Bugün[28 Mart 2026]
itibarı ile 925 başlık/FaRk ile birlikte,
925 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(5/5)


- KÂFİR ile FÂSIK

( Farzlara inanmayan. İLE Farzları tembellikle yerine getirmeyen. | Allah'ın emirlerini tanımayan, sapkın, günah işleyen, fesatçı, kötülük eden. )


- KANCA ile KANCA FATURASI ile BAĞIMLI ile KANCALI BURUN ile FAHİŞE

( HOOK vs. HOOK BILL vs. HOOKED vs. HOOKED NOSE vs. HOOKER )

( قلاب ile چنگک ile منقار عقابي ile چنگکي ile سرکج ile دماغ عقابي ile جيب بر ile قلاب انداز )

( GHALAB ile CHANGAK ile MONAGHAR AGHABY ile CHANGAKY ile سرکج ile دماغ عقابي ile JYBE BAR ile GHALAB ANDAZ )


- KARAGÖZ OYUNUNDA:
MUHÂVERE ile/ve/<> FASIL


- KARŞI KOYMAK ile/değil/yerine FARKINDALIK


- KEŞFETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FARKETMEK


- KEŞİF ile/ve/> FARKINDALIK

( CONSCIENCE/CONSCIOUS vs./and/> AWARENESS )


- KESİNTİ ve FARKINDALIK

( INTERRUPTION and AWARENESS )


- KEŞKE ... değil/yerine/>< FARKINDALIK

( Ne kadar farkında olursak, "keşke"lerimiz de o kadar az olur. )


- KLAVYE KULLANIMI(/CISI) ile FARE KULLANIMI(/CISI)

( Üretim/üret[k]en. İLE Tüketim/tüket[k]en. )

( Büyük Harf[Caps Lock] tuşu aktifken [AltGr + Q] işaretini çıkartamazsınız. )


- KOMPARTIMAN ile FAKÜLTE


- KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA ile/ve/||/<>/> FAZIL AHMET PAŞA ve MUSTAFA PAŞA

( Baba. İLE/VE/||/<>/> Oğulları. )


- KÖTÜ ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI

( [not] "BAD" but DIFFERENT )


- KRİZ ile/ve/||/<>/> "FABRİKA AYARLARI"NA DÖNÜŞ


- KUANTUM KAYNAŞMA ile/||/<> FAZ GEÇİŞİ

( Kuantum kaynaşma sıcaklık değişimi olmadan durum değişikliğiyken İLE faz geçişi termal durum değişimidir )

( Formül: H|ψ⟩ = E|ψ⟩ )


- KUMKAPI NİŞANCASI ile/ve FATİH NİŞANCASI ile/ve EYÜP NİŞANCASI


- KUŞ ile FAREKUŞU

( ... İLE Afrika'ya özgü bir kuş. )

( TAYR ile ... )

( MÜRG ile ... )


- LANDÉ G FACTOR[İng.] / FACTEUR G DE LANDÉ[Fr.] / LANDÉ G-FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= LANDÉ G ÇARPANI


- LARENJİT/LARİNGİT ile/||/<> FARENJİT

( Gırtlak yangısı ile ses kısıklığı ve boğaz ağrısı. | Ses tellerinin yangılanması ile ses kısıklığı. İLE/||/<> Boğaz yangısı ile boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü. | Boğazın arka bölümünün yangılanması. )


- LASER BEAM[İng.] / FAISCEAU LASER[Fr.] ile/değil/yerine/= LAZER DEMETİ


- LEHİM ile BRONZ/TUNÇ ile FAKFON ile KUPRONİKEL ile PERMALLOY

( Kalay ve kurşun alaşımı. İLE Bakır ve kalay alaşımı. İLE Bakır, çinko ve nikel alaşımı. İLE Bakır ve nikel alaşımı. İLE Demir ve nikel alaşımı. )


- LEMUR ile FARE LEMURU

( ... İLE 50 gr. kadar ağırlıkları vardır. )

( ... İLE En küçük primatlardır. )


- LENZ ile/||/<> FARADAY ile/||/<> HENRY ile/||/<> İNDÜKSİYON YASALARI

( Elektromanyetik indüksiyon prensipleri. )

( Formül: ε = -N(dΦ/dt) )

( Michael Faraday tarafından 1831 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1791-1867) (Ülke: İngiltere) (Alan: Fizik, Kimya) (Önemli katkıları: Elektromanyetik indüksiyon, elektroliz) )


- LORENTZ POLARIZATION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE POLARISATION DE LORENTZ[Fr.] / LORENTZ-POLARISATIONSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= LORENTZ KUTUPLANMA ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- MAXWELL EŞİTLİKLERİNDE:
GAUSS YASASI ile/ve/||/<> GAUSS'UN MANYETİK YASASI ile/ve/||/<> FARADAY'IN TÜMEVARIM YASASI ile/ve/||/<> AMPER'İN DEVRE YASASININ DOĞRULAMASI

( )

( E [elektrik alanı] ve B [manyetik alan] )


- MEDRESE TALEBELERİ:
DÂHİL ve/> ÂLİM ve/> FÂZIL ve/> KÂMİL


- MEFAİLÜN ile/||/<> FAİLATÜN ile/||/<> RECEZ


- MEKRÜMETLÜ/MEKREMETLÜ ile FAZÎLETLÜ ile SEMÂHATLÜ ile FÜTÜVVETLÜ ile MEVEDDETLÜ ile ZEHÂDETLÜ

( İlmiyede sadreyn pâyesinin resmi unvanı. İLE İlmiye sınıfına ait olanlardan, İstanbul ve Harameyn unvanını alanlara hitapta kullanılan unvan. İLE Din âlimleri arasında kazaskerlik pâyesinde bulunanlara özel resmî takma ad. İLE Askerlikte mülâzım[teğmenler] ile kol ağası ve yüzbaşılara mülkiyede, rabia ve hâmise rütbeleri taşıyan kimselere verilen unvan. İLE Rütbesi olmayan kadılara verilen unvan. İLE Şeyhlere ve din adamlarına hitâben kullanılan unvan. )


- MERDÛD[Ar.] ile FÂSİD[Ar.] ile MENHÎYYUN 'ANH[Ar.]


- MEŞK ile/ve/<> FASIL


- MESLEK YÜKSEK OKULU(MYO) ile/ve/değil/yerine/||/<>/> FAKÜLTE


- MEVCUD:
HAKİKÎ ile/ve FARAZÎ/İHTİRAÎ

( Kişiyi/zihni gerektirmez. İLE/VE Kişiyi/zihni gerektirir. )

( Muhalif değil ve fakat mutabık da değildir. İLE/VE ... )


- MEVSİM[Ar.] ile/ve/||/<> FASL[Ar.]

