FaRkLaR KILAVUZU/"SÖZLÜĞÜ"

İSTANBUL'DA

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
( SÜREKLİ AYIRDINDA VE FARKINDA OLUNMASI GEREKENLER!!! )

 

( Kılavuz/Sözlük içi arama için: Klavyenizde "Ctrl + F" tuşlarıyla(önce "Ctrl" tuşu ve basılı tutarken "F" tuşuna basarak) ve/veya(^/v) fareyle(mouse) sol üst köşedeki "Düzenle/Edit" kısmında "Bul/Find"'ı tıklayarak aradığınız sözcüğü yazarak aramanızı yapabilirsiniz. )
* ( Windows için geçerlidir. )
* ( Linux ve Macintosh kullanıcıları nasıl arama yapacaklarını biliyorlardır. )
* ( Öncekiler üzerinde yapılan eklemeleri "-@@" simgesi ile, yenilikleri/eklemeleri ise "-@" simgesi ile takip edebilirsiniz. )
* ( Son değişiklik/yenilik tarihi: Her gün, her AN olabilmektedir!!! )
* ( Bir önceki değişiklik/yenilik tarihi: 06 Eylül 2010 )
* ( Başlangıç tarihi: 06 Kasım 2008 )

 

- Bazı sözcüklerin hem sözlüklerdeki karşılığına/anlamına da yer verilmekte, bazılarına da özellikle yer vermeyip psikolojik, felsefi, bilimsel, sanatsal, göreceli, pratik, belirli bir sınırlılık ve yaklaşımlardan/açıklamalardan yararlanılarak parantezler açılmıştır.

- Bu çalışmada, başlıkların altlarındaki bilgilere/açıklamalara (parantezlere), kişilerin kendilerinin düşünmelerine/değerlendirmelerine fırsat verebilme amacıyla ve özellikle pek fazla yer verilmemektedir. Zihinlerce/kişilerce uygun bulunmayabilecek bilgiler/parantezler gözardı edilebilir.
[ ( ) Parantez içinde yer verilmelerinin nedeni de budur! ]
[ Kavramların yanında bulunan ( ) parantezler ek bilgi ya da açıklama olarak, [] köşeli parantezler ise ayrıntı/teknik bilgi vermek üzere kullanılmıştır. ]

- Bazı/birçok sözcüğe özellikle/bilerek/belirli bir bilinçle/yaklaşımla yer verilmemiştir. Hayır! / Evet!

- Bu çalışmada, birçok sözcüğün/kavramın altında bazen "açıklama/ları" bulunmakta, bazen -özellikle ve çeşitli nedenlerden dolayı- bulunmamaktadır.

- Bazı başlıkların altına, veri/bilgi girmemizin çeşitli nedenlerinden biri ise ulaşım/erişim kolaylığı sağlamak üzere hazır veri/bilgi karşılıklarını sunmak ve dil/sözlük çalışmalarının yeterince ilgi görmemesinden dolayı maddî[üyelik ya da bağış] desteğinize/katkılarınıza başvurarak gelişmek üzeredir! [Dolayısıyla sizin de FaRkLaR Kılavuzu'na destek olabilmek amacıyla üyeliğinizi şimdi başlatmanızı dileriz! Teşekkürler!] )

- Bu çalışmanın sözlük olarak algılanmamasını/kullanılmamasını da sağlamak amacıyla ve özellikle ":"[iki nokta üst üste] ya da "...dır!" şeklinde belirtilmemiştir!

- Bu çalışmada, başlıkların [kavram ya da olguların] ne olduklarından çok, ne olmadıklarına işaret etme çabası güdülmektedir. [Bir DEĞİL!'leme çalışması olarak değerlendirilmelidir!]

- Bu çalışmada bulunan tüm karşılaştırmaların/belirtmelerin tanımlan(a)mayan, sözcük olarak karşılığı/adı tam olarak oluşturul(a)mamış, fakat zihinlerimizde karşılığı bulunan/bulunabilen "3." anlamları ve/veya ara anlamları düşünülebilir.

- Bu kılavuz/sözlük, dil(d)e/kavramlar(d)a/sözcükler(d)e ilginizin daha da artması ve sözlük/ahit kullanımını artırmayı amaçlamaktadır.

- İngilizce'ye ve öteki dillere yer verme nedenimiz, öteki dillerle karşılaştırmalı yaklaşımla bir bilince sahip olmanıza aracı/yardımcı olabilmektir.

- Zamanla buradaki birçok sözcüğün etimolojik derinliklerine ve öbür dillerdeki karşılıklarına da yer verilecektir.(Bu konuda her türlü destek ^v(ve/veya) katkınızı görmekten mutluluk duyarız!)

