmişler, Tanrı'ya yalvarmışlarsa da sonuç hiç
değişmemiş!
Sayın Bozkurt Güvenç'in, İnsan ve Kültür adlı kitabından... )
(
)
- DİKER, MAHZAR ORD. PROF. DR. (MUT/İÇEL, 1899 - 1952) :
( İlk ve orta öğrenimini Akhisar ve Antalya'da yaptı. 1915'te girdiği Orman Mektebi Âlisi'nden 1917'de mezun oldu. Mezuniyetini takiben Almanya'ya gönderildi ve Tubingen Üniversitesi Ormancılık bölümüne devam etti fakat I. Dünya Savaşı'nın sona ermesi ile 1919 yılında yurda döndü. 1919 - 1921 yılları arasında İstanbul'da Orman Ameliyat Mektebinde öğretmen olarak çalıştı, daha sonra askerlik görevini yaptı. 1923 - 1927 yılları arasında Orman Genel Müdürlüğünde çalıştı ve 1927 yılında ikinci defa Orman Genel Müdürlüğü tarafından Almanya'ya gönderildi. 1929 yılında yurda döndükten sonra Yüksek Orman Mektebine Amenajman Hocası olarak atandı. 1930'da aynı okulda dekan oldu ve dekanlık görevini okulun kapatıldığı 29.10.1934 yılına kadar sürdürdü. 1934 - 1937 yılları arasında Yüksek Ziraat Enstitüsüne bağlı Orman Fakültesinin İstanbul'da Bahçeköy'deki kısmında doçent olarak çalıştı ve 21.10.1937 tarihinde profesör oldu. 1945 yılında Ordinaryüs Profesörlüğe yükseltildi. İki yıl süre ile Orman Genel Müdür vekili olarak görev yaptı. Yüksek Ziraat Enstitüsünün kaldırılması ve Orman Fakültesinin İstanbul Üniversitesine bağlanması üzerine Orman Genel Müdürlüğündeki görevini bıraktı ve tekrar Orman Fakültesindeki görevine döndü. 1951'de İ.Ü. Senatosuna üye seçildi ve 09.08.1952 tarihinde trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Sarıyer'deki sosyal her faaliyetin içine girdi ve ilçe gençlerinin eğitimi, spora teşviki ile yakından ilgilendi. 1938'de kapatılan Sarıyer Gençlik Mahfilin de başkanlık görevini uzun süre devam ettirdi. )
- DİKER, ORD. PROF. DR. MAZHAR (MUT, 1899 - 1952) :
( Üniversite Öğretim Üyesi. Asıl adı Mehmet'tir. İlk ve orta tahsilini 1915 yılına kadar Akhisar ve Antalya'da yaptı. 1915 yılı Eylül ayından 1917 yılı Ağustos ayına kadar İstanbul'da Orman Mektebi Alisinde okudu ve bu okuldan mezun oldu. Mesleki incelemelerde bulunmak üzere Almanya'ya gönderildi. Bir yıl Berlin'de kaldı. Tübingen Ünivesitesinin Ormancılık kısmına devam etti. Savaş nedeni ile yurda döndü. 1919 - 1921 yılları arasında İstanbul'da Beykoz Ameliyat Mektebinde muallim olarak görev yaptı. 1921 den 1922 ye kadar Ankara‘da Yedek Subay okulunda okudu. İstihkâm Yedek Teğmeni olarak İstiklal Savayşına katıldı ve 1923 yılı eylül ayına kadar orduda hizmet etti. Askerliğini takiben çok çeşitli görevlerde bulundu. 1927 de ikinci kez yurtdışına gönderildi. Almanya ve İsviçre de kaldı.1929 da Yüksek Ziraat Mektebine Amenajman Müderrisi oldu. Bir süre sonra Bu okulun Rektörlüğüne önce vekâleten sonra da asaleten tayin edildi. Buradaki görevi 1934 yılına kadar devam etti.1934 - 1937 yılları arasında Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsüne bağlı Orman Fakültesinin İstanbul Büyükderedeki kısmında Doçent olarak görev yaptı. 1937 de ikinci sınıf profesör, 1940 da birinci sınıf profesör ve aynı zamanda Orman Amenajmanı ve Amenajman Enstitüsünün Müdürü oldu. 1934 - 1936 yılları arasında Yüksek Ziraat Enstitüsü Rektörlüğünün Bahçeköy'deki Orman Fakültesinde Temsilciliğini ve 1936 - 1940 yılları arasında da Fakültede vazife gören Alman Dekanların idari sahada yardımcılığını yaptı. 1940 - 1942 yılları arasında Fakültenin Dekanı oldu. 1845 yılında Ordinaryüs Profesörlüğe terfi etti. 1946 - 1948 yıllarında Ankara'da Orman Umum Müdür Veakilliği yaptı. 1938 de kapatılar Sarıyer Gençlik Mahfelinde başkanlık yaptı. 1951 de İstanbul Üniversitesi senatörlüğüne seçildi ve 11.08.1952 de vefât etti. )
- DİKİLİ KAYA :
( Rumelikavağı vapur iskelesinin 300 metre açığında bulunan fenere Dikilikaya denildiği gibi, Dikili Feneri de denilmektedir. Bu fener önceleri Sarıyer Mesarburnu mevkiinde iken 19. yy. da şimdiki yerine nakledildi. )
- DİKİT ile/ve/<> SARKIT
( Mağaraların tabanında, yukarıdan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlardan her biri. İLE/VE/<> Mağaraların tavanında oluşan, genel olarak koni biçiminde olan, kalker birikintisi, damlataş. )
( STALAGMİT[< Fr. < Yun.] cum/et/<> STALAKTİK[< Fr. < Yun.] )
- DİKMEN, ORHAN (İST. 1922 - 1997) :
( Turizm Bakanlığından emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü'nde iki dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Kulübün Divan Kurulu Üyesiydi. )
- DİKMEN, SALİH (BURSA, 1892 - 1960) :
( Orman Teşkilatında memur olarak çalışırken Sarıyer Spor Kulübü'nün kuruluş çalışmalarına katıldı. Uzun yıllar Katib - i Umumi (Genel Sekreter) olarak görev yaptı. "Ormancı Salih" olarak tanınır. )
- DİKRANYAN YALISI :
( Kefeliköy'de ana cadde üzerinde deniz cepheli olan yalı sahibinin adı ile anılmaktadır. 1895'te yapılmıştır. Kireçburnu'na doğru olan bitişik yalılardan ikincisi olan yalının mimari özelliği dikkat çeker. Yalının son sahibi Hüseyin Yörük olup, yalı eskisine sadık kalınarak yeniden inşâ edildi. )
- DİL BURNU -ile
( Büyükada'dadır. )
- DİLAVEROĞLU, HACI OSMAN NURİ (SAFRANBOLU, 1874 - 1967) :
( Sarıyerlidir. Çok iyi eğitim aldığı söylenir. Genç yaşta Esad Efendi'nin müritleri arasına girdi. Esad Efendi, Menemen olayı ile ilgili görüldü. Yargılanma sırasında ölmüş. Yerine halifesi ve müridi olan Sarıyerli Osman Nuri Dilaveroğlu geçti. Ölene kadar Nakşi Şeyhi olarak görevini sürdürdü. Tekkelerin, zaviyelerin yasak olduğu dönemlerde evi sohbet için gelen müritleri tarafından dolar taşardı. "Hacı Baba" ve "Hacı Nuri Bey" olarak da tanınır. Ölmeden önce yeri için Erenköylü Ramazanoğlu Hacı Mahmut Sami Efendi işret edince, şeyhlik koltuğu da ona kaldı. )