( Yılın dört bölümünden her biri. | Bir şeyin belirli zamanı. İLE/VE/||/<> Ayrıntı, ayırma, ayrılma. | Kesme, kesinti, bölüm. | Sonuçlandırma, halletme. | Aleyhte bulunma, birini çekiştirme. | Bir kitabın ya da tiyatro oyununun başlıca bölümlerinden her biri. | Sözcükler, düzenlemeler, tümceler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma yöntemi. | Bir defada çalınan peşrev, şarkı vb. | Dört mevsimden biri. | Bir bestekârın, aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semai. | Türk müziğinde klasik bir konser programı. | İki yüzeyin birleşmesinden oluşan çizgi. | Eklem, gövdenin oynak yerleri. )


- MİKRODAMLA KİMYASI ile/||/<> FAZ TRANSFER KATALİZİİ

( Mikrodamla kimyası küçük hacimde hızlı reaksiyonken, faz transfer katalizi farklı fazlar arası geçişi sağlar )

( Formül: μL hacim )


- MİRÂC = FATİHA


- MIRROR REFLECTION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE RÉFLEXION SPÉCULAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= AYNA YANSIMASI ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- MISIR ve/||/<> FASÜLYE ve/||/<> KABAK


- MODULATION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE MODULATION[Fr.] ile/değil/yerine/= KİPLEME ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- MOLECULAR BEAM[İng.] / FAISCEAU MOLÉCULAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= MOLEKÜLER DEMET


- MOUSE :/yerine FARE


- MÜCERRED/YALIN ile/||/<> NÂKIS/MENKÛS/EKSİKLİ ile/||/<> FASİH

( Türemiş ya da bileşik sözcüğe karşıt olarak, kök nitelikli bir anlambirim özelliği taşıyan sözcük. İLE/||/<> Ad ya da eylem çekimine girmekle birlikte ilişkin olduğu veznin tüm biçimlerini içermeyen sözcükler. İLE/||/<> Bozulmamış, öz dile ait sözcük. )


- MÛCİBUN Bİ'Z-ZÂT ile/ve FAİL-İ MUHTAR, KÂDİR-İ MUTLAK

( Filozoflar[Hukema] için. İLE Kelâmcılar[Mütekellimin] için. )

( Mutasavvıf için: Zâhirde Fail-i Muhtar, Kâdir-i Mutlak; Bâtında Mûcibin bi'z-Zât. )


- MÜDÂVİM ile FANATİK


- MUTEFADDIL[Ar.] ile FÂDIL[Ar.]


- NADH ile/||/<> FADH₂

( NADH 2.5 ATP ETC İLE FADH₂ 1.5 ATP kompleks II giriş. )

( Formül: Kompleks I İLE II )


- NAMAZ'DA:
SÜNNET ile/ve FARZ

( Camide ya da bir topluluk arasında yanyana kılınan farzların sonrasında kılınacak olan sünnetlerde dağılınır. Bunun anlamlarından ve amaçlarından biri de, birlik ve bütünlükten, biraradalıktan oluşacak ve açığa çıkacak olan bereketin(/enerjinin/titreşimlerin) her noktaya yayılması ve yayılmış olan bereketten/titreşimlerden yararlanabilmektir. )


- NOTICE :/yerine FARK ETMEK


- NÜANS ile FARK


- ÖĞRETMEK ile/ve/<> FARK ETMEK/ETTİRMEK

( Öğretmek, başkalarına senin kadar iyi bildiklerini anımsatmaktır. )

( EACH ONE, TEACH ONE )

( TO TEACH vs./and/<> TO AWARE/TO MAKE SOMEBODY AWARE OF )


- OLGU = VAKIA = FACT[İng.] = FAIT[Fr.] = FAKTUM[Alm.] = FACTUM[Lat.] = HECHO[İsp.]


- OLGUSAL/LIK ile/ve/<> FARKLI/LIK


- ÖNEMLİ DEĞİL" değil FAZLA ÖNEMLİ DEĞİL


- ONUR ve/||/<>/>/< FARKINDALIK


- ONUR ile ONUR ÖĞRENCİSİ ile ONURLU ile FAHRİ ile FAHRİ DOKTORA ile ONUR ile ONURLANDIRMAK

( HONOR vs. HONOR STUDENT vs. HONORABLE vs. HONORARY vs. HONORARY DOCTORATE vs. HONORED vs. HONORING )

( سرافرازي ile گرامي داشتن ile تشرف ile عز ile تکريم ile بزرگداشت ile ناموس ile بزرگ داشتن ile شرافت ile افتخار ile احترام گذاردن ile بزرگواري ile نجابت ile اکرام نمودن ile اکرام کردن ile عزت ile آبرو ile شرف ile شاگرد اول ile باشرف ile عزوجل ile بزرگوار ile بالانشين ile ماجد ile محترم ile مکرم ile باشرافت ile جليلالقدر ile گرامي ile شايان تعريف ile لايق احترام ile شرافتمندانه ile آبرومند ile شريف ile شرافتمند ile افتخاري ile درجه افتخاري ile دکتراي افتخاري ile سرافراز ile مشرف ile معزز ile مفتخر ile شرفياب ile اکرام ile تفخيم ile تشريف )

( SARAFRAZY ile GERAMY DASHTAN ile TASHARF ile AZ ile TAKARYM ile BOZORGDASHT ile NAMOS ile BOZORG DASHTAN ile SHARAFT ile AFTAKHAR ile EHTARAM GOZARDAN ile BOZORGVARY ile NAJABAT ile EKRAM NEMUDAN ile EKRAM KARDAN ile AZAT ile ABRO ile SHARF ile SHAGARD OL ile باشرف ile AZOJEL ile BOZORGVAR ile BALANESHYNE ile ماجد ile MOHTARAM ile MOKRAM ile باشرافت ile جليلالقدر ile GERAMY ile SHAYAN TARYFE ile LAYGH EHTARAM ile SHARAFTAMANDANEH ile ABROMAND ile SHARYFE ile SHARAFTAMAND ile AFTAKHARY ile DARJEH AFTAKHARY ile DOKTRAY AFTAKHARY ile SARAFRAZ ile MOSHARF ile MOEZZ ile MOFTAKHAR ile SHARFYAB ile EKRAM ile تفخيم ile TASHARYFE )


- ORKESTRA ile FANFAR[Fr.]

