FaRkLaR KILAVUZU/"SÖZLÜĞÜ"    

DAVRANIŞ VE TUTUMLAR'DA

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
( SÜREKLİ AYIRDINDA VE FARKINDA OLUNMASI GEREKENLER!!! )

( DiFfeReNCeS GUIDE/"DICTIONARY" )
( WHAT NEEDS TO BE IN YOUR AWARENESS; WHAT NEEDS TO BE DISTINGUISHED! )


 

( Kılavuz/Sözlük içi arama için: Klavyenizde "Ctrl + F" tuşlarıyla(önce "Ctrl" tuşu ve basılı tutarken "F" tuşuna basarak) ve/veya(^/v) fareyle(mouse) sol üst köşedeki "Düzenle/Edit" kısmında "Bul/Find"'ı tıklayarak aradığınız sözcüğü yazarak aramanızı yapabilirsiniz. )
* ( Windows için geçerlidir. )
* ( Linux ve Macintosh kullanıcıları nasıl arama yapacaklarını biliyorlardır. )
* ( Öncekiler üzerinde yapılan eklemeleri "-@@" simgesi ile, yenilikleri/eklemeleri ise "-@" simgesi ile takip edebilirsiniz. )
* ( Son değişiklik/yenilik tarihi: Her gün, her AN olabilmektedir!!! )
* ( Bir önceki değişiklik/yenilik tarihi: 06 Temmuz 2010 )

 

- Bazı sözcüklerin hem sözlüklerdeki karşılığına/anlamına da yer verilmekte, bazılarına da özellikle yer vermeyip psikolojik, felsefi, bilimsel, sanatsal, göreceli, pratik, belirli bir sınırlılık ve yaklaşımlardan/açıklamalardan yararlanılarak parantezler açılmıştır.

- Bu çalışmada, başlıkların altlarındaki bilgilere/açıklamalara (parantezlere), kişilerin kendilerinin düşünmelerine/değerlendirmelerine fırsat verebilme amacıyla ve özellikle pek fazla yer verilmemektedir. Zihinlerce/kişilerce uygun bulunmayabilecek bilgiler/parantezler gözardı edilebilir.
[ ( ) Parantez içinde yer verilmelerinin nedeni de budur! ]
[ Kavramların yanında bulunan ( ) parantezler ek bilgi ya da açıklama olarak, [] köşeli parantezler ise ayrıntı/teknik bilgi vermek üzere kullanılmıştır. ]

- Bazı/birçok sözcüğe özellikle/bilerek/belirli bir bilinçle/yaklaşımla yer verilmemiştir. Hayır! / Evet!

- Bu çalışmada, birçok sözcüğün/kavramın altında bazen "açıklama/ları" bulunmakta, bazen -özellikle ve çeşitli nedenlerden dolayı- bulunmamaktadır.

- Bazı başlıkların altına, veri/bilgi girmemizin çeşitli nedenlerinden biri ise ulaşım/erişim kolaylığı sağlamak üzere hazır veri/bilgi karşılıklarını sunmak ve dil/sözlük çalışmalarının yeterince ilgi görmemesinden dolayı maddî[üyelik ya da bağış] desteğinize/katkılarınıza başvurarak gelişmek üzeredir! [Dolayısıyla sizin de FaRkLaR Kılavuzu'na destek olabilmek amacıyla üyeliğinizi şimdi başlatmanızı dileriz! Teşekkürler!] )

- Bu çalışmanın sözlük olarak algılanmamasını/kullanılmamasını da sağlamak amacıyla ve özellikle ":"[iki nokta üst üste] ya da "...dır!" şeklinde belirtilmemiştir!

- Bu çalışmada, başlıkların [kavram ya da olguların] ne olduklarından çok, ne olmadıklarına işaret etme çabası güdülmektedir. [Bir DEĞİL!'leme çalışması olarak değerlendirilmelidir!]

- Bu çalışmada bulunan tüm karşılaştırmaların/belirtmelerin tanımlan(a)mayan, sözcük olarak karşılığı/adı tam olarak oluşturul(a)mamış, fakat zihinlerimizde karşılığı bulunan/bulunabilen "3." anlamları ve/veya ara anlamları düşünülebilir.

- Bu kılavuz/sözlük, dil(d)e/kavramlar(d)a/sözcükler(d)e ilginizin daha da artması ve sözlük/ahit kullanımını artırmayı amaçlamaktadır.

- İngilizce'ye ve öteki dillere yer verme nedenimiz, öteki dillerle karşılaştırmalı yaklaşımla bir bilince sahip olmanıza aracı/yardımcı olabilmektir.

- Zamanla buradaki birçok sözcüğün etimolojik derinliklerine ve öbür dillerdeki karşılıklarına da yer verilecektir.(Bu konuda her türlü destek ^v(ve/veya) katkınızı görmekten mutluluk duyarız!)

- Bu kılavuzdaki bilgiler, SDP(Sinir Dili Programlası)(NLP) üzerine kılavuzluk edebilir.

- Bu kılavuz, soru sorma/sorgulama, yoğun/derin düşünme aracı/vesilesi olarak kullanılabilir.

- Sözcükleri dizerken ya da "... ile" öncesiyle "ile ..." sonrası arasında bir öncelik/fark/özellik/tercih/vurgu yoktur. Her ikisini de kesinlikle birbirine karıştırmamak, her ikisinin de derinliğine/önemine ve ciddiyetine yer/destek verilmesi gerekmektedir.

- Kavramların aralarında kullanılan/bulunan
"... ile/ve/değil/yerine ..."
bağlaçları, ilgili satırı 2/3/4 kez ve ayrı ayrı şekilde okumanız ve satırları tekrarlamamak içindir.
( - UCLAR ile FARKLAR [karıştırılmamalı!]
- UCLAR ve FARKLAR [ayrı olmalarının yanısıra birlikte de düşünülebilir/kullanılabilir!]
- UCLAR değil FARKLAR [dır!]
- UCLAR yerine FARKLAR [düşünülmeli/kullanılmalıdır!] )

- Bu kılavuz/sözlük üzerine olan tüm katkı/destek/uyarı/yorum ve önerilerinizi görmek ve değerlendirmekten mutluluk duyarız! Ayrıca burayı tıklayarak, dille ve buradaki içerikle ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere tavsiye edebilirsiniz.

- Belirlemelerin/karşılaştırmaların daha da oturması/derinleşmesi için, "ile"den sonraki sözcüğün yanına tekrar "ile"den önceki sözcüğü düşünerek/koyarak değerlendiriniz.
( "- DAVRANIŞ ile TUTUM" ise "- DAVRANIŞ ile/ve TUTUM (ile DAVRANIŞ)" gibi. )

 


 

- SOLUK ÇEŞİTLERİ ve SOLUK EGZERSİZLERİ!!!

- OKUMAK! ve OKUMAK! ve OKUMAK!
( Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, okuduğumu anlarım. )
( Kurnaz insanlar okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar, akıllı insanlar ise ondan yararlanırlar. )
( Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır. )
( Kişi kendini yetiştirmek/terbiye etmek için okumalıdır! [Başkalarına bilgi satmak için değil!] )
( READING! and READING! and READING! )

- OKUMAK: SABAH ile AKŞAM ile YATARKEN/YATMADAN ÖNCE

- OKUMAK: YOLDA ile/ve BEKLERKEN

- OKUMAK: ÖNCELİKLE ile/ve TEKRAR TEKRAR

- OKUMA ile DOKTORA TİPİ/SÜRGÜ YOLLU OKUMA

- KİTAP/DEFTER VS. SAYFALARININ UCUNU BÜKEREK ÇEVİRMEK yerine/değil BÜKMEDEN (DIŞINDAN/YAPRAKLARINDAN)(ALTTAN/ÜSTTEN/YANDAN) ÇEVİRMEK

- KİTAPTA: YAPRAĞIN UCUNU/YARISINI KATLAMAK değil/yerine AYRAÇ KULLANMAK

( ON BOOK: TO FOLD UP HALF OF(/TIP OF) THE PAPER -> TO USE SEPARATOR )
( ON BOOK: TO USE SEPARATOR instead of TO FOLD UP HALF OF(/TIP OF) THE PAPER )

- ARKADAŞ VE YAKINLARIN YANINDA:
DERGİ/GAZETE OKUMAK ile/değil/yerine
DERGİNİN/GAZETENİN OKUNACAK ZAMANINI VE YERİNİ BİLMEK

- NE YAPACAĞINI BİLMEK ile NE YAPMAYACAĞINI! BİLMEK!!!

( Ne yapman gerektiğinden çok, önce ne yapmaman gerekiğini bil, yeter. Çoğu zaman ne yapman gerektiğini bilemeyebilirsin, fakat ne yapmaman gerektiğini her zaman çok iyi bilebilirsin. )
( Kendini gerçekleştirmiş, saygın ve önemli birine sormuşlar:
Nasıl bu noktaya geldiniz?
Yakınlarında bulunan bir kişiyi göstererek, herşeyi ondan öğrendiğini söylemiş.
Çevresindekiler hayret içinde ve inanamayarak demişler ki:
- Nasıl olur? O işaret ettiğiniz kişi, her türlü, düzenbazlığı, yalanı, rezilliği yapan biridir.
Yanıt: Heh işte! O ne yaptıysa ben yapmadım! )
( TO KNOW, WHAT TO DO with TO KNOW, WHAT NOT TO DO )

- YAPMA!: EMİR değil KOLAYLAŞTIRMA/HIZLANDIRMA
( Bilenlerin/tecrübelilerin/büyüklerin, "... Yapma!/Etme!" sözleri/öğütleri, bir yasak/engel/kısıtlama değil yapılmayacakların kolay ve daha az olmasından dolayı, tecrübelerinden yararlanılmasını istedikleri içindir. Hemen buyruk/emir olarak algılanıp tepki göstermemekte yarar vardır! )

- DÜŞÜNCE/DUYGU/DAVRANIŞ'LARDA: KOŞMAK/EMEKLEMEK değil/yerine YÜRÜMEK

- DAVRANIŞ ve/<> İYİ NİYET

( Davranışların en iyisi iyi niyetten, niyetin en iyisi ise bilimden ortaya çıkandır. )

- (SİGARA) YASAĞI değil KISITLAMA/SI
( Yürürlüğe giren yasa, bir "YASAK" koyma değildir! Toplum yaşamında ve kişiler arasında düzenin sağlanması, hakların korunması için ortak kullanım alanı kuralları uygulanmak zorundadır. Sigarayla ilgili düzenleme, insanların bulunmak zorunda/durumunda olduğu -kapalı ya da açık- ortamlarda sigara kullanıcılarının keyfî uygulamalarına izin vermemek üzerinedir. Bu durumdan rahatsız olan/olabilecek kişilerin haklarının korunması üzerine de bu tür kısıtlamalar getirilmesi gerekmiştir.