- DİLEK SOKAK :
( Merkez Sarıyer'de, Muhacir Mahallesi olarak anılan yerleşim bölgesi içindedir. Bu yerleşim bölgesi 93 Harbi denilen Osmanlı - Rus Harbi (1877) nedeni ile göç edenlerin yerleştirilmesi kuruldu. Burada kurulan yerleşim bölgesi nedeni ile alanda olan mandıranın (çiftliğin) alanı daralmış, sonrada tamamen kaldırıldı. Bu alanda sokaklardan biri de "Dilek Sokak" tır. Yeni yerleşim bölgesine gelip yerleşenler güçlükle karşılaşınca Hem Allah'a yakarır hem de Sarı Baba ile Kara Baba yatırlarına giderek dua eder, istekte bulunduklarından buradaki sokaklardan birine Dilek Sokak adı verilir. )
- DİLLER ile/ve/değil/||/<>/> ÖBEKLERİ
(
)
(
)
- DİLMEN, RIDVAN (NAZİLLİ, 1962) :
( Boluspor'dan transfer edildi (1983), 4 sezon (1983 - 1987) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 119 lig, 7 kupa ve 1 turnuva maçı olmak üzere 127 resmi ve 22 özel maçla birlikte toplam olarak 149 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 29, kupa maçlarında 3 olmak üzere resmi maçlarda takımı hesabına 32, özel maçlarda da 15 olmak üzere toplam olarak takıma 47 gol kazandırdı. 6 kez Ümit ve 24 kez A Milli olmak üzere 39 kez Milli takım formasını giydi ve takım kaptanı olarak görev yaptı. Sarıyer'de oynarken 11 kez A Milli takımda oynadı. Fenerbahçe S. K. ne transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Teknik eleman ve TV yorumcusu ve spor yazarı olarak görev yapmaktadır. )
- DİMYAT ile Dimyat
( Seyrek ve yuvarlak taneli bir tür üzüm. İLE Mısır'da bir Akdeniz limanı ve Dimyat ili'nin başkenti. [Nil deltasında, Kahire'nin 300 km. kuzeyindedir.] )
( Dimyat'a, pirince giderken, eldeki bulgurdan olmak. )
- DİNÇ, ALİ (İST. 1931, 1990) :
( Büyükderelidir. Ticaretle uğraştı "Fırıncı Ali" olarak tanınır. Sarıyer Halkevi bünyesinde çalıştı ve CHP saflarında siyasete atıldı. İlçe yönetim kurullarında görev aldı. CHP İlçe Başkanlığı yaptı. Sarıyer'i temsilen İstanbul Belediye Meclisi üyeliği yaptı. Pek çok dernekte üye ve yönetici olarak görev yaptı. )
- DİNÇ, CÜNEYT (SARIYER, 1935) :
( Üniversite tahsilini yarım bırakıp İş Bankasında memuriyete başladı ve aynı bankanın değişik şubelerinde memur, şef, müdür yardımcısı ve müdür olarak çalıştıktan sonra emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü'nde 2 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Kulübün Divan Kurulu Üyesidir. )
- DİNÇMEN, ERCÜMENT (İST. 1954) :
( Galata'dan transfer edildi ve bir sezon (1975/76) tescilli kaldığı Sarıyer'de 30 lig 4 kupa ve 1 turnuva maçı olmak üzere 35 resmi ve 7 özel maçla birlikte toplam 42 müsabaka oynadı. Bolu'ya transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- DİNO, SABRİ (İST. 1942 - 1990) :
( Tarabya S.K. nün yetiştirdiği çok önemli futbolculardan biridir. Genç yaşta Galatasaray'a transfer oldu ve sonra da Beyoğluspor'a geçti. Bu takımda çok başarılı olunca 1964'te Beşiktaş tarafından transfer edildi. 1966/67 sezonunda kaleyi devraldı ve 1975 yılına kadar 194 maçta forma giydi. Beşiktaş'ın şampiyonluklarında büyük pay sahibi oldu. 12 kez A Milli takım formasını giydi. Futbolu bıraktıktan sonra ticarete atıldı. Kendi ismini taşıyan erkek gömlekleri imalatı ve satış mağazaları açtı. Fakat ekonomik sıkıntılar sonucu bunalıma girerek, 14.01.1990 günü Boğaziçi Köprüsünden atlayarak atarak intihar etti. )
- DİNYESTER ile DİNYEPER
- DİP ile ALT
- DİREKLER ARASI ETKİNLİKLERİ:
KIŞ RAMAZANLARINDA değil YAZ RAMAZANLARINDA
- DİRLİK ve/||/<>/> DÜZEN
- DIŞ DÜNYA ile MEKÂN
- DIŞ SINIRLAR ile/ve/||/<>/>/< İÇ KOŞULLAR
- DIŞ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< İÇ
( İçinize, derine dalın ve sizde neyin gerçek olduğunu bulun. )
( İç ile dış arasındaki uyum, mutluluktur. )
( Dışa yöneltmekte olduğunuz aynı dikkati içe çevirin. )
( İç ve dış arasındaki ayrımın yalnızca zihinde olduğunu idrak ettiğiniz zaman, artık korkunuz kalmaz. )
( Dive deep within and find what is real in you.
Harmony between the inner and the outer is happiness.
The same attention that you give to the outer, you turn to the inner.
When you realise that the distinction between inner and outer is in the mind only, you are no longer afraid. )
( Bilincin içerikleri. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Bilince dışsal olan her şey. )
( Kişinin içi[zihni] ne kadar boşsa, "dışa" o kadar önem verir. )
( Mahrem. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Namahmrem. )
( Seni/onu yakar. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Beni/kişiyi yakar. )
( [not] OUTSIDE vs./and/but/||/<>/>< INSIDE
INSIDE instead of OUTSIDE )
- DIŞARIDA ile ORTALIKTA
- DIŞARIDA ile/ve/değil/||/<> UZAKTA
- DIŞARIDAN ile ORADAN
( FROM OUT vs. FROM THERE )
- DIŞARISINDA ile/değil DIŞINDA
- DIŞAVURUM ile/ve/||/<> UZANTI
- DİŞMENGİL, HİKMET (İST. 1915 - 1984) :
( İlköğrenimini tamamladıktan sonra babasının yanında Dişçilik mesleğini öğrendi ve devam ettirdi. Sarıyer Gençlik Mahfili ve Sarıyer Halkevinde tiyatro çalışmalarına katıldı, oynadı. Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi pek çok sosyal ve kültürel amaçlı dernekte görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi olarak da görev aldı. Üç dönem Sarıyer merkez mahallesi muhtarı, bir dönem de İstanbul Belediye Meclisi Üyesi olarak hizmet verdi. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesiydi.