- Bu kılavuzdaki bilgiler, SDP(Sinir Dili Programlası)(NLP) üzerine kılavuzluk edebilir.

- Bu kılavuz, soru sorma/sorgulama, yoğun/derin düşünme aracı/vesilesi olarak kullanılabilir.

- Sözcükleri dizerken ya da "... ile" öncesiyle "ile ..." sonrası arasında bir öncelik/fark/özellik/tercih/vurgu yoktur. Her ikisini de kesinlikle birbirine karıştırmamak, her ikisinin de derinliğine/önemine ve ciddiyetine yer/destek verilmesi gerekmektedir.

- Kavramların aralarında kullanılan/bulunan
"... ile/ve/değil/yerine ..."
bağlaçları, ilgili satırı 2/3/4 kez ve ayrı ayrı şekilde okumanız ve satırları tekrarlamamak içindir.
( - UCLAR ile FARKLAR [karıştırılmamalı!]
- UCLAR ve FARKLAR [ayrı olmalarının yanısıra birlikte de düşünülebilir/kullanılabilir!]
- UCLAR değil FARKLAR [dır!]
- UCLAR yerine FARKLAR [düşünülmeli/kullanılmalıdır!] )

- Bu kılavuz/sözlük üzerine olan tüm katkı/destek/uyarı/yorum ve önerilerinizi görmek ve değerlendirmekten mutluluk duyarız! Ayrıca burayı tıklayarak, dille ve buradaki içerikle ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere tavsiye edebilirsiniz.

- Belirlemelerin/karşılaştırmaların daha da oturması/derinleşmesi için, "ile"den sonraki sözcüğün yanına tekrar "ile"den önceki sözcüğü düşünerek/koyarak değerlendiriniz.
( "- İSTANBUL ile TÜRKİYE " ise "- İSTANBUL ile (TÜRKİYE ile İSTANBUL)" gibi. )

 


 

 

- ŞEHİR ve MEDENİYET

- KENT ile/ve/değil/yerine ŞEHİR

( Konutların, araçların birarada bulunduğu yer. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE İnsanın katıldığı, hayatı tüm yönleriyle yaşadığını hissedebildiği yer. )

- ŞEHİRDE YAŞAMAK ile/ve/değil/yerine ŞEHİRLİ OLMAK
( Sn. Dücâne Cündioğlu'nun köşe yazısı... )

- TEMEDDÜN: ŞEHİRLEŞME

- YERLİ ile/ve YEREL

- OSMANLI İMPARATORLUĞU değil OSMANLI DEVLETİ

( Avrupa'lıların sonradan yüklediği bir tanımdır. Osmanlı, hiçbir zaman "imparatorluk" olmamıştır! [insanı, hak ve hukuku hiçe saymak gibi bir tutumu yoktur] )

- III. MUSTAFA: İstanbul'un ikinci "mimarı"!

- YATUK:
ŞEHİR

- POLİS: ŞEHİR [İstanbul'un adlarından biri olarak da kullanılmıştır.]

- SIFIR(MİLYON/MILLION) TAŞI: Sultanahmet'te, Divanyolu başında, Yerebatan Sarnıcı köşesinde bulunan Bizans eseri taş sütundur. [Dünyanın, İstanbul'un merkezi ve başlangıç noktası, Avrupa'ya İstanbul'dan başlayan yolun başı olarak değerlendirilmiştir.]

- BİLÂD-I SELÂSE ile VİLÂYAT-I SELÂSE
( Üç şehir. İLE Üç vilâyet. )
( * Üsküdar, Galata, Eyüp.
* İstanbul, Edirne, Bursa.
İLE
Selânik, Manastır, Yanya. )

- BEYKOZ[İNCİRKÖY] ve BEYLERBEYİ ve BEYOĞLU

- AKROPOLİS:
Eski Yunan'da yüksek yerlere kurulan ve etrafı surlarla çevrili olup içinde saray ve tapınak bulunan berkitilmiş(sağlamlaştırılmış) şehir.

- MAHALLE ile/ve SEMT

- DERVAZE:
Şehir ve kale kapısı.