"YASAK" olarak ifade edilen durum, "sigara içme yasağı" değil belirli ortak kullanım alanlarında keyfî tutumda bulunulmasına engel olabilmek üzere ve çevrenin rahatsız edilmemesine yöneliktir. Doğrudan, genel bir "içmeme yasağı" getirilmemiştir.

"YASAK"[< YASA][yasaya/kanuna bağlı olan] sözcüğü ve kullanımının da, kişiler [içen-içmeyen, rahatsız olan/lar] arasında anlaşamamazlık/ihtilâf [ya da olası çatışma durumunda] toplum ve devlet tarafından kabul ve onay görmüş, uyumlu bir düzen sağlanabilmesi üzerine, gereken koşulların, yazılı ve tüzel(hukukî) bir karşılığının bulunması üzerinedir. Birlik ve bütünlüğü, sürdürülebilirliği sağlayabilmenin göstergesi ve dayanakçası olarak, "YASA" ve yasal gereklilik, işlevini yerine getirmek üzere uygulanmaktadır.

Kişi, kendi evinde istediği gibi [çırılçıplak] dolaşabileceği halde dışarıda/sokakta, ortak alanlarda dolaşamayacağı gibi. Bu durumu anlayan ve kabul edebilen tütün kullanıcıları, tütün ürünleri kısıtlamasının da bir uzlaşım ve çözüm gerektirdiğini rahatlıkla anlayacak ve kabul ediyor olacaklardır. )

- YAZIT

- PAYLAŞIM ile/ve/değil PAYLAŞIMI YAŞAMAK

( [not] SHARING with/and TO LIVE/FEEL THE SHARING )

- PAYLAŞMAK ile/ve "YÜKLENME(ME)K"

- ŞEHİRDE YAŞAMAK ile/ve/değil/yerine ŞEHİRLİ OLMAK

- BAKMAYIN! KATILIN!

- "KİMSE DİKKAT ETMİYOR" yerine/değil BEN NE YAPMAMALIYIM/YAPABİLİRİM?

- TUTUM/U BENİMSEMEK ile/ve/> ALIŞKANLIK OLUŞTURMAK

- SU KAMPANYASI

- KAN VE ÖRGEN BAĞIŞI
( KAN VER, SAĞLIĞINI KAZAN!
KAN VER, HAYAT KURTAR! )
( ALO 184 - ORGAN BAĞIŞ HATTI )

- DÜRTÜ ile GÜDÜ(MOTİVASYON)

( Fiziksel kaynaklı gereksinim. İLE
Zihinsel/düşünsel kaynaklı gereksinim. )
( DRIVE with MOTIVATION )

- PERFORMANS= İLETİŞİM ve GÜDÜLENME ve YETKİNLİK/LER
( NE? ve NEDEN? ve NASIL? )

- DAVRANIŞ ile/ve TUTUM
( Kendi tutumunuzu değiştirebilirsiniz. )
( BEHAVIOUR with ATTITUDE )

- DAVRANIŞ ve TUTUMLAR'DA

- DAVRANIŞ ile/ve İSTİKRARLI DAVRANIŞ

( BEHAVIOUR with/and STABLE BEHAVIOUR )

- TUTUMLARI BELİRLEMEK ile/ve TUTUMLARDA TUTARLI OLMAK

- ERKEN DAVRANMAK yerine DÜŞÜNMEK/FELSEFE YAPMAK

- TUTUM ile TAVIR

( ATTITUDE with MANNER )

- TUTUM ile/ve NİYET
( ... İLE/VE Neden değil Niçin(Ne İçin). )
( İlke'li düşünmek niyettir. )
( Niyet davranışları birleştiriyorsa ilkedir. )
( Onun sizin için ne olduğunu zihinsel tutumunuz belirler. )
( ATTITUDE with/and INTENTION )

- NİYET'TE: SAMİMİYET, İÇTENLİK, YAKINLIK ve
TUTUM'DA: RESMİYET, MESAFE, CİDDİYET

( Özgürlüğe ulaştıran içtenliktir, kuram değil. )
( Eğer içtenliğe sahipseniz, hangi yolu tutarsanız tutun, sizi hedefinize götürecektir. )
( Belirleyici etmen içtenliktir. )
( Samimiyetiniz size kılavuzluk edecek. )

- NİYET ile YÖNELİM

- NİYET ile/ve EYLEM

( Eylem, içtenliğin kanıtıdır. )
( INTENTION with/and ACTION )

- UZUN UZUN DÜŞÜNMEK/BOŞ BOŞ OTURMAK ile/ve/değil/yerine
AZ AZ (DA OLSA) EYLEMEK/BİR ŞEYLER YAPMAK

( Pek kolay olmasa da... )
( Kepçe tutan elim olsun, dış kapıda yerim olsun! )

- YAPMAK İSTENİLEN ile/ve YAPILMASINA İZİN VERİLENLER ile/ve YAPILABİLENLER
( Güdülenme. İLE/VE Görev tanımı. İLE/VE Yetkinlikler. )

- DOĞRU İŞİN YAPILMASI ile/ve/<> İŞİN DOĞRU YAPILMASI
( Etkililik. İLE/VE/<> Etkinlik. )

- İŞE ALINMA ile/ve İŞTEN ÇIKARILMA
( Bilgi, beceri gibi özelliklerle. İLE/VE Davranış ve tutumlarla. )

- OTURMAK ile/ve/değil AYAKTA DURAMAMAK

- ŞİKÂYET ETMEK değil/yerine NE YAPABİLECEĞİNİ VE NASIL YAPABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMEK VE EYLEME GEÇMEK

- EYLEM ile ÖZGÜRLEŞTİRİCİ EYLEM(SATSANG)

( O, ırmağa götürür ama geçiş size aittir. )

- KOLAY (OLAN) ile/ve/değil/yerine ETKİLİ (OLAN)

- ZAMANI ARTIRMAK ile/değil ETKİ ALANINI GENİŞLETMEK

- AZALTICI TEDBİR/LER ile/ve/değil/yerine ÖNLEYİCİ TEDBİR/LER

( Ucuz, kolay. | Görünür. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Pahalı, kolay olmayan. | Pek görünmez. )

- ALIŞKANLIK ile/ve TEMBELLİK

- TAKLİT ETMEK ile/yerine DİKKATE ALMAK

- "DALGA GEÇMEK" ile/ve/değil (SADECE) TAKLİT ETMEK

- BAZI KAVRAMLARI: KOPYALA-YAPIŞTIR değil/yerine
TEKRAR TEKRAR DA OLSA YAZMAK

- GÜNLÜK YAŞA(MAK) ile/değil/yerine GÜNÜ YAŞA(MAK)

( Vurdumduymazlık içinde, hesapsız, düzensiz, aykırı, asalak yaşam. İLE/DEĞİL/YERİNE
Gün içinde yaşanan, olan-biten herşeyi, olumlu ya da olumsuz tam anlamıyla yaşamak. )
( Temel olan, günü tam bir uyum ve bütünlük içinde yaşamak. Günü Yaşa(Carpe Diem), günlük yaşamak değildir! )
( [not] LIVE IN DAILY with LIVE THE DAY [CARPE DIEM] )
( LIVE THE DAY [CARPE DIEM] instead of LIVE IN DAILY )

- ŞEYLERİ: HAYAL ETTİĞİN GİBİ GÖRMEK yerine
(ONLARI) OLDUKLARI GİBİ GÖRMEK

( Hayal ettiklerinizin varlığını reddetmeniz daha akıllıca olurdu. )
( THE THINGS: TO SEE WHAT EVER THEY ARE, AS BEING instead of TO SEE HOW YOU IMAGINE/DREAM )

- DÜŞÜNCEYİ/HAYALİ DOĞAYA YANSITMAK değil/yerine
DOĞAYI ZİHİNDE İNŞA ETMEK

- SEVGİ ile/ve/yerine KOŞULSUZ SEVGİ

( Sevgide belli bir düşünce kaynaklı ve/veya dayanaklı, beklentili bir duygulanım durumu varolabilir, fakat koşulsuz sevgide hiçbir düşünce, beklenti olmaksızın, olumlu-olumsuz her koşulda sevmek vardır. )
( KOŞULSUZ SEVGİ, "EĞER"siz, "ÇÜNKÜ"süz, "AMA"sız; "RAĞMEN"li SEVGİ'dir! )
( Ayırt etme ve ayrılık duygusu olmadığında, buna SEVGİ diyebilirsiniz. )
( İdrak edeceksiniz ki bilmek sevmektir, sevmek de bilmektir. )
( Sevgi ve sevginin ilham ettiği irade (istek) olmadıkça, hiçbir şey yapılamaz. )
( Sevgi tutkunluk ve düşkünlük göstermez, düşkünlük ise sevgi değildir. )

- KUŞKULU SEVGİ yerine KOŞULSUZ SEVGİ
( UNCONDITIONAL LOVE instead of SUSPICIOUS LOVE )

- KUŞKUSUZ SEVGİ ile KOŞULSUZ SEVGİ
( UNSUSPECTING LOVE with UNCONDITIONAL LOVE )

- "SENİ SEVİYORUM" (DEMEK/DİYEMEMEK) ile/ve/değil/yerine SEVDİĞİNİ GÖSTERMEK/YANSITMAK/YAŞATMAK

- KORKU ile/değil/yerine SEVGİ

( Bir kez, her şeyin içten geldiğini, içinde yaşadığınız dünyanın size değil, sizin tarafınızdan projekte edildiğini idrak ettiğinizde, korkularınız sona erer. )
( [not] FEAR with LOVE )
( LOVE instead of FEAR )

- GÜVEN ile BEKLENTİ
( Beklenti sizi güvensiz kılar. )
( Amacınızın herhangi bir beklenti taşımayan salt iyi niyet olduğundan emin olun önce. )
( Elinizde mevcut olandan eminseniz, nihai olana asla ulaşamazsınız. )
( CONFIDENCE with EXPECTATION )

- İSTEMEK ile GERÇEKTEN İSTEMEK
"( Zihindeki günlük 40-50.000 düşüncenin büyük bir bölümünün tanımlanmamış/netleşmemiş, pasif temelli, sıradan, dayanaksız, isteme eylemi. İLE
Sıradan isteğin bir üst aşaması olan gerçekten istemenin, gerekeni yaparak ve istenenin umudu ve çabası, içtenliği, samimiyeti ve ciddiyeti ile istemek. )"
( WANT/REQUEST with REALLY WANT/REQUEST )

- ÇOK İSTEMEK ile/yerine GERÇEKTEN İSTEMEK
( REQUEST SO MUCH with REALLY REQUEST/WANT )
( REALLY REQUEST/WANT instead of REQUEST SO MUCH )