Sarıyerlidir, aile mesleği olan dişçilik yapıyordu. 1957 yılında muhtar seçildi ve 1963 yılına kadar devam ettirdi. CHP saflarında siyaset yaptı. İlçe teşkilatında çeşitli görevler aldı, bir dönem Sarıyer'den İstanbul Belediye Meclis Üyesi seçildi. Ayrıca üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde 4 dönem (1955/56, 1956/57, 1958/59 ve 1963/64) yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Ayrıca Sarıyer'de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üye olup yönetici olarak görevler üstlendi, )
- DIŞTAKİ ile/ve UZAKTAKİ
( AT OUTSIDE vs./and FAR AWAY )
- DİVAN DÜZYAZILARINDA:
TEZKİRE ile/ve TARİH ile/ve SEFARETNAME ile/ve SEYAHATNAME ile/ve SİYASETNAME ile/ve MÜNAZARA ile/ve MÜNŞEAT ile/ve EVLİYÂ TEZKİRESİ ile/ve KISAS-I ENBİYÂ
- DİVANHANE CAFE :
( Rumelihisarı'nda Baltalimanı Caddesi üzerinde ve Rakım Paşa Çeşmesi yanındaki cafe tercih edilen yerlerdendir. )
- DİZMEK ile DÜZMEK
- DOĞ, HAYDAR (GÖNEN; 1881 - 1955) :
( Genç yaşta İğneada'ya yerleşti. İstanbul'un işgalinden sonra Trakya'da kurulan Trakya Paşaeli Müdafaa - ı Hukuk Cemiyetine katıldı. Bu cemiyet Anadolu Müdafaa - ı Hukuk Cemiyeti ile birleşerek Anadolu ve Rumeli Müdafaa - ı Hukuk Cemiyeti adını aldı. Milli Mücadele sonrası İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. İstanbul'a gelerek Sarıyer/Yenimahalle'ye yerleşti ve orman ürünleri ticareti ile uğraştı. 1949'da ticaret hayatından çekildi. Sarıyer Yoksulları Koruma Yurdu (1932) ve Sarıyer Spor Kulübü (1940) kurucularındandır. Her iki Dernekte başkan olarak görev yaptı. )
- DOĞA TARİHİ MÜZESİ
( www.mta.gov.tr sitesini ve müzesini özellikle görmenizi ve incelemenizi öneririz. )
- DOĞA ile/ve/||/<> EŞİK
- DOĞA ve/=/<> HAREKET VE SÜKÛNUN İLKESİ
(
HAREKET ve İLKESİ | TEK YÖNLÜ | ÇOK YÖNLÜ
İrâdesiz | Unsur(Doğa) | Bitki(Bitkisel Nefs)
İrâdeli | Felek[Felekî Nefs] | Canlı[Hayvanî Nefs] )
- DOĞA ile/ve/||/<> SINIR
- DOĞA ile/ve/||/<> TARİH
( Hepimizin[tüm varolanların] mekânı. İLE/VE/||/<> Kişinin mekânı. )
( Mekânda dışsallaşan. İLE/VE/||/<> Zamanda dışsallaşan. )
- DOĞAN, OKTAY (MERSİN, 1950) :
( İlkokulu ve ortaokulu Mersin'de, lise ve yüksek okulu İstanbul'da okudu. 1972'de kamuda memuriyete başladı ve 2015 yılında emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü basketbol takımında oynadı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde bir dönem (2007/2008) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaparken uzun yıllar da Denetleme Kurulu Üyesi olarak vazife aldı. Bir süre memur sendikalarında da görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu Üyesi olup, 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği üyesidir. Bu dernekte yönetim kurulu üyesi olarak uzun yıllar görev yaptı ve halen başkanlık görevini (2019 itibariyle) devam ettirmektedir. )
- DOĞANEVLER KOCATEPE CAMİİ :
( Reşitpaşa mahallesinin Doğanevler semtinde inşâ edilen bir cami olup, tarihi özelliği yoktur. )
- DOĞANEVLER PARKI :
( Reşitpaşa Mahallesindedir. 215,98 m²'lik bir alanı kapsar, 50,81 m²'lik yeşil alanı, 69,15 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )
- DOĞDUĞUMUZ YER ile/ve/değil/yerine/> DOYDUĞUMUZ YER ile/ve/değil/yerine/> DOLDUĞUMUZ YER
- DOĞRU ile/ve/||/<>/> ÇAP
( RIGHT/TRUE vs./and/||/<>/> DIAMETER )
- DOĞU/MAŞRIK[Ar. < ŞARK] ile MAĞRİP/MAĞRİB[Ar. < GARB]
( DOĞU, GÜNEŞİN DOĞDUĞU TARAF )
- DOĞU ile/ve/değil ASYA(YAKIN/UZAK DOĞU)
- DOĞU ile/ve KIBLE
( Kiliselerin yönü. İLE/VE Camilerin yönü. [GÜNEY GÜNEYDOĞU] )
- DOĞUBEYAZIT değil DOĞUBAYAZIT
- DOJO KURALLARI
- DOKUNMAK ile/ve/||/<> ANLAMAK
( TO TOUCH vs./and/||/<> TO UNDERSTAND )
- DOLAŞIYIM" değil DOLAŞAYIM
- DOLAŞMAK ile/ve/değil BAKINMAK
( CEVELÂN ile/ve/değil SEYR )
- DOLU ile DOLU
( Havada, su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak ya da düzensiz biçimli, saydam buz parçaları durumunda, yere hızla düşen bir yağış türü. İLE İçi boş olmayan, dolmuş. | Bir yerde, sayıca çok. | Boş yeri yok, her yeri tutulmuş. | Boş zamanı olmayan, meşgul. | Çok olan. | [tornacılıkta] Delik açılmamış, oyulmamış gereç. )
- DOM ile/ve SPQR
( Mezartaşlarında ve kiliselerde görülen bu harfler "Herşeyin en iyisi ve en fazlası Tanrı'ya" anlamına kullanılmıştır. İLE/VE Roma'da pekçok binada ve kamu alanında görülen bu harfler/simge "Aziz Roma ve Halkı için!" anlamına kullanılmıştır. )
( Allah'a. İLE/VE İnsan'a. )
( DEO OPTIMO MAXIMO ile/ve SENATUS POPULUS QUE ROMANUS )
- DOMESTİK[İng./Fr. < DOMESTIC/DOMESTIQUE] değil/yerine/= YEREL/İÇ, ÜLKE İÇİ
- DONDURMACI VELİ :
( Tarabya'da çarşı içinde bulunan dondurmacı Veli Usta 1927 yılından beri hizmet vermektedir. )
- DÖNEM ARKADAŞLIĞI/ARKADAŞI ile/ve/||/<>/> OKUL ARKADAŞLIĞI/ARKADAŞI ile/ve/||/<>/> SINIF ARKADAŞLIĞI/ARKADAŞI ile/ve/||/<>/> SIRA ARKADAŞLIĞI/ARKADAŞI
- DONEV, DONCHE (DİMİTBOUGRAD, BULGARİSTAN, 1973) :
( Bulgaristan'ın Sofya Leviski kulübünden transfer edildi. Bir sezon (1996 - 1997) tescilli kaldığı Sarıyer takımında 33 lig, 1 kupa olmak üzere 34 resmi ve ayrıca 16 özel maçla birlikte toplam olarak 50 maçta oynadı. Lig maçlarında 9 ve özel maçlarda 10 olmak üzere takımına 19 gol kazandırdı. Bulgar A Milli takım formasını da giyen Donev, sezon sonunda Vanspor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )
- DOR DÜZENİ ile/||/<> İYON DÜZENİ ile/||/<> KORİNT DÜZENİ
