Bugün[03 Nisan 2026]
itibarı ile 4.933 başlık/FaRk ile birlikte,
4.933 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(14/21)


- MEZAR ile/ve MOZOLE[Fr. MAUSOLÉE]

( ... İLE/VE Anıt mezar. Büyük ve ağır yapılı mezar. )


- MEZAR ile/ve RÖLİKER

( ... İLE/VE Kül kutusu. )

( ... vs./and RELIQUARY )


- MEZARLIK/TÜRBE ve/||/<>/< MÂBED

( İşlerinizden sıkıldığınızda kabirleri/mezarlıkları, türbeleri ziyaret edebilirsiniz. )

( Ölü varsa. VE/||/<>/< Yaşayan biri varsa. [Kendimizle buluşmak üzere.] )


- MEZAR/LIK ile/ve/değil/||/<>/< MEZAR


- MEZBAHA ile/ve/değil/||/<>/< MEZBELE/LİK[Ar. < ZİBL | çoğ. MEZÂTİL]

( Ne yazık ki hayvanların kesildiği yer. İLE/VE/||/<>/< Süprüntülük, süprüntü dökülen yer. | Aşağılık, kötü durum. )


- MEZBURYAN, DR. ARTO (SARIYER, 1879 - 1957) :

( Araştırmacı/Yazar. Kadıköy Aramyan Unciyan Mektebinde okudu. 1896'da Üsküdar'daki Berberyan Lisesi'nden mezun oldu. 1903'te Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden doktorluk diplomasını aldı. İstanbul'a dönerek Beyoğlu'na yerleşti ve 21 Aralık 1906'da Cemiyet - i Tıbbıye - i Şahane'ye aza seçildi. Balkan ve Birinci Cihan Harplerinde Ordu'da hizmette bulundu. Cemaat görevlerinde bulundu ve uzun yıllar Karagözyan Yetimhanesi'nin Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptı. Ermeni tabiplerle ilgili pek çok makale yazdı. Ayrıca yayınlanmış kitaplarından bazıları şunlardır: Çocukların Hıfzıfsıhhası, 1912", "Vereme Karşı Mücadele ve Koruma, 1932", "Ermeni ve Aslen Ermeni Tabibler, 1940", "Sevimli Okulum, 1946". )


- MEZOPOTAMYA ile ...

( Orta toprak. [Fırat ile Dicle ırmakları arasında kalan topraklar] | Irmaklar arasındaki ülke. )


- MEZRAA[Ar.] ile/<> MEZRU[Ar.]

( Ekenek. Ekilen yer. İLE/<> Ekilmiş, ekili. )


- MİAD[Ar.] ile MÎÂD[Ar.]

( Mîdeler, kursaklar. İLE Belirtilen [yıpranma süresi] zaman ya da yer. | Bir şeyin yapılması için tanınan süre. )


- MIAMI ile ...

( Tatlı su. )


- MİDİLLİ ADASI'NIN:
BATI'SI(/NDA) ve/<>/>< DOĞU'SU(/NDA)

( Ağaçsız ve volkanik hareket sonucu 20 milyon yıl önce taşlaşmış ormanı ile tanınmaktadır. VE/<>/>< 11 milyon zeytin ağacı bulunmaktadır. )


- MİDİLLİ ve/<> MİTİLİNİ

( ... VE/<> Midilli'nin başkenti. )

( Midilli[Lesbos], Yunanistan'ın, Girit ve Korfu adalarından sonra üçüncü büyük adasıdır. )


- MİDYE ile AYVADA MİDYESİ

( ... İLE "Ayvalık" adı, ayvadan değil bu bölgeye özel ve bolluğu bulunan bu midyenin adından gelmektedir. )


- MİFERR/MEFERR[Ar. < FİRÂR] ile MİĞFER[Ar. çoğ. MAGAFİR] ile MİHFER[Ar. çoğ. MAHÂFİR]

( Kaçılacak, firar edilecek yer. İLE Savaşta başa takılan demir tas, çelik başlık, tulga. İLE Hattatların, yanlışı kazımakta kullandıkları, bir çeşit kalemtıraş. | Bel, kazma. )


- MİHRİŞAH SULTAN CAMİİ :

( Reşitpaşa Mahallesinde olan Mihrişah Sultan Camii 1927 yılında inşâ edildi. Osmanlı dönemi camilerinden değildir. )


- MİHRİŞAH VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ :

( Sahil yolunun yapılması sırasında yıktırılan Molla Çelebi Camiinin kıble duvarında olduğu bilinen bu çeşme (H.1220, M.1805) yeni yapılan Yeniköy Parkı içinde ve kullanılamaz haldedir. Sadece tarihi eser olarak korunmaktadır. Bu çeşme onarılarak korum altına alınmıştır. Kitabesinde şöyle yazmaktadır. Sahibet - ül hayrat vel - hasenat devletlû inayetlû Mihrişah Valide Sultan aliyyet - üş - şan hazretleri". )


- MİHRİŞAH VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ :

( Yeniköy'de Köybaşı Caddesi üzerinde yapılmış, tek yüzlü duvar çeşmesidir (H.1220, M.1805). Bu çeşme de yol yapım çalışmaları sırasında ortadan kaldırılmıştır. )


- MÎKAT[Ar. < VAKT | çoğ. MEVÂKÎT]["ka" uzun okunur] ile Mîkat["ka" uzun okunur]

( Bir iş için belirtilen vakit/zaman ya da yer. İLE Mekke yolu üzerinde, hacıların, ihrâma girdikleri yer. )


- MİKONOS ile/ve/<> SANTORİNİ

( Yunanistan'ın, Venedik'i olarak tanımlanmaktadır. İLE/VE/<> Siklad takımadaları olarak anılan Yunan adaları arasında en farklı, etkileyici ve ünlü olan, yarım ay biçimindeki ada. )


- MİKREFON değil MİKROFON


- MÎL[Ar. çoğ. EMYÂL, MÜYÛL] ile MİLH[Ar. çoğ. EMLÂH, MİLAH, MİLÂH, MİLHA]

( Göze, sürme çekmeye özgü bir âlet. | Yollardaki mesafeyi belirlemek üzere dikilen nişan. | İğne gibi ince ve uzun bir âlet. | Ucu sivri, çelik kalem. | Sivri dağ tepesi. | Bir kilometreye yakın bir uzaklık. | Bir çarkın, üzerinde döndüğü eksen, mihver. İLE Tuz. )


- MİL ile/ve/||/<> FİBONACCİ


- MİL ile MİL[Ar.] ile MİL[Lat.]

( Balçık. İLE Türlü işlerde kullanılmak üzere yapılan, ince ve uzun metal çubuk. | Göze sürme çekmeye yarayan, kemik ya da fildişinden yapılmış ince ve uzun araç. İLE Yer yer, uzunluğu değişen bir uzaklık ölçü birimi. )


- MİLÂD/EŞİK ile DÖNEMEÇ


- MİLAS


- MİMAR SİNAN PARKI :

( Yeniköy Mahallesinde ve Nuri Paşa Caddesi üzerindedir. Nuri Paşa Caddesi üzerindedir. 2.345,84 m²'lik bir alanı kapsamaktadır. 1.347,71 m²'lik yeşil alanı ve 128,85 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )


- MİMAR/LIK ile/ve/||/<>/> KATILIMCI MİMAR/LIK


- MİNÂRE ile/ve ŞEREFE/EZÂNGÂH

( Minarenin 7 bölümü vardır. [Aşağıdan yukarıya doğru, sırasıyla] 7. Alem 6. Külâh 5. Petek 4. Şerefe 3. Gövde[Farisî] 2. Pabuç 1. Kürsü[Kaide] )

( Bir minarenin gövdesinin üstü de tekrar kendi içinde 15 bölümdür. [Aşağıdan yukarıya doğru, sırasıyla] 15. Alem 14. Bayrak 13. Seren 12. Çiğdene kaplama 11. Göndel 10. Gergi 9. Payanda 8. Tabla 7. İskaça 6. Kara çivi 5. Petek silmesi 4. Petek 3. Farisî 2. Şebeke 1. Stalaktit )

( Alem 8, bazı unsurlarının tekrarıyla da 10 bölüme ayrılır. [Aşağıdan yukarıya doğru, sırasıyla] 10. Hilâl[Boynuz] 9. Boyun[üst bilezik] 8. Küp 7. Armudî 6. Boyun[orta bilezik] 5. Küp 4. Boyun[alt bilezik] 3. Kaide 2. Küp[simit, karpuz] 1. Kaide )

( Minare külâhı nasıl tamir edilir? Minareyi tamir edecek usta, önce seren'in üzerine kendine basamak teşkil edecek ahşap parçaları çakarak, külâh'ın içinden çıkabildiği yere kadar tırmanır. Belirli bir yerde, külâh'ın darlığı yüzünden, çalışamaz hâle gelir. Bu noktada kaplama tahtalarını kırarak dışarı çıkabileceği büyüklükte bir delik açar. Dışarıya çıktığı nokta, genellikle alem'den birkaç metre aşağıdadır. Ustanın, minarenin en tepesine ulaşabilmesi için alem'in tam altına bir kement geçirmesi gerekir. Bunu gerçekleştirebilmesi için, bulunduğu noktada minarenin etrafında bir ip dolaştırır ve bu ipin iki ucunu şerefe'de bekleyen çırağına sarkıtır. Çırak ipi iki ucundan tutarak burmaya başlar. Burulan ip minarenin çevresinde bulunan kısmının çapı daraldığından yavaş yavaş minarenin tepesine doğru 'tırmanır'. Usta bu ipe tutunarak tepeye kadar tırmanır ve alem'in hemen altına bir kement bağlar. Bu kementin üzerine iki adet makara yerleştirir. Bunlardan biri, kendi beşiğini asacağı makara, diğeri ise şerefeden malzeme çekmesini sağlayacak olan makaradır. Usta, yukarıda 360Ş dönerek ve makaraya bağlı beşik sayesinde yukarı-aşağı hareket ederek minare külâhını tamir eder, değişecek kurşun levhalarını değiştirir. İşi bittiğinde, minarenin etrafında tekrar bir ip dolaştırır ve ipin iki ucunu şerefe'ye sarkıtır. Çırak bu ipi yine burarak ustasının minareden inmek üzere kullanabileceği tek bir halat hâline getirir. Usta bu halata tutunarak daha önce bağlamış olduğu tüm ipleri söküp şerefeye iner. En sonunda da burgulu ipin burgusunu açar ve şerefe'ye düşmesini sağlar. )

( Ecelbeşiği - Dücâne Cündioğlu )

( image

image

image )

( İstanbul Minareleri )


- MİN-EL-ARŞ İLE-L-FERŞ[Ar.] ile MİN-EL-AŞK[Ar.]

( Gökten yere kadar, baştan aşağı. İLE Aşk yüzünden. )


- MİNHÂC ile AÇIK, GENİŞ YOL

( AÇIK, GENİŞ YOL )


- MİNİ PARK (SAĞLIK OCAĞI) :

( Rumelihisar Mahallesindedir. 75,91 m²'lik bir alanı kapsar. 65,94 m²'lik yeşil alanı bulunmaktadır. )


- MİNKA ile/ve/||/<> MAÇİYA

(

Minka [ 民家 ]

Anlamı: Halk evi/kişilerin evi/kırsal ev.

Özellikleri:

  • Kırsal bölgelerde[köylerde, dağlık alanlarda9 yer alır.
  • Çiftçilerin, balıkçıların ve zanaatkârların yaşadığı evler.
  • Ahşap, saman ve doğal malzemelerle yapılır.
  • Çatılar, eğimli ve kalındır; iklim koşullarına göre uyarlanır.
  • İç düzen, geleneksel Japon mimarisine göre tasarlanmıştır.

Maçiya [ 町家 / 町屋 ]

Anlamı: "Kasaba evi/kentli ev".

Özellikleri:

  • Kent merkezlerinde, özellikle ticaret bölgelerinde bulunur.
  • Tüccar ve esnaf ailelerinin yaşadığı yapılardır.
  • Dar cepheli, derin planlıdır (unagi no nedoko: "yılan yatağı" biçimi).
  • Alt kat dükkân, üst kat yaşam alanı olarak kullanılır.
  • Ahşap kafesli pencereler, iç avlular ve kayar kapılar içerir.

Minka ile Maçiya arasındaki FaRkLaR...

Özellik Minka Maçiya
Yerleşim Kırsal alanlar Kent/kasaba merkezleri
Kullanım amacı Tarım, balıkçılık, günlük yaşam Ticaret, zanaat ve yaşam
Mimari yapı Geniş plan, eğimli çatı Dar ve derin plan, çok katlı
Malzeme Ahşap, saman, doğal malzemeler Ahşap, kiremit, kafesli pencere
Sosyal sınıf Köylü, zanaatkâr, işçi Tüccar, kentli
)

( )


- MINTIKA[Ar.] değil/yerine/= BÖLGE


- MİRABOĞLU, PROF. DR. MUHARREM (KAYSERİ 1921 - 1989) :

( Üniversite öğretim üyesi. İlk, orta öğrenimini aynı kentte tamamladı. 1939 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü Orman Fakültesinde ormancılık öğrenimine başladı ve 1943 yılında bu fakülteden mezun oldu. Bir süre YZE Kültür Teknik Enstitüsünde stajyer asistanlık yaptı. 1947'de İstanbul üniversitesi Orman Fakültesi Hasılat ve işletme İktisadı Kürsüsünde asistan olarak göreve başladı. 1951 yılında "Göknarlarda Şekil ve Hacim Araştırmaları" adlı doktora tezini tamamlayarak "Doktor" unvanını aldı. 1951 yılında Almanya'ya gitti ve Göttingen, Freiburg ve Münih Üniversitesinde misafir Asistan olarak 1954 yılına kadar çalıştı. 1955 tarihinde hazırlamış olduğu "Devlet Orman İşletmelerimizin İşletme İktisadı Bakımından Tetkiki" konulu tezi ile "Doçent" unvanını kazandı. Doçent unvanını aldıktan sonra Dendrometri dersini vermeye başladı. İzliyen yıllarda Oxford Orman Fakültesinde ve Alice Holt Araştırma Enstitüsünde incelemelerde bulundu, 1963 yılında "Proföser" oldu. 1964 - 1966 yılları arasında İstanbul üniversitesi Orman Fakültesinde Dekanlık görevini yürüttü. 1966 - 1970 yılları arasında KTÜ) (Karadeniz Teknik Üniversitesi) Merkez Danışma Kurulu Üyeliği, ağustos 1970 tarihine kadar (1965 - 1970) TÜBİTAK Danışma Kurulunda "İstanbul Üniversitesi Temsilciliği" görevini sürdürdü. 1970 - 1974 yıllarında TÜBİTAK Genel Sekreterliği görevinde bulundu. "Orman ekonomisi ve orman işletmelerinde araştırmalar ve eğitimdeki başarıları ile ülkesine araştırma organizasyonlarına yaptığı belirgin katkılar ve etkilerden dolayı" Almaya'da F.V.S. tarafından verilen "Wilhelm - Loppola - Pfeil" Bilim Ödülü ile 1973 yılında ödüllendirildi ve 1983 yılında emekli oldu. Emekli olduktan sonra da çalışmalarına devam etmiş ve Yaşar Holding'de CEO olarak beş yıl süre ile görev yaptı. Yayımlanan kitapları:1) Göknarlarda Şekil ve Hacım Araştırmaları, 2) Türkiye Devlet orman İşletmesinin İşletme İktisadı Bakımından Tetkiki, 3) Dikili Deneme Ağaçları Yardımıyla Meşçere Hacmının Tayini (Tercüme), 4) Orman Kıymetlerinin Takdirinde Kullanılan Formüller ve Tatbikatına ait Misaller (F. Fırat ile birlikte), 5) Açı Metodu (Bitterlich) ve Kullanılan Aletler (Relaskop), 6) Orman Hava Kirliliğini Önleyici Etkileri. 7) Ormanlık Sahalarda Açık Mad en İşletmelerinde Tazminat Hesabı, 8) Türkiye'de Odun Hammaddesi Üretim - Tüketim ve Satış Usulleri, 9) Orman Ürünleri İhracatı Teşvik Tedbirleri, 10) Ormancılık İşletme İktisadı kitaplarını yayınladı. Ayrıca pek çok bilimsel makalesi yayılandı. )