( ... İLE Üflemeli bakır çalgılardan oluşan orkestra. | Bu orkestranın çaldığı, tartımlı ve canlı parça. )


- OROSPU/LUK / KAHPE[Ar. < KAHBE] / EKEK/LİK / ERSEK[dvnlgttrk] ile FÂHİŞE/LİK | KEVÂŞE

( Kısaca: Orospuluk Zihinde; Fahişelik Gövdede
Orospuluk, spekülatif düşüncelerle, çıkara yönelik, işine geldiği gibi hareket etme eğilimi(eşeysel göstergesi olmaksızın). İLE Fahişelik ise, içinde bulunduğu/bulunmuş oldukları koşullardan/olumsuzluklardan/"acziyetten" kaynaklanabilen, çok geniş/özel nedenlere dayanabilen ya da kişisel seçim/karar ile gövdenin eşeysel yönde, nesnel karşılığı için kullandırılması. )

( BAGIYY [çoğ. BAGAYÂ] )


- ORTAK/LIK ile/ve FARKLI/LIK

( COMMON vs./and DIFFERENT )


- ÖZDEŞ/LİK ile FARKLI/LIK

( IDENTITY vs. DIFFERENCE )


- ÖZDEŞLİK yerine FARKINDALIK

( Körlük. YERİNE ... )

( Balıklar derya içre, deryadan bihaber! )

( AWARENESS instead of IDENTITY )


- ÖZGÜN ile/ve/<>/|| FARKLI


- ÖZNE = FAİL, MEVZU = SUBJECT[İng.] = SUJET[Fr.] = SUBJEKT[Alm.] = SUBJECTUM[Lat.] = HYPOKEIMENON[Yun.] = SUJETO[İsp.]


- PAINT OIL[İng.] / FARBEN MÜHLE[Alm.] ile/değil/yerine/= BOYA YAĞI


- PAINT THINNER[İng.] / FARBENSKALA ANALYSE[Alm.] ile/değil/yerine/= BOYA İNCELTİCİSİ


- PAINT[İng.] / PEINTURE[Fr.] / FÄLLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= BOYA


- PERO ve FAÇETA[İt.]

( Armut biçiminde tek parça elmas. VE Elmasın yontulmuş her bir yüzü. )


- PHOTOCONDUCTIVE GAIN FACTOR[İng.] / FACTEUR DE GAIN PHOTOCONDUCTIF[Fr.] ile/değil/yerine/= FOTOİLETKEN KAZANÇ ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- PİNOSİTOZ ile FAGOSİTOZ

( Gözenin sıvı nesneleri alması. İLE Gözenin katı nesneleri alması. )


- POLARIZED ION BEAM[İng.] / FAISCEAU D'IONS POLARISÉS[Fr.] ile/değil/yerine/= KUTUPLANMIŞ İYON DEMETİ


- POOR :/yerine FAKİR


- PORSELEN ile FAĞFUR[Fars.]

( ... İLE Çin imparatorlarına verilen san. | Çin'de yapılmış kâse, tabak, vazo gibi porselen eşya. )


- POTANSİYEL ile/||/<> FARK

( Elektrik potansiyel farkı (Volt birimi) )

( Alessandro Volta tarafından 1782 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1745-1827) (Ülke: İtalya) (Alan: Fizik) (Önemli katkıları: Elektrik pili, volt birimi) )


- Q FACTOR[İng.] / FACTEUR Q[Fr.] / Q-FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= Q ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- RÂZÎ ile FAHREDDİN RÂZÎ

( Hekim, filozof, simyacı. İLE Âlim, fizikçi ve müfessir. )

( Ebû Bekr Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî [865 - 925, Rey - İran]. İLE Fahreddin er-Râzî [1150 - 05 Nisan 1210, Rey - İran] )


- REALIZE :/yerine FARKINA VARMAK


- REENKARNASYON:
ZENGİNLERİN ve FAKİRLERİN DİNİ


- REFLECTION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE RÉFLEXION[Fr.] / REFLEXIONSFAKTOR, REFLEXIONSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= YANSIMA ETMENİ/ÇARPANI/KATSAYISI/FAKTÖRÜ


- REZÎLET ile/değil/yerine/>< FAZÎLET


- RİSÂLE ile FAİDE


- ROPDÖŞAMBR[Fr. < ROBE DE CHAMBRE] ile/ve/||/<> FAMDÖŞAMBR[Fr. < FEMME DE CHAMBRE]

( Erkeklerin evin içinde giysisinin üzerine giydiği üstlük. İLE/VE/||/<> Kadınların evin içinde giysisinin üzerine giydiği üstlük. | Oda hizmetçisi kadın. )

( Robe de chambre. AVEC/ET Femme de chambre. )


- SAÇMA(LIK)LAR / SAFSATALAR ile/değil/yerine FaRkLaR

( Sözcükler: "SEN ..." / "SEN DE ..." ile başlatılan/saldırılan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: Tartışmada, öteki kişinin söz ve hareketlerini, kendi görüşünü savunmada kanıt olarak kullanma. | "Bir savın doğruluğunun, savı geliştiren kişinin, kişiliği ile ilgisi olduğu" "savı". | Bir kişinin önerileri yerine, önerinin reddedilmesini sağlamak üzere, kişiye sövülerek yapılan saldırı.
Örnek: - "Senin müdür hakkında söylediklerini duydum. Nankör adam! Sen müdürün o kadar ekmeğini yedin!"
- "...yı şu yaptıysa doğrudur/yanlıştır."
- "...yı savunuyorsa ahlâksızın tekiymiş."
Lat./İng.: ARGUMENTUM AD HOMINEM

* Tanım/açıklama: Tepkisel indirgemecilik.
Örnek:
- ... sorununun bu hâle gelmesinin toplumsal, ekonomik, politik bir sürü nedeni var.
- "Terör örgütünü mü savunuyorsun bana?!..."
İng.: STRAW MAN

Sözcük: "ONA BAKARSAN ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Ortak özellik gösteren iki önermenin birbiriyle aynı olması ya da birbirine çok benzemesi gerektiği" "savı". ZAYIF BENZETME
Örnek: "Osmanlı İmparatorluğu da tıpkı Roma İmparatorluğu gibi parçalanmıştır."
İng.: WEAK ANALOGY

Sözcük: "HERKES ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Çoğunluğun benimsediğinin doğru olduğu" "savı".
Örnek: " 'Herkes' ona oy verdiğine göre yaptıkları da doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD POPULUM

Sözcük: "DEMEK Kİ ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Zaman içinde, önce gerçekleşen bir olgunun, onu izleyen başka bir olgunun nedeni olması gerektiği" "savı".
Örnek: "Güneş tutulmasından sonra deprem oldu. Demek ki depremin nedeni güneş tutulmasıdır."
Lat.: POST HOC ERGO PROPTER HOC

Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "SONUÇTA ..." / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Tersi kanıtlanamayanın doğru olduğu" "savı".
Örnek: "UFO'ların dünyayı ziyaret etmediği yolunda hiçbir kanıt yoktur. Demek ki ediyorlar."
Lat.: ARGUMENTUM AD IGNORANTIAM

Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "ZATEN ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Bağlantı, ilişki ya da ortak özelliklerin, mutlaka neden-sonuç ilişkisi içinde olduğu" "savı".
Örnek: "Genç kızlar, çok çikolata yiyor. Genç kızlarda sivilce çok görülüyor. Demek ki, sivilcenin nedeni çikolatadır."
Lat.: CUM HOC ERGO PROPTER HOC

* Tanım/açıklama: "Geleneksel olanın doğru olduğu" "savı".
Örnek 1: "...'yı öldürmemiz gerekiyor. Çünkü töre böyle."
Örnek 2: "Bunca yıldır böyle yapılıyor. Demek ki doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD TRADITIO / ANTIQUITATEM

* Tanım/açıklama: "Bir tartışmanın taraflarından birinin sessiz kalmasının, sessiz kalan tarafın tartışılan konuda bilgisi olmadığını, haksız olduğunu ya da yanıldığını kabullenmesi anlamına geldiği" "savı".
Örnek: "Sükût, ikrardan gelir! Türk atasözü."
Örnek:
- Sanık, sorguda susma hakkını kullanmıştır!
- "Suçsuzsa neden sussun ki?! Kalkıp açık açık, 'Ben suçsuzum!' derdi suçlu olmasaydı!"
Lat.: ARGUMENTUM EX SILENTIO

Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "BELKİ DE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu" "savı". YÜKLÜ SORU
Örnek:
- Uyuşturucu kullanmaktan ne zaman vazgeçtin?
- Vazgeçmedim!
- Demek ki hâlâ kullanıyorsun?!...
- Hayır, hiç kullanmadım!
- "Ama vazgeçmediğini itiraf ettin!"
İng.: LOADED QUESTION

Sözcükler: "TEMELDE ..." / "HİÇ" / "HEP" ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: Döngüsel nedensellik. Kendi kendini "kanıtlayan" önerme.
Örnek: "O, tembeldir. Çünkü çalışmayı hiç sevmez."
Örnek: "Yalancı değilim. O nedenle, tüm söylediklerim doğrudur."
Örnek: "Sudan hafif maddeler yüzerler. Çünkü batmazlar."
Lat.: PETITIO PRINCIPII
İng.: BEGGING THE QUESTION

Sözcükler: "NASILSA ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Ünlülerin/güçlülerin/zenginlerin söylediklerinin doğru ya da yoksulların söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek 1: "... bunu söylüyorsa doğrudur."
Örnek 2: "O beş parasızın teki! Söylediklerine kim inanır!?..."
Lat.: ARGUMENTUM AD CRUMENAM

* Tanım/açıklama: "Yoksulların söylediklerinin doğru ya da zenginlerin söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek: "Adamın beş parası yok ki çapkınlık yapabilsin!"
Örnek: "Adamın milyonları var. Güya eşini hiç aldatmamış!"
Lat.: ARGUMENTUM AD LAZARUM

* Tanım/açıklama: "Acınacak durumda olmanın ya da çaresizliğin, söylenilen ya da yapılanların yanlışlığına ağır bastığı" "savı".
Örnek: "Adam ayakta duramayacak denli yaşlı ve hasta. Bence geçmişte yaptıklarından sorumlu tutulmasına artık gerek kalmamalı."
Lat.: ARGUMENTUM AD MISERICORIDIAM

Sözcükler: "İLLE DE" / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Yalnızca iki seçeneğin var olduğu savı." YANLIŞ İKİLEM.
Örnek: "Ya çözümün bir parçasısındır ya da sorunun!"
İng.: BIFURCATION

Sözcükler: "ELİMDE DEĞİL ..." / "NE BİLEYİM ..." sözlerinin eklendiği "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Güç"/"zayıflık" kullanımı.
Örnek: "Ders kitaplarında yazılanlar doğrudur. Eğer yanlış dersem öğretmen beni sınıfta bırakır."
Lat.: ARGUMENTUM AD BACULUM


Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!! )

( http://www.nku.edu/~garns/165/ppt3_2.html

http://courses.washington.edu/spcmu/334/fallacies.html )

( Safsata Türleri )

( [not] FALLACY vs./but DiFfeReNCeS
DiFfeReNCeS instead of FALLACY )

( KIYÂS-I BÂTIL ile/değil/yerine FURKAN )

( SAFSATA ile/değil FURKAN )


- SADÂKAT VE BAĞLILIK ve/||/<> FARKINDALIK VE ADÂLET ve/||/<> EDEB VE HAYÂ ve/||/<> FETA VE GÖNÜL

( HZ. EBÛ-BEKİR SIDDÎK ve/||/<> HZ. ÖMER el-FÂRUK/HATTÂB ve/||/<> HZ. OSMAN ZİNNUREYN ve/||/<> HZ. İMÂM-I ALİ )

( Çocukluk. VE/||/<> Gençlik. VE/||/<> Yetişkinlik. VE/||/<> Olgunluk. )


- SAKAL ile/ve/<> FAVORİ

( Ben Affleck


Bradley Cooper


David Beckham


Denzel Washington


George Clooney


Hugh Jackman


Jake Gyllenhaal


Kit Harington


Leonardo DiCaprio


Mel Gibson


Pierce Brosnan


Robert Pattinson


Shia LaBeouf


Tom Hardy


Viggo Mortensen
)

( LİHYE ile/ve/<> SEBELE )

( RÎŞ ile/ve/<> ...
BÂME: Uzun, sık ve kaba sakal.
BÂM TELİ: Sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. )

( BEARD vs./and/<> SIDEBURNS )

( BARB cum/et/<> ... )

( MÜSÂL ile/ve/<> ... )


- SAKİNLİK:
MANTIKSIZLIĞI ANLAMA ile/ve/||/<> FARKINDALIĞI ARTIRMAK


- ŞAKK[Ar.] ile FALK[Ar.]


- SANAT ile/ve/||/<> FARKLILIK


- ŞANSLI ile NEYSE Kİ ile TALİH ile FALCI ile FALCILIK ile FALCI ile FALCI ile FALCILIK

( FORTUNATE vs. FORTUNATELY vs. FORTUNE vs. FORTUNE TELLER vs. FORTUNE TELLING vs. FORTUNE-TELLER vs. FORTUNETELLER vs. FORTUNETELLING )

( جوان بخت ile خوش شانس ile بلند اختر ile خوش اهوال ile نيک اختر ile خوشبخت بودن ile نيک بخت ile کامران ile همايون ile سفيدبخت ile خوشبخت ile از حسن اتفاق ile خوشبختانه ile طالع ile فال ile اقبال ile بحث واقبال ile طالع بين ile طالع بيني ile غيبگو ile فالگير ile رمال ile فال گير ile پيش بين ile رمالي )

( JAVAN BAKHT ile KHOSH SHANS ile BALAND AKHTAR ile KHOSH HAVAL ile NEYK AKHTAR ile KHOSHBAKHT BODAN ile NEYK BAKHT ile KAMRAN ile CPEHMAYVAN ile SEFYDABKHT ile KHOSHBAKHT ile AZ HASAN ETEFAGH ile KHOSHBAKHTANEH ile TALE ile FAL ile EQBAL ile BAHS VAGHABAL ile طالع بين ile TALE BEYNEY ile GHYBEGO ile FALGYR ile RAMAL ile FAL GYR ile PEYSH BEYNE ile رمالي )


- SARGI ile FASKA[Lat.]