( Antik mimarlıkta kullanılan düzenlerin kurallara en bağlı olanı.[Ahşap tekniğine özgü ayrıntıların taşa geçirilmesiyle ortaya çıkmıştır.] İLE/||/<> Antik mimarlıkta kullanılan, İyonya'da geliştirildiğinden, bu adla anılan düzen. Dor düzenine oranla daha incelmiş sütunları, sütun kaideleri ve volütlü sütun başlıkları ile ayırt edilir. İLE/||/<> Antik mimarlıkta kullanılan bir düzen olup stilize akantus yaprakları ile bezeli sütun başlıkları yoluyla öteki düzenlerden ayrılır.[Dor ve İyon düzenlerinden daha geç bir dönemde ortaya çıkmıştır.] )
- DORKEN, NİHAT (İST. 1917 - 1997) :
( Sarıyerlidir. Tıp Fakültesi mezunudur. Akademik kariyerini tüm aşamaları başarı ile geçerek yaptı ve profesör oldu. Türkiye'de ilk kalp ameliyatını yaparak kalp kapaklarının genişletilmesini sağladı. Adını Türk tıp tarihine yazdırdı. Gençliğinde Sarıyer Gençler Cemiyeti ve Sarıyer Gençler mahfeli takımında kaleci olarak futbol oynadı. )
- DÖRT DUVAR ARASINDA OLAN ile/ve/||/<> İKİ KİŞİ ARASINDA OLAN
- 4S:
SPOR ve/ SEKS[UYKU / GÜNEŞ] ve/ SANAT ve/ SEYAHAT
( SPORT and SEX and ART and TRAVEL )
- DÖRT TARAFI "DENİZLERLE" değil DENİZLE KAPLI
- DOSTEVLER CAMİİ :
( Tarabya'da Dostevler Sitesinin bulunduğu yerdeki bu camiye sitenin ismi verilmiş olup tarihi bir özelliği yoktur. )
- DOSTLUKTA/YOLCULUKTA:
İKNÂ ve/||/<> RIZÂ
( [ne yazık ki] Dostlukta ya da bir yol alışta, iknâ ve rızâ değil de zorlama var ise, yoldaşlar, önce birbirini yargılamaya sonra da birbirini yok etmeye başlarlar. )
( Amaçları farklı iki kişinin, aynı yolda yürümesi, onları yoldaş kılmaz, bir süreliğine yol arkadaşı kılar. Birbirini taşımaz, yük olurlar. )
- DOYGUN, KAMİL (RUMELİKAVAK, 1953) :
( Sarıyer altyapısından yetişti ve aralıklı olarak 5 sezon (1969 - 1972 ve 1979 - 1981) takım kadrosunda kaldı. Bu süre içinde 27 lig. 16 B takımlar ligi, 4 kupa maçı olmak üzere 47 resmi ve ayrıca 27 özel maçla birlikte toplam olarak 74 maçta Sarıyer formasını giydi. Takımına 6 gol kazandırdı. Futbolu bıraktıktan sonra kurslara katılarak antrenörlük ve teknik direktörlük lisansı aldı. Sarıyer S. K. dahil değişik kulüplerde antrenör ve teknik direktör olarak çalıştı. Türkiye Futbol Federasyonu ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünce tertiplenen antrenör ve teknik direktörlük kurslarında kurs direktörü ve eğitici olarak görev yaptı. TFF Eğitim Dairesinde görev yapmaktadır. Sarıyer Spor Kulübü, 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği, İstanbul Antrenörle Derneği, Sarıyerliler Derneği (SA - DER) Rumelikavağı Spor Kulübü üyesidir. SA - DER'in kurucusu olup, antrenörler derneğinde iki dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- DOYGUN, TEKİN (SARIYER, 1945 - 2012) :
( Rumelikavağı'ndaki İskele Restaurantın uzun süre işletmeciliğini yaptı. Kilyos Yolu üzerinde Doygun Tesislerini kurdu. Sarıyer Spor Kulübü'nde 2 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- DR. CAVİT BEY YALISI :
( Çayırbaşı'nda askeri iskelenin Büyükdere tarafında ve Pide Ban müessesesinin tam karşısında ve kazıklı yol ile Çayırbaşı caddesi arasında kalan bu tarihi yalı 1990'lı yıllarda bütünü ile yıkılıp eskisine sadık kalınarak yenilendi. Yalının yangın sonucu ortadan kaybolan Kefeliköy otelinin müştemilatı olduğu da söylenmektedir. )
- DR. MUVAFFAK GÖREN YALISI :
( Yeniköy'de Yalılar Caddesi üzerindedir. "Bahçedeki 1897 tarihli çakıl taşlarından da belgelendiği gibi, Sultan II. Abdülhamid (1876 - 1909) döneminde Baron yaptırmış. 1920 yıllarında da Dr. Muvaffak Gören Hamapolos adlı Saraya mensup bir Rum sarraftan satın almış. )
- DR. RASİM BEY YALISI :
( Yeniköy, Köybaşı Caddesi üzerindeki 157 kapı No. lu yalı Dr. Rasim Bey yalısı olarak bilinir. Ancak sahip değiştirdikten sonra Çiller yalısı olarak isimlendirildi. Son sahibi Başbakanlık da yapan Prof. Dr. Tansu Çiller'dir. )
- DRONE:
HAVADA ile/ve/||/<> SUDA
(
ile/ve/||/<>
)
- DUA TEPE değil/< KEKİK TEPE
- DUATEPE MESİRESİ :
( Rumelihisarı'nın en tepe noktasında bulunan Duatepe Parkı semtin en önemli mesiresidir. )
ELLER HAVAYA!!!
Sen! Yalnız adam!Duy sesimizi!
Paran yetmez,
Yıkmaya direncimizi!
Çek git yakamızdan, çek git ülkene!
Uç uç, bu dünyadan bir daha gelme!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!
Politik söylemleriniz, parasal güçleriniz,
Kuruyan nehirler, göller sizin eseriniz!
Bu köylü, bu toprak, bu ağaç bizim!
Benim ülkem çöplük değil!
Çektirin gidin!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!
Teşekkürler! Sevgili, Haluk LEVENT!
Rio de Janerio: Yaklaşık 400 yaşındaki kentin yaslandığı tepelerden Corcovado dağında bulunan, 30 metre yüksekliğindeki ve dünyanın en geniş heykellerinden biri olan ''Christ the Redeemer'', karnavallarıyla ünlü Rio'yu ve halkını her türlü kötülüklere karşı koruyor. Brezilya'nın 10 milyon nüfuslu bu ikinci büyük kenti, koloni dönemindeki Afrikalı, Avrupalı ve Güney Amerikalı toplumların birlikte yaşamalarıyla ve hatta aralarında yaptıkları evliliklerle şimdiki kültürel yapısına kavuştuğundan, aynı heykel ''tüm ataların ve anaların'' da ortak simgesi...
Brüksel: Kentin tanıtımında en ünlü simge olan ''İşeyen Çocuk Çeşmesi'' nin de siyasi ya da dinsel tarihle hiçbir ilgisi yok. 1619 yılında Jerome Duquesnoy tarafından yapılan çeşme, Belçikalıların eski bir kent söylencesine ait... Zengin bir Brükselli, ulusal şenlikler sırasında tek ve biricik oğlunu kaybeder. Çocuk beş gün sonra Rue de l'Etuve denen ve ''soyluların'' oturdukları sokağın köşesine ''işerken'' bulunur. Sonra da aynı köşeye, bu çocuksu cesareti ''kent belleğine'' taşımak için bronz bir heykeli dikilir.
Londra: Bizde, örneğin Galata Köprüsü yerine Boğaziçi Köprüsü'nü İstanbul'un simgesi sayan ''muhafazakâr'lar ile İngiliz muhafazakârlığı arasındaki farkın en çarpıcı göstergesi, Londralıların aynı konuda tarihi 'Tower Bridge'i yeğlemeleri...