- ŞEHREMİNİ: ŞEHİR EMİNİ

- KU: KÖY, MESKEN, MAHALLE

- KAPAN: ÇARŞI

- Mısır ÇARŞISI değil MISIR ÇARŞISI
( Adını yenilen mısırdan değil Mısır ülkesinden almaktadır. Vurguyu Mı:sır şeklinde yapmak gerekir. )

- SORGUÇÇU HAN ile SORGUÇÇULAR ÇARŞISI
( Bayezıd'ta, Kapalı Çarşı'nın güneyinde, Kalpakçılar Caddesi'ndedir. İLE Bayezıd'ta, Kapalı Çarşı'da, Bedesten yakınında bir çarşı. )

- SALI PAZARI ile SALI PAZARI ile SALI PAZARI
( Fındıklı - Tophane arasındaki semt. İLE Kadıköy'de, Altıyol - Selâmiçeşme arasında bulunan bir semt ve pazar. İLE Şehremini'de kurulan semt pazarı. )

- GALAT/A
( Taşralı, cahil. [Cenevizler'in verdiği ad.] | Gemilerin bağlandığı yer. | Liman şehri. | İncirlik. )
( GALATOS: Sütün dağı(tı)ldığı bölge. | PERA: Karşısı, karşıyaka. )
( 1260, NİF ANTLAŞMASI )
( GALAT-I MEŞHUR: Yaygın hale gelerek yerleşmiş (cahil) sözü. )

- TÜNEL ile/ve FÜNİKİLER
( Beyoğlu - Karaköy arasında. İLE/VE Taksim - Kabataş arasında. )

- SÜTLÜCE ( < GALATAT[Rumca] ) ile SÜTLÜCE
( Haliç'te, Hasköy'de, Halıcıoğlu'nun kuzeyindedir. İLE Beykoz'da, Yalıköy'de bulunan eski bir piknik yeri. )

- URUK ile/ve KİŞ
( İlk şehir. İlk kez sur inşa edilen şehir. İLE/VE İlk Sümer şehirlerinden biri. )

- SURİÇİ ile SURDIŞI

- DERB:
Sur kapısı.

- SUR ile/ve BURÇ

- TAÇ KAPI ile/ve ÖTEKİ KAPILAR

( Sadece Padişah'ların kullandığı kapı. İLE/VE ... )

- TAÇ KAPI/LAR ile/ve İMPARATOR KAPISI / ALTIN KAPI
( ... İLE/VE Yedikule'nin iç tarafındadır. )

- TAŞKAPI / PETRİ KAPISI: Haliç deniz suru kapılarından biridir. Topkapı adıyla da bilinir.

- BÜYÜK KAPI/LAR ile/ve KÜÇÜK KAPI/LAR
( ... İLE/VE Osmanlı'da "Koltuk Kapısı" alarak adlandırılırdı. )

- ÇATLADIKAPI: Kumkapı-Ahırkapı arasında. [1532 yılındaki sarsılma nedeniyle bu kapının çatlamış olmasından dolayı bu adı almıştır]

- DEMİRKAPI ile DEMİRKAPI ile DEMİRKAPI
( Sarayburnu'nda bulunan deniz surları kapılarından biriydi. [Demiryolu yapımı sırasında yıkılmıştır.] İLE Eyüp'te bir semt. İLE Hoca Paşa mahallesi. )
( Haçlılar ile Osmanlılar'ın İstanbul'u alırken kente girdikleri kapılardan biri. İLE ... İLE ... )

- SUR ile/değil SARNIÇ
( Kale duvarı. İLE/DEĞİL Yeraltı su deposu. )

- SUR ile/ve İÇ KALE

- NUMUNE BAĞLARI ile/ve KAZIKLI BAĞLARI ile/ve CEVİZLİBAĞ

- ANEMAS KULESİ VE ZİNDANLARI ile/ve HERAKLEUS BURÇLARI

- DİKİLİTAŞ ile/ve DİKİLİTAŞ ile/ve DİKİLİTAŞ

( Sultanahmed At Meydanı'nda. İLE/VE Nişantaşı'nda. [Valikonağı Caddesi] İLE/VE Yıldız'da. )
( M.Ö. 1457'de ] [İst.'a dikilişi 390][18.74 m. yüksekliğindedir] İLE/VE ... İLE/VE Sultan II. Mahmud'a ait yazılı sütun. [1811] )
( OBELISK )

- MENLEH ile KESTEL
( Kale. İLE Küçük kale, hisarcık. )

- TAHTAKALE[Ar. < TAHT el-KALÂ]: Kalenin/surun altı.

- İL/EL: ORDA + KUN + BUDUN

- İSTANBUL ile/ve TÜRKİYE

( Eski İstanbul'un denizden yüksekliği 2 ile 12 metre arasındadır. )
( 1854/55: İstanbul Belediyesi'nin kuruluşu. )
( İSTANBUL SÖZLÜĞÜ - M. ORHAN BAYRAK - TARİH DÜŞÜNCE KİTAPLIĞI )
( İSTANBUL'UN İLKLERİ VE ENLERİ - SÜLEYMAN FARUK GÖNCÜOĞLU - EP YAYINLARI )

- İstanbul'u Seviyorum!

- İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

- İKTAM - İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırmaları Merkezi

- İstanbul Okulu

- İstanbul 2010

-@ I am İstanbul

- İstanbul Kitapçısı

- İstanbul Fotoğrafları Dizini/Forumu

- İstanbul'u Gezelim

- Arkeoloji Müzesi

- Müze Kart'ınızı Alınız!

- SANAL MÜZELER I, II

( Müzelerde geçen 1 saat, 1000 kitap okumuş kadardır. )


 

Bu sayfanın devamı için üyeliğiniz/katılımınız gerekmektedir!...
( This part needs your membership/participation to continue on this page!... )

Kullanıcı Adı / Username


Şifre / Password




  • Yeni Üyeliğinizi/Katılımınızı başlatmak için burayı tıklayınız...
    ( Click here to start your membership/participation... )

  • Sayın Süleyman Faruk GÖNCÜOĞLU'na, İlber ORTAYLI'ya, Orhan KURAL'a, Sunay AKIN'a, Dursun GÜRLEK'e, Süleyman Zeki BAĞLAN'a, Haluk DURSUN'a, Saadettin ÖKTEN'e, Uğur DERMAN'a...
    Sinan GENİM'e, M. Orhan BAYRAK'a, Reşat Ekrem KOÇU'ya, Yahya Kemal BEYATLI'ya...
    Fatih Sultan Mehmet'e, Yavuz Sultan Selim'e, Kanunî Sultan Süleyman'a...
    Evliyâ ÇELEBİ'ye, İbn Battuta'ya, STRABON'a...
    Gezginler Kulübü'ne, İstanbul Okulu'na, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'ne,...
    sözlük ve yayınlarından yararlandığımız yazarlara, paylaşımları/katkıları için çok teşekkür ederiz.




    YENİKAPI'NIN ÖYKÜSÜ

    Zamanın sultanı, içkinin yasak olduğu zamanlarda veziri ile birlikte tebdil-i kıyafette halkın arasındadır. Bir sandala biner ve sandalcıyla birlikte açılır. Sultan sandalcıyla konuşmaya başlar. Muhabbet gelişir ve sandalcı kayıktaki bir ipi çeker, denizden bir şişe şarap çıkartır. Sultanı tanımadığı için ona da ikram eder. Aralarında söyle bir konuşma geçer:

    Sultan: "Sandalcı sen bilmez misin ki, şarap içmek yasaktır..." Sandalcı: "Sultan nereden bilir benim denizin ortasında içki içtiğimi, o sarayındadır ve bizden habersizdir." Vezir: "Sultanın bin türlü hali vardır, gözü kulağı çoktur" deyince, sandalcı olayı çözer ve sultanın ayaklarına kapanır. "Sultan'ım ben ettim sen etme!" der. Sultan sandalcının bu halini ve af dilemesini sever ama ne kadar akıllı olduğunu kanıtlamak için sandalcıya bir teklif yapar.

    Sultan: "Ey sandalcı, sen eğer benim İstanbul'a hangi kapıdan gireceğimi bilirsen senin kelleni almayacağım" der. Sandalcı ise şüphelenir ve...: "Pekâlâ sultanım, fakat ben hangi kapı olacağını bir kağıda yazacağım ve karaya çıktığımızda kağıda bakıp beni ona göre idama götürün" der.

    Beraberce karaya çıkarlar ve sultan karaya ayak bastığı gibi mahiyetindeki askerlere emir verir ve sandalcının başını aman demeye fırsat vermeden vurdurur. Ve yaptığı işi haklı hale getirmek için bir emir daha verir.

    "Bu surların olduğu yere yeni bir kapı açıla, İstanbul'a ordan gireceğim" der ve yeni kapı açılır, sultan İstanbul'a yeni kapıdan girer.

    Saraya gittiğinde notu okumak aklına gelir.

    Notta şöyle yazmaktadır...

    "Yenikapı'nız hayırlı olsun Sultan'ım!"

     



    KARA SURLARININ KAPILARI

    Altın (Yaldızlı) Kapı (Porto Auera): Bizans döneminde günlük kullanıma kapalı, sadece İmparatorluk törenlerinde kullanılan bir kapıydı. Trakya'dan gelen Via Egnatia yolu bu kapıdan geçtikten sonra kentin Mese denilen ana caddesinde devam edip Ayasofya önünde son buluyordu. II. Theodosius'un kara surlarını yaptırırken bu kapıyı da surlarla bir bütün olarak inşa ettirdiği ileri sürülmektedir. Kapı, adını, altın yaldızla kaplı oluşundan almıştır. Halkın kullanması için bu kapının az ilerisinde açılan kapı Yedikule Kapısı'dır. (Osmanlı döneminde bu kapı Yedikule hisarına dönüştürülmüştür.