- MİRAHUR ALİ AĞA ÇEŞMESİ :

( Çayırbaşı'nda Cerrah Mahmut Efendi Camii yakınında olduğu "İstanbul Çeşmeleri" kitabında belirtilen bu çeşme bugün mevcut değil (H.966, M.1558). Bu çeşme yol yapım çalışmaları sırasında ortadan kaldırıldı. Yerinde bulunmayan bu çeşmeyi Kanuni Sultan Süleyman'ın Mirahur Ali Ağa yaptırmıştır. )


- MİRALAY HAKKI BEY (İST. 1872 - 1917) :

( Rumelikavaklıdır. Askeri eğitimini aldıktan sonra orduda değişik görevler üstlenmiş, son görevi Boğaz Komutanlığı olmuştur. )


- MİRALAY HÜSEYİN HÜSNÜ BEY (RUMELİHİSARI, 1877 - ...) :

( Rumelihisarlıdır. Askeri okuldan mezun olarak orduya katıldı. Milli mücadele komutanlarından olup; Galiçya, Yemen, İkinci İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz savaşlarına katıldı. Sakarya ve Büyük Taarruzda Mürettip Kolordu emrinde 3. Alay Komutanı olarak görev yaptı, )


- MİRGÜN YOLCU GEMİSİ :

( Emirgan'ın bir ismi de Mirgün'dü. Bu isme izafeten yolcu gemisine bu isim verildi. Bu gemi İstanbul'da Şirket - i Hayriye'nin Hasköy fabrikasında küçük bir yolcu gemisi olarak monte edildi. 16 net tonluk ve teknesi saçtandı. 15 beygir gücünde küçük bir buhar makinesi vardı, uskurluydu. 1881'de hizmete girdi. Sonraları römorkör olarak da kullanıldı. 1910'da hizmet dışı bırakıldı. Baca No.su 36 idi. )


- MİRMİROĞLU KÖŞKÜ :

( Büyükdere, Çayırbaşı Caddesi üzerinde olup deniz cephelidir. Yalının sahiplerinin soyadı ile anılmaktadır. 20. yy. başlarında inşâ edilen yalı; gazino, otel olarak kullanıldı. Büyükdere'nin önemli otellerinden Platon Oteli bu bina idi. )


- MİSAFİR ile/ve/<>/değil/>< MUKÎM[< KIYÂM]

( 72 saat boyunca ağırlanan kişi. İLE/VE/<>/DEĞİL/>< Oturan, ikâmet eden. | 72 saatten daha uzun süre kalan misafir/kişi. )


- MİSAFİR[Ar.]/MİHMÂN[Fars.] ile KONUK

( KONUK, MİSÂFİR )


- MİSAFİRHANE[Ar.] değil/yerine/= KONUKEVİ

( Resmî ya da özel kuruluşların kendi görevlilerinin yararlanması için yaptırdığı konut. )


- MİSAFİRHANE[Ar.] değil/yerine/= KONUKEVİ


- MISIR YOLU ile/ve ÇİN YOLU

( Sanat tarihinin seçtiği yol. İLE/VE ... )


- MISIR ile/ve MEZOPOTAMYA


- MISIRLI EBUBEKİR RATİP YALISI :

( Yeniköy, İstinye yolu üzerindeki 253 kapı No.lu tarihi yalı sahibinin ismi ile anılmaktadır. 20. yy. başlarında yaptırılan yalının bir kısmı Jak Kamhi'ye ait olup, yalı 2.373 m² lik bir bahçe içinde olup deniz kenarındadır. )


- MISIRLI FUAT BEY/BALTACIOĞLU YALISI :

( Yeniköy Köybaşı üzerinde olan yalı 18. yy. yapılmıştır. 1982 - 1985 yıllar arasında büyük onarım gördü. Yalı bilahare sahip değiştirmiş ve Mısırlı İhsan Bey yalının sahibi olmuş. Yalı (1970 - 1980) Borankay ailesine geçti. Daha sonra da yalının sahibi Mustafa Özkan oldu. Yalı Mısırlı Fuat Paşa ve Baltacıoğlu Yalısı olarak isimleri ile bilinmektedir. )


- MME. ELMASYAN SAHİLHANESİ/ ELA SOYUER KONAK :

( Sarıyer vapur iskelesi karşısındadır. İlk sahibe MME Elmasyan'dır. Bilahare el değiştirmiş ve Orhan Sokullu'ya geçmiştir. Son sahibi ile Ela Soyuer'dir. Baba Ahmet Soyuer, beş yaşındaki kızına bu yalıyı satın almış ve ismini de "E. Soyuer Konak" koymuştur. )


- MODÜL[Fr. < Lat.] ile MODÜLASYON[Fr.]

( Orantı ölçüsü. Bir yapının çeşitli bölümleri arasında orantıyı sağlamak için kullanılan ölçü birimi. | Çap, ölçü. | Herhangi bir mekanik özelliği belirten katsayı. | Bir uzay taşıtının, bütün yapısı içinde yer alan bağımsız bölüm. İLE Bir sesin yayınmasında ortaya çıkan yeğinlik, vurgu, ton değişinimlerinden her biri. | Bir dalganın, genlik, evre ve sıklığının bir yasaya göre zaman içinde farklılaşması. | Bir tondan, başka bir tona geçiş. )


- MOĞOLİSTAN'IN:
KUZEYİ/NDE ile/ve GÜNEYİ/NDE ile/ve ORTA BÖLÜMLERİ/NDE

( Ormanlar. İLE/VE Çöl. İLE/VE Bozkır. )


- MOL, PROF. DR. TORUL(İST.1940) :

( Üniversite Öğretim Üyesi. İlk ve ortaokulu Kasımpaşa'da okudu. 1959'da İstanbul Atatürk Erkek Lisesi ve 1963 yılında da İ.Ü. Orman Fakültesinden mezun oldu. 1966 yılında İ.Ü. Orman Fakültesi Orm an Entom lojisi ve Koruma Anabilim Dalında asistan olarak göreve başladı. 1972 yılında Ormancılık İlimleri Doktoru, 1979 yılında Doçent, 1988 yılında da Profesör oldu. 1996 - 2007 yılları arasında Orman Entomolojisi ve Koruma Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı, 18.01.2007 tarihinde emekli oldu. Or. Fakültesini bitirdikten sonra, 1963 Kasım ile 1964 Nisan ayları arasında İstanbul Bahçeköy Or. İşl. Müdürlüğü'nde Orman Yüksek Mühendisi olarak görev yaptı. 1964 - 1966 tarihleri arasında askerlik hizmetini yaptı. 1974 - 1987 yılları arasında ÖSYM İstanbul İl Sınav Yönetici Yardımcılığı görevini sürdürdü. Yayınlanan kitapla: 1) Önemli Kelebek Familyaları ve Özellikleri. 2) Marmara ve Ege Bölgeleri Ormanlarında Yaşayan Geometridae Türleri Üzerinde Araştırmalar. 3) Elazığ Ormanlarında Yemlik Yaprak Yararlanmasının Orman Ağaçlarına Etkileri. 4) Populasyon Dinamiği. 5) Yaban Hayvanları Bilgisi H. Çanakçıoğlu). 6) Orman Entomolojisi Zararlı ve Yararlı Böcekler (H. Çanakçıoğlu). 7) Orman Entomolojisi (Genel Bölüm) –H. Çanakcıoğlu -). 8)Tohum ve Kültür Zararlıları (H. Çanakçıoğlu). 9) Böceklerde Davranış. 10) Yaban Hayatı Bilgisi kitaplarını yayımladı ve ayrıca pek çok bilimsel makale ve rapor yazdı. )


- MOLLA ÇELEBİ CAMİİ :

( Şeyhulislam Zenbilli Ali Efendi'nin oğlu Fazıl Efendi (ö. 1583) tarafından yaptırılan bu camiye Molla Çelebi Camii deniliyordu. Ancak 1958'de yol yapım çalışmaları sırasında ortadan kaldırıldı. )


- MOLLA FENARİ MESCİDİ :

( Rumelihisarı Kalesi içinde Molla Feneri tarafından yaptırılan ve aynı ismi taşıyan Mescide zaman içinde yıkıldı. )


- MOLLA SUYU ÇEŞMESİ :

( Zekeriyaköy'deki Molla Bağının içindedir. Çeşmenin kim tarafından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. )


- MOLLA SUYU :

( Zekeriyaköy'de Molla bağının içinden çıkan bir memba suyudur. Bağın içinde olduğu için halka açık değildir. )


- MOLYVOS ile/ve/<> SİGRİ

( Midilli'de bulunan bu kaleler, 450 yıl boyunca [1462 - 1912], Osmanlı denetimindeydi. )


- MONTEVIDEO ve/<> "18 TEMMUZ" CADDESİ

( "Bir dağ gördüm" VE/<> Uruguay'ın, bağımsızlığını kazandığı tarih.[18 Temmuz 1828] )


- MONTEVIDEO ve/<> PUNTA DEL ESTE

( ... VE/<> Uruguay'ın başkenti Montevideo'ya, 139 km. uzaklıkta, dünya çapında üne sahip bir kumsal/plaj. )

( ... VE/<> Plata Irmağı'nın okyanus ile birleştiği uc. [Bir tarafında Atlantik Okyanusu, öteki tarafında ise Plata Irmağı'nın ağzı görülmektedir.] )

( ... VE/<> Irmağın debisi, saniyede 22.000 m³'tür. Okyanus ile buluşan ağzının genişliği 240 km.'dir. )


- MONTEVIDEO ve/<> "TÜRK SOKAĞI"

( Uruguay'ın başkenti Montevideo'da, kentin bir bölgesindeki sokaklara, ülke adları verilmiş. Bunlardan biri de, "Türk Sokağı"dır. )


- MONTEVIDEO'DA:
"ANTİKACILAR SOKAĞI" değil BİT PAZARI

( Adı bu olsa da, antikaya rastlanmamaktadır. DEĞİL Bölgedeki bireylerin, evinden getirdiği çeşitli eşyaların satıldığı yer. )


- MORGÜL, CEMAL (İST. 1947) :

( Deniz Yolları Şehir Hatları İşletmesinden emekli oldu. Sarıyer Spor Kulübü'nde 2 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Kulübün Divan Kurulu Üyesidir. )


- MORİTANYA'DA/TROBRİAND ADALARI'NDA:
ATAERKİLLİK ile/ve/değil/<> ANAERKİLLİK

( ... İLE/VE/DEĞİL/<> Moriler, anaerkil bir topluluktur.[Ancak kadın isterse boşanma gerçekleşir.] )


- MOZALE/MOZOLE[MAUSOLÉE | Fr. < Yun.] değil/yerine/= ANITMEZAR


- MUALLİMHANE-İ NÜVVÂB ile/=/<>/> MEKTEB-İ NÜVVÂB ile/=/<>/> MEKTEB-İ KUZÂT

( Kadı yetiştirmek amacıyla açılan okullardı. )

( 1853 ile/=/<>/> 1884 ile/=/<>/> 1911 )


- MUAMMER AKSOY HUKUKÇULAR PARKI :

( Darüşşafaka Mahallesindedir. 563,00 m²'lik bir alanı kaphsamaktadır. 287,00 m²'lik yleşil alanı vardır, 87,00 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )


- MÜBAYACI SOKAK :

( Rumelihisarı Mahallesi sokaklarından biridir. Sokakta mübaya işlerine bakan bir görevlinin olması nedeni ile sokağa "Mübayacı Sokak" ismi verilmiştir. )


- MU'CİR[Ar.] ile MÛCİR[Ar. < ECR]

( Bir çeşit kadın başörtüsü. İLE Kiraya veren, îcâr eden. )


- MÜDÂVEME[Ar. < DEVÂM] ile MÜDÂVİM/E[Ar. < DEVÂM]

( Devam etme, bir yere her zaman gidip gelme. | Bir iş üzerinde aralıksız çalışma. İLE Devam eden, bir iş üzerinde aralıksız çalışan. | Bir yere, sürekli gidip gelen. )


- MÜDÂVÎ[Ar. < DEVÂ] ile MÜDÂVÎM[Ar. < DEVÂM |çoğ. MÜDÂVİMÎN]

( İlâç veren, iyileştiren, devâ bulan. İLE Devam eden, bir iş üzerinde aralıksız çalışan. | Bir yere, sürekli gidip gelen. )


- MÜDN[< MEDÎNE] ile ...

( Kentler/şehirler. )


- MUHABBET SOKAK değil İNCİLİ ÇAVUŞ SOKAĞI


- MUHACCİL[Ar. < HACLET] ile MUHÂCİR[Ar. < HİCRET]

( Utandıran, tahcil eden. İLE Göçmen, göç eden. Bir ülkeden ayrılıp, başka bir ülkeye yerleşen. )


- MUHACİR MAHALLESİ :

( Sarıyer Orta Çeşme Caddesi üzerindeki Çukurçeşmenin ilerisinde sağdadır. Hidayetin bağına kadar uzar. Fıstıklıbağlar yolundan sınır alır. 93 Harbi (Rus - Türkiye) göçmenlerinin iskân edildiği bir bölgedir. Zamanla değişikliğe uğradı. )


- MUHÂCİR[Ar. < HİCRET] değil/yerine/= GÖÇMEN

( Göçmen, göç eden. | Bir ülkeden kalkıp, bir başka ülkede yerleşen. )


- MUHAT[Ar.] değil/yerine/= KUŞATILMIŞ


- MÜHENDİS ŞEVKET SOKAK :

( Kireçburnu Mahallesi sokaklarından biridir. Mahallenin saygın insanlarından biri olan Mühendis Hüseyin Bey unutulmamış ve bu sokağa "Mühendis Hüseyin Sokak" adı verilmiştir. )


- MUHİT[Ar. < HAVT] ile/ve ATLAS

( Okyanus. | Kapsayıcı. )


- MUHTAR AŞIK PERVANİ PARKI :

( Kireçburnu Mahallesinde olup, 1.277,00 m²'lik bir alanı kapsamakta olup, 260,00 m²'lik yeşil, 167,00 m²'lik çocuk oyun alanı ve 225,00 m²'lik spor alanı bulunmaktadır. )


- MUHTAR HİKMET BAYRAK PARKI :

( Büyükdere'de Mühendis Şevket Sokaktaki park yeniden elden geçirilerek tanzim edilerek ve Büyükdere çok uzun yıllar muhtarlık yapan Hikmet Bayrak adına hizmete açıldı. Çocuklar için oyun grubu, yetişkinler içinde spor yapacak alanı mevcuttur. Park 639 m²'dir. Bunun 225 m² su metrekare yeşil alan, 174 m²dinlenme ve yürüyüş alanı, 159 m² oyun alıanı ve 80 m² fitness alanı var. )


- MUHTAR SEBAHATTİN ÇAPOĞLU PARKI :

( Yeniköy Mahallesinde, Nar Sokak üerindedir. . 7.705,86 m²'lik bir alan üzerindedir. 3.526,00 m²'lik yeşil alanı, 175,60 m²'lik çocuk oyun alanı ve 648,00 m²'lik spor alanı bulunmaktadır. )


- MUHTESİP[Ar.](İHTİSAP AĞASI) ile/ve/||/<> KETHÜDÂ/KAHYÂ[Fars.]