New York: Kentle birlikte ABD'yi de simgeleyen 45 metrelik ''Özgürlük Anıtı'' 28 Ekim 1886 tarihinde açıldı. Amerika'nın siyasal özgürlüğünü kutlamak ve bunu da 'Fırsatlar Şehri'ne armağan etmek amacıyla 1865'te yapımına karar verildikten 21 yıl sonra tamamlanabilen anıt-heykelin seyir katına 354 basamak çıkıyor...
Paris: Adını, tasarımcısı Gustave Eiffel' den alan ve 1930'a kadar dünyanın en yüksek yapısı olan Eyfel Kulesi (320 m.), 19. yüzyılın çelik sanayisini de anıtlaştırmıştır. Paris'in en güzel bu kuleden görünmesinin nedeni olarak; ''Çünkü Eyfel'en bakınca kendisini göremezsiniz'' denilmesi de ''zarifliğiyle'' ünlü kent halkının çelikten ''simgelerine'' yönelik nazik eleştirisidir...
Sydney: Bu kenti de bir ''mimarlık gösterisi'' simgelemekte; Opera Binası... Yelkene benzeyen çatısıyla ün yapan binayı mimar Jorn Utzon tasarladı ve 1959-1973 yılları arasında inşa edildi. Ne var ki Utzon, kendi tasarımına tümüyle uyulmadığı için 1966 yılında projeden ayrıldı. Binayı daha sonra Avustralyalı bir grup tamamladı. Sydney'in hemen tüm kartpostallarında Opera Binası yer almakta...
Kopenhag: Kuzey Avrupa'nın soğuk denizlerinde gemicilerin düşü olan ''denizkızı'' bu kentin simgesi. Danimarkalı yazar Andersen' in dünyaca ünlü öykülerinden esinlenilerek limana yapılan küçük heykel, âşık olduğu prensle ancak kıyıya çıkarak görüşebilen denizkızını anlatıyor...
YUNANİSTAN
II. Mahmut'tan Yunan İsyanına DestekNisan 1821, Fener Patrikhanesi
Alemdar Mustafa Paşa Rumeli askeriyle Topkapı Sarayı'nın kapısına dayandığında padişah IV. Mustafa hem III. Selim'in, hem de II. Mahmut'un öldürülmesi emrini vermişti. Selim öldürüldü ama Mahmut haremdeki kadınların yardımıyla kurtuldu ve ardından tahta geçti. Napolyon'un çağdaşı olan II. Mahmut, Fransız imparatorunun Rusya'nın üzerine yürümesinden memnundu.
Napolyon'un başarıları yüzyıllardır Ruslarla savaşmakta olan Osmanlıların işine geliyordu. Dolayısıyla Fransızlarla Osmanlıların ilişkileri bu dönemde hayli gelişecekti. Avrupa ve Rusya Napolyon'la uğraşırken II. Mahmut da Osmanlı İmparatorluğunda bazı reformlar yapma olanağını bulacaktı.
Ancak Fransa sadece Avrupa ve Rusya'nın başına bela olacak bir Napolyon'u çıkarmakla kalmamıştı, aynı zamanda 1789 devrimini de gerçekleştirmiş ve bu devrimin rüzgarı Osmanlının egemenliği altındaki topraklara kadar ulaşmıştı. Fransız devriminin yaydığı fikirler, başta Balkanlar olmak üzere, Osmanlıların da canının sıkılmasına neden olan milliyetçi akımları birçok yerde güçlendirecekti. Bunlardan biri de Yunanistan'dı. Ortodoks dininin egemen olduğu Balkanları kendi hegemonya alanı olarak gören Rusların, Sırbistan ve Yunanistan'ın bağımsızlığı için uğraşmaları anlaşılır bir şeydi.
Nitekim 1814'de, Rusya'daki Yunan tüccarları tarafından Odesa'da kurulan "Philiki Hetairia" örgütü Yunan bağımsızlığı için önemli bir adım olacaktı. Bir süre sonra Osmanlılardan bağımsızlık kazanmak için Balkanlarda başlatılmak istenen savaş hemen sonuçlarını vermeyecekti ama artık fitil de tutuşturulmuş oluyordu.
Aslında kendilerini Bizans İmparatorluğunun varisi olarak gören Rumların Osmanlı egemenliği altında hayli ayrıcalıklı bir statüsü vardı. Başkent İstanbul'un nüfusunun önemli bir kesimini oluşturan Rumlar dış ilişkiler başta olmak üzere Osmanlı devletinin birçok önemli mevkisini işgal ediyordu. Osmanlı devletinin Avrupa ülkeleriyle diplomatik ilişkilerinde kullandığı dil esas olarak Yunancaydı. Tabii en önemlisi de Fener Patrikhanesi'nin İstanbul'da bulunmasıydı. Ortodoks kilisesinin merkezinin İstanbul'da olması ve varlıklı Fener aristokrasisinin Osmanlı sultanlarıyla iyi geçinmeyi temel alan ilişkileri Osmanlının Yunan/Rum tebaasıyla olan ilişkileri açısından da belirleyici bir öneme sahipti.
Ama ne olursa olsun, sonuçta Yunanistan yüzlerce yıldır Osmanlı'nın egemenliği altındaydı ve artık çağ ulusal esaslara göre yeni devletlerin mantar gibi fışkırdığı, ulus-devlet modelinin evrenselleşmeye başladığı bir çağdı. Dolayısıyla Yunanistan'ın da kendi bağımsızlığı için ayaklanması ve savaşmaya başlaması doğaldı. Uzunca bir zamandan beri Yunanistan ve Arnavutluk'un bir bölümünde fiilen hükümranlık kurmuş Tepedelenli Ali Paşa'nın II. Mahmut'un orduları tarafından tepelenmeye çalışılmasını fırsat bilen Yunan milliyetçileri Mart 1821'de ayaklandılar.
Asıl destek adalardaki tüccarlardan, orta sınıftan ve köylülerden geliyordu. Özellikle deniz ticaretiyle uğraşan Yunan adaları hem zenginleşmiş, hem de başta Marsilya olmak üzere Fransa ile olan yoğun ilişkileri çerçevesinde milliyetçi fikirlere açık hale gelmişti. Bir yandan Tepedelenli Ali Paşa, diğer yandan da İran'la savaş halinde olan Osmanlı orduları ilk aşamada isyanı bastırmakta güçlük çektiler.
Böyle bir ayaklanmayı pek beklemeyen II. Mahmut büyük bir öfkeye ve paniğe kapıldı. Paniklemişti, çünkü Rumlar hep birlikte ayaklandıklarında İstanbul'u, en azından Galata ve Beyoğlu'nu ele geçirirler diye korkuyordu. Nitekim gizli bir emir vererek İstanbul'daki Müslüman ahalinin böyle bir Rum ayaklanmasına karşı koymak üzere silahlanmasını istedi. Yeniçeri kışlalarına da gerektiğinde sivil halka dağıtılmak üzere yeteri kadar silah bulundurmalarını emretti.