( Esnek bir maddeden yapılmış, uzun, dar ve ince şerit. | Bir elektrik makinesinde ya da aygıtında, aynı devreyi oluşturan iletkenlerin tümü. | Gövdenin bir bölümünü yerinde ya da baskı altında tutmak amacıyla uygun biçimde sarılmış şerit. İLE Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. )


- ŞART ile FARZ


- SAVURGANLIK ile ABARTILI ile ABARTILI KONUŞMALAR ile FANTEZİ ile ABARTMAK ile İSRAF

( EXTRAVAGANCE vs. EXTRAVAGANT vs. EXTRAVAGANT TALKS vs. EXTRAVAGANZA vs. EXTRAVAGATE vs. EXTRAVEGANCE )

( زيادهروي ile گزافگري ile ولخرجي ile غيرمعقول ile ولخرج ile خرافات ile اثرخيالي ile کارنامعقول کردن ile بي اعتدالي )

( ZYADEGROY ile GOZAFGARY ile ولخرجي ile غيرمعقول ile VALKHARJ ile KHARAFAT ile اثرخيالي ile KARNAMAGHOL KARDAN ile BEY ETEDALY )


- SAYGISIZLIK ile/değil/yerine (FAZLA/AŞIRI/AYKIRI) RAHATLIK


- SEBEB ile/ve/<> VETED ile/ve/<> FÂSILA

( İp. İLE/VE/<> Kazık. İLE/VE/<> İp ile kazıkların arası.
[Çadır terimlerinden.] )

( 2 harf. İLE/VE/<> 3 harf. İLE/VE/<> 4 harf ve fazlası. )


- SECÎ ile/değil KÂFİYE ile/değil FÂSILA

( Düzyazıda. İLE Şiirde. DEĞİL Kur'an'da. )

( SECÎ: Düzyazı[nesir] içinde uyak{kâfiye]. Düzyazıda tümce ve tümceciklerin sonunu, kulakta aynı sesi bırakan sözcüklerle uyaklayarak süsleme sanatı. ( TESCİ': Secî yapmak. )

( MÜSECCA: Secî yapılarak yazılmış kitaplar. )


- ŞEHVET ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> FAHİŞ/FUHUŞ


- SEWER GAS[İng.] / FASS[Alm.] ile/değil/yerine/= LAĞIM GAZI


- SHENG >< FAN FU

( Aydınlanmış, Kutsal insanlar. @@ Aydınlanmamış, sıradan insanlar. Tüm insanlar aynı doğayı paylaşmaktadır. Sheng olanlar kendi doğalarının farkına varmışlar, Fan Fu olanlar ise daha varacaklardır. )


- SORMAK ile/ve/<> FARKINDALIK

( TO ASK vs./and/<> AWARENESS )


- SORUN/SIKINTI:
FARKLI OLMAK/TA ile/ve/||/<>/ne yazık ki FARKINDA OLMAMAK/TA

( )


- SORUN ile/değil/yerine FARK

( [not] PROBLEM vs./but DIFFERENCE
DIFFERENCE instead of PROBLEM )


- STANDING WAVE LOSS FACTOR[İng.] / FACTEUR DE PERTE EN ONDES STATIONNAIRES[Fr.] / STEHWELLENVERLUSTFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= DURAN DALGA KAYIP FAKTÖRÜ


- STRUCTURE FACTOR[İng.] / FACTEUR DE STRUCTURE[Fr.] / STRUKTURFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YAPI ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- TACİL-İ İNCİZAB[Osm.] / GRAVITATIONAL ACCELERATION[İng.] / FALLBESCHLEUNIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YERÇEKİMİ İVMESİ


- TAVL[Ar.] ile FAZL[Ar.]


- TECELLÎ ile/ve FÂŞ ETMEK


- TEKRAR ile/ve FAZLA/LIK


- TEKSİR EMSÂLI[Osm.] / MULTIPLICATION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE MULTIPLICATION[Fr.] / MULTIPLIKATIONSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇOĞALMA ÇARPANI/FAKTÖRÜ


- TELEFON ETMEYE GİTMEK ile FATURA YATIRMAK

( İşemek. İLE Sıçmak. )


- TELESKOP ile/ve/<> FAST(Five-hundred-meter Aperture Spherical Radio Telescope)

( ... İLE/VE/<> Dünyanın en güçlü tek çanaklı radyo dedektörü. )

( )


- TERSİP ETMEK[Osm.] / FALIAJABORANDI[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖKELTMEK


- THERMAL FARAD[İng.] / FARAD THERMIQUE[Fr.] / THERMISCHES FARAD[Alm.] ile/değil/yerine/= ISIL FARAD


- TÖVBE ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKINDALIK


- TRICHROMATIC ANALYSIS[İng.] / FARBENSKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= TRİKROMATİK ÇÖZÜMLEME/ANALİZ


- TRICHROMATIC[Fr.] / FARBENMESSAPPARAT, FARBENMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= TRİKROMATİK


- TÜP[Fr./İng. < TUBE] ile FALLOP TÜPÜ/BORUSU

( Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru. | İçine krem, diş macunu, ilaç vb. nesneler konulan, bir ucu burgu kapaklı, plastik ya da metal boru. | Akışkan nesnelerin konulduğu, genellikle silindir biçiminde, içi boş, ağzı özel tapalı kap. İLE Döl yatağının üst köşesinden yumurtalığa kadar uzanan, yaklaşık 10 santimetre uzunluğundaki boru. )


- TÜRETME ile TÜREV ile TÜREVLER ile TÜRETMEK ile FAYDA ELDE ETMEK

( DERIVATION vs. DERIVATIVE vs. DERIVATIVES vs. DERIVE vs. DERIVE BENEFIT )

( مشتغ گيري ile اشتقاق ile مشتق ile اشتقاقي ile فرعي ile مشتغات ile متفرعات ile مشتقات ile مشتق شدن ile مشتق کردن ile فايدهرساندن )