    Belgrad Kapısı (Porto Ksilokerkos): V. yy.'da içeriden surlara çıkmak üzere yapılmış ikinci askerî kapıdır. Osmanlı döneminde önem kazanmış ve kullanıma açılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Belgrat'ı fethettikten sonra yanında getirdiği esnafı buraya yerleştirdiği için bu adla anılmaktadır. (Yedikule ile Belgrad Kapı arasında 11 burç vardır)

    Silivri Kapısı (Porta Pege): Silivri yolunun başlangıcında olduğu için daha sonra bu adla anılmıştır. İstanbul'daki Latin istilâsına bu kapıdan gizlice giren komutan Aleksius Stategopulos son vermiştir. Kapının 200 m. kadar uzağında ise I. Leon tarafından yaptırılan "Balıklı Ayazması" bulunmaktadır. (Belgrad Kapı ile arasında 13 burç vardır)

    Kalagru Kapısı (Porta tou Kalagru): Bizans devrinde Pege ile Rhesium kapıları arasındaki askeri bir küçük kapıydı.

    Mevlânâ Kapısı (Rhesium, Porta Rhegion): Osmanlı devrinde yakınındaki Mevlevihane'den dolayı "Mevlevihane Kapısı" adı ile anılmıştır. Bizans'ın son dönemlerinde, IX. yy.'da Eyüp'e yerleşen bir Rus cemaatinin bu kapıdan girip çıkmalarına izin verildiğinden, kapıya "Rus Kapısı" adı da verilmiştir.

    Top Kapısı (Topkapı) (Porta Romanos): Mevlevihane Kapısı ile Sulukule Kapısı arasındadır. Fatih Sultan Mehmet fetihte kuşatma esnasında karargâhını buraya kurarak en büyük topları buraya yerleştirmiş ve top atışları buradan yapılmıştır. Bu nedenle bu adı almıştır.

    Sulukule Kapısı (Porta Pempton): Edirne Kapısı'na en yakın olan kapıdır. Lykos Deresi üzerinde olduğu için Sulukule adı ile tanınmıştır.

    Edirne Kapısı (Porta Harisius, Andrinopolis): İstanbul surlarının on büyük kapısından biridir. Eskiden Lykos Deresi'nin aktığı bu yer, surların en alçak kısmıdır. Fetih sırasında ilk açılan kapı olduğu da söylenmektedir. Sefere çıkan Bizans İmparatorları bu kapıdan geçerek dışarı çıkarlardı. Aynı zamanda bu kapıyı Rumeli'den gelen tüccarlar kullanırlardı. Bu özelliğini Osmanlı döneminde de korumuş olup bu kapının içerisinde de çeşitli dükkânlar açılmış ve esnaf yerleşimi olmuştur. Aynı zamanda bir merasim kapısı olma özelliğini de korumuş ve yabancı elçiler bu kapıdan şehre girmişlerdir.

    Eğri Kapı (Porta Regia): Askeri bir kapıdır. İstanbul'un fethi sırasında en kanlı mücadelenin geçtiği yerlerden birisidir. (Şehir düşmeden az önce son İmparator Konstantin Dragazes'in hayatta iken en son görüldüğü yerin burası olduğu hakkında bir söylence vardır) Bu kapının civarında Bizans döneminde ayakkabı ve ordu için çizme yapan esnafın yerleştiği ileri sürülmektedir.

    Blakhernai Kapısı (Ksyloporta): Blakhernai Sarayı ve çevresindeki surlara ait sivil kapılardan biridir. Buradaki kara surlarının bir bölümü saray yapıldıktan sonra genişletilmiş ve saray ile içinde bulunduğu mahalle koruma altına alınmıştır. Sağlam kulelerin yer aldığı bu surun önünde hendek yoktur. Buradaki surlar Manuel Komnenos, Herakleios ve Leon suru olmak üzere üç kısımdan meydana gelmektedir. 626 yılında Avarlar İstanbul'u kuşatmaları sırasında buradan bir gedik açarak şehre girmek istemişlerse de başarılı olamamışlardır.