Öfkesini ise Fener Patrikhanesi'nden çıkaracaktı. Evet, yüzlerce yıldır ataları da her türlü başkaldırıyı kan dökerek, şiddetle bastırmıştı ve atalarından bildiği yolu izlemesi şaşırtıcı değildi. Ayrıca o sıralarda aşınmış olan merkezi otoriteyi, yani kendi otoritesini güçlendirmek için yerel otoritelerin ve ayaklanmaların üzerine şiddetle giderek despotlukta bir hayli ün de kazanmıştı. Ama yine de öyle akılsızca hareket edecekti ki, karşısındaki güçleri birleştirmekle kalmayacak, durduk yerde bir din şehidi yaratacak ve kendisine karşı mücadele edenlere etkili bir bayrak armağan edecekti.
Dönemine göre bir "aydın" olduğu söylenebilecek padişahın "aydın despotluğunu" annesi "Fransız Sultan"dan aldığı ileri sürülmüştü. Ve kan dökmeye alışık bu "aydın" Sultan, Yunan ayaklanmasının arkasında Ortodoks kilisesinin olduğuna inanıyordu. Öyleyse önce kilisenin önde gelenlerini cezalandırarak işe başlamak gerekir, diye düşünüyordu. Oysa Fener Patrikhanesinin patlak veren ayaklanmanın arkasında olduğu kanıtlanamazdı. Evet, kimi yoksul papazlar ve din görevlileri isyancılarla beraber olabilirdi, ama Fener yöneticileri, patrik ve piskoposlar bu hareketten rahatsızdılar ve kendi konumlarını da tehlikeye attığının bilincindeydiler.
Nitekim Mora'da ayaklanma başladıktan sonra Fener Patrikhanesi Ortodoks Kilisesi adına resmi bir açıklama yapacak ve ayaklanmayı kınarken Sultan'a bağlılığını bir kez daha vurgulayacaktı. Ancak II. Mahmut açısından bunların hepsi oyundu. Fener Patrikhanesi hem ayaklanmayı gizlice destekliyor, hem de kendisini kurtarmak için bu tür açıklamalar yapıyordu. Oysa durum böyle olsa bile, bu açıklamanın ayaklanan güçleri bölmek için bir silah olarak kullanılması mümkünken öfkesinin esiri olan padişah budalaca hareket edecekti.
İşte böylece, Mora'daki ayaklanmanın başlamasından birkaç hafta sonra, 22 Nisan 1821'de yaklaşan Paskalya için ayin yapılırken silahlı askerler Haliç'in kıyısındaki Fener Patrikhanesi'ne daldılar. Ayinin bitmesini sabırsızca beklemeyi nasıl akıl ettiler Allah bilir, ama ayin biter bitmez tören cüppeleri içindeki Patrik Gregorius ve beraberindeki piskoposlarla papazları yakaladılar. Bir anda ortaya çıkan cellatlar kementlerini Patrikle diğerlerinin boynuna dolayıverdiler. Sürüklenerek Patrikhanenin kapısına getirilen Gregorius buradaki bir çengele asılıverdi. Tüm Rumlara gözdağı vermek için Patriğin cesedi üç gün boyunca orada asılı kalırken, diğer piskoposlar da İstanbul'un çeşitli semtlerinde aynı şekilde asılarak günlerce teşhir edildi. Sultan Mahmut bu katliamın ardından Rumların tepki gösterebileceğini de düşünmüş ve İstanbul'a dışarıdan askeri birlikler getirtmeyi ihmal etmemişti.
Ayrıca Müslüman halk da Rumlara ve Hıristiyanlara karşı silahlandırılıp, kışkırtıldı. Gözü dönmüş topluluklar günlerce İstanbul'un altını üstüne getirerek terör estirdiler; insanları öldürdüler, kiliseleri yağmaladılar, hatta Patriğin tahtını bile parçaladılar.
Bu arada Sultan Mahmut'un da öfkesi dinmek bilmiyordu. İyice çileden çıkmış olan Padişah, Ortodoks Hıristiyanları daha da aşağılamak ve küçük düşürmek için Patriğin cesedinin Yahudilere verilmesini ve bir pazar yerinde Yahudiler tarafından ayağından sürüklendikten sonra bir taşa bağlanıp Haliç'e atılmasını emredecekti.
Böylece Osmanlı Sultanı İstanbul'daki Rumların herhangi bir harekete kalkışmasını belki önlemişti ama bir anda imparatorluk topraklarında yaşayanların dörtte birini, sadece Rumları değil bütün Ortodoks Hıristiyanları kendisine düşman etmeyi başarmıştı.
Olanlara kayıtsız kalmayan Avrupa devletleri Osmanlı devleti üzerinde ağır bir baskı kurdu. Bu arada zaten geleneksel olarak eski Yunan uygarlığından gelen hayranlık ve bağlılık duygulan artık tüm Avrupa'da Yunanistan'ın bağımsızlık savaşının daha büyük ölçüde desteklenmesini getirecekti. "Barbar Türkler" "Uygar Yunanlıları" böylesine vahşice katlederken Avrupa'nın hareketsiz kalması mümkün değildi. Ve sonuçta çok geçmeden Yunanistan tam da bu destek sayesinde, Avrupa'nın Hıristiyan devletlerinin eliyle bağımsızlığını kazanacaktı.
Yunanistan'daki ayaklanmalar Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın ordusuyla bastırılacaktı ama Rusya ve diğer büyük devletler yapılanları unutmayacak ve Yunan davasının zafere ulaşmasını sağlayacaklardı. 1827'de Navarin'de Osmanlı-Mısır donanması ağır bir yenilgiye uğratıldıktan ve Ruslar yine Balkanlara indikten sonra Eylül 1827'de Edirne'de yapılan anlaşma ile Yunanistan'ın bağımsızlığı resmen tanınacaktı.
Öte yandan cesedi Haliç'in sularına atılan Gregorius'un hikayesi orada bitmedi. Bağlandığı taştan kurtularak suyun yüzeyine çıkan ceset Rusya'ya tahıl götüren bir Rum gemisi tarafından bulundu. Bunun "din şehidi" Patrik için ilahi bir mesaj olarak algılanması kadar doğal bir şey olamazdı. Gemi Odesa'ya ulaştığında Gregorius dini ve vatanı uğruna şehit olmuş kutsal bir kişi, bir "aziz" olarak büyük bir törenle toprağa verildi. Aslında Osmanlıya bağlı olan ve ayaklanmacılara karşı çıkan talihsiz adam artık bağımsızlık mücadelesi verenlerin elinde bir meşale olacak ve hep öyle kalacaktı. Yarım yüzyıl sonra Ruslar Ortodoks kiliseleri arasındaki ilişkileri geliştirmek için Patriğin kemiklerini anavatanı Yunanistan'a gönderdiler. Atina'daki Metropol katedralinin girişine defnedilen Patriğin mezarı o gün bugündür dindar Yunanlılarca bir türbe gibi ziyaret ediliyor.