( MOSHTAGH GYRY ile ESHTAQAQ ile MOSHTAGH ile ESHTAQAQY ile FAREY ile مشتغات ile MOTEFAREAT ile MOSHTAQAT ile MOSHTAGH SHODAN ile MOSHTAGH KARDAN ile فايدهرساندن )


- TÜRKÇE ve/||/<> FARSÇA SÖZCÜK EKLERİ

(

Son Ekler

Türkçe Farsça Örnek(ler)
-aneـانهŞahane, Divane
-asaآساDevasa
-averآورCengaver
-bazبازSihirbaz, Cambaz, Kumarbaz, Küfürbaz, Hokkabaz
-berبرPeygamber, Rehber, Seferber
-çaچهBahçe, Kepçe, Parça
-danدانÇaydanlık, Cüzdan
-danدانNüktedan
-darدارHaberdar, Dindar, Minnettar, Tezgâhtar, Bayraktar, Taraftar, Emektar
-engizانگیزEsrarengiz
-füruşفروشMalumatfüruş
-gâhـگاهİkametgâh, Tezgâh, Ordugâh, Güzergâh
-girگیرBeygir, Peşkir
-güzarگزارİşgüzar
-haneخانهÇamaşırhane, Hastane, Hapishane, Meyhane, Eczane, Dershane, Pastane, Postane, Darphane, Doğumhane, Ameliyathane, Yatakhane, Yemekhane, Patrikhane, Kütüphane
-istanـستانErmenistan, Özbekistan, Tataristan, Tacikistan, Yunanistan, Dağıstan, Afganistan, Sırbistan, Kırgızistan, Kazakistan, Bulgaristan, Moğolistan, Hırvatistan, Hindistan, Türkmenistan, Türkistan, Gürcistan, Macaristan, Pakistan, Arabistan
-kârکارFedakâr, Günahkâr, İsyankâr, Zanaatkâr, Bestekâr, Sahtekâr, Tehditkâr
-nameنامهTaahütname, Beyanname, Muvafakatname, Vekaletname, Nizamname
-paraـبارهKulampara, Zampara
-perestپرستHayalperest, Putperest
-perverپرورMisafirperver
-şorشورSilahşor
-tıraşتراشHeykeltıraş, Kalemtıraş
-zadeزادهŞehzade
-zarزارÇimenzar, Gülzar, Lalezar
-zedeزدهAfetzede, Depremzede, Kazazede
-zenزنNeyzen
)

(

Ön Ekler

Türkçe Farsça Örnek(ler)
Ber-برBerkemal, Bertaraf
Bi-بیBiçare, Bihaber
Der-درDerhal, Deruhte
Hem-همHemşehri, Hemfikir
Na-ناNahoş, Namahrem, Namert
)

(

Bağlaçlar

Türkçe Farsça
Bariباری
Belkiبلکه
Çünküچون که
Eğerاگر
Gâh … gâh …گاه … گاه …
Gerçiگرچه
Heleهله
Hem … hem …هم … هم …
Kâh … kâh …گاه … گاه …
Keşkeکاشکی
Kiکه
Meğerمگر
Ne … ne …نه … نه …
Sankiسان که
Şayetشاید
Taتا
Ya … ya …یا … یا …
Yahutیا خود
Ziraزیرا
)


- UCLAR ile/ve/değil/yerine FARKLAR

( [not] TIPS vs./and/but CONFLICT
CONFLICT instead of TIPS )


- UÇUK ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI


- UMUT ve/=/||/<>/>/< YOKSULUN/FAKİRİN EKMEĞİ


- ÜNİVERSİTE FAKÜLTE


- UNLIKE :/yerine FARKLI, BENZEMEYEN


- USEFUL BEAM[İng.] / FAISCEAU UTILE[Fr.] ile/değil/yerine/= FAYDALI DEMET


- ÜSTÜN/LÜK / GERİ/LİK ile/ve/değil/yerine FARK/LI/LIK


- ÜSTÜN/LÜK ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI/LIK

( [not] SUPERIOR/ITY vs./and/but/||/<> DIFFERENT/DIFFERENCE, DIVERSITY
DIFFERENT/DIFFERENCE, DIVERSITY instead of SUPERIOR/ITY )


- UTILITY :/yerine FAYDA, HİZMET


- UZAY ile/ve/||/<> FAZ UZAYI

( ... @@ Sonsuz boyutlu zaman ve nesne[nin yorumlanabilmesi]. )


- VÂKIF/VUKÛFİYET ile/ve/||/<> FARKINDA/LIK


- VAN'T HOFF FACTOR[İng.] / FACTEUR DE VAN 'T HOFF[Fr.] / VAN 'T HOFF-FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= VAN 'T HOFF ETMENİ/FAKTÖRÜ


- VAROLAN'IN(MEVCUDUN) DÖRT NEDENİ:
MADDÎ ile SURÎ/BİÇİMSEL(FORMEL) ile FAİL/ETKER ile GÂÎ/SONSAL


- VAROŞ ile/<> FAVELA

( Gecekondu mahallelerinde yaşayanlar. İLE/<> Rio de Janeiro - Brezilya gecekondu mahallelerinde yaşayanlar. )


- VARSAYIM = FARAZİYE = HYPOTHESIS[İng.] = HYPOTHÉSE[Fr.] = HYPOTHESE[Alm.] = SUPPOSITIO[Lat.] = HYPOTHESIS[Yun.]


- VERMEK ile FAYDA SAĞLAMAK ile TARAFSIZ ile TARAFSIZ OLARAK

( IMPART vs. IMPART BENEFITS vs. IMPARTIAL vs. IMPARTIALLY )

( بهرهمند ساختن ile افاضه کردن ile بي غرض ile حق گو ile بيطرفانه ile بيغرضانه )

( BACPAREAMAND SAKHTAN ile AFAZEH KARDAN ile BEY GHARZ ile HAGH GO ile بيطرفانه ile بيغرضانه )


- YABANCI ile/||/<> YENİ ile/||/<> FARKLI


- YALAN ile FARKLILAŞTIRMA


- YALNIZLIK:
FARKINDA OLUNMAYAN ile/değil/yerine FARKINDA OLUNAN

( Hakkında, "konuşabildiğin". İLE/DEĞİL/YERİNE Susmaktan başka çarenin olmadığı. )


- YANLIŞ DÜŞÜNMEK ile/değil FARKLI DÜŞÜNMEK

( [not] "THINKING WRONG" vs./but THINKING DIFFERENT )


- YANLIŞ ile/değil FARKLI

( [not] WRONG/FALSE vs./but DIFFERENT )


- YANLIŞ = HATALI = WRONG[İng.] = FAUX[Fr.] = FALSCH[Alm.] = FALSUS[Lat.] = INJURIA[İsp.]


- YARATICILIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FARKLILIK


- YARILMA > FARKINDALIK


- YAZGICILIK = CEBRİYE = FATALISM[İng.] = FATALISME[Fr.] = FATALISMUS[Alm.]


- YAZMALARIN BOZULMASINDA:
MİKROORGANİZMALAR ve/||/<> BÖCEKLER ve/||/<> FARELER ve/||/<> NEM ve/||/<> TOZ


- YENİ/ESKİ ile/ve/değil/yerine FARKLI

( [not] NEW/OLD vs./and/but DENSE
DIFFERENT instead of NEW/OLD )


- YETİ = MELEKE = FACULTY[İng.] = FACULTÉ[Fr.] = VERMÖGEN, FÄHIGKEIT[Alm.] = FACULTAS[Lat.] = FACULTAD[İsp.]


- YILDIZ PARALAKSI/IRAKLIK AÇISI ve/||/<>/> DOPPLER ETKİSİ/KAYMASI ve/||/<>/> FAUCAULT SARKACI

( 1838 ve/||/<>/> 1842 ve/||/<>/> 1851 )


- YOĞUNLAŞMA ve/||/<> FARKLILAŞMA ve/||/<> BELİRLEME


- YUNUS ile FALYANOS

( ... İLE Yunus balığının irisi. )


- YUTMAK" ile/ve/||/<>/< FARKETMEMEK


- ZANNETME! ile/ve/||/<> FARZ ETME! ile/ve/||/<> SOR! ile/ve/||/<> SÖYLE!


- ZENGİNİN YÜRÜDÜĞÜ ile/ne yazık ki FAKİRİN YÜRÜDÜĞÜ

( Sindirebilmek için. İLE/NE YAZIK Kİ Bulmak için. )


- ZEYNEB ile/ve FÂTIMA

( Salih'lerin annesi. İLE Muhammed'lerin annesi. )

( ZEYNEP[ZEYN - EB: Babasının süsü/güzelliği.] )


- ZİHİN ile/ve/<> FARKINDALIK

( Zihin, olaylarla ilgilenir, farkındalık ise zihnin kendiyle ilgilenir. )

( Zihin, her durumu ile kendini bilmelidir. )

( Zihnimizi içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar bizi terk etmeyecektir. )

( Zihin, iki halde bulunur; su gibi ve bal gibi. Su en ufak bir sallanışta titreşir, halbuki bal ne kadar karıştırılırsa karıştırılsın, hemen hareketsizliğe döner. )

( Yanılsamayı yaratan zihindir ve ondan kurtulan da zihindir. )

( Zihnin bize yardım edeceğinden değil fakat zihni iyi bilirsek, onun bizi sınırlamasından sakınabiliriz. )

( Başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. )

( Zihin dili biçimlendirir ve dil de zihne biçim verir. )

( Zihnin bilgisi gerçek bilgi değildir. )

( Zihne ait olan göreli olandır, onu bir "mutlak" haline getirmek hatadır. )

( Zihin, arzudan azade ve rahat olmalıdır. )

( Anlayan bir zihin, arzulardan ve korkulardan azâdedir. )

( Zihin yanlış anlar, yanlış anlama onun doğası gereğidir. )

( Zihin anlayamaz, çünkü zihin kavramak, tutmak ve devam ettirmek üzere eğitilmiştir. )

( Şimdiye kadar zihni bilen olarak kabul ettiniz, fakat öyle değildir. )

( Zihin, bizi imgelerle ve düşüncelerle tıkamakta ve onlar, bellekte yara izleri bırakmakta. )

( Zihin diye bir şey yoktur. Düşünceler vardır ve bunlardan bazıları yanlıştır. Yanlış olan düşünceleri terk edin, çünkü onlar sahtelerdir ve kendi hakkınızdaki görüşünüzü bulandırırlar. )

( Zihnin kurduğunu, zihin yıkmalıdır. )

( Sakin bir zihin, doğru bir idrak için şarttır, ki bu da kendini-biliş için gereklidir. )

( Zihin, karanlık ya da çalkantılıyken, kaynak fark edilmez. )

( Zihin, sakin olduğu zaman gerçeği yansıtır. )

( Zihin, telaş halinde olmadığı ve endişelerden uzak olduğu zaman sessizleşir ve sessizlik içinde, genelde kolay idrak edilemeyecek kadar süptil olan bazı şeylerin işitilebilmesi olanaklaşır. )

( Zihin, görebilmek için açık ve sessiz olmalıdır. )

( Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, gövde yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem olanaklı hale gelir. )

( Zihin tamamen hareketsiz olduğu zaman, erir, yalnızca gerçek kalır. )

( Zihninizi ya da gövdenizi değiştirebilirsiniz fakat değişmiş olan sürekli sizin dışınızda olan bir şeydir, kendiniz değil. )

( Zihin ve gönül olgunluğu vazgeçilmez gerekliliktir. )

( Durgun ya da huzursuz olan zihindir, siz değilsiniz. )

( Cildinizin dış tarafındaki dünya ile iç tarafındaki dünyayı birbirinden ayıran ve onları karşıt konumlara getiren sizin zihninizdir. )

( Dünyayı projekte eden zihin onu kendi tarzında renklendirir. )

( Zihni huzursuz eden arzular ve korkulardır. )

( Sürekli düşünmek, zihninizi yıpratır ve bozar. )

( Zihninizi durmadan çalıştırmayın. )

( Zihin, büyük bir işçidir ve dinlenmeye gereksinimi vardır. )

( Zihninizi toparlayıp güçlendirin, göreceksiniz ki düşünceleriniz ve duygularınız, sözleriniz ve eylemleriniz sizin iradeniz yönünde hizaya gireceklerdir. )

( Onun istekleri sayısız ve sınırsızdır. Zihninizi büyük dikkatle, sebatla gözlemleyin, çünkü tutsaklığınız da özgürlüğünüzün anahtarı da onda yatar. )

( Elbette ki gövdemizi ve zihnimizi işletelim fakat onların bizi sınırlamasına izin vermeyelim. )

( Tüm gereksiniminiz sakin bir uyanıklığı koruyarak kendi gerçek doğanızı araştırmaktır. )

( Tüm yapılması gereken, Öz ile özdeşliğinin farkına varılabilmesi için zihni arındırmaktır. )

( Tüm gereksiniminiz sadece sakin bir zihindir. )

( Zihninize, tarafsızlıkla bakın, bu onu sakinleştirmeye yeter. )

( Zihin, aşırı meşguliyetlerden uzak tutulduğu zaman sakinleşir. )

( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce zihnin doğal hali olamaz. )

( Zihnin ötesinde tüm farklar biter. )

( Zihnin ötesindesiniz fakat zihninizle bilirsiniz. )