- ÇOK/GERÇEKTEN İSTEMEK ile TAM/DOĞRU İSTEMEK

- İSTEMEK ile/ve İNANMAK

( TO ASK/REQUIRE with/and TO BELIEVE )

- YEMEK DÜZENİ ve ÇATAL-BIÇAK KULLANIMI!
( Yemek yenilebilmesi için hazırlanan, masanın üzerinde bulunan tüm araç ve gereçlere Kuver denir.
Ala Carte Kuver, Tabldot Kuver, Fiks Menü Kuveri, Kahvaltı Kuveri, Çay Kuveri olarak düzenlenir. )

( - Önce yenecek yemeğin takımı kuverin en dışına, en son yenecek yemeğin takımı en içe konulur.
- En dıştaki takımdan başlanır, içe doğru devam edilir.
- Çatal ve bıçaklar boyları itibariyle masanın kenarına, takımların saplarına göre hizalandırılır.(Büyüklüklerine göre sıralandırılmaz/hizalandırılmaz!)
- Bıçaklar, kesici tarafı tabağa bakacak biçimde, sağ tarafa konulur.
- Ekmek tabağı sol tarafınızda bulunur ve bıçağı da üzerinde, kesici tarafı sola/dışa bakacak şekilde bulundurulur.
- Bardaklar sağ tarafta ve bıçaklarınızın önünde bulundurulur.
- Tatlı takımında ise, çatal hemen tabağın üzerinde sağ tarafa dönük(sapı solda!), bıçak(keskin tarafı içe/aşağıya dönük) ve kaşık ise çatalın üstüne, sol tarafa dönük(sapı sağda!) konulmalıdır. Sadece dondurma kaşığı(ucu düz kaşık), çatalın alt tarafına(tabağın hemen üstüne), sola bakacak şekilde(sapı sağda!) konur. Tabağın önündeki tatlı takımı, tatlı gelene kadar kullanılmaz.(Yedi yaşın altındaki çocuklara verilebilir belki.)
- Çorba kaşığı sağda ve en dışta bulunur. (Sol taraftaki kaşık solunuzda oturan kişiye aittir!)
- Üzüm, kiraz gibi yiyecekler için takım bulunmaz.
- Hardal ve ketçap türevleri önceden masaya konulmaz.
- Sürahi ve şişeler için altlık kullanılmalıdır.
- Ekmek Tabağı 15 cm., Salata ve Tatlı Tabağı 17 cm., Zeytinyağlı Tabağı 19 cm., Çukur Çorba Tabağı 19 cm., Ordövr Tabağı 21 cm., Ana Yemek Tabağı ise 24 cm.dir.
- Yemek peçetesi (35 cm. X 50 cm.)dir.
( Çeşitli biçimlerde katlanmış bez peçeteler bir köşesi tabağın altına sıkıştırılarak kucağa doğru sarkıtılır. Gerektiğinde kullanılmalıdır! Kağıt peçete aranmamalıdır! Çok gereksinim duyulduğunda garsondan istenebilir ya da yanınızda bulundurulmalıdır! )
- Çatal ve bıçak, kalem tutar gibi tutulmaz! Sapları hiçbir zaman baş parmak ve işaret parmağının arasında kalmamalıdır.
- Sapı avuç içinde kalacak şekilde, işaret parmağıyla desteklenecek şekilde tutulur.
- İkide bir, el değiştirilerek kullanılmaya çalışılmaz!
- Bazı yiyecekler(pizza gibi), gerektiğinde ve/veya çevreye/çoğunluğa/ülkeye göre elle de yenilebilir.
- Salata için, ana yemek çatal ve bıçağı kullanılır.
- Çatal-bıçağı doğru tutmak için, birşeyler kesmeye alışmak için, önceden, kendi başınıza çalışma yapmanız yararlı olacaktır!
- Bıçağın üzerine birşeyler konmaz, bıçakla birşey alınmaz, bıçakla birşey yenilmez! Hiçbir zaman, hiçbir şekilde bıçak ağza götürülmez! Bıçak sadece yardımcı bir araçtır! Bıçağın işlevi, ekmekle ya da başka birşeyle karşılanmaya çalışılmaz!(Bazen, "çatalın kenarıyla bölünebilir" düşüncesinde bile, [olabildiğince] çatal yerine bıçak kullanmak gerekir.)
- Çatalı sağ elde tutmak için (sağ elle yemek için), yemek önceden lokmalara ayrılmaz, parça parça hale getirilmez!
- Tabaktan alınan parçaları çatalın alacağı kadar küçük/az tutmak gerekir. Çatalın ucu saplanarak alınan parçaları, çatalın içbükey tarafının aşağıya bakacak biçimde(sapının avuç içinde kalacak biçimde) ağza götürülmesi gerekir.
- Yere düşen çatal ve/veya bıçak, eğilip alınmaya çalışılmaz ya da herhangi bir telâfiye ya da çabaya girişilmez, utangaçlık duyulmaz, hata olarak yorumlanmamalı/algılanmamalıdır ve üstünde durmamak gerekir!(Garsondan yenisi istenir ve sağ tarafınızdan verilmesi üzerine beklemeniz gerekir.)
- Yemeğinizi bitirdiğinizde/doyduğunuzda çatal ve bıçak birleştirilerek, saat 4 ya da 5 yönünde, sapı dışta kalacak biçimde yanyana tabağın üzerine bırakılır(tamamen tabağın içine konulmaz![Garsonun tabakları üstüste koyması gerektiğinde ona yardımcı olmak açısından da.]). Eğer yemeğe devam ediliyorsa, çatal ve bıçağın ucları tabağa, sapları masaya dayanacak biçimde ya da çapraz olarak tabağın ve yemeğin üzerinde bırakılır.(Bu durumdayken tabağınızda yemek kalmasa bile garsonların tabağınızı alma girişiminde bulunmaması gerekir. [Gerekirse bunu garsona tekrar anımsatmanızda hiçbir sakınca yoktur.])
- Metaller üzerinde kesim yapılmaz!
- Servis tabağına/fayansına el değdirilmez!
- Tabaklar aşırı doldurulmamalıdır!
- Tek bir parça servis ediliyorsa, tabağın tam ortasına gelecek şekilde konulur.
- Lokmalar küçük tutulmalıdır. Çataldan düşürmemek ve dökmemek açısından da gereklidir. Ayrıca, dökmemek için tabağın üzerine fazla eğilmemek gerekir.
- Dirsekler ve kollar etrafınızdakileri rahatsız etmeyecek biçimde kontrol altında tutulmalıdır. Tabağınız ve masanın üzerinde büyük açılar oluşturacak şekilde açılmamalıdır.
- Etrafınızdakilerin sizi gözlemliyormuş düşüncesi ve duygusundan uzak kalmak gerekir.
- Gerekirse bazı ayrıntıları öğrenmek üzere bilgisinden emin olduğunuz kişilerin eylem ve tutumları gizlice gözlenebilir. Gördüklerinizi taklit etmek yerine neyin, nasıl olacağı üzerine emin olmak gerekir.
- 7-8 yaşından itibaren çatal-bıçak kullanımının özgürlüğü, fırsatı ve eğitimi verilmiş/alınmış olmalıdır! Bilgi ve kurallar yaşam boyunca her yerde, her koşulda tam olarak uygulanmalıdır!
- Afiyet olsun! :) )

- İNGİLİZ SERVİSİ ile FRANSIZ SERVİSİ ile RUS SERVİSİ ile AMERİKAN SERVİSİ
( Uluslararası dört çeşit servis yöntemi vardır:
* İNGİLİZ SERVİSİ: Misafirin sağ tarafından önüne koyulan sıcak ve boş yemek tabağına, garson tarafından fayansta, mutfaktan alınan yemek misafirin solundan, maşa ile yapılır. İLE
* FRANSIZ SERVİSİ: Mutfaktan fayansta getirilen yemek misafirin solundan maşa vasıtasıyla kendi tabağına yaptığı servis biçimidir. İLE
* RUS SERVİS: Servant servisi olup, mutfaktan getirilen yemekler misafir masasının yanındaki hazırlık masasında garson tarafından tabaklara konularak misafirin solundan yaptığı servis biçimidir. İLE
* AMERİKAN SERVİSİ: Tabak servisi olup, yiyecekler ve garnitürleri mutfakta hazırlanarak tabakta getirilir. Ve misafirin uygun olan tarafından servis yapılır. Bu servis otellerin lobilerinde, kafeteryalarında, snack barlarında yapılır. Özelliği bir kurala bağlı olmamasıdır. )

- TEK BAŞINA YEMEK ile/yerine/değil BİRİ(LERİ)YLE (PAYLAŞARAK) YEMEK
( Her açıdan daha bereketlidir. )

- SICAK YİYECEĞİ/İÇECEĞİ: ÜFLEMEK değil/yerine SOĞUMASINI BEKLEMEK

- ŞİŞELERİN AĞZININ TAMAMINI DUDAKLARIN ARASINA ALARAK/SOKARAK değil ŞİŞENİN KENARINI ALT DUDAĞA DAYAYARAK

- KESİLMİŞ VE BEKLETİLMİŞ KARPUZ/KAVUN'UN KESİK YÜZEYİNİ TARAMAK YA DA İNCECİK KESEREK SUNMAK!

- KESİLECEK ŞEYİN ÜZERİNDE BIÇAĞI: İTMEK/BASTIRMAK değil/yerine ÇEVİRMEK

- SUYU: YEMEKTE İÇMEK değil/yerine YEMEKTEN 1 SAAT ÖNCE YA DA 1 SAAT SONRA İÇMEK

( Midenin sindirim işlemine ve salgılanan sindirim asitlerini kendi koşullarında sağlamak içindir. Mide ısısı(Agni) için de )
( Gerektiğinde boğazı ıslatacak kadar su -yaklaşık bardağın dörtte biri kadar-, soğuk olmayacak derecede (oda ısısında) içilebilir. )
( Yemek sırasında meşrubat ve çeşitli içecekleri de tüketmemek gerekir. )
( Lokantalarda garsonların özellikle içecek bir şey sormalarının ve sipariş etmenizi istemelerinin en önemli nedenlerinden biri de içeceklerdeki kâr marjıdır. )

- İLK KAR YENMEZ!
( DO NOT EAT THE FIRST SNOW! )

- DİŞLERİ: YEMEKTEN HEMEN SONRA/YER-YEMEZ FIRÇALAMAK yerine
10-15 DAKİKA SONRA FIRÇALAMAK

( Tatlı tatlı yemenin acı acı geğirmesi olur. )

- DİŞ MACUNU VE BENZERİ TÜPLERİNİN ORTASINDAN SIKMAK yerine
DİBİNDEN YUKARI DOĞRU SIKMAK

- DUŞU: YEMEKTEN/KAHVALTIDAN SONRA, DOLU MİDEYLE YAPMAK değil/yerine YEMEKTEN/KAHVALTIDAN ÖNCE, BOŞ MİDEYLE YAPMAK

- NEREDE, NE KADAR BAHŞİŞ VERİLİR?