DİKENLİ TELLER
Madenlerden tel ekme tekniğini bulmakla yetinmeyen insan, bu icadından çeşitli sanat ve sanayi dalları yarattı. Kafes ve kümes telinden, gelin ve telgraf teline uzanan tel türlerinden birisi de dikenli teldir. Kadayıf telinden çok devedikenine benzeyen dikenli tele "teldikeni" de denebilirmiş ama, adı konmuş bir kere, değişmesi zor. Bozkırda sığır güden kovboylar için üretilen dikenli tel, savaşlarda toplama kamplarında kullanılmış. Kimi ülkeler telin üretimini, kimi ticaretini yasaklamış; ötekiler de tüketimi. Ülkemizde dikenli telle ilgili yasal kısıtlamalar olup olmadığı kesin bilinmiyor. Ancak nerede "yasak" levhası varsa onun yakınında dikenli tel örgü bulunması yabancı konuklarımızın hemen dikkatini çekiyor. Çünkü, yasak ya da tehlikeli bölge simgesi olan dikenli telin tüketim düzeyi, ülkenin kültür düzeyi ile yapısal ve açısal sorunlarını gösteriyor. Filtreli sigara ve Calcium(kuvvet) iğnesi türünden Frenk icatlarına fazlaca düşkün olan milletlerin dikenli tel tüketme eğiliminin giderek yükseldiği saptanmış. Yakın geleceğin üst düzey devlet yöneticiliğine aday olan sevgili evlatlarımıza karşı dikenli telin saldırganca kullanıldığı da anlaşılmış. Üstelik, eskiçağlarda "dikendutu" olarak bilinen böğürtlen çitleri yerine, günümüzde dikenli telörgüler kullanılması da çocuklarımızı hiç mutlu etmiyormuş. Nüfusunun yüzde elli oranında şehirli, yüzde yetmiş oranında okuryazar olmasıyla övünen Türkiye'deki dikenli tel tüketimi, plancılarla iktisatçıların tüylerini diken diken eden bir artış hızına ulaşmış. Kesin olmayan ilk hesaplamalara göre yıllık yüzde yüzyirmisekiz dolayındaki tüketim artışı, resmi enflasyon rakamlarını üçe katlayabilen tek tüketim kalemidir.Bu denemede, dikenli telin şehir halkı ile topluma etkileri üzerinde durulmakta, güncelleşen milli soruna medeni bir çözüm yolu aranmaktadır.
Dikenli telin güvenilir tarihçesi ne yazık ki hâlâ yazılmamış. Tüm bildiklerimiz, yabancı dillerdeki ünlü ansiklopedilerden aktarılıyor. İlk üretim patenti 1874 yılında alınmış. Amerikalı mucit, madeni tele diken takmanın teknik kolayını (aletini) bulmuş. Erkeksi görüntüsünü vurgulamak için, bu yeni icada "sakallı tel" adı verilmiş. Çoğu sakallı olan yiğitlerimiz, Birinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'da tanıştıkları yeni silaha "dikenli tel" adını koymuşlar. Sakalın traş çaresi var da dikeninki yok. Dikenli tel örgüler, o gün bugündür, düşmanlara, kaçakçılara, hırsızlara, savaş esirlerine tutuklulara, gözaltına alınanlara karşı bir güvenlik önlemi (aracı) olarak, inşaat şantiyelerinde, Hazine'den tahsisli resmi konutlarda, spor-eğitim ve turizm tesislerinde, yasak ve hassas bölgelerde, saray, köşk, müze ve çocuk bahçelerinde kullanılıyor. Kendi ülkelerinde dikenli teli belki hiç görmemiş olan kimi diplomatlar, bizdeki yaygın kullanıma özenerek, Kançılarya ve Rezidansların bahçe duvarlarını dikenli tellerle takviye etmeye başlamışlar. Bilinen çoğu örnek olaylar, dikenli tel çitlerin, aslında etkili olmadığını ve sadece "yasak" anlamında kullanıldığını ortaya koyuyormuş.
Genellikle güvenilir kaynaklardan alınan derlenen doğrulanmamış bilgilere göre, 1890'da 2000 ton olan dünya dikenli tel üretimi, 1930'da yaklaşık 200.000 tona, 1980'de 22.888.900 metrik tona ulaşmış. Avrupa, Akdeniz ve İslam ülkeleri arasındaki tüketim hızı artışında Türkiye yıllardır ilk sıraları koruyormuş. BM istatistikleri, sanayi ülkelerinde üretilen üstün kaliteli dikenli tellerin daha çok gelişmekte olan ülkelerde tüketildiğini gösteriyormuş. Sivil amaçlı projelerde, DT-7-ASA 9000 TSE standardına uygun (galvanizli çelikten yapılmış) piyasada "Kirpi" mal diye bilinen ithal mallar ihracatında adı geçen ülkeler, dikenli tel kullanılmasını tümden yasaklamışlar. Hatta, et ve süt paketleri üzerinde "Dikenli telsiz çiftliklerde üretilmiştir" damgası vuruluyormuş. Afrika İnsan Hakları Derneği'nin 1986 tarihli araştırması da, dikenli telin hayvanlardan çok yurttaşlara ve şehirlilere karşı kullanıldığı gerçeğini ortaya koymuş.
İlk "Dikenli Tel Yasası" 1894'te İngiltere'de yürürlüğe girmiş. Yasa, dikenli telin insanlara ve hayvanlara zarar verecek şekilde kullanılmasını yasaklamış. Meskûn yerlerde ve yol kenarında kurulu tel örgüler kaldırılmış, yasaya uymayan kişi ve kurumlara ağır cezalar kesilmiş. Yasa başarılı olmuş. Medeni ülkelere sokulmayan dikenli teller, günümüzde artık medeniyet merkezi sayılan şehirlerde görülüyor. "Gülü seven dikenine katlanır" sözü uyarınca, dikenl tel, en çok da, anıt ve sanat yapıları, okullar, luna-parklar ile çocuk bahçelerinde "yasak" (girilmez/geçilmez/dokunulmaz) anlamında kullanılıyor. Kime karşı, neden yasak? Malı mı koruduğu yoksa canı mı sakındığı? belirsiz olan yasağın kendisi, tehlikesinden büyük bir simge! "Dikkat Köpek Var!" ihbarı gibi, "Dikkat Dikenli Tel" diye uyarmak gerekir hemşerileri.
Dikenli telden korunmak için neler yapılabilir? Telin dikenlerini traşlayan elektriklitraş makine patenti 1974'te alınmışsa da, yapılan pazar araştırmaları sonunda, talep azlığı nedeniyle üretime geçilememiş. Uluslararası Hayvanları Koruma Derneği'nin dergisine göre, en basit ve ucuzundan bir tel makası ve iki kalifiye işçi ile yaklaşık 200.000 metrelik tel örgünün üç günde kesilip kaldırılacağı; diken-traş makinelerine hiç ihtiyaç bulunmadığı anlaşılmış. Bu yüzden diken traşlama makinesi yerine, çim-biçme makineleri alınması tavsiye ediliyor.
En kolay ve etkili çözümü Türk çocukları bulmuş. Dikenli telleri, birer yay teli gibi gerip birbirine bağlayarak tel örgülerde 40-50 santimetrelik pencereler açmayı öğrenmişler. Çok büyük değil ama geçmeye yetiyor. Gönüller şen olsun! Büyüklerce tasarlanan tel engellerin çocuklara karşı etkili olmadığı görülüyor. Uzun sözün kısası, dikenli tel, öyle aşılmaz, geçilmez, sağlam ya da dayanıklı bir engel değildir. Tırmalar, yaralar, belki sakatlar ama kararlı kişileri durduramaz. Hele bizim mahalle çocuklarını asla!
Dikenli telle yıllardır içli-dışlı yaşamaya alışmış bir toplumdaki dikenli tel alışkanlığı nasıl giderilebilir? Günlük hayatımızın parçası olan tellerden vazgeçilebilir mi? Şili, Peru ve Uruguay'daki ilk denemeler, yasağın karaborsaya yol açtığı ve milli standarda uymayan malların piyasaya sürüldüğünü göstermiş. Halkın taklitlerden sakınması güçleşmiş. Ayrca, "Dikenli tel kullanmak yasaktır" levhalarının dikenli telle çevrilmesi de -resmi tüketimin artmasına yol açarken- muhalefet basınında çıkan karikatürlere konu olmuş.