     


    MARMARA SURLARININ KAPILARI

    Aya Barbara (Basilike) Kapısı (Topkapısı): Sarayburnu'nda bulunan bu kapı adını topçuların azizesi kabul edilen Aya Barbara'dan almıştır. Daha sonra yapılan saraya "Topkapı" adının verilmesi bu kapıdan dolayıdır. Günümüzde mevcut olmayan bu kapıdan II. Ioannes Komnenos ve I. Manuel Kommenos'un Macaristan'a yaptığı başarılı seferden dönerken zafer alayı ile girmesinden dolayı bu kapı "İmparator Kapısı" anlamına gelen Basilike adı ile anılmıştır. Marmara surlarının en eski kapısıdır.

    Üçüncü Burçtaki Kapı: Bugün bu kapının sadece söveleri görülmekte olup içi örülerek doldurulmuş ve kapı özelliğini kaybetmiştir. Aynı burcun kuzeyinde yine küçük bir kapı bulunuyordu.

    Dördüncü Burçtaki Kapı: Bu kapının dördüncü burcun kuzey tarafında olup bugün sadece söveleri kalmıştır. Kapı boşluğu emniyeti düşünülerek muhtemelen Bizans devrinde örülerek doldurulmuştur. Bu kapının üzerinde Theophilos'un kitabesinin olduğu eski kaynaklarda ifade edilmekte olup bu kitabe günümüze gelememiştir.

    Değirmen Kapısı: Sultan II. Mahmud burada mevcut olan kapıyı yıktırmış ve yerine yeniden yaptırmıştır. Eski bizans kapısına ait burç ile kapı arasındaki kemerden anlaşılmaktadır. Bu kapının 35 m. kadar kuzeyinde bugün örülmüş olan, eski kayıtlarda Demir Kapı adı ile geçen kapıdan itibaren surlar ileriye doğru bir kavis çizerek ilerler ve Mangana burcu ile birleşir.

    Aya Yorgi (Aziz Georgios) Kapısı: İmparator I. Aleksios Kommenos tarafından deniz tarafına doğru iler alınmış surların üzerinde açılmıştır. Bu kapı arkadaki Mangana Sarayı'na gidiş için kullanılıyordu.

    Ahırkapı (Lazarus Kapısı): Büyük Saray'ın sahil kapılarından biridir. İmparator III. Mikhael burada büyük ahırlar yaptırttığı için bu adla anılmaktadır. Osmanlı devrinde de buradaki ahırlar yerlerini korumuşlardır. Bizanslılar döneminde bu kapıdan küçük limana çıkılırdı. Saraya mensup olmayanların gemileri buraya giremezdi.

     


    HALİÇ SURLARI KAPILARI

    Ayvansaray (Kiliomene) Kapısı: Ayvansaray'da olan bu kapı yıkılmıştır. Bizans İmparatorları buradaki Theotokos Kilisesi'ne geldiklerinde kapının önündeki iskeleden karaya çıkıp bu kapıdan geçiyorlardı.

    Balat Kapısı: Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyelerinde "Balat Kapısı" olarak adlandırılan ve günümüze gelemeyen bu kapının Blakhernai Sarayı'nın kapılarından biri olduğunu Hammer yazmaktadır. Bu bölümdeki surlar da tamamen yıkılmış olup yerleri evler tarafından doldurulmuştur.

    Petri Kapısı: Ayvansaray'a giden caddede, Patrikhane yolunun ağzında olan bu kapı yıkılmış olup günümüz hiçbir parçası gelmemiştir.

    Yeni Ayakapısı: Fetihten sonra Kanuni Sultan Süleyman zamanında surun burçlarından biri genişletilerek açılmış olan bu kapıdan Sultan Selim Camii'ne gidiliyordu. Kapı günümüze kadar ulaşamamıştır.

    Cibali Kapısı (Porta İspigas): İki tarafındaki iki mermer sütunun üzerine oturan yuvarlak kemerli bir kapıdır. Osmanlı devrinde "Cebe Ali" olarak adlandırılmıştır.

    Zindan Kapı (Porta Seminaria): Kumkapı'dan başlayıp Haliç'e inen yol bu kapı ile bitiyordu. 1891'de yıkılmış olan bu kapının batısındaki burç Fetih'ten sonra 1872'ye kadar hapishane olarak kullanılmıştır. Bu civardaki Haliç surlarının öbür kapıları; Osmanlı devrinde açılan Tüfekhane ile Bizans devrine ait olup Osmanlı zamanında kullanılan Unkapanı, Ayazma, Odun, Balıkpazarı (Porta de Perama), Yenicami (St. Marc Poternesi) ve Bahçekapı (Porta Neorion) yıkılmış olup günümüze gelmemiştir.