( İslâm şehirlerinde çarşı ve pazar esnafını din kurallarına göre denetleyen görevli, belediye memuru. İLE/VE/||/<> Yiğitbaşılar aracılığıyla esnaf ve devlet ilişkisini yürüten. | Konak, çiftlik vb. yerlerde türlü işleri yapmakla görevli kişi. | Değnekçi. | Gerekmediği hâlde başkasının işine karışan kişi. | Esnaf kuruluşlarında lonca başkanı. )


- MUKABBİL[Ar. < KABL | çoğ. MUKABBİLÎN] ile MUKABİL[Ar. çoğ. KABİLE]["ka" uzun okunur]

( Öpen, takbîl eden. İLE Karşı karşıya gelen, bir şeyin karşısında bulunan. | Bir şeye karşı/karşılık yapılan. | Karşılık. | Karşılığında. )


- MUKÎM ile KÂİM

( Sürekli aynı işi yapan kişi. İLE O anda, geçici. )


- MUKİM ile SAKİN

( Bir evde oturan, ikamet eden. İLE Durgun, dingin. | Sessiz. | Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen. | Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış ya da geçmiş. | Bir yerde oturan. )


- MÜLDÜR, NECDET (YENİCE, 1946) :

( Beyoğluspor Kulübünden transfer edildi ve sezon (1967 - 1969) Sarıyer'de tescilli kaldı. Sarıyer forması altında 65 lig, 2 kupa ve 3 turnuva maçı olmak üzere 70 resmi ve 6 özel maçla birlikte 76 müsabaka oynadı. Lig maçlarında 8, turnuva maçlarında 2 olmak üzere takımına 10 gol kazandırdı. )


- MÜLHAKAT[Ar. < MÜLHAK]["ka" uzun okunur!] ile/< MUZÂFÂT[Ar. < MUZAF ile/< ZAYF]

( Katmalar, ekler. | Bir merkeze bağlı olan yerler. İLE Bir şeyin ekleri, bir merkezin şubeleri, kolları. )


- MÜLK değil/yerine ACZ

( Mülk ile doyamazsın. DEĞİL/YERİNE Acz ile kendinde ve doyurucu olursun/kalırsın. )


- MUMCU ile ...

( Beyaz adam.[Orta Afrika Cumhuriyeti'nde] )


- MUNDA ile MUNDARU
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Burada. İLE Süslenmiş düğün odası. )


- MÜNHATT[Ar.] değil/yerine/= AŞAĞI İNEN | ALÇAK | ÇUKUR


- MUNSAP[Ar.] değil/yerine/= KAVUŞAN, KAVŞAK | [coğ.] AĞIZ


- MÜNTEHÂ[Ar. < NİHÂYET] ile MÜNTEHÎ[Ar. < NİHÂYET]

( Bir şeyin varabildiği en uzak yer, son derece, son kerte, nihâyet bulmuş. | Son uc. | Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'ın dini, tasavvufî düzyazı yapıtı. İLE Sona eren, biten, nihâyet bulan. | Son, en son. | Bir şeyi tamamlayan. )


- MUNU ile MUNU
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( İşte orada. İLE Bu. )


- MURAD IV ÇEŞMESİ / TAVUSLU ÇEŞME ile ...

( Gülhane Parkı'nda, Çinili Köşk'ün yanındadır. 1635'te, Sultan IV. Murad tarafından yaptırılmıştır. [Adını üzerindeki Tavuskuşu kabartmasından almıştır.] )


- MURAKKIM[< RAKAM] ile ...

( Pusulanın iğnesi. )


- MÜRETTEB[Ar.] ile MÜREKKEB[Ar.]

( Dizilmiş, yerli yerine konulmuş, tertîb olunmuş. | Bir şey/yer için ayrılmış, tâyin edilmiş. | Sonradan kurulmuş. | Danışıklı, uydurma, yalandan düzenlenmiş. İLE İki ya da daha çok şeyin karışmasından meydana gelen, terkîb edilmiş. | Bileşik. | Yazı mürekkebi. )


- MÜRETTEB[Ar. < RETB] ile MÜRETTİB[Ar. < RETB | çoğ. MÜRETTİBÎN]

( Dizilmiş, yerli yerine konulmuş, tertîb olunmuş. | Bir şey/yer için ayrılmış, tâyin edilmiş. | Sonradan kurulmuş. | Danışıklı, uydurma, yalandan düzenlenmiş. İLE Sıraya koyan, düzene sokan, tertîb eden. | Matbaada, yazı dizicisi. )


- MÜRŞİT, HAŞMET OĞUZ (ADANA 1954) :

( İşadamı. Yüksek Öğrenimini tamamladıktanh sonra şirketini kurup müteahhitlik alanında iş hayatına atıldı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde 5 dönem (2000 - 2005) yönetim kurulu üyesi ve ayrıca iki dönemde (2005/2006 ve 2006/2007) Kulüp başkanı olarak görev yaptı. TFF nunun genel kurullarında delege olarak bulundu, çeşitli kulüp ve sosyal derneklerde yönetici ve üye olarak hizmet yaptı. )


- MUŞ ile/değil HUŞ

( Yemen Türkü'sünde "Burası Muş'tur, yolu yokuştur" DEĞİL!!! "Burası Huş'tur, yolu yokuştur" biçimindedir! )


- MUŞ ile MUŞ[Fr.]

( Doğu'daki bir ilimiz. İLE Altı düz, küçük gezi teknesi. )


- MUSA AĞA ÇEŞMESİ :

( Musa Ağa tarafından 1743'te İstinye'de yaptırılan bir çeşmedir. )


- MÜSÂFİR[< SEFER] ile YOLCU

( MİSÂFİR, YOLDAN GELEN, YOLCU | YOLCULUK SIRASINDA BİRİNİN EVİNE İNEN KONUK | KOMŞUYA GİDEN KİMSE )


- MUSAKKAF ile/||/<> MUSAKKAFÂT ile/||/<> HÂNE

( Üstü damla örtülü (bina), gayrimenkul kiralarına ilişkin. İLE/||/<> Ev, han ve dükkan gibi üstü dam ile örtülü yerler. İLE/||/<> Ev. )


- MUSÂRAA[Ar. < SAR] ile MUSÂRÂHA[Ar. < SARÂHAT]

( Güreşme, pehlivanlık. İLE İşi, meydanda görme. )


- MÜSEDDED[Ar. < SEDÂD] ile MÜSEDDİD[Ar. < SEDÂD]

( Uzunluğuna doğrultulmuş, tesdîd edilmiş. İLE Doğrultan, doğru yola sevk eden. | Tıkayan, sed ve büğet yapan. | Tıkanmış, sed ve büğet yapan. )


- MÜSELLESE[Ar.] ile MÜSELLESÎ[Ar.]

( Oksijen, hidrojen ve karbondan olan. İLE Üçgen biçiminde olan, müselles. )


- MÜŞFİK KENTER TİYATROCULAR PARKI :

( Maden Mahallesindedir. 3.940,00 m²'lik bir alan üzerinde kurulmuştur. 1.880,00 m²'lik yeşil alanı, 228,70 m²'lik çocuk oyun alanı ve 328,00 m²'lik spor alanı bulunmaktadır. )


- MÜŞİR FUAT PAŞA YALISI :

( İstinye Emirgan yolu üzerinde, deniz kenarında ve eski tersanenin hizmet binalarının bulunduğu alan içindedir. 19.yy. ın ikinci yarısında yapılan bu binanın ilk sahibi Billüri Mehmet Efendi'dir. Sonra sırası ile İran Sefiri Muhsin Han, Hicaz Kıralı Şurayı Devlet Azalarından Şeref Hüseyin Bey yalının sahibi olmuştur. Son sahibi ise Müşir (Deli) Fuat Paşa'dır. Yalı son sahibinin ismi ile anılır. Bu yalı bilahare Deniz Yollarına satıldı. 1995'te tersane kaldırılınca bina onarıma alındı. 1999'da Karadeniz Ekonomik İşbirliği D8 Uluslar arası Sekreteryası, Dışişleri Bakanlığının Türkiye Temsilciliğinin kullanımına verildi. )


- MUŞMULA DERESİ :

( Marmaracık'ın, yani Marmancık'ın üst kısımlarından çıkar ve Marmaracık deresi ile birleşerek koya akar. Dereye Muşmula deresi denmesinin nedeni civarında fazlaca muşmula ağacı bulunmasındandır. )


- MUSTAFA EFENDİ :

( Rumelikavağı'nda muhtar olarak görev yaptı. )


- MUSTAFA REŞİT PAŞA :

( Türk devlet adamlarından biri olup devlet memuriyetinde iken büyük başarı göstermiştir. Dört kez Paris Büyükelçiliği, üç kez Dışişleri Bakanlığı ve altı kez de Sadrazam (Başbakan) olarak görev yaptı. Mustafa Reşit Paşa (1800 - 1858) yenilikçi devlet adamlarından biriydi. Kölelik ticaretinin yasaklanması, meclisi mebusanın açılması, Gülhane Hattı Hümayun'un ilan edilmesi, uluslar arası pek çok ikili anlaşmaların gerçekleştirilmesi onun zamanında oldu. )


- MUSTAFA YUMAK PARKI (YAMAÇ) :

( Ferahevler Mahallesindedir. 1.815,00 m²'lik bir alanı kapsamaktadır. 1.300,00 m²'lik yeşil alanı, 105 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )


- MÜSTAKARR[< KARÂR]/KARARGÂH[Ar. KARAR + Fars. GÂH] değil/yerine/= YERLEŞİLEN, DURULAN YER

( KARARGÂH: Bir birlik ya da kurumun, kumandan ile yardımcı şube ve bölümlerinden oluşan kuruluş. | Ordunun uzun bir süre ya da geçici olarak konakladığı yer. | Durulan ya da kalınan yer. )


- MÜSTEFÂD[Ar. < FEYD] ile MÜSTEFÂZ[Ar. < FEYZ]

( Kazanılmış, kâr edilmiş. | Anlaşılmış. İLE Dağılıp yayılmış. )


- MÜSTEKÂR[Ar.] değil MÜSTAKARR[Ar. < KARÂR]

( ... DEĞİL İstikrar bulunan, yerleşilen, durulan yer. | Karargâh. )


- MÜSTEKRÂ[Ar. < HİRÂ] ile MÜSTEKRÎ[Ar. < KİRA]

( Kiraya verilen eşya. İLE Kira ile tutan, istikrâ eden. )


- [ne yazık ki]
!MÜSTEMLEKE[Ar.] değil/yerine/= SÖMÜRGE


- MÜSTENHİR[Ar. < NEHR] ile MÜSTENÎR[Ar. < NÛR]

( Aka aka yeri oyan, ırmak/nehir yapan. İLE Nûr, ışık alan, parlak, istinâre eden. )


- MÜŞTERİ değil/yerine YOLCU


- MÜTECÂVİL[Ar. < CEHD] ile MÜTECÂVİR[Ar. < CİVÂR]

( Dolaşan, cevelân eden. İLE Bir civarda olan, komşu. )


- MÜTEFERRİS[Ar. < FERÂSET] ile MÜTEFERRİŞ[Ar.] ile MÜTEFERRİZ[Ar. < FERZ]

( Anlayan, anlayışlı, sezişli, teferrüs eden. İLE Döşenen, mefrûş olan, teferrüş eden. İLE Ayrılan, teferrüz eden. )


- MÜTEHADDİR[Ar. < HADER] ile MÜTEHADDİR[Ar.]

( Örtünen, bürünen, tahaddür eden. İLE Yokuş aşağı giden, hızla aşağı doğru inen, yuvarlanan. )


- MÜTEHÂLLÎ[Ar. < HALY] ile MÜTEHÂLLÎ[Ar.]

( Süslenmiş, donanmış, tahallî etmiş. İLE Boşalan, boş kalan, tahallî eden. )


- MÜTEHÂLLİD[Ar. < HULD] ile SÂKİN[Ar.]

( Bir yerde sürekli olarak kalan, tahallüd eden. İLE Bir yerde yaşayan/bulunan/oturan. )


- MÜTEKABİL[Ar.] değil/yerine/= KARŞILIKLI


- MUTENA[Ar.]/MÜMTAZ[Ar.]/GÜZİDE[Fars.]/ELİT[Fr./İng. < ELITE] değil/yerine/= ÖZENİLMİŞ | SEÇİLMİŞ, SEÇKİN, BEĞENİLMİŞ, ÖNEMLİ | AYRI/ÜSTÜN


- MÜTENEZZİH ile ...

( Gezintiye çıkan, gezip eğlenen, tenezzüh eden. | Temize çıkan, aklanan. )


- MÜTERAHHİL/E[Ar.] ile MÜTERAHHİR[Ar.] ile MÜTERÂHİ[Ar. < RAHVET]

( Göç eden, bir yerden bir yere göçen, terahhül eden. İLE Deniz gibi dolup taşan, dolup taşan. İLE Geri çekilen, ağır davranan, yavaş hareket eden. )


- MÜTEREFFİ[Ar. < REF] ile MÜTEREFFİH[Ar. < REFH] ile MÜTESÂİD[Ar. < SUÛD]

( Yukarı kalkan, yükselen, tereffu eden. | Ululuk gösteren. İLE Refah bulan, rahat ve bolluk içinde yaşayan. İLE Yukarı çıkan, yükselen, ağan, suûd eden. )


- MÜTESÂİD[Ar. < SUÛD] ile MÜTESA'İD[Ar.]

( Yukarı çıkan, yükselen, ağan, suûd eden. İLE Yukarı çıkan, yükselen. )


- MÜTEŞETTÎ[Ar.] ile MÜTEŞETTİT/E[Ar. < ŞETAT]

( Bir yerde kışlayan, kışı geçiren, teşerrî eden. İLE Dağılan, karışan, perişan olan, teşettüt eden. )


- MÜTEZÂVİL[Ar.] ile MÜTEZÂVİR[Ar. çoğ. MÜTEZÂVİRÎN]

( Bir şeyi, bir şeye yaklaştıran, tezâvül eden. | Bir şey ortaya çıkarmaya çalışan. İLE Birbirini ziyaret eden, birbirini gidip gören. )


- MUTLAK MEKÂN ile/ve FİZİKÎ MEKÂN


- MUVAFFIK[Ar. < VEFK] ile MUVÂFIK[Ar. < VEFK]

( Başarı kazandıran, muvaffak eden. İLE Uygun, yerinde. | [müzik] Bir makam. )


- MUVAHHİT, BEDİA (İST. 1897 - 1994) :