Dikenli telin sakıncası yalnızca ele-göze batmasından, gelip geçen vatandaşların elbise ve eteklerini yırtmasından, her ay yüzler ve binlerce çocuğa yok yere tetanoz serumu yapılmasından ibaret değildir. Asıl üzerinde durulması gereken sorun, dikenli telin gelişigüzel kullanımından doğan duygusal tepki ve manevi yıkıntılardır. AT ülkeleri, Belediyeler Biriği Genel Kurulu, dikenli telle korunmuş kent mekânlarının, hemşeriye hakaret, çocuklara saldırı, milli onura saygısızlık, kamu yararına "muzır" olduğuna karar vermiş.
Güney Amerika'da 1985'te yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, dikenli telli şehirlerde yetişen çocukların, küçüklerini sevmediği, büyüklerini saymadığı, vatandaşlık görevlerini yerine getirmediği görülmüş.* Yakın Doğu'nun Sincan özerk yöresinde at koşturan soydaşlarımızla geçen yaz yapılan bilimsel söyleşide, Uygurlar'ın dikenli tel örgüleri hiç bilmedikleri anlaşılmış. New York Belediyesi de, Batı Yakası'nın Öyküsü filminden sonra okul bahçeleri çevresindeki tel örgüleri tümden kaldırmaya karar vermiş. Çünkü bu okullarda yetişmiş çocukların 2-3 katlı binalara merdivensiz tırmandıkları görülmüş.
Dikenli telden yapılmış en ünlü engel, Birinci Savaş'ta Avusturya (Alp) Cephesi'nde savaşan ve zafer kazanan İtalyan piyadelerinin "Konçertino" (Küçük Konçerto) adını verdikleri istihkam (savaş) aracıdır. Akordiyon körüğü gibi açılıp kapanabilen, rüzgarlı kış gecelerinde, memleket ezgilerini anımsatan özlem dolu sesler çıkaran dikenli kangallar bir dönem Napoliten serenadlar kadar ün kazanmış. İtalyan savaşçılarn kara mizahı, medeniyet yolunda ilerleyen insanlık onuru için görkemli bir esin kaynağı olabilir mi? diye düşünüyorum.
Fantastik çözüm yolları geliyor insanların aklına. Önce, dikenli tel örgülerin önünde ya da arkasına yerleştirilecek sanayi tipi, kuvvetli hava üfüren vantilatörlerle, dikenli tellerin müzik yapma gücü kanıtlanabilir ve amatör müzikseverlerin bu telleri dev akordiyonlar gibi çalması sağlanabilir. İkinci ve daha etkili çözüm yolu olarak şehir merkezi (Centrum) çevresinden sökülecek dikenli tellerden yapılacak Santurlar, Belediye konservatuvar öğrencilerine parasız dağıtılabilir. Hele bir düşünün, değerli dostlarım: "Konser ya da Konçerto alanı: Giriş Serbesttir! Alışageldiğimiz, dikenli yasaklar yerine kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?
Yasaklar konusunu işleyip de, dikenli tel örgülere yer vermeyen kimi usta sanatçılarımıza buradan kişisel bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yaşar Kemal gibi yazarlar dikenli tel yasaklarına karşı bir kampanya açabilirler. Kampanyanın koordinatörlüğünü belirlemek üzere uluslararası yarışmalar da düzenlenebilr. Belediye Başkanlığı, İl Eğitim Müdürlüğü ile İlçe Zabıta Amirliği'nin açılacak yarışmaya danışman olarak katılması sağlanabilir. En çok (kilo veya kilometre) dikenli teli en kısa zamanda söküp kaldıran yerel örgüte, çocuk ve yaşlı hemşerilerden kurulu yarışma jürisi tarafından Büyük Belde Belediyeler Birliği (BBBB)'nin Başarı Beratı (BB) verilebilir. Yarışmayı kazanan örgüt bandosu ile Konservatuvar Santur Heyeti'nin şehir merkezinde konserler vermesi de düşünülebilir. Tanıtma Vakıflarımız, yeni spor dalının, Akdeniz ve Balkan Oyunları ile Olimpiyat programına alınması için harekete geçirilebilir. Uluslararası yarışmalardaki ulusal başarılara yıllardır özlem duyan ülkemiz, bir yandan altın madalyaları toplarken, barışcı çabalarındaki başarısından dolayı Nobel'e aday da olabilir. Belki hayal denecek ama dikenli tel örgülerimizin kaldırılabileceğini ve şehir merkezlerinin dikensiz, toplu-taşıma raylar ile örülebileceğini sanıyorum. Dikensiz şehir merkezlerinde yetişen kuşakların güllere karşı daha duyarlı ve saygılı olacaklarını da hayal ediyorum.
Dikenli tel, ekili tarlaları, başıboş sürülere karşı başarıyla korumuştur. Endüstrileşen ülkelerde bostana giren danalar tasarım önlemleriyle durduruldu. Zamana ayak uyduramayan ve geri kalmış ülkelerde, şehirlerin konut, eğitim, sağlık, üretim, ulaşım, dinlenme ve savunma bölgeleri birbirine karışınca, tel örgülü yasaklar kaçınılmaz olmuş. Çağdaş Belediyeler, savaşı anımsatan yasakları yaşatmak yerine dikensiz mekanlar yaratmak yolunu seçti. Kent bölgeleri yasalarla belirlenince dikenli tel yasaklara gerek kalmamış. Parklarda, hipodromda, Hisarda, stadyumda, okulda ve otoyoldaki dikenli "yasak"ların yerini biz de deneyebiliriz. Halk dilinde "köşeyi dönmek" başarmak anlamına gelir. Oysa Hemşeri, köşeleri değil, kestirmelerin dikkenarlardan yaklaşık, üçte-bir oranında daha kısa ve kârlı olduğunu keşfetmiştir. Dikdörtgen prizmanın köşegenleri yaya trafiğe açılınca, köşeleri bekleyen dikenler işlevsiz kalır. Böylece, uygar davranışa duyarlı şehir tasarımı, dikenli telin kullanma gerekçesini ortadan kaldırır. Dikenli tele çözüm bulan Belediye (Başkanı), "Gidemediğin yer senin değildir." sözüyle ünlü Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa gibi, tarihe geçebilir. Gidilen her yer belediyenin, vatandaşın malı olur, vatan olur. Bu öneri de, kuşkusuz, biraz hayal-kurgudur ama gerçek-üstü kuruntu değildir.
Vatandaşımıza, "Girebildiğin her yer senindir. Bu vatan senindir" diyebilmeliyiz.
* Manuel Scorza, Dikenli Tel adlı belgesel romanında (Türkçesi 1975), dikenli teli bir silah gibi kullanan sömürgecilere yenik düşen ve tüm otlaklarını yitiren Peru'lu köylülerin öyküsünü anlatır. Köyün rahibi, dikenli tel örgüyü "Şeytanla top oynayan kişinin işine", Yerli-köylülerse, "Tanrı'nın Gazabına" benzetmişler, Tanrı'ya yalvarmışlarsa da sonuç hiç değişmemiş!
Sayın Bozkurt Güvenç'in, İnsan ve Kültür adlı kitabından...
Evliya ÇELEBİ'ye, İbn Battuta'ya, STRABON'a...
sözlük ve yayınlarından yararlandığımız yazarlara, paylaşımları/katkıları için çok teşekkür ederiz.
(1996'dan beri)