     



    KIZ KULESİ, AŞK KULESİ

    Birbirinden farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye "Kızkulesi" adını Türkler verdiler. Daha önce Damalis, Leandros gibi adlarla anılan bu şirin yapı, birçok efsaneye konu oldu.

    Bir söylenceye göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak, gönderilen bir incir sepetinden çıkan yılan, yine de zavallı kızı sokar ve öldürür.

    Kızkulesi ile ilgili bir başka efsane, Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir. Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağı'na bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kızkulesi'nde yaşayan Hero'ya aşık olan Leandros, yüzerek her gece yüzerek adaya gelir, ona aşkını fısıldarmış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros'a yol gösterirmiş.

    Ancak, fırtınalı bir gecede rüzgâr meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu öğrenen Hero da kendisini Boğaziçi'nin soğuk sularına atıvermiş...

    Bu efsanevi kule ile ilgili Osmanlı'nın da bir öyküsü olacak elbette. Bir başka efsane kahramanı olan Battal Gazi kuleyi basmış; tekfurun kızını ve hazinelerini alarak Üsküdar kıyısındaki atına atlayıp hızla oradan kaçmış.

    Eskiler derler ki, "Atı alan Üsküdar'ı geçti" sözü buradan türemiştir...

     

     

    Bu kule, Bizans döneminde gözlem eviydi ve gelen geçen ticaret gemilerinin kontrolü burada gerçekleştirilirdi. İstanbul'dan, Sarayburnu önlerinden bu adaya da bir zincir çekiliydi, tıpkı Haliç'e gerildiği gibi! Türkler İstanbul'u aldıktan sonra, eski kule yıktırılıp yerine yenisi, ahşap olarak yapılmış. 1719'da bu kule yanınca, bina yeni baştan ve taştan inşa edilmiş. XVIII. yüzyıl sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa, 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından bu kuleye hapsedilmiş. I. Mahmut'un saray kızlarağası Beşir'in de boynu, Kızkulesi’nin dalgaların dövdüğü kayalıklarında vurulmuş. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ilânından sonraki yıllarda bir süre karantina işlevi gören Kızkulesi, yakın zamanlara kadar deniz feneri görevi yaparken, günümüzde özellikle turistlere hizmet veren bir İstanbul güzelliği olarak hizmetini sürdürüyor.

     



    KIZTAŞI

    Fatih'te, İskenderpaşa Mahallesi'nin biraz yukarısında, meydan oluşturan yolların ağzında, İstanbul'luların "Kıztaşı" diye bildikleri, ünlü Marcianus(Markianos) anıt sütunu ile ilgili efsaneyi duydunuz mu bilmiyoruz...

    Ayasofya'nın yapımı sırasında genç bir kız, efsane bu ya, sırtına yüklediği koca bir sütunla inşaat alanına doğru gitmekteyken, aniden karşısına bir cin çıkmış ve kıza nereye gittiğini sormuş.

    "Ayasofya diye bir kilise yapıldığını duydum. Çorbada benim de tuzum bulunsun diye bu sütunu oraya götürüyorum" diye cini yanıtlamış kız.

    "Sen geç kalmışsın, kilise çoktan bitti. Sen o taşı aldığın yere bırak" diye kıza karşılık vermiş cin.

    Kız üzülerek taşı aldığı yere dikine bırakmış, ancak içine de bir kuşku düşmüş. Kendi gözüyle kiliseyi görmek için yola düşmüş genç kız. Ayasofya'ya varınca bir de ne görsün. İnşaat bitmek şöyle dursun, daha yarılanmamış bile. O zaman genç kız cinin kendisini kandırdığını anlamış ve taşı geri almak için hemen geri dönmüş.

    Ne var ki, dikili duran taşı yerinden kıpırdatamamış. Çünkü genç kız, cinin sözüne uyup taşı bıraktığı için tılsımlı gücünü kaybetmiş. İşte o gündür, bugündür bu sütun "Kıztaşı" olarak anılır olmuş.

     

     

    1500 yaşından daha eski, M.S. 450-457 yıllarından kalma bu anıt, İstanbul'da ayakta durabilen birkaç Bizans anıt sütunundan birisidir. Söylencelerden biri de o ki, sütuna Kıztaşı denilmesinin nedeni, altından geçen kızlara, bakire olup olmadıklarını fısıldamasıymış! İmparator II. Justinianos'un baldızının kulağına da bir şeyler fısıldayınca, üzerindeki heykel kırılıp devrilmiş! Kıztaşı, imparator baldızına ne demişti acaba?