( Emirganlıdır. Kadıköy Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion Lisesinde okudu ve çocuk yaşta Fransızca ve Rusça öğrendi. Öğrenimini sürdürürken o yıllarda kurulan telefon şirketinde çalışan ilk kadınlardan biri oldu. 1921'de Erenköy Kız Lisesinde Frasızca öğretmenliğine başladı. Tiyatro ve sinema sanatçısıdır. Türkiye'nin ilk kadın oyuncusudur. Tiyatro ile 1908'de tanıştı. 1914'te kurulan Darülbedayi'ye girdi. İlk sinema filmini 1923'te Muhsin Ertuğrul'un önerisi üzerine çekti ve Halide Edip Adıvar'ın "Ateşten Gömlek" filminde Ayşe rolü ile dikkatleri üzerinde topladı. 1923'te "Ceza Kanunu" adlı oyunla sahneye çıktı ve tiyatro hayatı başladı. Sanat hayatı boyunca 200 den fazla oyunda ve pek çok sinema filminde rol aldı. Sarıyer halkevindeki tiyatro çalışmalarına öğretici ve oyuncu olarak katıldı ve temsillerde rol aldı. 1975 yılında Şehir Tiyatrosundan emekli oldu. 1987'de ise Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Hisse - i Şayia, Taş Parçası, Aktör Kin, Yorgaki Dandini, Hamlet, Devlet Kuşu, On İkinci Gece, Matmazel Julie, Aynaroz Kadısı, Hortlaklar, Mürai, Tersine Akan Nehir, Bir Kavuk Devrildi, Venedik Taciri, Fermanlı Deli Hazretleri, Mum Söndü, Bir Ölü Evi, Otelle, Kafes Arkasında, Kafatası, Lüküs Hayat, Yarasa, Müfettiş, Saz - Caz, Mırnav, Ayak Takımı Arasında, Tebeşir Dairesi, Ahududu, Küçük Şehir, Oyun İçinde Oyun, Deli Saraylı, Kibarlık Budalası, Sana Rey Veriyorum, Deli Dolu, Suç ve Ceza, Çifte Keramet, Dama Çıkmış Bir Güzel, Gecikenler isimli filmler rol aldığı bazı oyunlardır. Rol aldığı filmler ise: Pençe, Casus, Ateşten Gömlek, İstanbul Sokaklarında, Karım Beni Aldatırsa, Beklenen Şarkı, Paydos, Yaşlı Gözler, Son Beste, Gülmeyen yüzler, Çapkınlar, Gönül Ferman Dinlemez, Bir Gecelik Gelin, Belalı Torun, Barut Fıçısı, Genç Kızlar, İstanbul Kaldırımları, Kaynana Zırıltısı, Manyaklar Köşkü, Gençlik rüzgârı, Halk Çocuğu, Anasının Kuzusu, Gel Barışalım, Sarı Kızla Kopuk Ahmet, Hizmetçi Dediğin Böyle Olur, Hep O şarkı, Sevinç Gözyaşları, Bozuk Düzen, Aşkın Gözyaşları, Çalıkuşu, Sokak Kızı, O Kadın, Sevgilim Artist Olunca, Şoförün Kızı, Evlat Uğruna, Sen Benimsin, Zehirli Hayat, Dünyanın En Güzel Kadını, Katip Ateşli Çingene, Esmerin Tadı Sarışının Adı, Lekeli Melek, Son Mektup, Tatlı Sevgilim ve Yumurcak'tır. )


- MUVAKKİTHANE :

( Emirgan Muvakkithanesi Çınaraltı'nda Hamid - i Evvel Camiinin karşısındadır. Camiden 6 yıl sonra yani 1844'te Sultan I.Abdülmecid (1839 - 1861) tarafından yaptırıldı. Muvakkithane Cumhuriyet döneminde değişik amaçlar için kullanıldı. Uzun süre Emirgan Spor Kulübü olarak kullanılan bina halen büfedir. )


- MUVÂZÎ[Ar. < VEZY] ile MUVAZZİH[Ar. < VUZÛH]

( Paralel. İLE Açıklayan, ayrıntılı olarak anlatan, îzâh eden. )


- Müze Kart'ınızı Alınız!


- MÜZE:
"KORUMA/SERGİLEME YERİ" ile/değil/||/<>/< ESİNLENDİRME YERİ/ARACI


- MÜZEYE GİR fakat "MÜZELİK OLMA!"


- MÜZEYYEN SOKAK :

( Bu sokağın adı eskiden Torik Sokak'tı. Yenimahalle - Sarıyer arasında eskiden pek çok sayıda balık tuzlayıcısı vardı. Bu nedenle sokağa Torik Sokak denilmişti ama zamanda tuzlayıcılar ortadan kalkınca sokağın ismi de "Müzeyyen Sokak" olarak değiştirildi. )


- MÜZİK ve/<> MİMARLIK

( [temelinde] Zaman. VE/<> Mekân. )

( Akan mimarlık. VE/<> Taşlaşmış/donmuş müzik.[Architektur ist erstarrte Musik.] )

( MUSIK und/<> ARCHITEKTUR )

( MUSIC and/<> ARCHITECTURE )


- MÜZİKAL[Fr.] ile MÜZİKHOL[İng.]

( Müzikle ilgili. | Müzik eşliğinde sergilenen, film ya da tiyatro oyunu. İLE Fon müziğinden yararlanılarak eğlenceli, fantezi oyunların oynandığı yer. )


- MYANMAR:
SAGAING ve INNWA ile/ve/<> AMARAPURA[: Ölümsüz kent.]

( Myanmar'ın, büyük ve antik kentleri. İLE/VE/<> Başkenti. )


- NAFİ BABA CAMİİ :

( Rumelihisar'ın üst kısmında ve Nafi Baba mevkiinde bulunan camiidir. Tarihi özelliği yoktur. )


- NAFİ BABA SOKAK :

( Rumelihisarı sokaklarından biridir. İsmini Nafi Baba Tekkesi şeyhi Nabi Baba'dan almıştır. Nafi Baba tekkede 53 yıl şeyhlik yapmış ve şöhreti yakalamıştır. Yeniçeri ocaklarının kaldırılması üzerine Tekke binası 1926'da yıktırılmış 1839 yılında tekrar inşâ edilmiştir. Sokaklara isim verilirken şeyh unutulmamış ve bir sokağa "Nafi Baba Sokak" ismi verildi. )


- NAFİ BABA TEKKESİ/DERGÂHI :

( Boğaziçi Üniversitesi kampüsü içinde bulunan bu tekkeye şehitlik tekkesi de denilmektedir. Tekkenin adının duyulması Nafi Baba'nın postnişinliği döneminde oldu. Bu tekke de (Dergâhta) postnişinlik babadan oğula geçiyordu. )


- NAFİ BABA :

( Nafi Baba Dergâhı posnişiydi. Dergâh Rumelihisarı'nın üst kısımlarında bulunuyordu. Nafi Baba 1835'te İstanbul'da doğmuş ve 1908'de İstanbul'da ölmüştür. Dini bilimleri Silivri Müftüsü Sadık Efendi ile Adanalı İsmail Efendi'den tahsil etmiş, Fatih Camii dersi İmamlarından Musa Kazım Efendi'den de ders alarak bilgisini genişletmiştir. 1846'da kendisine İptidai Hariç İstanbul Müderrisliği unvanı verilmiştir. 1872'de Musıla - i Süleymaniye'ye müderrisliği, 1907'de Bilad - ı Mahreçten Halep Mevleviyeti'ne terfi ettikten sonra 1908'de vefât etmiştir. )


- [ne yazık ki]
NAGASAKİ ve/||/<> HİROŞİMA

( Atom bombası, İkinci Dünya Savaşı sırasında sırasıyla 06 ve 09 Ağustos 1945 tarihlerinde atıldı. )


- NÂHİYE[Ar.] değil/yerine/= BUCAK/BÖLGE


- NAİLE SAĞLAM VEREM SAVAŞ DİSPANSERİ :

( Sarıyer Merkez Mahallesinde Orta Çeşme Caddesi üzerindedir. 1955'ten beri aynı binada hizmet vermektedir. Bu dispanserin dernek başkanlığını 1997 yılına kadar 42 yıl süre ile Yaşar Hanım (Ağatan) yaptı. Dernek binasının yanındaki Çobanoğlu Köşkü dispanserin lojmanı olarak kullanılmaktadır. )


- NÂKIS/A[Ar. < NAKS] ile NAKIŞ[Ar.] ile NÂKIZ[Ar. < NAKZ]

( Eksik, noksan, tam olmayan. | Kusurlu, kusuru olan. | [matematikte] -[eksi] imi/işareti. İLE Genellikle kumaş üzerine, renkli iplikler ya da sırma ve sim kullanarak, elle, makineyle yapılan işleme. | Özellikle duvar ve tavanları süslemek için yapılan resim. | Beste ve semailerin, dört yerine iki haneli olanlarına verilen ad. | [mecaz] Hile. İLE Bozan, bozucu, bozma, çözme, kırma. )


- NALBANT ÇEŞME SOKAK :

( İsmini bu sokak üzerinde bulunan Nalbant Mehmet Ağa'nın 1797 yılında yaptırdığı çeşmeden almıştır. Ayrıca Nalbant Çeşme ismini taşıyan altı geçici sokak daha var. )


- NALBANT MEHMET EFENDİ TEKKESİ :

( Rumelihisarı kalesi içinde bulunan bir tekkedir. Tekkeyi kuran Nalbant Mehmet Efendi olduğu için bu isimle anılmaktadır. Kalenin onarılması ve içindeki mahallenin kaldırılması sırasında tekke de kaldırıldı. )


- NALBUR MEHMET EFENDİ HAMAMI :

( Rumelihisarı kalesi içinde Nalbur Mahmut Efendi tarafından yaptırılan ve yaptırılanın adını taşıyan hamam da zamanla yıkılıp yok oldu. )


- NALBURİ MEHMET EFENDİ DERGÂHI :

( Rumelihisarında bulunuyordu, son şeyhi Şeyh Kamil Efendi olup Nakşibent tarikatı mensubuydu. )


- NAMAZGAH ÇEŞMESİ :

( Bahçeköy'de Belgrad Ormanı içindeki Sultan Mahmut II. Bendinin sağ yanındaki yamaçtadır. Duvar çeşmesi hüviyetindedir. Kim tarafından ne zaman yapıldığı bilinmiyor. )


- NAMAZGÂH SOKAK :

( Rumelikavak mezarlığının ilerisinde bulunan bir sokaktır. Eski dönemlerde burada açık hava mescidi vardı. Yani alanda bir kıble taşı bulunuyor ve namaz vaktinde bu alan namaz kılma yeri olarak kullanılıyordu. Sırf bu nedenle bu sokağa Namazgâh Sokak adı verilmiştir. )


- NAMAZGÂH :

( Rumelikavağı'ndaki namazgâh eski mezarlığın kuzey tarafında idi. Namazgâhın tarihi Kavak Hisarları'nın yapıldığı yıllara kadar iner (IV. Murat dönemi: 1623 - 1640). Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana sadece ismi kaldı. Namazgâh taşı ve namaz kılınan yeri yıkılıp gitmiş. Aynı yerde suyu akmayan bir çeşme ve namazgâh ismini taşıyan İETT otobüsleri durağı var. )


- NARLIKUYU ile ...

( Silifke'de. )


- NARU = YÖN
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]


- NASRETTİN HOCA PARKI :

( Tarabya Mahallesindedir. 1.950,00 m²'lik bir alanı kapsamaktadır. 1.230,00 m²'lik yeşil alanı, 150,00 m²'lik çocuk oyun parkı ve 220,00 m²'lik spor alanı bulunmaktadır. )


- NAVİGASYON değil/yerine/= YOL BUL/YOL GÖSTERİCİ


- [ne] KÖY ne de KASABA (OLAMAMAK)


- [ne yazık ki]
AYNI HAMAM ile/ve/||/<> AYNI TAS


- NEBİL SERTER YALISI :

( Yeniköy Tarabya yolu üzerindedir. 19. yy. sonlarında yapılmıştır. Mühendis Nebil Serter yalısı olarak bilinir. )


- NEBİOĞLU, HALDUN (SARIYER, 1941 - 2019) :

( Ticaretle uğraştı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Divan kurulu üyesidir. )


- NECİP AĞA ÇEŞMESİ :

( Çeşme, Uskumruköy'e girişte solda ve sağdaki bakkal dükkânının karşısında ki köşe başındadır (H.1325, M.1909). Çeşmenin suyu yoktur. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: Sahib - ül hayrat Uskumru karyesi ahalisinden Necip Ağa bin Yakup Ağa hayratıdır" (1325 - 1327)". )


- NECİP BEY HAYRATI ÇEŞMESİ :

( Rumelihisarı'ndan Baltalimanı'na giderken Necip Akar bağının duvar çeşmesidir (M.1951). Çeşme bütünüyle mermerdir. Çeşmenin su akarı vardır. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: Necip Bey hayratı 1951". Çeşmenin yalâk taşının sağ ve solunda ayrıca iki kitabe vardır. Soldaki kitabede: Bu çeşmeden içsen de/ İçmesen de uğur ola". Sağdaki kitabede ise: Suyun boşa akmasın/Açık bulursan kapa". )


- NECİP FAZIL KISAKÜREK PARKI :

( Ferahevler Mahallesindedir. 1.122,51 m²'lik bir alan üzerindedir, 383,09 m²'lik yeşil alanı, 220,55 m²'lik çocuk oyun alanı ve 330,93 m²'lik spor alanı bulunmaktadır. )


- NEDEN? ile/ve/değil/yerine/||/<>/> NEREDEN?


- NEKTAR BİRA FABRİKASI :

( Büyükdere'deki ilk sanayi kuruluşu idi. Fabrika Nectar Browery Biracılık Compay Limited (Nektar Biracılık Limited Şirketi) adıyla açıldı. 1909'da açılan fabrika 1930'da kapatıldı. Sonraları bira fabrikası arsası üzerine Tekel Kibrit Fabrikası kuruldu (bkz. Tekel Kibrit Fabrikası, Elbe Orman). )


- NEMRUT ile/değil YESEMEK


- NEŞET SUYU PİKNİK YERİ :

( Bahçeköy'de Belgrad Ormanı içindedir. Neşet Suyu tesisleri Müderris Neşet Bey tarafından yapılmıştır. Belgrad Ormanı içinde bulunan piknik yerleri içinde en çok ilgi gören halka açık piknik yeridir. Piknik yerinde 6,6 km. lik sağlıklı yaşam ve yürüyüş parkuru bulunmaktadır. Parkur 17 egzersiz istasyondan meydan gelmektedir. Sportif faaliyetlere uygun olması nedeniyle profesyonel spor kulüpleri için tercih edilen kondisyon çalışma alanıdır. Piknik alanında bulunan Neşet İçme suyu içimi mükemmel bir sudur. Alanda büfe, sağlık ünitesi bulunmaktadır. )


- NEŞET SUYU :

( Belgrad Ormanındaki Neşet Suyu Piknik yerinde bulunan bir memba suyudur. 0.5 sertlik derecesinde olan bu mükemmel su 1990'lı yıllarda yerinden kaldırılarak biraz daha ileri de bire getirildi ve başka su ile birleştirildi. Çok az akışı olan Neşet suyu yeni su ile birleşince gür akar oldu ama eski 0,5 olan sertlik derecesi ve lezzeti de değişti. )


- NESLİŞAH SULTAN CAMİİ :

( İstinye'de Değirmen Sokakta bulunan cami Sultan II. Beyazıt'ın (1447 - 1512) torunu Neslişah Sultan tarafından 1540 yılında inşâ edildi. Cami 1957'de yol tanzim çalışmaları sırasında yıktırıldı. Bilahare cami arsası üzerinde aynı ismi taşıyan bir cami yaptırıldı. )


- NESNE ile/ve/||/<>/< YÜZEY ile/ve/||/<>/< ÇİZGİ ile/ve/||/<>/< NOKTA


- NE-VADA değil/< NEVADA


- NEVÂHÎ[Ar. < NÂHİYE] ile NEVÂHÎ[Ar. < NEHY]

( Yanlar, taraflar. Bucaklar, nâhiyeler. İLE Yasak şeyler. )


- NEZÂRET[Ar. < NAZAR] ile/ve/<> VEKÂLET/VEKİLLİK[Ar.]