( Zihin, hazır olur olmaz güneş onun içinde parlar. )

( Zihninizi yatıştırın ve arındırın, berraklaştırın, o zaman kendinizi gerçekte olduğunuz gibi göreceksiniz. )

( Zihniniz sakinleştiğinde öteki herşey gereğince ve doğru biçimde gerçekleşecektir. )

( Kişinin kendi gerçek doğasına nüfuz etmesini engelleyen şey, zihnin zayıflığı, duygusuzluğu ve süptil olanı atlayıp sadece kaba olan üzerinde odaklanmasıdır. )

( Zihninizi durdurun ve sadece OLun! )

( Kendinizi her şey ve her şeyden öte olarak bilmenize engel olan, belleğe dayanan zihindir. )

( Kendiniz olarak imgelediğiniz kişiyi, zihninizde algıladığınız dünyanın bir parçası olarak görün ve zihninize dışarıdan bakın, çünkü siz zihin değilsiniz. )

( Kendi zihninizi anlayın, böylece onun sizin üzerinizdeki bağlayıcılığı son bulacaktır. )

( Öz varlığınız olmanız için zihnin ötesine geçmeniz, kendinizi bulmanız gerekir. )

( Zihnin ötesine geçmek için sessiz ve sakin olmak zorundasınız. )

( Zihninizin aynasında imgeler görünür ve kaybolurlar. Ayna kalır. )

( Zihni, olması gereken yerde ve kendi işiyle meşgul tutarsanız, bu zihnin kurtuluşudur. )

( Yapmaya çalışacağımız şey, gerçek olanı anlamak için zihni uygun duruma getirmektir. )

( Dünya, zihnin sadece yüzeyidir ve zihin sonsuzdur. )

( Düşünceler dediklerimiz, zihnin yüzeyindeki dalgacıklardır ancak. )

( Her şeyin sizin zihninizde olduğunu, sizin zihinden öte olduğunuzu ve gerçekten yalnız başınıza olduğunuzu ne zaman idrak ederseniz, işte o zaman her şey sizsiniz. )

( Bağımsız, yaratılmamış, ebedi ve değişmez ama yeni ve taze olan, zihnin ötesidir. )

( Resim, ressamın zihninde ve resmin içinde; resim, ressamın zihnindeki resmin içindeki ressamın zihninde! )

( Zihninizi düzene koyun, doğrultun, herşey düzelecektir. )

( Kendinizi bilmeyi engelleyen yalnızca zihindir. )

( Mind is interested in what happens, while awareness is interested in the mind itself.
The mind must know itself in every mood.
What is of the mind is relative, it is a mistake to make it into an absolute.
The mind exists in two states: as water and as honey. The water vibrates at the least disturbance, while the honey, however disturbed, returns quickly to immobility.
It is the mind that creates illusion and it is the mind that gets free of it.
Not that the mind will help you, but by knowing your mind you may avoid your mind disabling you.
The mind cannot understand, for the mind is trained for grasping and holding.
For it is the mind that is primary in the beginning.
The mind shapes the language and the language shapes the mind.
To keep the mind in its own place and on its own work is the liberation of the mind.
There is no such thing as mind. There are ideas and some of them are wrong. Abandon the wrong ideas, for they are false and obstruct your vision of yourself.
When the mind is dark or turbulent, the source is not perceived.
What the mind has done the mind must undo.
The mind misunderstands, misunderstanding is its very nature.
All else will happen rightly, once your mind is quiet.
Ripeness of heart and mind is indispensable.
You took the mind for the knower, but it is just not so.
The mind clogs you up with images and ideas, which leave scars in memory.
It is the mind that is dull or restless, not you.
It is your mind that has separated the world outside your skin from the world inside and put them in opposition.
The mind that projects the world, colours it its own way.
It is desires and fears that make the mind restless.
Constant thinking makes the mind decay.
Do not keep your mind busy all the time.
Mind is the great worker and it needs rest.
Collect and strengthen your mind and you will find that your thoughts and feelings, words and actions will align themselves in the direction of your will.
You may change your mind or your body, but it is always something external to you that has changed, not yourself.
It's appetites are numberless and limitless. Watch your mind with great diligence, for there lies your bondage and also the key to freedom.
When you are not in a hurry and the mind is free from anxieties, it becomes quiet and in the silence something may be heard which is ordinarily too fine and subtle for perception.
The mind must be open and quiet to see.
When the mind has been put to rest and disturbs no longer the inner space (chidakash), the body acquires a new meaning and its transformation becomes both necessary and possible.
All you need is to keep quietly alert, enquiring into the real nature of yourself.
When it is motionless through and through, it dissolves and only reality remains.
A quiet mind is all you need.
Look at your mind dispassionately; this is enough to calm it.
When the mind is kept away from its preoccupations, it becomes quiet.
You are beyond the mind, but you know with your mind.
As soon as the mind is ready, the sun shines in it.
Calm and clarify your mind and you will know yourself as you are.
Understand your own mind and its hold on you will snap.
To go beyond the mind, you must be silent and quiet.
What prevents the insight into one's true nature is the weakness and obtuseness of the mind and its tendency to skip the subtle and focus on the gross only.
Stop your mind - and just be.
What prevents you from knowing yourself as all and beyond all, is the mind based on memory.
Just see the person you imagine yourself to be as a part of the world you perceive within your mind and look at the mind from the outside, for you are not the mind.
To be what you are, you must go beyond the mind, into your own being.
What we are trying to do here is to bring our minds into the right state for understanding what is real.
The world is but the surface of the mind and the mind is infinite.
What we call thoughts are just ripples in the mind.
What is independent, uncreated, timeless and changeless, and yet ever new and fresh, is beyond the mind.
The picture is in the mind of the painter and the painter is in the picture, which is in the mind of the painter who is in the picture!
It is your mind's attitude that determines what he is to you. )

( MIND vs./and/<> AWARENESS )


- ZITLAR ile/değil/yerine FARKLAR

( Zıtlar vardır fakat zıtlık yoktur. )

( Zıtları, birbirinden farklı ve ayrı haller olarak düşünürüz. Değillerdir. )

( Zihnin ötesinde, tüm farklar biter. )

( Fark gözetmeyin ve ayrılmaz olanı ayırmayın. )

( There are opposites, but no opposition.
You imagine that they are distinct and separate states. They are not.
Beyond the mind all distinctions cease.
Make no distinction, don't separate the inseparable. )

( DIDD ile/değil/yerine FURKAN )

( ÂHŞÎG/ÂN ile/değil/yerine ... )

( [not] CONTRARIES/ANTONYMS vs./but DIFFERENCES
DIFFERENCES instead of CONTRARIES/ANTONYMS )