- ÇOCUKLARA ABUR CUBUR ALMAK/VERMEK, GÖTÜRMEK, HEDİYE ETMEK yerine MEYVE VERMEK, GÖTÜRMEK, HEDİYE ETMEK

( Çikolata/gofret çeşitleri, özellikle çocuklar için olduğu gibi yetişkinler için de sağlığa zararlı ürünlerdir. Neredeyse hiç denilebilecek kadar az tüket(tir)menizi salık veririz. LÜTFEN! )
( Çocukları meyve ya da daha yararlı yiyecek ya da küçük/basit/ucuz hediye ve oyuncaklarla sevindirebiliriz. )
( Çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak, yapılmaması gerekenleri bugün yerine getirerek, sürekli doğru örnek olarak sağlanabilir. )

- MENDİL HEDİYE ETMEK değil/ve İÇİNDEKİNİ GİZLEMEK
( Hediye edilen mendiller içindeki altın ya da paranın görünmemesini sağlamak içindi(r). )

- NAYLON POŞETLER(İ KULLANMAK) yerine/değil FİLE/SEPET (KULLANMAK)

- ÇÖP ATMAK yerine/değil CEPTE/ÇANTADA TUTMAK

- ARAÇLARDAN(OTOBÜS, TREN, VAPUR VS.) ÇÖP ATMAK yerine CEPTE/ÇANTADA TUTMAK

- SOKAK ile/ve/değil EV(İMİZ!)

( Lütfen çöpleri yere ya da ağaç/çiçek diplerine değil, çöp kutularına atalım! Ya da cebimizde tutalım! )

- TAŞA-BAŞA-YAŞA OTURMA!

- YARAYI(/NIN ÜSTÜNÜ) KAŞIMAK değil/yerine
YARANIN ETRAFINI KAŞIMAK

( [not] ITCHING THE WOUND > ITCHING ARROUND THE WOUND )
( ITCHING ARROUND THE WOUND instead of ITCHING THE WOUND )

- KONSERVE KAPAĞININ AÇILMASINDA KAPAĞI: KENDİNE DOĞRU ÇEKMEK değil/yerine
İLERİYE DOĞRU İTMEK

( Çok dikkat etmek gerek. Hiç farkında olmadan elinizi kesebilirsiniz! )

- EŞYALARI: VİTRİNDE/SANDIKTA/... TUTMAK/SAKLAMAK ile/yerine/değil KULLANMAK
( "Bir gün kullanılır", "Misafir için" vb. düşünceler/tutumlar yerine kullanalım onları! )

- EŞYALARI/ÇANTAYI: BIRAKMAK, ORTAMA GÜVENMEK yerine/değil YANINDA TUTMAK, SAHİP ÇIKMAK
( Eşyanın/çantanın yanınızda tutulmasının gerekliliği, çalınmaması için değil/yanısıra, bir hasar/kayıp ya da hırsızlık durumunda orada bulunan herkesi zan altında bırakmaması içindir. )

- SAHİBİNE SORULMADAN/İZİN ALINMADAN KİŞİLERİN (ÖZEL) EŞYALARINA DOKUNULMAZ!

- BAĞIŞ ile/ve BORÇ

( Sahip olunan nakit paranın en fazla 3'te 1'i. İLE/VE
Sahip olunan nakit paranın en fazla 10'da 1'ini tek kişiye ya da paylaştırarak birkaç kişiye. )

- BAĞIŞ ve RAHMET

- KAZANÇ ile/ve HARCAMA

( Maliyetinin 6 katı. İLE/VE Gelirin yarısı kadarı üzerinden hareket ederek. )
( Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. )

- KÂR ile/ve ZARAR
( Fahiş olmamak kaydıyla çeşitli koşullara göre değişebilir. İLE/VE
Neresinden dönülürse kârdır. )

- SİPARİŞ ile/ve ISMARLAMA

- VERGİ KAÇIRMAK değil/yerine VERGİDEN KAÇINMAK

- SABAH(/KALKINCA) HAZIRLANMAK ile/yerine
AKŞAMDAN(/ÖNCEDEN) HAZIRLANMAK

- GÖMLEĞİN KOL DÜĞMELERİNDE: BİLEK İLE DİRSEK ARASINDA KALAN DÜĞMEYİ KAPALI TUTMAK

- DONANIMLI OLMAK ile HAZIRLIKLI OLMAK

( İlerleme ancak hazırlık(sadhana) aşamasında olur. )

- DUŞTA/YIKANMADA SICAK/SOĞUK SUYU:
KAFAYI/OMUZU ISLATARAK VE AŞAĞIYA DOĞRU ISLATMAYA DEVAM EDEREK
DÖK(ÜN)MEK değil/yerine
AYAKLARDAN YUKARI DOĞRU ISLATMAYA BAŞLAYARAK DÖK(ÜN)MEK

- DUŞU/YIKANMAYI SICAK SUYLA TAMAMLAMAK değil/yerine
ILIK (ya da [DAYANILABİLİR] SOĞUĞA YAKIN) SUYLA TAMAMLAMAK

- HAVLU KULLANIMI

( Sudan(banyodan/duştan/denizden vs.) çıktıktan sonra direkt olarak havluyla kurulanmak. İLE/YERİNE Elimizle gövdedeki ve saçlardaki suyu sıyırdıktan sonra havluyla kurulanmak. )

- ELLERİ YIKAMADA: YEMEKTEN ÖNCE ve UYUMADAN ÖNCE
( ... VE Uyku/rüya sırasında -düşük de olsa- parmağınızı gözünüze değdirme olasılığından dolayı gözün mikrop kapmaması için uyumadan önce elleri temiz tutmakta yarar vardır! )

- ŞEKER KARIŞTIRMA'DA
( Çay kaşığı bardağa çarptırılmadan, ses çıkarttırmadan karıştırılır. )

- CAM BARDAK'A SICAK/KAYNAR İÇECEK DOLDURURKEN
( Metal bir kaşık koyarak camın çatlaması/kırılması önlenebilir. )

- BARDAK DOLDURURKEN DUDAK PAYI
( İçecekler ağzına kadar doldurulmaz. Hem taşırken dökülmemesi için, hem de içerken dudak payı denen bir boşluk bırakmak gerekir. )

- KOKU KULLANMAK ile/değil/yerine ÖNCE TEMİZ OLMAK/TUTMAK

- TEKNOLOJİYİ TAKİP ETMEK ile/ve TEKNOLOJİYİ KULLANMAK

( İleriden. İLE/VE Geriden. )
( FOLLOW THE TECHNOLOGY with/and TO USE THE TECHNOLOGY )
( Forward. WITH/AND Backward. )

- ELEKTRİKLİ ÜRÜNLERİN KABLOLARINI: PRİZE TAKTIKTAN SONRA CİHAZA BAĞLAMAK değil ÖNCE CİHAZA KABLOSUNU TAKIP SONRA PRİZE TAKMAK

- SİGARA İÇMEYENLER BÖLÜMÜ ile/ve/yerine SİGARA İÇİLMEYEN BÖLÜM

( NONSMOKERS AREA with/and NONSMOKING AREA )
( NONSMOKING AREA instead of NONSMOKERS AREA )

- SİGARA İÇİLMEYEN BÖLÜM yerine SİGARA İÇİLEN BÖLÜM
( NONSMOKING AREA instead of SMOKING AREA )

- BIRAKMAK ile/ve/yerine UZAKLAŞTIRMAK ile/ve/yerine/değil TERCİH DEĞİŞTİRMEK (ÖZELLİKLE SİGARA VE ÇEŞİTLİ BAĞIMLILIK YAPICILARDA!)
( Mutlu olmak için herhangi bir şeye bağımlı olmak çaresizliğin son kertesidir. )
( Herhangi bir şeye karşı artık bağımlı olmadığınızda, payınıza düşeni yapmışsınız demektir. )
( Zihninizi içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar sizi terk etmeyeceklerdir. )
( Bağımlılıklarınızdan vazgeçin. Vazgeçmeniz gereken başka hiçbir şey yoktur. )
( Bilincine varmadığınız bir şeyi terk edemezsiniz. )
( Alışkanlık, gereklilik değil! )
( SİGARAYI: "BIRAKTIM!" değil/yerine "İÇMİYORUM" ya da "İÇMEMEYİ TERCİH EDİYORUM!" )

- BİR GÜN(DE) ile AYNI GÜN(DE)
( [IN] ONE DAY with [IN] SAME DAY )

- YARIN ile ERTESİ GÜN
( Yarın sözcüğü, sadece içinde bulunulan günden sonra gelecek gün için kullanılabilir. Gelecek ve yaşanmamışlık anlamını taşır. İLE
Ertesi gün, içinde bulunulan günden sonra yaşanacak günden hemen sonra gelecek olan gün için kullanılır. 2 kez yarın.("yarın yarın").
Kavramsal bir anlatımda, geçmiş üzerine/geçmişle ilgili bir konuda "ertesi gün" sözcüğü kullanılır. Kesinlikle "yarın" kullanılmaz. Ayrıca, okunurken/seslendirirken hiçbir hece uzamaz. )

- SAAT'TE: GEÇİYOR, GEÇTİ ile VAR, KALDI
( Saat başından, 30 olana kadarki geçen tüm zaman, 5/10/15(ya da çeyrek)/20/25 "geçiyor, geçti" olarak tanımlanır. İLE
30'dan sonraki, saat sonuna/öteki saat başına kadarki zaman, 25/20/15(ya da çeyrek)/10/5 "var, kaldı" olarak tanımlanır. 30'dan sonrakiler için kesinlikle 35/40/45/50/55 geçiyor gibi bir tanım kullanılmaz, olmaz!
Ayıptır, küçük düşürür. Dikkatsiz, amatör, bilgisiz ve bilinçsiz imajı oluşturur etrafta. )

- GEÇ KALMAK ile YETİŞEMEMEK

- GEÇ ile SON ANDA

- İŞYERİNE, ÖZELLİKLE EVE YENİ GELMİŞ EŞİNİZE/BİRİNE GİRER GİRMEZ BİRŞEY SÖYLEMEK ile/yerine 5-10 DAKİKA SONRA SÖYLEMEK

- VİTRİNLERE/TEZGAHLARA UZUN UZUN BAKMAK ile/yerine
GEREKENE/GEREKTİĞİ KADAR BAKMAK

( SHOPPING IN LONG PERIOD with LOOKING TO THE NECESSITY )
( LOOKING TO THE NECESSITY instead of SHOPPING IN LONG PERIOD )