    Bir başka öykü daha anlatılır Kıztaşı hakkında. Sütun, dikdörtgen bir kaide üzerinde yükseliyor, tepesinde bir kronit başlık ve bunun da üzerinde kare bir blok bulunuyormuş. Bu bloğun köşelerinde, kanatlarını açmış dört melek heykeli varmış ve muhtemelen İmparator Marcianus'un heykeli bu bloğun üzerinde duruyormuş.

    Bizans çağında bu dikilitaşın bulunduğu meydan, "Forum Amastrion" olarak bilinirmiş. Biraz batıda, Şehzadebaşı'nda, yani Philadelphion’daki Tetrapilon Anıtı önündeki "el" heykelleri önünden geçirilen "idamlıklar"ın cezaları, daha sonra Kıztaşı'nın bulunduğu Forum Amastrion'da infaz edilirmiş...

     


    ADIM ADIM ÜSKÜDAR

    Gönlümde hep mor salkımlı ÜSKÜDAR
    Yoktur dünyada güzel onun kadar
    Tarihtir bir içim su ŞEMSİPAŞA
    Geçmişe daldım kendimle başbaşa

    Dolaştım ÜSKÜDAR'ı adım adım
    Kaybolan yıllarımı aradım
    Karşımda servilerle komşu evler
    Orada kimler konuk olmadı kimler

    Ermişler yurdudur bu sâkin belde
    Otur bir dua et BEYLERBEYİ'nde
    Kor kor ateşler düştü içimize
    SELİMİYE'de o nazlı HAREM'de

    Bir öyküdür Üsküdar'ın simgesi
    Mâtem içinde yanar KIZKULESİ
    Gönüllerde taht kurmuştur SALACAK
    Korkuyorum ilk aşkları çalacak

    ALTUNİZÂDE başımızın tacı
    BAĞLARBAŞI nerede FISTIKAĞACI
    Anılarda yaşarken ÜSKÜDAR'ı
    SULTANTEPE'den seyret sonbaharı

    Yalılarla dans ederken o BOĞAZ
    Çık ÇAMLICA'ya bir aşk romanı yaz
    Her yanıyla bir başkadır ÜSKÜDAR
    Göklere çıkarsak bile yine az

    Burhan GÜRLEROĞLU

     


    MUCİZEVİ SANAT

    Mimar Sinan`ın Selimiye Camii`nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı besinci bir işlem bularak çözdüğü söylenir.

    Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir dehanın ürünüdür. Almanlar aynı sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlar. Mimar Sinan bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır.

    Almanların dehası ise, o çirkin metal yığınına Selimiye`den fazla turist çekebilmelerindedir...

    Bir gün Selimiye Camii`ne girenler, kubbenin altında bir Japon`un ayaklarını kıbleye doğru uzatmış sırtüstü yattığını görmüşler... Tabii hemen Japon’u, "Burası kutsal bir yer. Bu şekilde yatmak bizim inançlarımıza göre saygısızlıktır. Lütfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmışlar. Ancak, Japon trans vaziyetteymiş, gözlerini kubbeden ayırmadan şöyle sayıklıyormuş: "Bu olanaksız! Ben yılların mühendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal görüyorum. Bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı. Bu olanaksız, orada hiçbir şey yok, orada hiçbir şey yok..."

    Selimiye Camisi`nin zemini gevşek toprakmış. Bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı fark edilmiş. Uluslararası bir grup bilim adamı toplanmışlar. Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler. Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler.

    Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karşılaşmışlar. Mimar Sinan bilmem kaç yüzyıl önce aynı şeyi düşünmüş meğerse!

    1950–60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye’ye gelmiş.

    Heyet, İmar ve İskân Bakanlığı’ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofya`yı, Yerebatan Sarnıcı`nı gezdikten sonra sıra Sinan` ın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi`yle Sinan’ın öğrencisi Mimar Davut Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi`ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar.

    Fakat bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl-sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.

    Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini, aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne`ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi`ne gitmişler. Oradaki olağanüstü sistemleri görünce iyice şoke olmuşlar.

    Selimiye`nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya`ya döndüklerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani su an gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinan’ın geliştirdiği mekanizmalarmış.

    ----------

    Not: Tac Mahal’in mimarı Mehmet Efendi Mimar Sinan’ın öğrencisidir.

     

     

     

       
     

     

    Bu sayfa 01 Ocak 2010 itibariyle 471 kez incelenmiş/okunmuştur.

    6D Bilgi Hizmetleri vs. | www.6Dtr.com       FaRkLaR Kılavuzu       GösterGe Bilişim Hizmetleri

    Yenilikler ve Duyurular | Desteğiniz Lüt(û)fen!!!