( Bakma, bakış, etrafı görme, seyir. | Gözetme, gözden geçirme, denetim. | İdâre, reislik. | Nâzırlık, vekillik. İLE/VE/<> Başkasının işini görmeye görevli ve/ya da yetkili olma. | Birini, kendi yerine geçirme. | Birinin yerini tutma. | Vekillik, nezâret. | Vekilin, görev yaptığı yer/bina. )


- NİCELİK:
SÜREKLİ ile/ve/||/<> AYRIK

( [Parçalar arasında ...]
Sınır varsa. İLE/VE/||/<> Sınır yoksa. )


- NİCELİKLER ile YER/MEKÂN

( [zıtlık/zıddı] Yoktur. İLE Vardır. )


- NİDA PARK – AYŞEN GRUDA :

( Huzur Mahallesinde olup, Sarfit Huzur Spor Kempleksi içinde olup, 2.000,00 m²'lik bir alanı kapsalmaktadır. )


- NİHAL, ŞÜKUFE (İST. 1896 - 1973) :

( Edebiyatçı Yazar olup, Rumelihisar'lıdır. İstanbul'da doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle çocukluğu değişik yerlerde geçti. Seçkin okullarda okuyarak çok iyi eğitim aldı. Küçük yaştan itibaren memleket sorunları ile ilgilenmeye başladı. İlk evliliğini 1912 yılında Mithat Sadullah (Sander) ile yaptı. Oğlu dünyaya geldikten kısa bir süre sonra eşinden ayrıldı. İttihat Terakki yönetiminin kadınlara tanıdığı özel haktan yararlanarak öğretim süreci üç yıl olan Darülfünun edebiyat bölümüne kaydoldu. Kısa bir süre sonra aynı sınıfta okuyan arkadaşı Ahmet Hamdi (Başar) ile ikinci evliliğini yaptı. Kadınlara daha çok sosyal haklar verilmesi için başlatılan harekete öncülük etti. Kadınlar Fırkasının (Parti) kurulmasını sağladı. Akabinde hala faaliyetine devam eden Türk Kadınlar Birliği'ni kurdu. Şiirlerini hece ölçüsü ile yazdı. Yıldızlar ve Gölgeler (Aruz Ölçüsü, 1919), Hazan Rüzgârları (1927), Gayya (1930), Yakut Kayalar (1931), Su (1933), Sıla Yolları (1935), Sabah Kuşları (1943), Yerden Göğe (1960) isimlerini taşıyan 8 şiir kitabı yayınlandı. Ayrıca ölümünden sonra oğlu Nejat Sander tarafından "Şükufe Nihal/Şiirler (1975); Renksiz İstırap (1928), Yakut Kayalar (1931), Çöl Güneşi (1933) Yalnız Dönüyorum (1938) ve Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946), Çölde Sabah Oluyor ve Vatanım İçin (1955) isimlerini taşıyan 7 romanı ve Tevekkülün Cezası (1928), Gezi Notları ve Finlandiye (1935) isimlerini taşıyan üç öyküsü yayınlandı. Şiirleri ve makaleleri; Türk Kadını, Haftalık Gazete, Yeni Mecmua, Hayat, Sus, Dergâh Kadın Yolu, Tan, Çınaraltı, Kadın Gazetesi ve Türk Yurdu gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bilhassa kadın hakları ile ilgili büyük uğraş verdi, makaleler yazdı. 1962'de geçirdiği trafik kazasını takiben felç oldu ve uzun süre huzurevinde kaldıktan sonra 1973'te vefât etti. )


- NİHORİ ERKEK İLKOKULU :

( Yeniköy'de açılan ilkokul, 1848 yılında eğitime açılan Nihori Erkek İlkokuludur. Bu okul Rum cemaatin yardımları ile açılmıştı. Azınlıklar ülkeyi terk ettikten sonra okul kapanmak zorunda kaldı. )


- NİJER ile NİJERYA

( NIGER vs. NIGERIA )


- NİL ve/<> VICTORIA

( Dünyanın en uzun ırmağı.[6400 km.] VE/<> Dünyanın en büyük ikinci gölüdür.[Marmara Denizi'nden 5 kat daha büyüktür.] )


- (...'NIN) ALTI ile 6 (ALTI)


- ...'NIN EVİNDE YAŞAMAK ile/yerine ...'NIN EVİNDE KALMAK


- ...'NIN "İSTEDİĞİ" / "BEKLEDİĞİ" ile/değil/yerine/>< DAVET ETTİĞİ


- NİPPON (JAPONYA) ile ...

( Yüksek Güneş Ülkesi. )


- NİRENGİ[Fars.] değil/yerine/= TEPE NOKTA

( Belirli sayıda noktanın konumunu, kesinlik içinde saptayabilmek için, bu noktaları, tepe olarak kabul ederek, bir alanı üçgenlere bölme. )


- NİŞAN ile/||/<> URA

( ... İLE/VE/||/<> Sınır nişanı. )


- NİSPETİYE CADDESİ :

( Rumelihisarı'ndan Levent'e kadar uzanan bir cadde olup, Nispetiye semtinin ismi caddeye verilmiştir. )


- NOKTA ile/ve/||/<>/> ÇİZGİ ile/ve/||/<>/> ÜÇGEN ile/ve/||/<>/> PİRAMİT

( Tek nokta. İLE/VE/||/<>/> İki nokta. İLE/VE/||/<>/> Üç nokta. İLE/VE/||/<>/> Dört nokta. )


- NORVEÇ = KUZEY YOLU


- NOSTALJİ[NOST: Eve dönüş. | ALGIA: Özlem/hasret.] değil/yerine/= YURTSAMA

( Sıla/memleket özlemi. Vatan özleminin hastalık haline gelişi. )


- OBUZ ile OY OBUZ ile OBUZLUG
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Engebeli, bozuk arazi. İLE Sarp arazi. İLE Arazisi sarp olan ülke. )


- OCAK ile KÜLHAN[Fars.]/CEHENNEMLİK

( ... İLE Hamamları ısıtan, hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak. )

(

)


- OCAKLI ile/||/<> PAŞMAKLIK/ARPALIK

( Osmanlı`da gelirleri kale koruması ve tersane giderlerine ayrılan topraklar. İLE/||/<> Osmanlı'da evlenen hanedan üyesi kızlara ya da padişahın eşlerine verilen miri araziler. Gelirleri padişah kızlarına, annesine ve eşlerine ayrılan toprak. )


- ODA KAPISI ile/||/<> HASTANE ODASI KAPISI


- ODA ile KÖY ODASI

( ... İLE Köylülerin çeşitli toplantılar yaptığı ya da konukların köyde kalması için hazırladıkları yer. )


- ODA ile/ve MAKAM

( Koltuğun üstüne çıkarsan yükselirsin, başının üstüne alırsan altında ezilirsin! )

( ROOM vs./and POSITION )


- ODABAŞI CAMİSİ ile ...

( Şehremini/Çapa Odabaşı'ndadır. 1562'de, Has (Saray) Odabaşı (Komutanı) Behruz Ağa tarafından yaptırılmıştır. [Mimar Sinan yapıtıdır.] )


- ODABAŞI, ARİF (SARIYER/YENİMALALLE, 1957) :

( Sarıyerlidir, balıkçı reisidir. Sarıyer İlkokulu, Sarıyer Orta Okulu ve Sarıyer Lisesinden mezun oldu. Bir süre Elmadağ Gazetecilik Yüksek Okulunda okudu ise de okulu yarım bıraktı. Sarıyer Spor Kulübünde futbol oynadı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde 2 dönem (4 yıl) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı Sarıyer'den başka, Ortaköy, Emirgan, Maden ve Yenimahalle Spor Kulüplerinde futbol oynadı. Yenimahalle Spor Kulübünde Yönetim Kurulu üyesi ve daha sonra da kulüp başkanı olarak sorumluluk üstlendi. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu Üyesidir. )


- ODABAŞI, EYÜP (SARIYER, 1951 - 2015) :

( Galatasaray Mühendislik ve Mimarlık Fakültesinden Makine Mühendisi olarak mezun oldu. Ticarete atıldı. Sarıyer Spor Kulübü altyapısında futbola başladı, yaş gruplarında oynayarak profesyonel takıma kadar yükseldi. Sarıyer forması altında 1 kez Amatör, 1 kez de Ümit Milli oldu. Sarıyer'den sonra Fenerbahçe'ye transfer etti. Bu kulüpte iki sezon oynadıktan sonra Trabzonspor'a transfer oldu. Bir süre de Karabükspor'da oynadıktan sonra futbolu bıraktı. 1981'de Sarıyer Spor Kulübü yönetim kuruluna seçildi. Aralıksız olarak 1995 yılına kadar Kulüp yönetim kurulunda genel kaptan olarak görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 24 yıl ile en uzun süre yöneticilik yaparak tarihe geçti. Türk Futbol Vakfı, Yenimahalle Spor Kulübü, 1940 Sarıyerli Sporcular Derneği kurucu üyesidir. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesidir. Sarıyer Yerel Haber Gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. )


- ODABAŞI, PROF. DR. TURGAY (MİLAS, 1935 - 2003) :

( Üniversite Öğretim Üyesi. İlk ve ortaokulu Milas'ta okudu ve 1954 yılında İzm ir Atatürk Lisesinden mezun oldu. 1959'da İ.Ü. Orman Fakültesinden "Orman Yüksek Mühendisi" olarak mezun oldu.. Orman teşkilatında bir süre görev yaptıktan sonra 1961'de İ.Ü. Orman Fakültesi Silvikültür Kürsüsüne asistan atandı. "Lübnan Sediri ve Tohumu Üzerine Araştırma" tezi ile 1957'de "Ormancılık Bilimleri Doktoru" unvanı aldı. 1973'te "Türkiye'de Baltalık ve Korulu Baltalık Ormanları ve Bunların Koruya Dönüştürülmesi Olanakları Üzerine Araştırmalar" tezi ile "Üniversite Doktoru" oldu. Ve 1976'da Silvikültür Kürsüsüne Doçent olarak atandı. 1982'de "Üniversite Profesörü Unvanı" nı kazandı ve 1993'te Silvikültür Anabilim Dalı Başkanı oldu. Bu görevini emekli olana kadar devam ettirdi. Yayınlanmış ders kitaplardı ve pek çok bilimsel makalesi var. )


- ODABAŞI, YAKUP (SÜRMENE, 1915 - 2000) :

( Sarıyerli balıkçı reislerindendir. İhtilaflı olayları çözmekte ustalığı ve pratik hesaplamalar yaparak problemleri çözmekte usta olduğu için "Canlı hesap makinesi" olarak tanınır. Pek çok dernek yönetim kurullarında görev aldı. )


- ODALARDA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ORALARDA

( Işıksız olmak... )

( )


- ODUNCUBAŞI YALISI :

( Rumelihisarı Yahya Kemal Caddesi üzerindeki Oduncubaşı yalısı semtin tarihi eserlerinden olup 19. yy. sonlarında yapılmıştır. Yalı bilahare İsmail Aşir Efendi tarafından satın alınmış, sonra da bu kişinin varislerine kaldı. Yalının son sahibi Ayşe Handan Aral ve diğer hissedarlardır. )


- OFİS değil/yerine/= İŞLİK, İŞ YERİ, YAZIHANE


- OFİS[İng. < OFFICE] değil/yerine/= YAZIHANE


- OFLUOĞLU, VECİHİ (BARTIN 1950) :

( Pandomim sanatçısı, oyuncu, yönetmen ve öğretim görevlisi. Uzun yıllar Büyükdere'de ikamet etti. Trakya ve İstanbul üniversitelerinden mezun oldu. Pandomim sanatına 1965'te başladı. "Ölümden Daha Büyük Şeyler Var" adını taşıyan oyunla sahne hayatı başladı. Daha sonra "Hava Parası" ve "Fare Kapanı"nda oynadı. İstanbul Üniversitesi'nde öğretim görevlisi bir akademisyen. )


- OGRAK/OGRAQ ile
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Kara yıgaç/Qara yıgaç adındaki bir sınır bölgesinde yaşayan bir Türk kavmi. İLE ... )


- ÖĞRENİM/ÖĞRETİM ÜNİVERSİTESİ ile/ve/değil/yerine ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ


- ÖĞRETMEN, KAPLAN (TRABZON, 1937) :

( Trabzon İdmangücü'nden transfer edildi. Aralıklı olarak dört sezon (1957 - 1959 ve 1965 - 1967) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 29 lig, 1 kupa ve 5 turnuva maçı olarak 35 resmi ve 7 özel maçla birlikte toplam olarak 42 maçta oynadı. Fransa'ya giderek Sarıyer'den ayrıldı. )


- ÖĞÜNÇ, FERHUN (İST. 1952) :

( Bisikletçi, çok genç yaşta Sarıyer Kulübünde bisiklet sporuna başladı. Çok kısa bir çalışma döneminden sonra yarışmalara katıldı ve başarılı dereceler yaptı. Bakırköyspor'a transfer olduktan bir süre sonra Meriç Tekstil (Edirne)' e transfer etti. 1970'de Türkiye Gençler Şampiyonluğunu kazandı. 1971, 1972, 1974 ve 1975 yıllarında Büyükler Takım Yol ve Pist şampiyonluklarını kazandı. 1976'da Uluslararası Akdeniz Turu'nda sarı mayo giyerek birinci oldu. 50 den fazla milli oldu ve 1977 yılında ABD gitti. New York'da yaşamaktadır. )


- OĞUZ, CENGİZ (İST. 1949) :

( Büyükdere Spor Kulübünden transfer edildi ve altı sezon (1969 - 1975) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 90 lig, 1 kupa ve 17 Amatör lig maçı olmak üzere 108 resmi ve ayrıca 34 özel maçla birlikte 142 maçta Sarıyer takımında oynadı. Lig maçlarında 9, Amatör lig maçlarında 6 ve özel maçlarda 5 olmak üzere takımına 20 gol kazandırdı. Büyükdere'ye transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. Sanayici olarak iş hayatını devam ettiriyor. )


- OĞUZ, ERDOĞAN (İST, 1939) :

( 1953'te Fındıklı Orta Okulunu yarım bıraktı ve daha sonra ticaret hayatına atıldı. Siyasi hayata CHP saflarında başladı. Partilerin kapatılması üzerine yeni kurulan SODEP, SHP ve CHP de yer aldı. Bilahare ANAP'a katıldı, daha sonra da AKP de siyasi hayatına devam etti. 1984 - 2009 yılları arasında sürekli olarak 25 yıl Sarıyer Belediye Meclis üyesi olarak görev yaptı. Sarıyer Spor Kulübü, Sarıyerliler deneği (SA - DER), Kızılay gibi pek çok sportif, sosyal ve kültürel amaçlı pek çok dernekte üye olup görev yaptı. )


- OK, SELİM (İST. 1927 - 2005) :

( Pertevniyal Lisesini bitirdi. İş hayatını Gümrük Komisyoncusu olarak devam ettirdi. Sarıyer Spor Kulübü'nde 2 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesi olup, 3 dönem İl Genel Meclisi üyesi olarak görev yaptı. )


- OKAN, BEKİR (GAZİANTEP, 1950) :

( Ankara Gazi Üniversitesi Yüksek Matematik Bölümünden mezun oldu. Bir süre serbest ticaretle uğraştıktan sonra kendi şirketini kurdu. Şirketlerini Okan Holding bünyesinde topladı. Okan Kültür Eğitim, Spor Vakfını kurdu ve vakfın başkanlığını üstlendi. Sarıyer Spor Kulübü'nde 2 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )


- OKAN, MAHMUT NEDİM (SARIYER, 1914 - 1967) :

( Sarıyer Pertevniyal İlkokulunda okudu ve İtalyan LisesiTicaret Bölümünden mezun oldu. 1934'te İstanbul Gütmrüğünde memur olarak işe başladı. İstanbul, Bozcaada, Adana gümrüklerinde görev yaptı. 1961 yılına kadar İstanbul Giriş Gümrüğünde Muayene Memuru ve Ecza Kurulu'nda Uzman Gümrükçü olarak çalıştı. Emekli olduktan sonra Gümrük Komisyonculuğu yaptı. 1951, 1952, 1954 yıllarında Akdeniz'e ve Kuzey Amerika'ya yapılan Türkiye tanıtım gezilerinde Ankara ve Tarsus gemilerinde Sergi Amiri Gümrükçü olarkak görev yaptı. Klasik Türk müziği tutkunu idi . Kemençe, yaylı ve mızraplı tambur ve cümbüş çalardı. Aynı zamanda şairdi ve şiirlerini 1937 yılında yayımladığı "Dikensiz Güller" isimli kitabında topladı. Mesleki bilgilerini paylaştığı "Yolcu Rehberi" Türkiye'ye gelen veya yurtdışına giden yolcular için basılmıştır. Sarıyer Gençlik Mahfili'nde tiyatro, edebiyat, spor gibi etkinliklerle uğraştı, gayri federe iken sarıyer takımında da futbol oynadı. Nedim Okan İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve İngilizce bilirdi. )