- YUKARI ile AŞAĞI [özellikle asansörde]
( Yukarı çıkacaksanız aşağı okuna basılmaz! Hangi yöne gidecekseniz onun tuşuna basılır. Kendinizi asansör yerine koymayın. Siz nereye gidecekseniz onu bilin yeter. Asansörün programlanması sizin nasıl düşüneceğinizin önceden planlanmış durumudur. Siz tekrar düşünürseniz programı bozmuş olursunuz. )

- ASANSÖRDE: DOĞRUCA ADIM ATMAK değil/yerine ADIM ATMADAN ÖNCE AYNAYI (KENDİNİ AYNADA) GÖRMEK

- TRAFİK'TE: SİLECEKLERLE SÜRÜCÜ EMNİYETİ ve LASTİK PATLARSA ve TAŞITI EKONOMİK KULLANMAK

- KORNA değil/yerine IŞIK/SELEKTÖR

- ÖN KAPI ile ORTA KAPI(LAR) ile ARKA KAPI

( Otobüslerde ön kapı binmek içindir! Orta kapı(lar) ve arka kapı ise inmek içindir! Dikkat ediniz! )

- OTOBÜSTE: İLERLEMEK ile YANAŞMAK

- (")ÖN KAPI(") ile (")ARKA KAPI(")

- TRAMVAY'DA, METRO'DA: BİNMEYE ÇALIŞMAK değil/yerine
İNENENLERE ÖNCELİK TANIYIP DAHA SONRA RAHATÇA BİNMEK

- AKBİL'İ: YAVAŞ BASMAK ile/değil/yerine BASILI TUTMAK/BEKLEMEK

- (OLABİLDİĞİNCE) ÖNLERDE OTURMAK ile/ve (OLABİLDİĞİNCE) ARKALARDA VE ORTALARDA OTURMAK

( Tiyatroda. İLE/VE Sinemada ve konserlerde. )

- 90 km. ile 110 km.
( Yaşam ile Ölüm arasındakı fark kadardır. )

- TOPRAĞI: GÜNEŞTE SULAMAK ile/yerine GÖLGEDE/AKŞAMÜSTÜ SULAMAK

- GÜNEŞTE: YANMAK ile/ve/değil/yerine KARARMAK

( 11:00 ile 16.00 arası güneş altında kalınmamalı! [yaz saati uygulamasına göre] )

- TATİLDE [SADECE] YATMAK değil/yerine 1-2 UĞRAŞ/ODAK SAHİBİ OLMAK
( Tatil sadece [ya da tamamen] yatma dönemi değildir. Günlük yaşamdaki onlarca uğraş içinde, yeteri kadar rahat zaman ayıramadığımız için yapamadıklarımızı gerçekleştirmek üzere değerlendirmemiz gereken bir süreç/dönemdir! )

- SİSTEM KODU "0" ile KOD
( Tüm dünyada ve Türkiye'de belirlenmiş olan "0" bir kod olarak belirtilmez/yazılmaz! Şehirlerarası "0" ve/veya uluslararası "00" aramalarda tuşlanma gerekliliği bilinen/bilinmesi gereken bir sistem kodudur.
Şehirin ve ülkenin kodu ise belirtilebilir olan/belirtilmesi gerekendir.
0212, 0216, 0312, 0535 denmez! Sadece kod söylenir! 212. 212 22 22 gibi. )

- ÖNCELİK'İ: TELEFONA/MESAJA VERMEK değil/yerine ORTAMA/ÇEVREYE/TOPLANTIYA/KİŞİLERE VERMEK

- CEP TEL'DA: KULAKLIKSIZ KULLANMAK değil/yerine KULAKLIĞIYLA KULLANMAK

( [not] TO USE EARPHONELESS - TO USE WITH EARPHONE/WIRELESS :ON MOBILE PHONES)
( TO USE WITH EARPHONE/WIRELESS instead of TO USE EARPHONELESS :ON MOBILE PHONES )

- TELEFONUN SESİ yerine TİTREŞİMİ
( VIBRATION instead of SOUND :ON MOBILE PHONES )

- OTOBÜSLERDE: SESSİZE ALMAK değil KAPATMAK/TAMAMEN KAPALI TUTMAK
( ON BUSES: [not] TO KEEP SOUND OFF - TO KEEP SHUT TOTALLY )

- CEP TELEFONU'NDA: SELAMLAŞMA/HATIR yerine DOĞRUDAN KONUYU KONUŞMAK
( TO TALK DIRECTLY THE SUBJECT instead of TO GREET :ON MOBILE PHONES )

- GELEN TELEFONU/MESAJI/ÇAĞRIYI/MEKTUBU:
HER ŞEYİ BİR YANA ATARAK, KONTROLDIŞI/BİLİNÇDIŞI YANITLAMAK yerine/değil
ORTAMI/ÇEVREYİ/KİŞİYİ/KİŞİLERİ GÖZÖNÜNDE BULUNDURARAK UYGUN ZAMANDA, UYGUN TUTUM İLE YANITLAMAK

- TELEFON ÂDÂBI

- KONUŞMAK ile/yerine GEREKTİĞİ KADAR KONUŞMAK

( İTNAP: Sözü boş yere uzatmak. )
( TO TALK with TO TALK IN NECESSITY )
( TO TALK IN NECESSITY instead of TO TALK )

- 2 KİŞİ OLARAK KONUŞMAK/KONUŞULAN ile
3 VE ÜZERİ KİŞİNİN BULUNDUĞU ORTAMDA KONUŞMAK/KONUŞULAN

( Üç kişi, olanaksız bir üçgen oluşturduğundan, biri grubu terk etmelidir. )

- KONUŞMADA/ANLATIMDA: (KİŞİYİ) "KESMEK"/"DÜZELTMEK" değil/yerine (KİŞİNİN) SÖZÜNÜ "KESMEK"/"DÜZELTMEK"

- KONUŞMAK/YAZMAK ile/ve/yerine/değil/hem de YAPMAK/UYGULAMAK

( Bir insanın bir şey yapıyor ya da yapmıyor gibi görünmesi çoğu zaman yanıltıcıdır. )
( [not] TO TALK/WRITE with/and/also TO DO(/MAKE)/TO APPLY )
( TO DO(/MAKE)/TO APPLY instead of TO TALK/WRITE )

- "BAK! BEN NE YAPTIM!" İÇİN YAPMAK ile/ve/değil/yerine HİZMET OLARAK YAPMAK

- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine İSPATLAMAK

( [not] TO TALK with/and TO PROVE )
( TO PROVE instead of TO TALK )

- TARTIŞMAK ile/ve/yerine HESAP ETMEK

- KONUŞMAMAK ile/değil/yerine YERİNDE/KARARINCA/UYGUN KONUŞMAK

( Bir insan ne kadar çok gürültü yaparsa, sözleri de o kadar çok sessizdir. )
( [not] NO TALKING with TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE )
( TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE instead of NO TALKING )

- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine AKTARMAK
( [not] TO TALK with/and TO TRANSMIT )
( TO TRANSMIT instead of TO TALK )

- "UNUTMAK" ile/ve/değil/yerine ÜZERİNE KONUŞMAMAK
( [not] "TO FORGET" with/and TO TALK ON )
( TO TALK ON instead of "TO FORGET" )

- SUSMAK ile/ve/değil/yerine SUSABİLMEK
( [not] TO BE SILENT with/and ABLE TO BE SILENT )
( ABLE TO BE SILENT instead of TO BE SILENT )

- SUSAN ile/değil/yerine SUSABİLEN

- SUSMA ile/ve SUSUŞMA

- BİLMEK VE SUSMAK ile BİLMEMEK VE SUSMAK

- İÇİNDEN SÖYLENMESİ GEREKEN ile
AĞIZDAN DIŞARIYA ÇIKMASI/ÇIKMAMASI GEREKEN

( Bir şey ki söylemesen de olur, söyleme!
Bir şey ki yapmasan da olur, yapma! )
( İstediğini söyleyen, istemediğini işitir. )

- BOŞ KONUŞMA(MA)K ile BOŞUNA KONUŞMA(MA)K

- UZUN UZUN KONUŞMAK ile "UZATMAK"

( TO TALK AT LENGTH with TO PROLONG )

- SIKILMAK ile/ve SALLANMAK
( Sallanmak, o ortamdan/mekândan sıkıldığınız anlamına gelir. )
( Ne kadar sıkılsanız da, bir toplantı ya da derste, dinleme/bekleme gibi durumunda sallanmamak/bacakları sallamamak gerekir. )

- TAM, DOĞRU VE DÜZENLİ YAZMAK ile/ve VURGULU KONUŞMAK

- KONTROLÜ SONDA YAPMAK ile/yerine KONTROLÜ BAŞTA VE SÜREKLİ YAPMAK

( TO CONTROL AT THE END with TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY )
( TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY instead of TO CONTROL AT THE END )

- ALKIŞ ile/ve ALKIŞ
( Padişahlar ve veziler hakkında, halk tarafından hep bir ağızdan söylenen dua sözleri. Tanzimat döneminde sonlanmaya başlamıştır. İLE/VE
El çırpma âdeti, Tanzimat döneminde Avrupa'dan girmiştir. )

- ALKIŞ ile/ve/yerine BİLARDO ALKIŞI

- !TOKAT ile !FİSKE[Yun.]

- !TOKAT ile !YUMRUK

- ÇOCUKLARIN: !YÜZÜNE TOKAT ATMAK değil/yerine !KIÇLARINA VURMAK

- AZARLAMAK/TEKDÎR/TEVBÎH[Ar.] ile/ve/değil/yerine UYARMAK

( NUSH İLE USLANMAYANI ETMELİ TEKDÎR
TEKDÎR İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR )
( Dostun azarı kemale götürür. )

- KELEPÇE: AŞAĞILAYICI değil KORUYUCU
( Zanlı kişinin ellerinin/kollarının önden [ya da duruma/kişiye göre arkadan] kelepçelenmesi, olası ve çeşitli panik, korku ya da kaygılarla, ilk başta kendisine daha sonra da çevresine zarar verme olasılığını engelleyebilmek ve kişiyi korumak üzeredir. Hakaret ya da aşağılayıcı bir davranış olarak düşünülmemeli/algılanmamalıdır. )

- KOD ile SİMGE

- ÜLKE ADI KULLANMAK ile/yerine ŞEHİR/EYALET/BÖLGE ADI KULLANMAK

- MUSLUĞU AÇAR-AÇMAZ SUYU KULLANMAK ile/yerine
BİR MİKTAR SU AKITTIKTAN SONRA KULLANMAK

- YEMEK ISINIRKEN TELEFON ETMEMEK/DALMAMAK

- KAPIYI VURMADAN/ÇALMADAN AÇMAK/GİRMEK ile/değil/yerine
KAPIYI VURARAK/ÇALARAK AÇMAK/GİRMEK

- AYAK SÜRÜYEREK YÜRÜMEK ile/yerine/değil AYAK SÜRÜMEDEN YÜRÜMEK

( [not] WALKING IN, TO DRAG ALONG THE FOOT with WALKING IN, NOT TO DRAG ALONG THE FOOT )
( WALKING IN, TO DRAG ALONG THE FOOT with WALKING IN, NOT TO DRAG ALONG THE FOOT )

- EĞİLMEK ile/ve/değil/yerine ÇÖMELMEK
( Yerden bir şeyi alacağamız zaman belden eğilerek değil dizleri kırıp çömelerek yükü dizlere vermek gerekir! )

- BACAKLARIN KAPALI-AÇIK TUTULMASI('NI)
( Bayların bacaklarını aralık tutarak oturma/bacaklarını kapalı tutamamalarının nedeni testislerin sıkışmamasını sağlamak içindir! )

- DOĞRUDAN SÖYLEMEK ile AÇIK AÇIK SÖYLEMEK/KONUŞMAK
( TO SAY DIRECTLY with TO SAY/TALK FRANKLY/OPENLY )

- ONAY (ALMAK)/ONAYLAMAK ile/ve/değil/yerine OLUR (ALMAK)/OLURLAMAK

- SÖZ (ALMAK/VERMEK) ile/değil/yerine OLUR/ONAY (ALMAK/VERMEK)

( [not] TO GET/GIVE PROMISE with TO GET/GIVE APPROVAL/CONSENT )
( TO GET/GIVE APPROVAL/CONSENT instead of TO GET/GIVE PROMISE )

- SÖZÜ: YANLIŞ ANLAMA ile SAPTIRMA
( Anlamaya uğraşmayın! Yanlış anlamamanız yeter. )
( Yanlış fikirlerden kurtulun, bu yeter. )
( Kendinize iyice bakın, tüm bu yanlış anlamalar ve yanlış fikirler eriyip gidecekler. )
( (THE SPEECH:) MISUNDERSTANDING with DISTORTION )

- İHTİLÂF yerine İTTİFAK

- "SÖZ(Ü) DİNLEMEK" ile/ve/değil/yerine SÖYLENİLENİ/İSTENİLENİ YAPMAK/YAPABİLMEK

- SÖYLENİLEN'İ: YORUMLAMAK ile/yerine DİNLEMEK
[Kabul etmek anlamında değil!]
( Doğruyu konuşmak iki kişi ister; doğru söyleyen, doğru dinleyen. )
( İmgelemeden bakmayı, çarpıtmadan dinlemeyi öğrenin, hepsi bu. )
( EXPLANATION: TO INTERPRET with TO LISTEN(Not in the mean of acceptance!) )
( EXPLANATION: TO LISTEN instead of TO INTERPRET )

- SORUNLARI ERTELEMEK/DAHA SONRAYA TAŞIMAK yerine SORUNLARI TERK ETMEK

- SORUNLARI (SADECE) KONUŞMAK ile/ve/yerine/değil
SORUNLAR İÇİN ÇÖZÜM ARAMAK/BULMAK

( [not] (ONLY) TO TALK THE PROBLEMS with/and TO SEARCH/FIND SOLUTION FOR PROBLEMS )
( TO SEARCH/FIND SOLUTION FOR PROBLEMS instead of (ONLY) TO TALK THE PROBLEMS )

- SORUNLARI SORUN OLARAK KONUŞMAK ile/yerine/değil
SORUNLARI İLERLEME/GELİŞİM ARACI OLARAK KONUŞMAK/DEĞERLENDİRMEK

( [not] TO TALK THE PROBLEMS AS PROBLEMS with TO TALK PROBLEMS AS VEHICLE FOR DEVELOPMENT/PROGRESS )
( TO TALK PROBLEMS AS VEHICLE FOR DEVELOPMENT/PROGRESS instead of TO TALK THE PROBLEMS AS PROBLEMS )

- KONUŞMASINI BİLMEK ve/= DÜŞÜNMEYİ BİLMEK

- DİLENMEK ile/ve/değil/yerine DİLEMEK

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Beklenti içinde olmadan istemek. )

- İSTEDİĞİN KADAR ARAMA(MA)K ile/ve/değil/hem de
İSTEDİĞİN ZAMAN ARAMA(MA)K

- BAHANELERE SIĞINMAK ve/> BAHANELERE ESİR OLMAK

- "AÇIK" KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine AYRINTILI İFADE ETMEK

( [not] TO TALK FRANKLY with/and EXPRESS IN DETAIL )
( EXPRESS IN DETAIL instead of TO TALK FRANKLY )

- ADANMAK ile/yerine/değil (GEREKTİĞİ/YETERİ KADAR) ÖNCELİK/ÖNEM VERMEK
( [not] TO BE DEVOTED with TO ATTACH IMPORTANCE/PRIORITY (IN NECESSARY/ENOUGH) )
( TO ATTACH IMPORTANCE/PRIORITY (IN NECESSARY/ENOUGH) instead of TO BE DEVOTED )

- ALACAKLININ ALACAĞINI ALMAYA GİTMESİ değil/yerine
BORÇLUNUN VERECEĞİNİ ALACAKLIYA GÖTÜRMESİ

- SÖZCÜKTEN ANLAMA GİTMEK ile/yerine/değil ANLAMDAN SÖZCÜĞE GİTMEK

( Sözlerin ötesine geçmeye çalışın. )
( [not] GOING TO MEANING (BASED) FROM WORD with GOING TO WORD (BASED) FROM MEANING )
( GOING TO WORD (BASED) FROM MEANING instead of GOING TO MEANING (BASED) FROM WORD )

- BİLMEDİĞİN SÖZCÜKLER İÇİN SÖZLÜĞE BAKMAK ile/yerine
[ÖZELLİKLE] BİLDİĞİN SÖZCÜKLER İÇİN SÖZLÜĞE BAKMAK

( TO CHECK/LOOK DICTIONARY TO/FOR UNKNOWN WORDS with TO CHECK/LOOK DICTIONARY TO/FOR [ESPECIALLY] KNOWN WORDS )
( TO CHECK/LOOK DICTIONARY TO/FOR [ESPECIALLY] KNOWN WORDS instead of TO CHECK/LOOK DICTIONARY TO/FOR UNKNOWN WORDS )

- BİRİNE: 2 KEZ (VE ÜZERİ) BAKMAK ile/ve/değil/yerine 1 KEZ BAKMAK

- AYAĞA BAKMAK ile/ve/değil/yerine YERE BAKMAK

- BAKMAK ile/ve "SÜZMEK"

- "SÜZMEK" ile/ve TARAMAK

- "AYAK" değil/yerine HAL

- TARİH AŞKI/TARİH NEFRETİ değil/yerine TARİH BİLGİSİ

( [not] THE LOVE/HATE OF HISTORY with INFORMATION/KNOWLEDGE OF HISTORY )
( INFORMATION/KNOWLEDGE OF HISTORY instead of THE LOVE/HATE OF HISTORY )

- TARİHTEN İBRET ALMAK ile TARİHTEN KUVVET ALMAK

- HÜKÜMETİ/HÜKÜMETLERİ CİDDİYE ALMAK yerine DEVLETİN/VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ VE GELECEĞİ İÇİN ÇABA HRCAMAK/ÜRETİMDE BULUNMAYA DEVAM ETMEK

- KIYAS ile/yerine KARŞILAŞTIRMA

"( Tanım/Örnek: Bir sayfanın ikiye bölünerek, iki ayrı olgunun/kavramın kendi özlerinin iki ayrı sütunda sadece veri olarak dizilişi ve öylece yorum eklemeden bırakılması. İLE
Yapılan tablonun/karşılaştırmanın altına ekleme/yorum şeklinde göreceliliği, sınırlılığı ve kısıtlılığı potansiyelinin gözardı edilerek bir değerlendirme yapılması.(sınırı aşmak/bilmemek).
Sonuç: Kıyasın değil, karşılaştırmanın daha yerinde, arı, saf, doğru olacağı ve kıyas yapmama gerekliliği. )"
( Nispet. İLE/YERİNE Oran. )
( TO COMPARE with COMPARISON )
( COMPARISON instead of TO COMPARE )

- KIYMAK ile/değil/yerine KILMAK

- DURAKLAMAK ile DURAKSAMAK

- TANI ve/<> UYUMLU OL ve/<> MUTLU YAŞA

- BELLEKTE TAŞIMAK ile/değil/yerine BİLMEK

( Bilgi 2'dir.
1. Hakkında veri sahibi olmak.
2. Nerede bulacağını/bulabileceğini bilmek.
[Bu çağda olması gereken ve öncelikli olan nerede bulabileceğini bilmektir.] )
( [not] TO CARRY ON MEMORY with TO KNOW )
( TO KNOW instead of TO CARRY ON MEMORY )

- NOT ALMAK ile "NOT DÜŞMEK"

- BİLMEK ile SEZMEK

- BİLMEK ile KENDİNİ BİLMEK

- KENDİNİ BİLMEK ile/ve KENDİNİ TANIMAK

( Kendinizi bilmek için kendiniz olun. )
( Kendinizi aşmak için kendinizi bilmek durumundasınız. )
( Kendini-idrak, elde edilebilecek bir şey olmaktan çok, anlaşılacak bir haldir. )
( Kendinizi bilin, öteki her şey onunla birlikte gelir. )
( Kendimi bilmekle aslında tam olarak neyi bilmiş olurum? Olmadıklarınızın hepsini. )
( Kendinizi düzeltmeye gereksiniminiz yoktur - sadece kendi hakkınızdaki fikirlerinizi düzeltin. )
( Ne olduğunuzu bilmek için önce ne olmadığınızı araştırmak ve bilmek durumundasınız. )
( İşe kendinizden ve kendinizle başlamak zorundasınız - bu değişmez yasadır. )
( TO KNOW THE SELF with/and TO RECOGNIZE THE SELF )

- KENDİNİ ANIMSAMAK ile KENDİNİ BİLMEK
( Kendini-anımsayış zihindedir. Kendini-bilme ise zihnin ötesindedir. )