- OKAN, NEZİH (SARIYER, 1950) :

( İlkokulu Sarıyer Pertevniyal İlkokulunda, orta öğrenimini Kadıköy Maarif Kolejinde, Yüksek Öğrenimini İ.Ü. Eczacılık Fakültesinde tamamladı ve 1973 yılında Eczacı olarak mezun oldu. İş hayatına 1973 yılında kurucusu olduğu YET - Yenitur Turizm Acentası'nda başladı. 1975 yılında Nişantaşı'nda Nezih Eczanesini açtı. 1978 yılında Eniştesi Tulû Şenol ile birlikte aile şirketi olan DE - SA Porselen A.Ş. kurdu. 2012 yılında tekrar eczacılığa döndü ve Çengelköy'de Merve Eczanesini açtı. Öğrenciliği sırasında İPSF (Uluslararası Eczacılık Talebeleri Federasyonu) Türkiye irtibat sekreterliği, Ortadoğu Komiserliği ve İPSF Genel Kurulunda Türkiye Delegesi olarak görev yaptı. 1974 - 1975 yıllarında CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) Sarıyer Gençlik Kolu Başkanlığı, 1975 - 1976 yıllarında Eczane Sahipleri Derneği Genel Sekreterliği, 1977 - 1978 yıllarında TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentalari Birliği) Yönetim Kurulu Üyeliği ve Kuzey Kıbrıs Komitesi Başkanlığı yaptı. 2007 - 2010 yılları arasında kurucuları arasında bulunduğu ZÜCDER (Züccaciyeciler Deneği) Yönetim Kurulu Üyeliği ve Genel Sekreterlini yaptı. 20 Yıl boyunca İstanbul Ticaret Odası Züccaciye Komite üyesi ve 2008 - 2009 yılları arasında İTO Meclis Üyesi olarak görev aldı. Üyesi olduğu Sarıyer Spor Kulübünde lisansyer sporcu olarak futbol ve basketbol oynadı. Sarıyer Spor Kulübü Divan Kurulu üyesidır. )


- OKSAL, ORD. PROF. DR. ESAT MUHLİS (YANYA, 1888 - ) :

( İlk, orta ve Lise tahsilini Yanya'da yaptı. İstanbul'a gelip "Halkalı Ziraat ve Orman Mektebi Alisine" girdi ve buradan 1908 yılında mezun oldu. Bu yıl Orman ve Maadin ve Ziraat Nezareti Katipliğine tayin edidi. Bu görevde bir yıl kadar çalıştıktan sonra Orman Mektebi Alisine ‘Sarıyer) muhasebe memuru olarak tayin edildi. 1910' da Almanya'ya Eberswalde Königlische Preusslischa Forst – Akademie'ye tahsil için gönderildi, 1910 - 1916 tarihleri arasında bu akademide temel bilimler ve ormancılık öğrenimi yaptı. Daha sonra Münih'e geçerek Münih TÜniversitesinde 1917 yılına kadar mesleği ile ilgili incelemelerde bulundu. Yurda döndükten sonra 1917 Orman Genel Müdürlügğünde görev aldı. 1918'de Orman Mektebi Alisinde Orman Koruma ve Dendrometri muallimliğine tayin edildi ve Ders Nazırı Mr. Bavere'in asistanlığını yaptı. Bilihare 1924'te bu okulda Silvikültür ve Teknoloji Muallimliğine naklen tayin edildi. Daha sora da Ziraat Vekaleti Orman Genel Müdürlüğü Fen Müşavirliğine atandı. Bu arada değişik görevler yaptı. Orman Mektebi Alisinin 1934'te lağvedilmesi ve Yüksek Ziraat Enstitüsü'ne fakülte olarak bağlanması üzerine 1934'te Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün ikinci sınıf doçentliğine tayin edildi. Orman Mektebi Âlisinde Muallim ve Müderris olarak Almanca okutmanlığı dahel olmak üzere omancılığın çeşitli konularında ders okuttu. 1940'de birinci sınıf profesör, 1944'te Y.Z.E. İkinci sınıf Ordinaryüsü oldu. Orman Fakülktesinin İstanbul Üniversitesine bağlanması sırasında Ş.Z.E. rektörü olarak görev yapmış ve Orman Fakültesinin İstanbul Üniversitesine bağlanmasında büyük katkısı oldu. Orman Faktültesinin İstanbul Üniversitesine bağlanması üzerine Orman Botaniği ve Silvikültür Enstitüsü Direktörü oldu. Orman Botaniği ve Silvikültür Enstitüsü ikiye ayrılınca emekli olduğu 01.09.1957 tarihine kadar Ord. Prof. Dr. Orman Botaniği Enstitüsünün sorumluluğunu yürüttü, Telif Eserleri; "Orman Yetiştirme Fenni (Silvikültür), 1925", "Orman İşletme Tekniği ve Metodları, 1925", "Ormanın Kollektif Faydaları, 1937", "Orman ve Park Ağaçlarımız, Oluşu ve Gelişimleri; Kökensel Soydaşlık İlgileri ve Evrim Yolları, C. I,1943", "Sekoya'lar (mamut Ağaçları), 1945", "Orman ve Park Ağaçlarımız C.II, Fasikül I, 1950", "Orman ve Park Ağaçlarımız, C. II, Fasikül II, 1952", "Orman ve Park Ağaçlarımız, C. II, Fasikül III, 1952".. Kitaplarkından başka pek çok bilimsel makalesi var. )


- OKSİTANYA ile/ve/> TOULOUSE

( XII. yüzyılda, Paris'teki kralın yasalarına uymayan baronlarının egemenliğinde yaşamış olan coğrafya. İLE/VE/> Oksitanya'nın merkezi ve Fransa'nın dördüncü büyük şehri olan Toulouse'nin bir başka adı da, "Pembe Kent"tir.[Bu kent, gün doğumunda pembe, öğlen kırmızı, gün batımında ise leylak rengi alırmış.]
[Oksitanya'da yaşayan halk, OC diye adlandırılıyor.] [Kendilerine özgü, yine OC dili adına bir dil konuşuyorlar. Toulouse'da, tüm sokak adları hem Fransızca, hem de OC dilinde yazılıyor.]

Toulouse'a, 1460-1500 yılları arasında altın çağını yaşatan ve tekstil sanayisinde kullanılan mavi rengi sağlayan bitkinin adı "Pastel"dir.[Güney Amerika'dan gelen İndigo bitkisi, pastelin ününü sona erdirmiş.] )


- ÖKTEM, NAKİ (MALATYA, 1952) :

( Yönetici, müfettiş ve mali müşavir. Eskişehir İ.T.İ. Akademisi Dil Eğitim Enstitüsü ve Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi İşletme Fakültesi mezunudur. İş hayatına özel teşebbüste başladı. Hisarbank Müfettişlik sınavını kazanarak bankacılık hayatına atıldı. Bilahare Ziraat bankasına geçti ve bu bankadan emekli oldu. Amatör rehberlik ve müzik çalışmaları yapmaktadır. )


- OKUL YERİ PARKI :

( Garipçe Mahallesindedir. 378 m²'lik bir alanı kapsar, 121,00 m²'lik yeşil alanı ve 96,00 m²'lik çocuk oyun alanı bulunmaktadır. )


- OKUL YOLU MEYDAN PARKI :

( Rumelikavak Mahallesindedir. 705,00 m²'lik bir alan üzerindedir. 280,00 m²'lik yeşil alanı bulunmaktadır. )


- OKUL[Yun. < SCHOLE] ile KONSERVATUVAR[Fr. < CONSERVATOIRE]

( ... İLE Müzik, tiyatro ve bale öğretiminin yapıldığı okul. )


- OKUL ile/ve TAPINAK


- OKUMUŞOĞLU. ARGUN (BÜYÜKDERE, 1955) :

( İlkokulu Büyükdere Mehmet İpkin İlkokulunda, Ortaokulu Sarıyer Ortaokulunda okudu ve Beyoğlu Atatürk lisesinden mezun olduktan sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünü bitirdi. Ticaret hayatına atıldı ve 44A Sanat Galerisi Cafe isimli işyeri var. )


- OKUR, SERVET :

( Sarıyerli, Refah Partisinde de siyaset yaptı 1994/1999 ve 1999 - 2004 dönemlerinde Belediye Meclisine Refah Partisi listesinden üye olara seaçildi. )


- ÖKÜZ LİMANI ile ...

( Kuzguncuk'tadır. )


- OKYANUS/FELEK/MUHÎT[< HAVT] değil/yerine/= ÇEVRE

( Herşeyi kuşatan. )


- OKYAR, A. FETHİ (1880 - 1943) :

( Harp Akademisini 1903'te Kurmay Yüzbaşı olarak bitirdi. 1906'da İttihat ve Terakki Cemiyetine girdi. Tahtan indirilen Sultan II. Abdülhamit'in Selanik'e sürgün edilmesi görevini üstlendi. 1910'da ateşe militer olarak Paris'e gönderildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti Katipi Umumisi oldu. 1912'de askerlikten ayrıldı, ancak yine de Trablusgarp Cephesinde çarpıştı. 1912'de Manastır, 1914'te İstanbul Milletvekili seçildi. 1915'te Sofya Büyükelçiliği görevinde bulundu. I. Dünya Savaşını takiben 1918'de Hürriyetperver ve Avam Fırkasını (Partisini) kurdu. İngilizlerce tutuklandı. 1920'de Milli Mücadele katıldı ve TBMM de Milletvekili olarak görev yaptı. 1921'de İçişleri Bakanı oldu. 1923'te iki ay ve ayrıca 22.11.1924 - 3.3.1925 tarihleri arasında başbakan olarak görev yaptı. 1930'da Serbest Fırkayı kurdu ve genel başkanlığını yaptı. Gelişen olaylar üzerine partiyi kapattı. 1933'te Konya milletvekili olarak TBMM' ne girdi. Londra Büyükelçiliği (1931 - 1939) ve Adalet Bakanlığı yaptı (1939 - 1941). )


- (OLABİLDİĞİNCE) ÖNLERDE OTURMAK ile/ve (OLABİLDİĞİNCE) ARKALARDA VE ORTALARDA OTURMAK

( Tiyatroda. İLE/VE Sinemada ve konserlerde. )


- OLAN ile/ve/||/<> ORAN

( MATTER vs./and/||/<>/and RATIO )


- OLGU ile/ve/değil/<> GÖRÜNÜŞ


- ÖLMEZ, AHMET (İST. 1878 - 1963) :

( Sarıyerlidir ve "Kuşçu Ahmet Bey" olarak tanınır. Deniz Binbaşısı olarak askerlik yaşamını tamamladı. Milli mücadeleye katıldı. Kasımpaşa'da görev yaptığı zaman Kasımpaşa Spor Kulübü'nün kurulmasında öncülük etti ve kuruculardan biri oldu. Kulübün içinde ayrıca güreş şubesinin kurulmasını sağladı. Bu güreş şubesinden Gazanfer Bilge, Celal Atik, ve Mehmet Oktav gibi Avrupa, Dünya ve olimpiyat şampiyonları yetişti. )


- ÖLMEZ, MERAL (...) :

( Sarıyer Belediye Spor Kulübü karate takım sporcusu olup; 2004 Moskova'da yapılan Avrupa Karate Şampiyonasında ve Meksika'da yapılan birincilik ve 2005 Amerika'da yapılan Milletlerarası Karate Şampiyonasında ikincilik gibi başarılı dereceler yaptı. )


- OLUÇ, ŞAHİN (ZİLE, 1942) :

( Deniz Ast. Sb. Okulundan mezun oldu ve Deniz Kuvvetlerinin değişik birimlerinde görev yaptıktan sonra emekli oldu. 13 yaşında ut çalmayı öğrendi. Dr. Fahrettin Erkin Soy'dan usul, nota ve repertuar dersleri aldı. İleri Türk Müziği Konservatuarına devam etti. Hüseyin Saadettin Arel'in kurduğu konservatuarda usul, nota¸makam ve geçkileri ile prozodi dersleri aldı. Gölcük Müziği Derneğini, 1983'te de Sarıyer Musiki Derneğini kurdu. Sarıyerliler Derneği'nin kurduğu Türk Sanat Müziği korosunu hazırladı. Sarıyer Belediyesi bünyesinde kurulan koronun hazırlanmasına da yardımcı oldu. Çalışmalarına devam etmektedir. )


- OLURSA ile/ve/<> OLMAZSA

( Ne iyi/âlâ. İLE/VE/<> Pek iyi/âlâ. )


- OLUŞ'TA(KEVN): SÜKÛN ve/||/<> HAREKET ve/||/<> ELVAN ve/||/<> ASVAT ve/||/<> TUUM(TADLAR) ve/||/<> REVAYİH(KOKULAR) ve/||/<> İTİMAT ve/||/<> HARARET ve/||/<> BÜRÛDET ve/||/<> RUTÛBET ve/||/<> YÜBÛSET(KURULUK) ve/||/<> TELİF ve/||/<> HAYAT ve/||/<> ELEM ve/||/<> KUDRET ve/||/<> İRADET ve/||/<> KERÂHET ve/||/<> ŞEHVET ve/||/<> NEFRET ve/||/<> İTİKAT ve/||/<> ZAN

( LA STABILITE et/||/<> LE MOUVEMENT et/||/<> LES COULEURES et/||/<> LES SONS et/||/<> LES GOUTA et/||/<> LES ODEURS et/||/<> L'APPUI et/||/<> LA CHALEUR et/||/<> LE FROID et/||/<> L'HUMIDITE et/||/<> LA SECHERESSE et/||/<> L'ACCORD et/||/<> LA VIE et/||/<> LA DOULEUR et/||/<> LA PUISSANCE et/||/<> LA VOLONTE et/||/<> LA REPUGNANCE et/||/<> LE DESIR SEXUEL et/||/<> L'AVERSION et/||/<> LA CONVICTION et/||/<> L'AVIS )


- OLUŞUM ile/ve/||/<> BAŞLANGIÇ


- ÖN KAPI ile ARKA KAPI


- ÖNAL, ERDEM (ELAZIĞ, 1948) :

( Bandırmaspor'dan kaleci olarak transfer edildi. 3 sezon (1976 - 1979) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 51 lig, 6 kupa maçı olmak üzere 57 resmi ve ayrıca 23 özel maçla birlikte toplam olarak 80 maçta oynadı. Lig maçlarında 36, kupa maçlarında 13 ve özel maçlarda 25 olmak üzere toplam olarak 74 gol yedi. )


- ÖNAL, RECEP (ELAZIĞ, 1952 - 2007) :

( İstanbulspor'dan transfer edildi ve beş sezon (1971 - 1976) Sarıyer'de tescilli kaldı. Bu süre içinde 83 lig, 4 kupa ve 1 turnuva maçı olmak üzere 88 resmi ve ayrıca 46 özel maçla birlikte 134 maçta Sarıyer forması giydi. Lig maçlarında 5 ve özel maçlarda 10 olmak üzere takımına 15 gol kazandırdı. Elazığspor'a transfer ederek Sarıyer'den ayrıldı. )


- ÖNCESİ ile/ve/değil/||/<> BAĞLAMI


- ÖNCÜ, ATIL (ANK.) 1930) :

( Öğrenimini tamamladıktan sonra İktisatçı olarak iş hayatına atıldı. Çeşitli şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )


- ONG[Çigil] ile ONGAMUK/ONGAMUQ
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Sağ. [ONG ELİG: Sağ el.] İLE Sağ elini kullanan kişi. )

ELLER HAVAYA!!!

Sen! Yalnız adam!
Duy sesimizi!
Paran yetmez,
Yıkmaya direncimizi!

Çek git yakamızdan, çek git ülkene!
Uç uç, bu dünyadan bir daha gelme!

Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!

Politik söylemleriniz, parasal güçleriniz,
Kuruyan nehirler, göller sizin eseriniz!
Bu köylü, bu toprak, bu ağaç bizim!
Benim ülkem çöplük değil!
Çektirin gidin!

Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!

Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Bergama'dan çıktık yola, Akkuyu'ya!
Eller, eller, eller, eller, eller havaya!
Gerekirse yürümeli, Ankara'ya!

Teşekkürler! Sevgili, Haluk LEVENT!


Rio de Janerio: Yaklaşık 400 yaşındaki kentin yaslandığı tepelerden Corcovado dağında bulunan, 30 metre yüksekliğindeki ve dünyanın en geniş heykellerinden biri olan ''Christ the Redeemer'', karnavallarıyla ünlü Rio'yu ve halkını her türlü kötülüklere karşı koruyor. Brezilya'nın 10 milyon nüfuslu bu ikinci büyük kenti, koloni dönemindeki Afrikalı, Avrupalı ve Güney Amerikalı toplumların birlikte yaşamalarıyla ve hatta aralarında yaptıkları evliliklerle şimdiki kültürel yapısına kavuştuğundan, aynı heykel ''tüm ataların ve anaların'' da ortak simgesi...



Brüksel: Kentin tanıtımında en ünlü simge olan ''İşeyen Çocuk Çeşmesi'' nin de siyasi ya da dinsel tarihle hiçbir ilgisi yok. 1619 yılında Jerome Duquesnoy tarafından yapılan çeşme, Belçikalıların eski bir kent söylencesine ait... Zengin bir Brükselli, ulusal şenlikler sırasında tek ve biricik oğlunu kaybeder. Çocuk beş gün sonra Rue de l'Etuve denen ve ''soyluların'' oturdukları sokağın köşesine ''işerken'' bulunur. Sonra da aynı köşeye, bu çocuksu cesareti ''kent belleğine'' taşımak için bronz bir heykeli dikilir.



Londra: Bizde, örneğin Galata Köprüsü yerine Boğaziçi Köprüsü'nü İstanbul'un simgesi sayan ''muhafazakâr'lar ile İngiliz muhafazakârlığı arasındaki farkın en çarpıcı göstergesi, Londralıların aynı konuda tarihi 'Tower Bridge'i yeğlemeleri...



New York: Kentle birlikte ABD'yi de simgeleyen 45 metrelik ''Özgürlük Anıtı'' 28 Ekim 1886 tarihinde açıldı. Amerika'nın siyasal özgürlüğünü kutlamak ve bunu da 'Fırsatlar Şehri'ne armağan etmek amacıyla 1865'te yapımına karar verildikten 21 yıl sonra tamamlanabilen anıt-heykelin seyir katına 354 basamak çıkıyor...



Paris: Adını, tasarımcısı Gustave Eiffel' den alan ve 1930'a kadar dünyanın en yüksek yapısı olan Eyfel Kulesi (320 m.), 19. yüzyılın çelik sanayisini de anıtlaştırmıştır. Paris'in en güzel bu kuleden görünmesinin nedeni olarak; ''Çünkü Eyfel'en bakınca kendisini göremezsiniz'' denilmesi de ''zarifliğiyle'' ünlü kent halkının çelikten ''simgelerine'' yönelik nazik eleştirisidir...



Sydney: Bu kenti de bir ''mimarlık gösterisi'' simgelemekte; Opera Binası... Yelkene benzeyen çatısıyla ün yapan binayı mimar Jorn Utzon tasarladı ve 1959-1973 yılları arasında inşa edildi. Ne var ki Utzon, kendi tasarımına tümüyle uyulmadığı için 1966 yılında projeden ayrıldı. Binayı daha sonra Avustralyalı bir grup tamamladı. Sydney'in hemen tüm kartpostallarında Opera Binası yer almakta...



Kopenhag: Kuzey Avrupa'nın soğuk denizlerinde gemicilerin düşü olan ''denizkızı'' bu kentin simgesi. Danimarkalı yazar Andersen' in dünyaca ünlü öykülerinden esinlenilerek limana yapılan küçük heykel, âşık olduğu prensle ancak kıyıya çıkarak görüşebilen denizkızını anlatıyor...




YUNANİSTAN

II. Mahmut'tan Yunan İsyanına Destek
Nisan 1821, Fener Patrikhanesi


Alemdar Mustafa Paşa Rumeli askeriyle Topkapı Sarayı'nın kapısına dayandığında padişah IV. Mustafa hem III. Selim'in, hem de II. Mahmut'un öldürülmesi emrini vermişti. Selim öldürüldü ama Mahmut haremdeki kadınların yardımıyla kurtuldu ve ardından tahta geçti. Napolyon'un çağdaşı olan II. Mahmut, Fransız imparatorunun Rusya'nın üzerine yürümesinden memnundu.

Napolyon'un başarıları yüzyıllardır Ruslarla savaşmakta olan Osmanlıların işine geliyordu. Dolayısıyla Fransızlarla Osmanlıların ilişkileri bu dönemde hayli gelişecekti. Avrupa ve Rusya Napolyon'la uğraşırken II. Mahmut da Osmanlı İmparatorluğunda bazı reformlar yapma olanağını bulacaktı.

Ancak Fransa sadece Avrupa ve Rusya'nın başına bela olacak bir Napolyon'u çıkarmakla kalmamıştı, aynı zamanda 1789 devrimini de gerçekleştirmiş ve bu devrimin rüzgarı Osmanlının egemenliği altındaki topraklara kadar ulaşmıştı. Fransız devriminin yaydığı fikirler, başta Balkanlar olmak üzere, Osmanlıların da canının sıkılmasına neden olan milliyetçi akımları birçok yerde güçlendirecekti. Bunlardan biri de Yunanistan'dı. Ortodoks dininin egemen olduğu Balkanları kendi hegemonya alanı olarak gören Rusların, Sırbistan ve Yunanistan'ın bağımsızlığı için uğraşmaları anlaşılır bir şeydi.

Nitekim 1814'de, Rusya'daki Yunan tüccarları tarafından Odesa'da kurulan "Philiki Hetairia" örgütü Yunan bağımsızlığı için önemli bir adım olacaktı. Bir süre sonra Osmanlılardan bağımsızlık kazanmak için Balkanlarda başlatılmak istenen savaş hemen sonuçlarını vermeyecekti ama artık fitil de tutuşturulmuş oluyordu.

Aslında kendilerini Bizans İmparatorluğunun varisi olarak gören Rumların Osmanlı egemenliği altında hayli ayrıcalıklı bir statüsü vardı. Başkent İstanbul'un nüfusunun önemli bir kesimini oluşturan Rumlar dış ilişkiler başta olmak üzere Osmanlı devletinin birçok önemli mevkisini işgal ediyordu. Osmanlı devletinin Avrupa ülkeleriyle diplomatik ilişkilerinde kullandığı dil esas olarak Yunancaydı. Tabii en önemlisi de Fener Patrikhanesi'nin İstanbul'da bulunmasıydı. Ortodoks kilisesinin merkezinin İstanbul'da olması ve varlıklı Fener aristokrasisinin Osmanlı sultanlarıyla iyi geçinmeyi temel alan ilişkileri Osmanlının Yunan/Rum tebaasıyla olan ilişkileri açısından da belirleyici bir öneme sahipti.

Ama ne olursa olsun, sonuçta Yunanistan yüzlerce yıldır Osmanlı'nın egemenliği altındaydı ve artık çağ ulusal esaslara göre yeni devletlerin mantar gibi fışkırdığı, ulus-devlet modelinin evrenselleşmeye başladığı bir çağdı. Dolayısıyla Yunanistan'ın da kendi bağımsızlığı için ayaklanması ve savaşmaya başlaması doğaldı. Uzunca bir zamandan beri Yunanistan ve Arnavutluk'un bir bölümünde fiilen hükümranlık kurmuş Tepedelenli Ali Paşa'nın II. Mahmut'un orduları tarafından tepelenmeye çalışılmasını fırsat bilen Yunan milliyetçileri Mart 1821'de ayaklandılar.

Asıl destek adalardaki tüccarlardan, orta sınıftan ve köylülerden geliyordu. Özellikle deniz ticaretiyle uğraşan Yunan adaları hem zenginleşmiş, hem de başta Marsilya olmak üzere Fransa ile olan yoğun ilişkileri çerçevesinde milliyetçi fikirlere açık hale gelmişti. Bir yandan Tepedelenli Ali Paşa, diğer yandan da İran'la savaş halinde olan Osmanlı orduları ilk aşamada isyanı bastırmakta güçlük çektiler.

Böyle bir ayaklanmayı pek beklemeyen II. Mahmut büyük bir öfkeye ve paniğe kapıldı. Paniklemişti, çünkü Rumlar hep birlikte ayaklandıklarında İstanbul'u, en azından Galata ve Beyoğlu'nu ele geçirirler diye korkuyordu. Nitekim gizli bir emir vererek İstanbul'daki Müslüman ahalinin böyle bir Rum ayaklanmasına karşı koymak üzere silahlanmasını istedi. Yeniçeri kışlalarına da gerektiğinde sivil halka dağıtılmak üzere yeteri kadar silah bulundurmalarını emretti.

Öfkesini ise Fener Patrikhanesi'nden çıkaracaktı. Evet, yüzlerce yıldır ataları da her türlü başkaldırıyı kan dökerek, şiddetle bastırmıştı ve atalarından bildiği yolu izlemesi şaşırtıcı değildi. Ayrıca o sıralarda aşınmış olan merkezi otoriteyi, yani kendi otoritesini güçlendirmek için yerel otoritelerin ve ayaklanmaların üzerine şiddetle giderek despotlukta bir hayli ün de kazanmıştı. Ama yine de öyle akılsızca hareket edecekti ki, karşısındaki güçleri birleştirmekle kalmayacak, durduk yerde bir din şehidi yaratacak ve kendisine karşı mücadele edenlere etkili bir bayrak armağan edecekti.

Dönemine göre bir "aydın" olduğu söylenebilecek padişahın "aydın despotluğunu" annesi "Fransız Sultan"dan aldığı ileri sürülmüştü. Ve kan dökmeye alışık bu "aydın" Sultan, Yunan ayaklanmasının arkasında Ortodoks kilisesinin olduğuna inanıyordu. Öyleyse önce kilisenin önde gelenlerini cezalandırarak işe başlamak gerekir, diye düşünüyordu. Oysa Fener Patrikhanesinin patlak veren ayaklanmanın arkasında olduğu kanıtlanamazdı. Evet, kimi yoksul papazlar ve din görevlileri isyancılarla beraber olabilirdi, ama Fener yöneticileri, patrik ve piskoposlar bu hareketten rahatsızdılar ve kendi konumlarını da tehlikeye attığının bilincindeydiler.

Nitekim Mora'da ayaklanma başladıktan sonra Fener Patrikhanesi Ortodoks Kilisesi adına resmi bir açıklama yapacak ve ayaklanmayı kınarken Sultan'a bağlılığını bir kez daha vurgulayacaktı. Ancak II. Mahmut açısından bunların hepsi oyundu. Fener Patrikhanesi hem ayaklanmayı gizlice destekliyor, hem de kendisini kurtarmak için bu tür açıklamalar yapıyordu. Oysa durum böyle olsa bile, bu açıklamanın ayaklanan güçleri bölmek için bir silah olarak kullanılması mümkünken öfkesinin esiri olan padişah budalaca hareket edecekti.

İşte böylece, Mora'daki ayaklanmanın başlamasından birkaç hafta sonra, 22 Nisan 1821'de yaklaşan Paskalya için ayin yapılırken silahlı askerler Haliç'in kıyısındaki Fener Patrikhanesi'ne daldılar. Ayinin bitmesini sabırsızca beklemeyi nasıl akıl ettiler Allah bilir, ama ayin biter bitmez tören cüppeleri içindeki Patrik Gregorius ve beraberindeki piskoposlarla papazları yakaladılar. Bir anda ortaya çıkan cellatlar kementlerini Patrikle diğerlerinin boynuna dolayıverdiler. Sürüklenerek Patrikhanenin kapısına getirilen Gregorius buradaki bir çengele asılıverdi. Tüm Rumlara gözdağı vermek için Patriğin cesedi üç gün boyunca orada asılı kalırken, diğer piskoposlar da İstanbul'un çeşitli semtlerinde aynı şekilde asılarak günlerce teşhir edildi. Sultan Mahmut bu katliamın ardından Rumların tepki gösterebileceğini de düşünmüş ve İstanbul'a dışarıdan askeri birlikler getirtmeyi ihmal etmemişti.

Ayrıca Müslüman halk da Rumlara ve Hıristiyanlara karşı silahlandırılıp, kışkırtıldı. Gözü dönmüş topluluklar günlerce İstanbul'un altını üstüne getirerek terör estirdiler; insanları öldürdüler, kiliseleri yağmaladılar, hatta Patriğin tahtını bile parçaladılar.

Bu arada Sultan Mahmut'un da öfkesi dinmek bilmiyordu. İyice çileden çıkmış olan Padişah, Ortodoks Hıristiyanları daha da aşağılamak ve küçük düşürmek için Patriğin cesedinin Yahudilere verilmesini ve bir pazar yerinde Yahudiler tarafından ayağından sürüklendikten sonra bir taşa bağlanıp Haliç'e atılmasını emredecekti.

Böylece Osmanlı Sultanı İstanbul'daki Rumların herhangi bir harekete kalkışmasını belki önlemişti ama bir anda imparatorluk topraklarında yaşayanların dörtte birini, sadece Rumları değil bütün Ortodoks Hıristiyanları kendisine düşman etmeyi başarmıştı.

Olanlara kayıtsız kalmayan Avrupa devletleri Osmanlı devleti üzerinde ağır bir baskı kurdu. Bu arada zaten geleneksel olarak eski Yunan uygarlığından gelen hayranlık ve bağlılık duygulan artık tüm Avrupa'da Yunanistan'ın bağımsızlık savaşının daha büyük ölçüde desteklenmesini getirecekti. "Barbar Türkler" "Uygar Yunanlıları" böylesine vahşice katlederken Avrupa'nın hareketsiz kalması mümkün değildi. Ve sonuçta çok geçmeden Yunanistan tam da bu destek sayesinde, Avrupa'nın Hıristiyan devletlerinin eliyle bağımsızlığını kazanacaktı.

Yunanistan'daki ayaklanmalar Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın ordusuyla bastırılacaktı ama Rusya ve diğer büyük devletler yapılanları unutmayacak ve Yunan davasının zafere ulaşmasını sağlayacaklardı. 1827'de Navarin'de Osmanlı-Mısır donanması ağır bir yenilgiye uğratıldıktan ve Ruslar yine Balkanlara indikten sonra Eylül 1827'de Edirne'de yapılan anlaşma ile Yunanistan'ın bağımsızlığı resmen tanınacaktı.

Öte yandan cesedi Haliç'in sularına atılan Gregorius'un hikayesi orada bitmedi. Bağlandığı taştan kurtularak suyun yüzeyine çıkan ceset Rusya'ya tahıl götüren bir Rum gemisi tarafından bulundu. Bunun "din şehidi" Patrik için ilahi bir mesaj olarak algılanması kadar doğal bir şey olamazdı. Gemi Odesa'ya ulaştığında Gregorius dini ve vatanı uğruna şehit olmuş kutsal bir kişi, bir "aziz" olarak büyük bir törenle toprağa verildi. Aslında Osmanlıya bağlı olan ve ayaklanmacılara karşı çıkan talihsiz adam artık bağımsızlık mücadelesi verenlerin elinde bir meşale olacak ve hep öyle kalacaktı. Yarım yüzyıl sonra Ruslar Ortodoks kiliseleri arasındaki ilişkileri geliştirmek için Patriğin kemiklerini anavatanı Yunanistan'a gönderdiler. Atina'daki Metropol katedralinin girişine defnedilen Patriğin mezarı o gün bugündür dindar Yunanlılarca bir türbe gibi ziyaret ediliyor.