- KENDİNİ TANIMAK ile KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK

- BİLMEK ile KENDİNİ BİLMEK ile BAŞKASINI BİLMEK

- TANIMAK ile KENDİNİ TANIMAK ile BAŞKASINI TANIMAK

- BİLMEK ile KENDİNİ TANIMAK ile BAŞKASINI TANIMAK

- BİLMEK ile/değil/yerine NEREDE BULACAĞINI/BULABİLECEĞİNİ BİLMEK

- ÇOK ÇEŞİTLİ/FARKLI ŞEYLERİ BİLMEK ile BİLDİĞİ KONUDA ÇOK ÇEŞİTLİ/DERİN ŞEYLERİ BİLMEK

- BİLMEK ile KULLANMAYI/UYGULAMAYI BİLMEK

- BİLMEDİĞİNDE SUSMAK ile BİLGELİKLE SUSMAK

- BELLEMEK ile/yerine SORGULAMAK/DÜŞÜNMEK

( Sormaz ki bilsin, sorsa bilir; bilmez ki sorsun, bilse sorar. )
( TO MEMORIZE with INTERROGATE/TO THINK )
( INTERROGATE/TO THINK instead of TO MEMORIZE )

- ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK(TEVÂZÛ GÖSTERMEK) ile/ve/<>/değil/yerine/hem de SUSMAK

- DOĞRU ile İYİ ile GÜZEL ile SEVAP

( Akıl. İLE Ahlâk. İLE Estetik. İLE Din. )
( Kavram ve nesnenin uygunluğu. İLE Düşünce ve eylemin uygunluğu. İLE Biçim ve içeriğin uygunluğu. İLE ... )
( Kendiniz için neyin iyi olduğunu bilmezken, başkaları için neyin iyi olduğunu nasıl bilebilirsiniz? )
( İyilik konusunda insanlar dört kısımdır: 1. Herkesten önce yapanlar: bunlar kerimdir; 2. Taklid yoluyla yapanlar: bunlar hakîmdir; 3. Engelleyenler: bunlar eşkiyadır; 4. Hoşlandıklarından dolayı yapanlar: bunlar kötü niyetlilerdir. )
( RIGHT with GOOD with BEAUTIFUL with MERIT [IN RELIGION] )
( Rational. WITH Ethic. WITH Aesthetics. WITH Religious. )
( Appropriateness of concept and object. WITH Appropriateness of thought and action. WITH Appropriateness of shape and content. WITH ... )
( [sansk.] SATYAM ile SHIVAM ile SUNDARAM ile ... )

- DOĞRU ile/ve/yerine/değil GEREKTİĞİ GİBİ
( Eğer doğru ise başka türlü olamaz. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( RIGHT with/and TO BE REQUIRED/NEEDED )

- YANLIŞ ile KÖTÜ ile ÇİRKİN ile GÜNAH
( Akıl. İLE Ahlâk. İLE Estetik. İLE Din. )
( Kötülük, yanlış anlamaların ve kötüye kullanmaların yarattığı sorunlara yanlış yaklaşımdır. )
( Daha yüksek bilginize ters düşen her ne yaparsanız, o günahtır. )
( WRONG/MISTAKE with BAD with UNPLEASANT with SIN )
( Rational. WITH Ethic. WITH Aesthetics. WITH Religious. )

- YANLIŞA GİTMEMEK ve DOĞRUYA YÖNELMEK

- "İYİ-KÖTÜ" AYRIMI YAPMAK/TELKİN ETMEK değil/yerine (SADECE) NE OLMADIĞINI BELİRTME (ÇABASI)

- DİL'DE

- ANADOLU BİLGELİĞİ'NDE / TASAVVUF'TA

 

KÜPELER...

BİR ŞEY Kİ...
YAPMASAN DA OLUR! YAPMA!!!

BİR ŞEY Kİ...
SÖYLEMESEN DE OLUR! SÖYLEME!!!

 

BİR ŞEY Kİ...
YEMESEN DE OLUR! YEME!!!

BİR ŞEY Kİ...
İÇMESEN DE OLUR! İÇME!!!

( Özellikle abur-cuburlar ve sigara gibi... )

 

ÇARESİZSENİZ, ÇARE SİZSİNİZ!!!

Kolları, elleri ve ayakları olmayan adam bir takım komiklikler yapıp, yere düştükten sonra şunları söylüyor:

"Her insan hayatta zaman zaman bu derece umutsuz olduğu zannedilen durumlara düşebilir; Hatta tekrar ayağa kalkabilmek için her türlü olanak ve enstrümandan yoksun da kalabilir...

Şimdi sizlere soruyorum diyor:
"Ben 100 kere tekrar ayağa kalkmayı denesem ve 100'ünde de başarısızlığa uğrasam, tekrar ayağa kalkabilme konusunda tüm umutlarımı yitirmeye hakkım veya şansım var mı?"

"Yani artık sizce 101. Seferi hiç denemeyi dahi düşünmemeli miyim?

Maalesef benim öyle bir şansım yok; yaşamımı devam ettirebilmek için ne yapıp edip tekrar ayağa dikilmek zorundayım! Ne yapıp edip kendime ayağa kalkmak için bir destek noktası hayal etmek bunu YARATMAK zorundayım...

İşte şimdi yapacağım gibi!!!..." diyor.

Aşağıdaki bağlantıyı tıklayın ve bu muhteşem gösteriyi sonuna kadar izleyin!

ÇARE SİZSİNİZ!!!

 

 

GÜLÜMSEMENİN SIRLARI

Bir gülümseme insana hiçbir şeye mal olmaz. Fakat çok şey kazandırır.

Vereni fakirleştirmeden alanı zengin eder.

Gülümseme sadece bir an sürer, fakat anısı bazen sonsuza dek yaşar.

Hiç kimse onsuz yaşayacak kadar zengin veya güçlü değildir.

Gülümseme evde mutluluk, işte başarı yaratır.

Dostluğun ve içtenliğin parolasıdır.

O yorguna dinlenme, üzgüne neşe verir.

Böyle olmakla birlikte, satın alınamaz, rica ve minnetle elde edilemez.

Ödünç alınamaz veya çalınmaz, zorla sahip olunamaz.

Çünkü kendiliğinden verilmedikçe hiç kimsenin işine yaramaz.

Bazı kimseler size gülümsemeyecek kadar yorgundurlar, onlara siz gülümseyiniz.

Gülümsemeyenlerin güleryüz görmeye gereksinimleri herkesten çoktur.

"Her zaman gülümse, dudaklarından tebessüm eksik olmasın, hatta bu acıtsa bile."

:) :) :) :) :) :) :) :) :) :)

 


NE YAPMAYACAĞINI! BİLMEK!!!

Kendini gerçekleştirmiş, saygın ve önemli birine sormuşlar:
Nasıl bu noktaya geldiniz?
Yakınlarında bulunan bir kişiyi göstererek, herşeyi ondan öğrendiğini söylemiş.

Çevresindekiler hayret içinde ve inanamayarak demişler ki:
Nasıl olur? O işaret ettiğiniz kişi, her türlü, düzenbazlığı, yalanı, rezilliği yapan biridir.

Yanıt: Heh işte!
O ne yaptıysa ben yapmadım!

 

 

 

DİKKAT EDİN!

Söylediklerinize dikkat edin,
düşüncelere dönüşür...

Düşüncelerinize dikkat edin,
duygularınıza dönüşür...

Duygularınıza dikkat edin,
davranışlarınıza dönüşür...

Davranışlarınıza dikkat edin,
alışkanlıklarınıza dönüşür...

Alışkanlıklarınıza dikkat edin,
değerlerinize dönüşür...

Değerlerinize dikkat edin,
karakterinize dönüşür...

Karakterinize dikkat edin,
kaderinize dönüşür...

 

 

 

DENİZ YILDIZI

Bir gün sahilde dans eder gibi hareketler yapan bir adam dikkat çekti. Bunu gören adam merak edip hızlı hızlı ona doğru yürüdü. Yaklaşınca bir gencin yerden bir şey alıp denize attığını, sonra birkaç adım koşup aynı hareketi sürekli tekrarladığını gördü.

Biraz daha yaklaşıp genci selamladı ve aralarında şu konuşma geçti:
- Ne yapıyorsun böyle?
- Okyanusa denizyıldızı atıyorum.
- Denizyıldızı mı?
- Evet... Güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları hemen suya atmazsam az sonra ölecekler.
- Ama görmüyor musun ki, kilometrelerce sahil var ve baştan aşağıya denizyıldızı ile dolu, ne farkedecek?

Genç adam eğilerek yerden bir denizyıldızı daha aldı, denize fırlatırken:
- Bakın! Bunun için fark etti!


 

 

YAZIT

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız plânlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların gövdeni ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma gereksinimi olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak olanaksızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Anımsar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda tüm servetin sensin. Görmeye çalış ki, tüm pisliğine ve kalleşliğine karşın dünya yine de insanın biricik güzel mekânıdır.

Eski Bir Tapınak Yazıtı (Xsenius İ.Ö. IX. yy.)


 

 

DİLEK

Tanrım,
Beni yavaşlat!

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...

Günün karmaşası içinde, bana, sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Öykünün o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını anımsat!
Anımsat ki, yarışı, her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla!
Göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...

Beni yavaşlat Tanrım!
Ve, köklerimi, yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve en önemlisi,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL,
Ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...


 

 

ÖĞÜTLER I

Belli bir saatte yat! Belli aralıklarla ye! Tıka basa yeme, tam doymadan kalk!

Yalnızken davranışın neyse, bir konuk varken de öyle olsun! Konuk ağarlarken nasıl davranıyorsan, yalnızken de öyle ol!

Söylediklerine dikkat et; söylediklerini uygula!

Koşullar elverişliyse, bu durumdan yararlan; ama eyleme geçmeden önce iki kez düşün hep.

Geçmişe yakınma! Geleceğe bak!

Yiğit gibi korkusuz ol; yüreğini bir çocuğunki gibi sevgi dolu tut!

Yatınca, son uykuna yatmışçasına uyu! Uyanınca, iğneli fıçıdan kaçar gibi, yatağından fırla!


 

 

ÖĞÜTLER II

Birisinin iyi bir hareketine tanık olduğunda, onu örnek almak için kendini yüreklendir. Bir başkasının yanlış hareketini duyarsan, ona benzememeye çalış.

Karanlık bir odada yalnız başına olsan da karşında soylu bir konuk varmış gibi davran. Duygularını açığa vur ama gerçek yaradılışındakinden fazlasını ifade etmek için çabalama.

Yoksulluğunu hazine say. Kolay yaşamla değiş-tokuş etme onu.

Bir kimse alık görünebilir ama belki de öyle değildir. Bilgeliğini korumak olabilir salt amacı.

Erdemler, özdüzencenin(self-discipline) ürünüdür; yağmur ya da kar gibi kendiliğinden düşmez gökten yere.

Alçakgönüllülük tüm erdemlerin temelidir. Bırak komşuların keşfetsin seni, sen çabalama göstermeye kendini.

Soylu yürek öne sürmez kendini. Sözcükleri nadir inciler gibi seyrek görülür; değerleri çok yüksektir.

İçtenlikli bir öğrencinin her günü kutlu gündür. Zaman yürür ama, o geri kalmaz. Ne utku ne de utanç, öylesini sarsamaz.

Kendini suçla, başkalarını değil! Doğruyu yanlışı tartışma!

Kimi şeyler, doğru da olsa, kuşaklar boyunca yanlış sayılmışlardır. Doğruluğun değeri ortaya yüzyıllar sonra çıkabileceği için, birdenbire anlaşılma özlemine gerek kalmaz.

Yaşamında erek olsun! Ama sonuçları evrenin ulu yasasına bırak. Her gününü dingin düşünceyle geçir!


 

 

ŞEYH EDEBÂLİ'den OSMAN GAZİ'ye

Ey Oğul!
Bey'sin...
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Gücengenlik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar,
anlaşmazlıklar bize, adâlet sana...
Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize,
bağışlamak sana...

Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek,
şekillendirmek sana...

Ey Oğul!
Sabretmesini bil! Vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.

Allah yardımcın olsun.

1299

 

 

 

YA, ÖYLE Mİ?

Komşuları, Zen ustası Hakuin'i sade bir yaşam sürdüğü için severler, överlermiş.

Ustanın yakınlarında, anası ve babası bakkal dükkânı işleten güzel bir Japon kızı oturmaktadır. Bir gün, ana ve babası, kızın gebe kaldığını öğrenirler.

Öfkelenirler. Kız bir türlü erkeğin kimliğini açığa vurmaz. Ama epey sıkıştırmalardan sonra, Hakuin olduğunu söyler.

Küplere binen ana ve baba, ustaya koşarlar. Hakuin, onları dinledikten sonra, "Ya, öyle mi?" der, başka bir şey demez.

Çocuk doğunca, onu Hakuin'e götürürler. Saygın Zen Ustası, bu ettiğinden sonra, artık ününü yitirmiştir. Ama aldırış ettiği yoktur. Çocuğu çok iyi yetiştirir. Komşularından süt ile çocuğun gereksindiği herşeyi sağlar.

Ertesi yıl genç ana dayanamaz. Ana ve babasına gerçeği, çocuğun babasının balık pazarında çalışan bir delikanlı olduğunu anlatır. Kızın ana ve babası Hakuin'e koşarlar, uzun uzadıya özür dilerler; bağışlanmalarını ve çocuğu geri vermesini isterler.

Hakuin ses çıkarmaz. Çocuğu uzatırken, "Ya, öyle mi?" der, başka hiçbir şey söylemez.

 

 

 

IŞIĞI YANAN EVLER...

"Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir süre daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanne'ye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.

Hacıanne:
"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.

Merak ettim, tekrar sordum:
"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?"

Hacıanne:
"Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."

Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "ışığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun gövdelerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler?

Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?

 

 

 

AFFEDELİM!!!

Lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"

Öğrenciler bunu da yaparlar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın,o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? Hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikâyete başlarlar:
"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, Hem yorulduk!"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz,

halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.

 

 

 

ÖRNEK

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti.

Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:

"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."

Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.

"Elimi çıkaramıyorum!"

Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi.

Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu.

Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?

Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu!

Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi.

Elmayı havada tutuyordu konuşurken.

"Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

 

 

 

DAHA FAZLASINI YAPACAĞIM

Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım,
Katılacağım.

İlgilenmekten daha fazlasını yapacağım,
Yardımcı olacağım.

İnanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Anlayışlı olacağım.

Hayal kurmaktan daha fazlasını yapacağım,
Çalışacağım.

Ögretmekten daha fazlasını yapacağım,
İlham vereceğim.

Kazanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Kazandıracağım.

Vermekten daha fazlasını yapacağım,
Hizmet edeceğim.

Yaşamaktan daha fazlasını yapacağım,
Büyüyeceğim.

Arkadaşlıktan daha fazlasını yapacağım,
Dost olacağım.

Denemekten daha fazlasını yapacağım,
BAŞARACAĞIM!

 

 

 

... ÖĞRENDİM

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime karşın gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak
düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksuldan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar
hayata da "lezzet" kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını ama sadece
bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...

 

 

 

ZENGİNLİKLE İLGİLİ ONBİR YANLIŞ İNANIŞ

1. Zenginliğin şansa bağlı olduğunu düşünmek yanlıştır.
2. Zenginliğin yalnızca "para kazanma" yeteneğine bağlı olduğunu düşünmek yanlıştır.
3. Paranın kötü bir şey olduğunu düşünmek yanlıştır.
4. Zengin olmanın günahkarlık olduğunu düşünmek yanlıştır.
5. Cimriliğin erdem olduğunu düşünmek yanlıştır.
6. Ekonomik sistemin hatalı olduğunu ve bu yüzden zengin olmanın olanaksız olduğunu düşünmek yanlıştır.
7. Zengin bir hayat sürmenin gelecek için para ve mal depolamak olduğuna inanmak yanlıştır.
8. Zengin olmaya layık olmadığınızı düşünmek yanlıştır.
9. Sefalette erdem olduğunu düşünmek yanlıştır.
10. Hayatın bize karşı olduğunu kanıtlamak yolunda kendimizi feda etmek yanlıştır.
11. Zengin olmak için kötü olmanın şart olduğunu düşünmek yanlıştır.

 

 

 

BİZ BİLİNCİ

Öğrenci ermişe gidip ondan Cennet ve Cehennem arasındaki farkı göstermesini istemiş.

Ermiş, öğrenciyi evrenin derinliklerine, Cehennem ülkesine götürmüş.

Öğrenci orada, insanların üzerinde büyük bir yemek tenceresinin bulunduğu kocaman bir masanın etrafında, ellerinde tencereye ancak uzanabilen altı kulaçlık kaşıklarla oturduğunu görmüş. Bu yemek dünyanın en muhteşem yemeğiymiş ve kokusu, duyanın iştahını kabartıyormuş.

Ama Cehenneme mahkum insanlar kaşıkları ağızlarına götüremiyorlarmış çünkü kaşıklar çok uzunmuş. Cehennem insanları acıdan kıvranıyorlarmış. Kendilerini besleyemiyor, açlık çekiyorlarmış.

Öğrenci saygıyla karışık bir korkuya kapılmış ama daha Cenneti görmemiş.

Ermiş öğrenciyi engin kozmosdan geçirmiş, Cennet ülkesine varmışlar.

Burada öğrenci aynı kocaman masanın etrafında insanların oturduğunu, aynı muhteşem yemeği ve herkesin ellerinde aynı altı kulaçlık kaşıkları görmüş.

Ama Cennette herkes mutluymuş ve gülüyorlarmış çünkü orada insanlar birbirlerini besliyorlarmış.

 

 

AMPULLERDEKİ TEHLİKE

Ampul Patladığında...
1) Derhal odadaki herkesin, kırıklara basmadan terk etmesini sağlayınız. En az 15 dakika boyunca odaya girmeyiniz ve bir cam açarak odayı havalandırınız.

2) Kırıkları ve yerlere saçılan cıva parçacıklarını temizlemek için elektrik süpürgesi kullanmayınız. Saçılan cıva parçacıkları elektrik süpürgesinin yapısından dolayı ortama yayılarak evde zehirli bir durum yaratabilir.

3) Plastik eldiven takınız ve yerdeki cam kırıklarını bir faraşın içine süpürünüz ve cıva parçacıklarını ise paspaslayınız.

4) Faraşta topladığınız parçaları bir plastik torbanın içine atınız ve ağzını iyice kapatınız.

5) Plastik torbayı evdeki normal çöp kovasına atmayınız.

6) Onun yerine pil atık kutusuna ya da belediyelerce atıkların güvenle imha edildiği yere götürünüz.

7) Kırık ampulden çıkan tozu solumamaya çalışınız.

8) Eğer ampul kırılırken, giysi ya da yatakla temas ettiyse ve cıva bulaştıysa, sakın yıkamayınız - makinaya da cıva bulaşır. Bu giysi ve yatak malzemelerini atınız.

 

 

DÜNDEN HIZLI MISINIZ?

Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da. Kafasında tek
bir düşünce vardır: En hızlı koşan aslandan daha hızlı
koşabilmek... Yoksa aslana yem olacaktır.

Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da. Kafasında tek
bir düşünce vardır: En yavaş kosan ceylandan daha
hızlı koşabilmek... Yoksa açlıktan ölecektir.

İster aslan, ister ceylan olun hiç önemi yok. Yeter ki,
güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, hem de
bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız
gerektiğini bilin...

Yaşam adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü.
Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.

Çünkü eğer aslansanız ve en yavaş kosan ceylanı bir
önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan
yakalamak niyetindeyseniz... Artık bilmelisiniz ki, en
yavaş ceylan dünkünden daha hızlıdır. O halde düne
göre hızınızı artırmanız gerekmektedir...

Yok eğer ceylansanız,
Ve henüz aslana yem olmamışsanız,
Hızınızı düne göre mutlaka artırmalısınız,
Çünkü sıra size gelmiş demektir...

Yani, hayat koşusunda, devam edebilmenin tek koşulu var:
Dünden daha hızlı olabilmek...

Bakın bakalım şimdi kendinize:
Ondan, şundan, bundan değil "DÜNDEN" hızlı mısınız?

 

 

 

KAÇ SAAT ÇALIŞIYORSUN?

Seksen yaşını aşmış bir akademisyenin, odasındaki duvarda fotoğrafı asılı duran hocası ile arasında geçen bir konuşma, belki de başarısının sırrını, başka bir deyişle ilmin görkeminin sırrını veriyordu:

"Günde kaç saat çalışıyorsun?"

Vereceği rakamın etkisinden emin olan akademisyen, ikirciksiz şöyle der:
"Onyedi saat Hocam!"

Yüzünü ekşiten hocası,
"Günde onyedi saat çalışarak âlim olamazsın!"
diye karşılık verince şaşıran akademisyen:

"Peki Hocam! Âlim olmam için günde kaç saat çalışmam gerekiyor?" diye sorar.

Hocası'nın yanıtı ilginç, bir o kadar da çarpıcıdır:

"Benim hocam günde 26 saat çalışırdı;
ben ancak 25 saat çalışabiliyorum;

senin de âlim olmak için günde en az 24 saat çalışman gerek!"

 

 

 

   
   
 

 

Bu sayfa 01 Ocak 2010 itibariyle 685 kez incelenmiş/okunmuştur.

6D Bilgi Hizmetleri vs. | www.6Dtr.com       FaRkLaR Kılavuzu       GösterGe Bilişim Hizmetleri

Yenilikler ve Duyurular | Desteğiniz Lüt(û)fen!!!