DİKENLİ TELLER

Madenlerden tel ekme tekniğini bulmakla yetinmeyen insan, bu icadından çeşitli sanat ve sanayi dalları yarattı. Kafes ve kümes telinden, gelin ve telgraf teline uzanan tel türlerinden birisi de dikenli teldir. Kadayıf telinden çok devedikenine benzeyen dikenli tele "teldikeni" de denebilirmiş ama, adı konmuş bir kere, değişmesi zor. Bozkırda sığır güden kovboylar için üretilen dikenli tel, savaşlarda toplama kamplarında kullanılmış. Kimi ülkeler telin üretimini, kimi ticaretini yasaklamış; ötekiler de tüketimi. Ülkemizde dikenli telle ilgili yasal kısıtlamalar olup olmadığı kesin bilinmiyor. Ancak nerede "yasak" levhası varsa onun yakınında dikenli tel örgü bulunması yabancı konuklarımızın hemen dikkatini çekiyor. Çünkü, yasak ya da tehlikeli bölge simgesi olan dikenli telin tüketim düzeyi, ülkenin kültür düzeyi ile yapısal ve açısal sorunlarını gösteriyor. Filtreli sigara ve Calcium(kuvvet) iğnesi türünden Frenk icatlarına fazlaca düşkün olan milletlerin dikenli tel tüketme eğiliminin giderek yükseldiği saptanmış. Yakın geleceğin üst düzey devlet yöneticiliğine aday olan sevgili evlatlarımıza karşı dikenli telin saldırganca kullanıldığı da anlaşılmış. Üstelik, eskiçağlarda "dikendutu" olarak bilinen böğürtlen çitleri yerine, günümüzde dikenli telörgüler kullanılması da çocuklarımızı hiç mutlu etmiyormuş. Nüfusunun yüzde elli oranında şehirli, yüzde yetmiş oranında okuryazar olmasıyla övünen Türkiye'deki dikenli tel tüketimi, plancılarla iktisatçıların tüylerini diken diken eden bir artış hızına ulaşmış. Kesin olmayan ilk hesaplamalara göre yıllık yüzde yüzyirmisekiz dolayındaki tüketim artışı, resmi enflasyon rakamlarını üçe katlayabilen tek tüketim kalemidir.

Bu denemede, dikenli telin şehir halkı ile topluma etkileri üzerinde durulmakta, güncelleşen milli soruna medeni bir çözüm yolu aranmaktadır.

Dikenli telin güvenilir tarihçesi ne yazık ki hâlâ yazılmamış. Tüm bildiklerimiz, yabancı dillerdeki ünlü ansiklopedilerden aktarılıyor. İlk üretim patenti 1874 yılında alınmış. Amerikalı mucit, madeni tele diken takmanın teknik kolayını (aletini) bulmuş. Erkeksi görüntüsünü vurgulamak için, bu yeni icada "sakallı tel" adı verilmiş. Çoğu sakallı olan yiğitlerimiz, Birinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'da tanıştıkları yeni silaha "dikenli tel" adını koymuşlar. Sakalın traş çaresi var da dikeninki yok. Dikenli tel örgüler, o gün bugündür, düşmanlara, kaçakçılara, hırsızlara, savaş esirlerine tutuklulara, gözaltına alınanlara karşı bir güvenlik önlemi (aracı) olarak, inşaat şantiyelerinde, Hazine'den tahsisli resmi konutlarda, spor-eğitim ve turizm tesislerinde, yasak ve hassas bölgelerde, saray, köşk, müze ve çocuk bahçelerinde kullanılıyor. Kendi ülkelerinde dikenli teli belki hiç görmemiş olan kimi diplomatlar, bizdeki yaygın kullanıma özenerek, Kançılarya ve Rezidansların bahçe duvarlarını dikenli tellerle takviye etmeye başlamışlar. Bilinen çoğu örnek olaylar, dikenli tel çitlerin, aslında etkili olmadığını ve sadece "yasak" anlamında kullanıldığını ortaya koyuyormuş.

Genellikle güvenilir kaynaklardan alınan derlenen doğrulanmamış bilgilere göre, 1890'da 2000 ton olan dünya dikenli tel üretimi, 1930'da yaklaşık 200.000 tona, 1980'de 22.888.900 metrik tona ulaşmış. Avrupa, Akdeniz ve İslam ülkeleri arasındaki tüketim hızı artışında Türkiye yıllardır ilk sıraları koruyormuş. BM istatistikleri, sanayi ülkelerinde üretilen üstün kaliteli dikenli tellerin daha çok gelişmekte olan ülkelerde tüketildiğini gösteriyormuş. Sivil amaçlı projelerde, DT-7-ASA 9000 TSE standardına uygun (galvanizli çelikten yapılmış) piyasada "Kirpi" mal diye bilinen ithal mallar ihracatında adı geçen ülkeler, dikenli tel kullanılmasını tümden yasaklamışlar. Hatta, et ve süt paketleri üzerinde "Dikenli telsiz çiftliklerde üretilmiştir" damgası vuruluyormuş. Afrika İnsan Hakları Derneği'nin 1986 tarihli araştırması da, dikenli telin hayvanlardan çok yurttaşlara ve şehirlilere karşı kullanıldığı gerçeğini ortaya koymuş.

İlk "Dikenli Tel Yasası" 1894'te İngiltere'de yürürlüğe girmiş. Yasa, dikenli telin insanlara ve hayvanlara zarar verecek şekilde kullanılmasını yasaklamış. Meskûn yerlerde ve yol kenarında kurulu tel örgüler kaldırılmış, yasaya uymayan kişi ve kurumlara ağır cezalar kesilmiş. Yasa başarılı olmuş. Medeni ülkelere sokulmayan dikenli teller, günümüzde artık medeniyet merkezi sayılan şehirlerde görülüyor. "Gülü seven dikenine katlanır" sözü uyarınca, dikenl tel, en çok da, anıt ve sanat yapıları, okullar, luna-parklar ile çocuk bahçelerinde "yasak" (girilmez/geçilmez/dokunulmaz) anlamında kullanılıyor. Kime karşı, neden yasak? Malı mı koruduğu yoksa canı mı sakındığı? belirsiz olan yasağın kendisi, tehlikesinden büyük bir simge! "Dikkat Köpek Var!" ihbarı gibi, "Dikkat Dikenli Tel" diye uyarmak gerekir hemşerileri.

Dikenli telden korunmak için neler yapılabilir? Telin dikenlerini traşlayan elektriklitraş makine patenti 1974'te alınmışsa da, yapılan pazar araştırmaları sonunda, talep azlığı nedeniyle üretime geçilememiş. Uluslararası Hayvanları Koruma Derneği'nin dergisine göre, en basit ve ucuzundan bir tel makası ve iki kalifiye işçi ile yaklaşık 200.000 metrelik tel örgünün üç günde kesilip kaldırılacağı; diken-traş makinelerine hiç ihtiyaç bulunmadığı anlaşılmış. Bu yüzden diken traşlama makinesi yerine, çim-biçme makineleri alınması tavsiye ediliyor.

En kolay ve etkili çözümü Türk çocukları bulmuş. Dikenli telleri, birer yay teli gibi gerip birbirine bağlayarak tel örgülerde 40-50 santimetrelik pencereler açmayı öğrenmişler. Çok büyük değil ama geçmeye yetiyor. Gönüller şen olsun! Büyüklerce tasarlanan tel engellerin çocuklara karşı etkili olmadığı görülüyor. Uzun sözün kısası, dikenli tel, öyle aşılmaz, geçilmez, sağlam ya da dayanıklı bir engel değildir. Tırmalar, yaralar, belki sakatlar ama kararlı kişileri durduramaz. Hele bizim mahalle çocuklarını asla!

Dikenli telle yıllardır içli-dışlı yaşamaya alışmış bir toplumdaki dikenli tel alışkanlığı nasıl giderilebilir? Günlük hayatımızın parçası olan tellerden vazgeçilebilir mi? Şili, Peru ve Uruguay'daki ilk denemeler, yasağın karaborsaya yol açtığı ve milli standarda uymayan malların piyasaya sürüldüğünü göstermiş. Halkın taklitlerden sakınması güçleşmiş. Ayrca, "Dikenli tel kullanmak yasaktır" levhalarının dikenli telle çevrilmesi de -resmi tüketimin artmasına yol açarken- muhalefet basınında çıkan karikatürlere konu olmuş.

Dikenli telin sakıncası yalnızca ele-göze batmasından, gelip geçen vatandaşların elbise ve eteklerini yırtmasından, her ay yüzler ve binlerce çocuğa yok yere tetanoz serumu yapılmasından ibaret değildir. Asıl üzerinde durulması gereken sorun, dikenli telin gelişigüzel kullanımından doğan duygusal tepki ve manevi yıkıntılardır. AT ülkeleri, Belediyeler Biriği Genel Kurulu, dikenli telle korunmuş kent mekânlarının, hemşeriye hakaret, çocuklara saldırı, milli onura saygısızlık, kamu yararına "muzır" olduğuna karar vermiş.

Güney Amerika'da 1985'te yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, dikenli telli şehirlerde yetişen çocukların, küçüklerini sevmediği, büyüklerini saymadığı, vatandaşlık görevlerini yerine getirmediği görülmüş.* Yakın Doğu'nun Sincan özerk yöresinde at koşturan soydaşlarımızla geçen yaz yapılan bilimsel söyleşide, Uygurlar'ın dikenli tel örgüleri hiç bilmedikleri anlaşılmış. New York Belediyesi de, Batı Yakası'nın Öyküsü filminden sonra okul bahçeleri çevresindeki tel örgüleri tümden kaldırmaya karar vermiş. Çünkü bu okullarda yetişmiş çocukların 2-3 katlı binalara merdivensiz tırmandıkları görülmüş.

Dikenli telden yapılmış en ünlü engel, Birinci Savaş'ta Avusturya (Alp) Cephesi'nde savaşan ve zafer kazanan İtalyan piyadelerinin "Konçertino" (Küçük Konçerto) adını verdikleri istihkam (savaş) aracıdır. Akordiyon körüğü gibi açılıp kapanabilen, rüzgarlı kış gecelerinde, memleket ezgilerini anımsatan özlem dolu sesler çıkaran dikenli kangallar bir dönem Napoliten serenadlar kadar ün kazanmış. İtalyan savaşçılarn kara mizahı, medeniyet yolunda ilerleyen insanlık onuru için görkemli bir esin kaynağı olabilir mi? diye düşünüyorum.

Fantastik çözüm yolları geliyor insanların aklına. Önce, dikenli tel örgülerin önünde ya da arkasına yerleştirilecek sanayi tipi, kuvvetli hava üfüren vantilatörlerle, dikenli tellerin müzik yapma gücü kanıtlanabilir ve amatör müzikseverlerin bu telleri dev akordiyonlar gibi çalması sağlanabilir. İkinci ve daha etkili çözüm yolu olarak şehir merkezi (Centrum) çevresinden sökülecek dikenli tellerden yapılacak Santurlar, Belediye konservatuvar öğrencilerine parasız dağıtılabilir. Hele bir düşünün, değerli dostlarım: "Konser ya da Konçerto alanı: Giriş Serbesttir! Alışageldiğimiz, dikenli yasaklar yerine kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?

Yasaklar konusunu işleyip de, dikenli tel örgülere yer vermeyen kimi usta sanatçılarımıza buradan kişisel bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yaşar Kemal gibi yazarlar dikenli tel yasaklarına karşı bir kampanya açabilirler. Kampanyanın koordinatörlüğünü belirlemek üzere uluslararası yarışmalar da düzenlenebilr. Belediye Başkanlığı, İl Eğitim Müdürlüğü ile İlçe Zabıta Amirliği'nin açılacak yarışmaya danışman olarak katılması sağlanabilir. En çok (kilo veya kilometre) dikenli teli en kısa zamanda söküp kaldıran yerel örgüte, çocuk ve yaşlı hemşerilerden kurulu yarışma jürisi tarafından Büyük Belde Belediyeler Birliği (BBBB)'nin Başarı Beratı (BB) verilebilir. Yarışmayı kazanan örgüt bandosu ile Konservatuvar Santur Heyeti'nin şehir merkezinde konserler vermesi de düşünülebilir. Tanıtma Vakıflarımız, yeni spor dalının, Akdeniz ve Balkan Oyunları ile Olimpiyat programına alınması için harekete geçirilebilir. Uluslararası yarışmalardaki ulusal başarılara yıllardır özlem duyan ülkemiz, bir yandan altın madalyaları toplarken, barışcı çabalarındaki başarısından dolayı Nobel'e aday da olabilir. Belki hayal denecek ama dikenli tel örgülerimizin kaldırılabileceğini ve şehir merkezlerinin dikensiz, toplu-taşıma raylar ile örülebileceğini sanıyorum. Dikensiz şehir merkezlerinde yetişen kuşakların güllere karşı daha duyarlı ve saygılı olacaklarını da hayal ediyorum.

Dikenli tel, ekili tarlaları, başıboş sürülere karşı başarıyla korumuştur. Endüstrileşen ülkelerde bostana giren danalar tasarım önlemleriyle durduruldu. Zamana ayak uyduramayan ve geri kalmış ülkelerde, şehirlerin konut, eğitim, sağlık, üretim, ulaşım, dinlenme ve savunma bölgeleri birbirine karışınca, tel örgülü yasaklar kaçınılmaz olmuş. Çağdaş Belediyeler, savaşı anımsatan yasakları yaşatmak yerine dikensiz mekanlar yaratmak yolunu seçti. Kent bölgeleri yasalarla belirlenince dikenli tel yasaklara gerek kalmamış. Parklarda, hipodromda, Hisarda, stadyumda, okulda ve otoyoldaki dikenli "yasak"ların yerini biz de deneyebiliriz. Halk dilinde "köşeyi dönmek" başarmak anlamına gelir. Oysa Hemşeri, köşeleri değil, kestirmelerin dikkenarlardan yaklaşık, üçte-bir oranında daha kısa ve kârlı olduğunu keşfetmiştir. Dikdörtgen prizmanın köşegenleri yaya trafiğe açılınca, köşeleri bekleyen dikenler işlevsiz kalır. Böylece, uygar davranışa duyarlı şehir tasarımı, dikenli telin kullanma gerekçesini ortadan kaldırır. Dikenli tele çözüm bulan Belediye (Başkanı), "Gidemediğin yer senin değildir." sözüyle ünlü Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa gibi, tarihe geçebilir. Gidilen her yer belediyenin, vatandaşın malı olur, vatan olur. Bu öneri de, kuşkusuz, biraz hayal-kurgudur ama gerçek-üstü kuruntu değildir.

Vatandaşımıza, "Girebildiğin her yer senindir. Bu vatan senindir" diyebilmeliyiz.

* Manuel Scorza, Dikenli Tel adlı belgesel romanında (Türkçesi 1975), dikenli teli bir silah gibi kullanan sömürgecilere yenik düşen ve tüm otlaklarını yitiren Peru'lu köylülerin öyküsünü anlatır. Köyün rahibi, dikenli tel örgüyü "Şeytanla top oynayan kişinin işine", Yerli-köylülerse, "Tanrı'nın Gazabına" benzetmişler, Tanrı'ya yalvarmışlarsa da sonuç hiç değişmemiş!

Sayın Bozkurt Güvenç'in, İnsan ve Kültür adlı kitabından...




Sayın İhsan FAZLIOĞLU'na, İlber ORTAYLI'ya, Orhan KURAL'a, Gezginler Kulübü'ne, Sunay AKIN'a, Doğan HASOL'a...
Evliya ÇELEBİ'ye, İbn Battuta'ya, STRABON'a...
sözlük ve yayınlarından yararlandığımız yazarlara, paylaşımları/katkıları için çok teşekkür ederiz.